Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “Ocak 1922’de Kara Kemal İstanbul’da İttihat ve Terakki’yi yeniden kurmak için gizli çalışmalarda bulunmuş, İngilizler bundan endişe ettikleri için onu izlemişlerdi… İngiliz istihbaratına göre İttihatçılar 29.11.1922’de İstanbul’da bir anarşi çıkartıp, yönetime el koymak için gizli toplantı yapmışlar.”

    Alıntı: İstiklâl Mahkemeleri – Ergün Aybars, (1993 – Sf. 369) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1993): Çok önemli bir bilgi, İngilizlerin İttihatçıları izlemeye başladıkları tarih Ocak 1922 yani, Yunan Polatlı’ya dayanmış, İstanbul İngiliz işgali altında ve o zamanın en büyük, sinsi ve acımasız emperyalisti olan İngiltere bizim ulusal kurtuluşçularımız lehine gizli faaliyet yapıyor. İlginç!

  • “İzmir Suikastı davasında, Kâzım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Cafer Tayyar Paşalar ve Bekir Sami Bey savunma yapmayı reddettiler.”

    Alıntı: İstiklâl Mahkemeleri – Ergün Aybars, (1993 – Sf. 359) kitabından birebir alınmıştır.

  • “13 Temmuz 1926 Salı günü istiklâl Mahkemesinin kararı okundu, duruşmaların yapıldığı Elhamra sinemasının önü büyük bir kalabalık tarafından dolmuştu. Salonda ileri gelen görevliler ve yüksek rütbeli subaylar bulunuyordu.”

    Alıntı: İstiklâl Mahkemeleri – Ergün Aybars, (1993 – Sf.359) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Seyirciler ve halkın baskısı sonucu mahkeme sanıkları beraat ettiriyor. Bu mahkemelerde subayların Karabekir Paşaya destek için duruşmalara katıldıkları ve Paşayı idamdan kurtardıkları anlatılıyor.

  • “Eski Maliye Nazırı Cavit Bey sorgusu sırasında elini cebine koyarak konuşunca, istiklâl Mahkemesi Başkanı Ali Bey çok kızmış, kendisine hakaret etmişti. Duruşmayı izleyen Falih Rıfkı Atay, aynı gün Mustafa Kemal ve İsmet Paşa’ya “Paşam, bir adalet mahkemesi veya siyasi bir rejim mahkemesi, ikisi de olur. Adalet mahkemesi yalnız haklıyı haksızı, rejim Mahkemesi de yalnız kendi selametini düşünür. Ben ikisini de anlıyorum. Ali Bey’in ne yapmak istediğini anlayamadım” demiş.”

    Alıntı: İstiklâl Mahkemeleri – Ergün Aybars, (1993 – Sf. 348) kitabından birebir alınmıştır.

  • “İstiklâl Mahkemesi Başkanı Ali Bey Kâzım Karabekir Paşa’ya “Niçin muhalefete geçtin” diye soruyor. Paşa, kendilerinin yobaz olarak tanıtıldıklarını, bir parti kurmaya zorlandıklarını ve Hükûmetin de bunu teşvik ettiğini söyledi. Çeşme’de bulunan Mustafa Kemal, Kâzım Karabekir Paşa’nın Mahkeme’de yaptığı konuşmaya izin verildiği için kızmış, Çeşme’de yapılan bir baloya istiklâl Mahkemesi üyelerini de çağırtarak burada onları sert bir şekilde azarlamıştı. Mahkeme 5 Temmuzda bir tebliğ (resmi duyuru) yayınlayarak, gazetelerin sadece resmi zabıtlardaki metinleri alıp kullanabilirler diyor. (Kılıç Ali ve Fahrettin Altay’ın anılarından)

    Alıntı: İstiklâl Mahkemeleri – Ergün Aybars, (1993 – Sf. 351, 352) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Tarihimizde böyle kötü bir mahkeme görülmemiştir.

  • “3 Temmuz 1926’da Kâzım Karabekir, Cafer Tayyar Paşa (1)  Ali Fuat Cebesoy Paşa, Refet Bele Paşa, Rüşdü Paşa, Sivillerden, Sabit, Halis Turgut, İhsan, İsmail Canbolat, Münir Hüsrev, Faik Beyler. Bunlar Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının Mebusları. Ve eski İttihat ve Terakki mensuplarından, Eski Maliye Nazırı Cavit Bey (2), eski Ardahan Mebusu Hilmi Bey ve Kara Kemal Bey (Eski İaşe Nazırı, Alım-satım İşleri Bakanı) adlı sanıkların davasına başlandı.”

