Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Soljenitsin Rusya’da Stalin’i saygısızca anmaktan on yıla mahkûm oldu. Hüküm giymesinden on bir yıl sonra SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği) Yüksek Askeri Mahkemesinde dava yeniden görüldü ve sanığın suçsuz olduğu anlaşıldı.

    Alıntı: Soljenitsin ve Batı – Aleksandre İsayeviç Soljenitsin –  Önsöz’den birebir alınmıştır.

  • Çin komünistleri bugüne kadar inanılmayacak bir şey başardılar. Planlı ve disiplinli hareket eden küçük bir gurubun, 650 milyon insanı, bu insanların isteğine aykırı olarak, tam kontrol ve hâkimiyet altına alınabileceğini gösterdiler.

    Alıntı: Kızıl Çin’den Neden Kaçtım – Humphrey Evans (s. 376) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Bir kuruşluk yabancı para (döviz), bir damla insan kanına bedeldir.” Mao

    Alıntı: Kızıl Çin’den Neden Kaçtım, Humphrey Evans (s. 281) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Selçuklular ticareti teşvik için “Devlet Sigortası” kurmuşlar, eşkıyalığa maruz kalan tüccarların zararını ödemişlerdir. Bu sigortacılık modern kapitalizmin doğuşuna sebep olmuştur.

    Alıntı: Milliyetçi Sanayi Sistemi – Ali Bayındır, kitabından birebir alınmıştır.

  • Benetto Mussolini bir gazeteci, sosyalistlerden ayrılarak Faşizm’i kurdu. Mussolini kendisini Duçe ilan edince 1922 de “Her şey devletle, her şey devlet için, hiç bir şey devletin dışında ve aleyhinde değil.” prensibi ile hareket ediyordu. 1939 da 2. Dünya Harbi çıkar ve Hitler “Hiç bir harp 2. Dünya Harbi kadar tipik tarzda bir Yahudi harbi olmamıştır.” der.

    Alıntı: Milliyetçi Sanayi Sistemi – Ali Bayındır, kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Meydan Larousse da bu bilgi var; Duçe; Faşizmin şefi, yani Milli Şef anlamında. Hitler de kendine Führer unvanı verdirdi o da aynı anlama geliyor. İnönü’ye de Milli Şef diyorlardı.

  • Bu çağın hareket noktası İngiltere’dir. Ama İngiltere büyük bir zirai ve madeni kaynağa sahip değildi. İngiltere’de bu çağı yaratanlar bir gurup üretici zihniyetli insanlardı (Yahudi sermayedarlar), müteşebbis (girişimci) burjuvalardı. Daha sonra James Watt buhar gücü ile yapılan makineler yapmaya başladı. 19. asrın sonuna doğru Otto Daimler tarafından benzinli, Rudolf Diesel tarafından dizel motorları yapıldı. Kimya sanayinde de gelişme başlamıştı. Gaus ve Weber elektrikli telgrafı, Siemens ise kabloyu icat ettiler. Siemens su ve buhar kuvvetini dinamoya akuple ederek elektrik enerjisi elde etti. Edison ampulü buldu. Avrupalılar sanayi devriminden önce sömürü düzenini kurmuşlardı.

    Alıntı: Milliyetçi Sanayi Sistemi – Ali Bayındır, kitabından birebir alınmıştır.

  • Bitkilerin ıslahı ve hayvanların evcilleştirilmesi devresidir. Toplumlaşma bu devirde başlamıştır. Bu devirde Hun akınları ile Avrupa, iç çamaşırını, yün gömleği, arabaya at koşumunu, en iyi binicilik tekniğini Türklerden öğrenmiştir. Romalılar harmaniyelere sarılırlardı, Türkler Avrupa’ya pantolon ve ceketi öğretti. Fransız Prof. E. Gautier “Ucuz kâğıt olan pamuk kâğıdını bize Müslümanlar öğretti, matematiğin çatısı olan sıfır’ı Müslümanlar bulmuşlardır. Amerikalı medeniyet tarihi Prof. Will Durant, Harizmi Musa için “Ortaçağ matematiğinin en büyük adıdır, Prof. Risler “Bizim Rönesans’ımızın matematik hocaları Yunanlılar değil Müslüman Türklerdir” diyorlar. Will Durant, El Biruni den bahsederken “Biruni Dünya’nın yuvarlaklığını hiç tereddüt etmeden kabul ederken, her şeyi yerin merkezine çeken kuvveti de tespit etti. 

    Alıntı: Milliyetçi Sanayi Sistemi – Ali Bayındır, kitabından birebir alınmıştır.

  • “Devr-i istibdatta söz söylemek yasak idi.

    Duysaydı Hükûmet ağlatırdı ananı,

    Devr-i hürriyetteyiz şimdi değişti kaide;

    Evvela söyletirler sonra  …kerler ananı.”

    Şair Eşref

    Alıntı: Sanık Yazılar – Necdet Sevinç (s. 75) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): Devr-i İstibdat diye Abdülhamit döneminin baskıcı günlerinden, Devr-i Hürriyet diye 1908 ikinci Meşrutiyetten sonraki devirden bahsediyor.

  • “Yahudi Gomel-Zigna şirketinin İtalya’ya ihraç ettiği 530 ton zeytinyağı yine İzmir limanına iade edilmiş, basının sıkıştırması üzerine Hükûmet hadise ile ilgilenmek zorunda kalmıştı. Sağlık Bakanlığı uzmanlarının yaptığı tahlil sonunda bu yağın insan sağlığı için çok tehlikeli olduğu neticesine varılmıştı. Yağ müsadere edilmiş (devlet tarafından el konulmuş), sanıklar adliyeye gönderilmişlerdi. Duruşmalar devam ederken Ticaret Bakanı Ahmet Türkel sanıklardan Sam Gomel’i İspanya’da toplanan Milletlerarası Zeytinciler Kongresi’ne Türkiye temsilcisi olarak tayin etmiş, daha sonra da mahkeme sanıkların suçsuzluğuna karar vermişti. Sağlık Bakanlığı uzmanlarının “Ölüme sebep olur yolundaki raporlarına rağmen zehirli yağlar Gomel-Zigna şirketine iade edilmiş, onlar da piyasaya aktarmışlardı. Abdullah Vedat Altuna’nın sesi bu sırada duyuldu işte, Altuna, İzmir Adliye’sinde adaletin mahkûm edildiğini bildiriyor ve davanın yenilenmesini istiyordu. “Delillerim var” diyordu. Ve gerçekten delilleri vardı elinde. Altuna konuyu kamuoyuna mal etmek için yağ skandalı ile ilgili bir de kitap çıkarmıştı. Deliller İzmir Adliyesi’nde saklanıyordu. Bir gün İzmir Adliye’sinin yandığı haberi duyuldu. Yangın bu skandalın dosyalarını da kül etmişti. Altuna, direnmeye devam ediyordu, o devam ettikçe yüksek hâkimler kurulu bir ihtar daha veriyordu Altuna’ya. Sayın Altuna ve milliyetçi basının gayretleri ile bu skandal İzmir Sıkıyönetim Mahkemesi’ne intikal etmiş, sanıklar 5 ay müddetle tutuklanmışlardı. Ama Sıkıyönetim Mahkeme’si beş ay sonra görevsizlik kararı vererek dava dosyalarını yeniden İzmir Adliyesi’ne göndermişti. Ben o günlerde mahkûm olmuştum. Altuna iki gün önce sürgün edildi (27.04.1973)“

    Alıntı: Sanık Yazılar – Necdet Sevinç, (s. 68, 69) kitabından dil içi çevrim yapılarak alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Necdet Sevinç çok iyi araştırmalarına ve cesur yazılarına rağmen Milliyetçi Hareket Partisi içinde hak ettiği değeri bulamamış. Türkiye’deki Yahudilerin tekerine bu kadar çomak sokan Necdet Sevinç’e sahip çıkılmaması hatta dışlanması ilginç.  