    Alıntı: İstiklâl Mahkemeleri – Ergün Aybars, (1993 – Sf. 351) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1996); Mustafa Kemal’in silah arkadaşı, Trakya’nın Komutanı.

    BAKKAL’IN NOTU (2) (1996); Cavit Bey çok önemli ve başarılı bir maliyeci, Mason Üstadı Azamı,  İzmir Yahudi’si, ilk Liberallerden

  • “Ziya Hurşit, İzmit Mebusu Şükrü Bey’i (1) suçlayınca Şükrü Bey Avukat tutmak istediğini söyledi. Mahkeme Başkanı Ali Bey: “istiklâl Mahkemesi Dava Vekillerinin (Avukatların) cambazlığına gelmez, mahkememizin derecatı yoktur (hudutsuz bir mahkemedir, bir üst mahkemesi yoktur)” dedi.  Meclis Başkanı Kâzım Paşa (Kâzım Özalp) özellikle Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası üyesi olan Mebusların dokunulmazlıkları olmasına rağmen tutuklanmaları karşısında yaptığı açıklamada, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun (Anayasa’nın) 17. Maddesine göre ortada bir suçüstü durum bulunduğu için bu Mebuslar için dokunulmazlığının söz konusu olamadığını söylüyor.”

    Alıntı: İstiklâl Mahkemeleri – Ergün Aybars, (1993 – Sf. 348) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): İzmir Suikastı ile ilgili hiçbir delil olmamasına, suikastçıların bu parti ile hiçbir ilişkilerinin bulunmamasına rağmen nasıl cürmü meşhut (suçüstü) olduğunu anlamak mümkün değil.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1996); Mehmet Şükrü Bey, Sosyalist, İttihatçıların eski Maarif Vekili yani Milli Eğitim Bakanı

  • “Kâzım Karabekir Paşa Ankara’da hemen tutuklandı. Bunu öğrenen İsmet Paşa, İstiklâl Mahkemesine haber vermeden Polis Müdürüne emir vererek Kâzım Karabekir’i serbest bıraktırdı. Polis Müdürü Dilaver Bey durumu hemen İstiklâl Mahkemesi savcılığına bildirdi. Mahkeme, İsmet Paşa’nın Başbakan olarak, İstiklâl Mahkemesi’nin verdiği bir emrin uygulanmasına engel olamaya yetkisinin bulunmadığına karar verdi. Karara engel olan Başbakan’ı tutuklayıp hakkında işlem yapmayı ve durumu TBMM’ye bildirmeyi kararlaştırdı. Ve Kâzım Karabekir’in yeniden tutuklanması için emir verildi. Mustafa Kemal, Kılıç Ali Bey’i (Kel Ali, Altemur Kılıç’ın babası, dalkavuk, tetikçi) çağırtarak görüştü, Ankara’da bulunan İsmet Paşa’ya, davranışının İstiklâl Mehâkimi Kanunu’na aykırı olduğuna dikkatini çekerek, İzmir’e gelerek İstiklâl Mahkemesi üyeleri ile görüşmesini ve durumun düzeltilmesini istedi. İsmet Paşa 20.6.1926 günü (güya Bayram dolayısı ile geliyor. 1993) İzmir’e geldi. Mustafa Kemal’in ısrarı ile Mahkeme üyeleri ile birlikte İsmet’i karşıladılar. İsmet Paşa, İstiklâl Mahkemesini ziyarete gitti, Kâzım Karabekir’in tutuklanmasını da uygun buldu. 22.6.1926 günü istiklâl Mahkemesine verdiği yazı ile: “Meclis tarafından İstiklâl Mahkemesi’ne verilmiş olan yetkilerin yerinde olduğunu anladığını.. Mahkemenin yaptığı çalışmaların, Türk Milleti için .. bir adalet örneği olacağına inandığını” belirtti. (1) (TBMM Arşivi, T-3 Dosya 316) Atatürk’ün araya girmesi ile İstiklâl Mahkemesi ile İsmet Paşa arasındaki çıkabilecek çatışma önlendi. Ankara’da Kâzım Karabekir ve İstanbul’da Ali Fuat Cebesoy tutuklanarak İzmir’e yollandı. 23.6.1926 tarihli The Times gazetesi Mustafa Kemal’i diktatör olarak gösteriyordu.”