  • El Biruni; bugün Fergana vilâyetinde Şurab kömür ocakları ve Neftabad yanında, mevcut olan İsfara şehrinde evlerdeki ocakların borularla getirilen gaz ile ısıtıldığını anlatmıştı. 11. yüzyılda kalorifer tesisatı varmış.

    Alıntı: Türkçülüğün Mukadderatı Üzerine – Zeki Velidi Togan, (s. 36) kitabından dil içi çevrim yapılarak alınmıştır.

  • Bütün diğer totaliter hareketler gibi Marksizm de toplumda ümitlerini gerçekleştirememiş insanları birleştiren cemaatvâri bir bağ rolü oynamaktadır.

    Alıntı: Köy Sosyolojisi – Amiran Kurtkan (s. 152) kitabından alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007) Cemiyet; Topluluk.  Cemaat; Belirli bir ortak ideal veya inanç birliği olan topluluktur.

  • Yerleşik tarım hayatına geçmeden önce insanlar köpekten başka evcil hayvan beslemeksizin bitkileri toplayarak ve hayvanları avlayarak yaşadıkları bir tarım öncesi devir geçirmişlerdir. Bunlar ancak kendi imkânları içindeki bölgede avlanıp istismar ediyorlardı. Onun için bu devrin insanlarına “mikro çevre istismarcısı (sömürücüsü)” denir.

    Alıntı: Köy Sosyolojisi – Amiran Kurtkan (s. 16) kitabından alınmıştır.

  • İleri Hürriyet Gazetesinin 30.10.1947 tarihli sayısında babama şu soru soruluyordu: “Kurultay CHP’yi demokratikleştirebilir mi?” Babam cevapla: “Kurultay gerçekte bir memurlar toplantısı olacaktır. Halk Partisi’nin (CHP) kuruluşunda hâkim olan zihniyetin neden ibaret olduğu çeşitli görüşlerde açıklanmaktadır. Bence demokrat kurallarına uymuş bir kuruluş değildir. Halk Partisi dünya yüzündeki totaliter yönetimlere benzer bir kuruluştur. İktidar partisi güçlü daha doğrusu diktatör ruhlu bir baş arayarak ona dayanmayı ve bu şekilde tutunmayı izleyecektir. Halk Partisi neden hala nutuklar ve demagoji gürültüleri ile memleketi ıstıraplara boğuyor? Kendilerini düşünmekten başka ellerinden bir şey gelmediğindendir. Memleket iyi idare edilmiyor. Kendiliğinden yuvarlanıyor. Yönetim buna mı derler?”

    Alıntı: Hüseyin Avni Ulaş’ın Son Yılları – Mehmet Ulaş (Berksoy Yayınevi 1952 – s. 17) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Kennedy 1963’te “Hiçbir başarılı sistem yurttaşlarını içeride tutmak için duvar yapmaz.” demişti. Berlin duvarı 1961’de örülmüştü.”

    Alıntı: Komünizmin İç Yüzü  – David E. Weinqast, (1979 – s. 91) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): Sovyetler Doğu Almanya insanı Batı Almanya’ya kaçmasın diye bu duvarı ördü. Bundan dolayı Komünist ülkelere “Demir Perde Ülkesi “denildi

  • 1830 Yılında Fransız ihtilâli var, dokuz yıl sonra Türk Tanzimatı (İnsan hak ve hürriyetlerini genişleten ve garantiye alan yasal düzenleme paketi) ilan ediliyor. 1871 Yılında dünyada Paris Komünü var, 1876 yılında Kanun-u Esasi (Anayasa, esas kanun) ilan ediliyor ve Meclis-i Mebusan açılıyor. 1905 Yılında Rusya’da burjuva devrimi yapılıyor, üç yıl sonra 1908’de Türkiye burjuva devrimini deniyor.