    Alıntı: İstiklâl Mahkemeleri – Ergün Aybars, (1993 – Sf. 334, 335) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1993): Yine aynı gün, İsmet Paşa Mahkemenin uygulamalarını övücü bir açıklamalar yaparak Mahkemenin, hışmından kendisini koruyor, koltuğunu koruyor, ama silah arkadaşlarını idam sehpasına sürüyor.

  • “16-18 Haziran 1926’da ortaya çıktı, Suikastçıları motor ile Yunan adalarına götürecek olan Giritli Şevki’nin 17,6.’da durumu Vali’ye bildirmesi ile ortaya çıktı. Önce Lazistan Mebusu Ziya Hurşit Bey (Amerika’da okumuş ilk Makine Mühendisi, demokrat, çok cesur) tutuklandı. Mahkeme henüz Ankara’da iken, Ziya Hurşit’in üzerinde bomba ve silahlarla yakalandığı haberini alınca, suçunu ifadesinde de itiraf edince hemen bu olaylarla Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası üyelerinin ilişkisinin olabileceğini düşünerek, Parti üyelerinin (tüm ülkede) bulundukları yerde hemen tutuklanıp, evlerinin aranmasına ve elde edilen tüm evrakın (belgelerin) İzmir’e gönderilmesine karar verdi. Sonra İzmir’e gitti.”

    Mustafa Kemal (Tren ile seyahat ediyordu ve İzmir’e gidiyordu) 18.6.1926’da İzmir’e girip Naim Palas’a yerleşti. Bir süre sonra Ziya Hurşit ve suç ortaklarını çağırtarak görüştü. Daha sonra Ziya Hurşit’in isteği ile ikinci bir görüşme daha yapıldı.

    Alıntı: İstiklâl Mahkemeleri – Ergün Aybars, (1993 – Sf. 332) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Kemal Tahir, Kurt Kanunu kitabında bu suikast planından Kemal Paşa’nın haberinin olduğunu, olayı olgunlaştırıp bütün muhaliflerini ekarte edecek bir ortamı yarattığını işlemiş. Mahkeme durumdan vazife çıkardı ve muhalefeti yok etti.

  • “29 Aralık 1925’de Ankara’ya döndüler, Tren istasyonunda, askeri bir törenle, Başbakan İsmet, Meclis Başkanı Kâzım Paşa, Mebuslar ve Cumhurbaşkanı Yaveri (emir subayı, sekreteri) karşıladılar. Ankara’daki idam hükümlerini meclis binasının önünde uyguladılar.”

    Alıntı: İstiklâl Mahkemeleri – Ergün Aybars, (1993 – Sf. 314 ile 321 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Meclis’e de gözdağı vermek gerekiyor, çünkü Meclis’te hâlâ şapka devrimine muhalefet eden insanlar vardı.

  • “Şapka Kanunu’ndan önce uygulama başlayınca, Kasım ayı başında Malatya’da olay çıkmış, 14.11’de Sivas, 22.11’de Kayseri ve Erzurum, 25.11’de Rize, 26.11 Maraş, 4.12. Giresun, ayaklanmalar oldu. 25 Kasım’da Şapka kanunu çıktı, 26 Kasım’da Meclis, istiklâl Mahkemesine Meclis onayı olmadan idam cezası verip uygulama yetkisi verdi.  İstiklâl Mahkemesi 25 Kasım 1925’de Sivas’a geldi, Sivas’ta şapka aleyhine duvarlara yazı yazıldığı için: Bütün muhtarlar yargılandı, berat etti, belediye görevlileri de yargılandı Mehmet Necati’nin idamına 8 kişinin de mahkûmiyetine, Belediye Başkanı Abbas Bey ve diğerleri 7,5 seneye mahkûm edildiler. Sivas’ta Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası yöneticileri de mahkûm oldular. 26 Kasım’da Erzurum’da 3 bin kişi ayaklandı, bir jandarma subayı ağır yaralandı, halktan üç ölü, Sıkıyönetim ilan edildi. Rize’de de halk ayaklanıp bir karakolu basıp askerleri teslim almışlar, istiklâl Mahkemesi bu olaylar için 8 idam ve 36 ağır hapis verdi, idamları 14 Aralıkta infaz etti. İstiklâl Mahkemesi bu ayaklanmalarla ilgili olarak Hükûmetin İstanbul’da araştırma yapmasını istedi, Valiliklere de bir yazı göndererek soruşturma yapmalarını istedi. 15 Aralık gecesi Giresun’a gelen Mahkeme 2 günde 60 kişiyi yargıladı, 2 idam, 9 kişiye ağı hapis cezası verdi.”

    Alıntı: İstiklâl Mahkemeleri – Ergün Aybars, (1993 – Sf. 299 ile 302 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • “İstiklâl Mahkemesi 30.9.1925 günü İzmir’e geldi. Başkan Ali Bey açıkladı: … Yörede asayişin iyi olduğunu ancak bazı zararlı davranışların bulunduğunu bunların yok edileceğini belirtti.”  9 Ekim’de Antep’teler, Cumhuriyet aleyhine konuşan birisine 2 yıl hapis cezası verdiler. 10-11 Eylül’de Maraş’talar, Çuhazade Mehmet Bey ve hamile karısını öldüren 10 kişi vicahen (yüzlerine karşı), iki kişi de gıyaben (kendileri olmaksızın, gıyaplarında) idama mahkûm oldular ve hemen orada asıldılar. Bu cinayet olayının Maraş Mebusu Tahsin Bey tarafından tertiplendiğine karar veren Mahkeme, Meclis’e bir yazı yollayarak Tahsin Bey’in dokunulmazlığının kaldırılmasını istedi. Tahsin Bey iftiraya uğradığını iddia etti ancak 10 yıla mahkûm oldu. 13 Ekim’de Adana’ya geldiler, aynı gün külhanbeyi (kabadayı, efe) olan 3 kişi idam, 15 kişi 10-15 yıl arası kürek cezasına çarptırıldı, 14 Ekim’de idamlar infaz edildi.”

    Alıntı: İstiklâl Mahkemeleri – Ergün Aybars, (1993 – Sf. 299 ile 302 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): Yurt çapında yeni devlet rejimini kabul ettirmeye çalışıyorlar.

  • “30 Kasım 1925’te 676 Sayılı Kanunla, Tekke, Zaviye ve Türbeler kapatıldı. Ve din görevlilerinin hepsinin dini kıyafet giyinip giyinmeyeceği bu kanunla belirlendi.”

    Alıntı: İstiklâl Mahkemeleri – Ergün Aybars, (1993 – Sf. 296) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): Kürtler, Şafii mezhebinden olup hem bu nedenle hem de etnik yapıları gereği dini akidelere, kurallara Hanefilerden daha çok bağlılar. Osmanlı, Kürtleri yönetmek için hem aşiretçiliği hem de tarikatçılığı, Şeyhleri kullanmıştır.  Mustafa Kemal Paşa ve ekibi şapka ve kıyafette olduğu gibi bu konuda da onları değiştirmeyi uygun gördü.

  • “25.11.1925’de Şapka Kanunu kabul edildi.

    Madde – 1 TBMM azaları,  İdare-i umumiye ve hususiyye (Ankara’da merkezi bulunun resmi ve özel kurumlar) ve Mahalliye (yerel yönetimler) ve bilumum müessesana (bütün kurumlara) mensup ve onların müstahdemini (bu kurumlarda bulunan ve çalışanlar), Türk Milletinin iktisap etmiş bulunduğu (edindiği, kazandığı) şapkayı giymek mecburiyetindedir. Türk halkının da umumi serpuşu (genel başlığı) olup buna menafi (zarar verecek) bir itiyadın (alışkanlığın)  devamını Hükûmet men eder (yasaklar)… Şapka Devriminden sonra, Avrupa’dan şapka ithal edildi ve elbise ve şapka almakta zorlanan memurlara Hükûmet uzun vadeli borç vermeye karar verdi. .. Uygulamada çıkacak tepkileri yok etmek ise istiklâl Mahkemelerinin görevi idi.”

    Alıntı: İstiklâl Mahkemeleri – Ergün Aybars, (1993 – Sf. 292 ile 295 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): Bu kanun görüşülürken, Bursa Mebusu Sakallı Nurettin Paşa şiddetle karşı çıktı. Hele Milletvekilinin şapka takma zorunluluğuna çok direndi. Bu kanun teklifinin sahibi olan Konya Mebusu Refik Bey tarafından “Vatana ihanetle suçlandı”

  • “12 Mart 1925’te Şeyh Sait isyanında tamamıyla Hükûmeti desteklemiş olan sol dergi ve gazeteler de Takrir-i Sükûn Kanununa dayanılarak toplatıldı. Ve Nisan ayında Dr. Şefik Hüsnü, Nâzım Hikmet, Hasan Ali yurt dışına kaçmışlardır. Mahkeme bu üç kişiye 12.8.1925’de 15’er yıl kürek cezası vermiştir.”

    Alıntı: İstiklâl Mahkemeleri – Ergün Aybars, (1993 – Sf. 276 ile 279 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): Şefik Hüsnü gizli Türkiye Komünist Partisi lideri, Nâzım solun karizmatik adamı, bunlar rejime uzak insanlar değiller ama rejim yani Cumhuriyet bunlardan da korkuyor. Bu üç kişinin yurt dışına kaçması teşvik edilmiş veya istenmiş olabilir.

  • “Mustafa Kemal, 26 Ağustos 1925 günü Kastamonu – İnebolu’da “Başa giyilecek olan serpuşun (başlığın) adına şapka derler. .. Bu kadar yüksek ve önemli bir sonuca ulaşabilmek için gerekirse bazı kurbanlar da verilir” dedi.”

     Alıntı: İstiklâl Mahkemeleri – Ergün Aybars, (1993 – Sf. 286) kitabından birebir alınmıştır.   

    BAKKAL’IN NOTU (2007): Bugün kasket dediğimiz siperlikli şapkadan bahsediyor. Bu uğurda çok kurbanlar verildi. Bu devrim, ülkemizde kılık ve kıyafeti ile bizden farklı olan özellikle Kürt ve Laz gibi etnik gurupların asimilasyonu için düşünülmüş olmalı. İnsanları aynı biçime sokarsak, onların kültürlerini de siler ve değiştiririz zannedildi.

  • “İstiklâl Mahkemesi başkanı Ali Bey’in 17.8.1925 günü, Hâkimiyet-i Milliye gazetesindeki beyanatında (açıklamasında): “…bütün Cumhuriyet ve gelişme düşmanlarının bu sayede yok edileceği…”

    Alıntı: İstiklâl Mahkemeleri – Ergün Aybars, (1993 – Sf. 274) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Bu mahkemelerin yaptıklarının bir hukuk cinayeti olduğunu belgeleyen bir beyanat.

  • “Tarikat-ı Salahiye” örgütü mensuplarından 11 kişi idam edildi. Lütfü Fikri Bey’de bu davada yargılanıyordu, Mustafa Kemal Mahkeme’ye gönderdiği yazı ile hukuk-u şahsiyeleri ile (kişisel hukuku ile) Mustafa Kemal’e hakaret ile)  ilgili olan dava için feragat (hakkından vazgeçme) ettiğini bildirmiş olduğundan, mahkeme bu sanığı berat ettirdi.”

    Alıntı: İstiklâl Mahkemeleri – Ergün Aybars, (1993 – Sf. 267) kitabından birebir alınmıştır.

  • “21 Mayıs 1925’de Şeyh Sait’in ilk sorgusu başlamadan önce, Savcı Süreyya Bey, onunla özel olarak görüşmüş. Şeyh Sait, bu isyanı planlamadığını, dini nedenlerle isyana katıldığını ve gayri ihtiyari lider olduğunu iddia ediyor. Sonra sorgulanmasında: “Beni ayaklanmaya iten iki sebep vardı, biri Şeriat, diğeri de, basın” dedi.”

    Alıntı: İstiklâl Mahkemeleri – Ergün Aybars, (1993 – Sf. 166) kitabından birebir alınmıştır.

  • “3 Haziran 1925’de Şeyh Sait duruşmalarının başlangıcına kadar, Şark İstiklâl Mahkeme’leri 389 kişiyi yargıladı, 49 idam, 47 beraat 47 kişi mahkûm olmuş diğerlerinin davası sürmekte idi. Kürt Teali Cemiyetinden, Seyit (Seyit, Peygamber soyundan olan kişi) Abdülkadir ve arkadaşları, İstanbul’dan Diyarbakır’a getirilip yargılanarak asıldılar.”

    Alıntı: İstiklâl Mahkemeleri – Ergün Aybars, (1993 – Sf. 155) kitabından birebir alınmıştır.