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – s. 265 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2008): 1908 II. Meşrutiyet’in ilanı, Padişahın yetkilerinin zayıflatılması, halkın temsilcilerinin yönetimde etkin rol oynaması sürecidir.

  • “Kültürü fazla olan insan, anlaşılması girift (karışık)olan işler hakkında kendi düşüncelerini çevresini ürkütmeyecek şekilde sözler kullanarak o çevre içinde yaşamayı, ona faydalı olmayı düşünür.”

    Alıntı: Hatıralar – Zeki Velidi Togan (1978, s. 422) kitabından günümüz dil içi çevirisi yapılarak alınmıştır.

  • (24 Kânunusani (Ocak) 1923 Tarihli Gizli Celsede İstanbul Basınının Muhalefetine Karşılık Basın Kanununda Değişiklik Teklifi Görüşülüyor:)

    Hamdullah Suphi Bey (İstanbul);” .. Karşımızda görüyoruz ki büyük bir asabiyetle, büyük bir titizlikle mütemadi (sürekli) BMM’ne, dolayısıyla onun hükümetine ve dolayısıyla onun kuvvetini teşkil eden zevata (kişilere) tariz eden, tecavüz eden matbuat (basın) vardır.   Bir muhabir BMM azasını üçe taksim etti ve imzasıyla da neşretti. Birincisi; Havassülhavas (seçkinler seçkini) yani Gazi Paşa’nın candan gönülden kulları, uşakları olan bir kısım arkadaşlar.  İkincisi; Havas (seçkinler), yani pek o kadar yanına sokulamayanlar, uzaktan onun gönüllü kulları ve uşakları.  Üçüncüsü; hık-mık çılar, yani sureta (görünüşte) muhalefete mütemayil (eğilimli) olanlar.    Fakat cesaretleri olmadığı için, çok korkak oldukları için ancak ağızlarının içinde hık mık gibi bir telaffuzu gevelemek suretiyle vaziyeti izah edilenler. Bunu okudum.” (1)

      Besim Atalay Bey (Aksaray); “Bendenizin iki teklifi vardır. Birisi memlekette irşat (yol gösterme) ve tenvir (nurlandırma, aydınlatma) vazifesini İrşat Encümenimize yaptırtmak… İkinci teklifim de, her halde matbuat kanununu bir müddet kıvırmaktan (bir kenara bırakmaktan) başka çare yoktur.”

    (Basın Kanununun 18. Maddesinin değiştirilmesi ile ilgili önerge, hiçbir muhalif görüşe söz verilmeden kabul edildi.)

    Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları IV – İş Bankası Yayını, (Sf. 378 ile 384 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1995): İstanbul matbuatı sert muhalefet yapıyor. Çok ilginç bir sınıflandırma, yapmışlar.

  • Rauf dedi ki: “Kendisini fazla beğenmiş diyorlar, mücadeleci imiş.”  Enver Berlin’e tayin olunmuştu, memuriyet yerine gitmeden önce, Talat Paşa’ya: “Mustafa Kemal’i Selanik’ten uzaklaştırmak gerekir.” diyor.

    Alıntı: Sınıf Arkadaşım Atatürk – Ali Fuat Cebesoy (Baha Matbaası 1967- s. 141, 146) kitabından birebir alınmıştır.

  • “İttihat ve Terakki Hükümetlerinde uzun süre bakanlık ve Meclis Başkanlığı görevlerinde bulunan Halil Menteşe Cumhurbaşkanı’na gazeteler aracılığı ile bir açık mektup yayınlamıştır. .. Tavsiyeleri arasında Anglo – Sakson usulü iki partili bir rejime imkân verilmesi de vardı. Babamın cevabı: “Mutlakıyet yönetiminin isminin değişmesi bile gönüllere ferahlık veriyor. Aynı kurallarla hüküm sürerken mutlakıyete, halkçı, Cumhuriyetçi demek üstünlük sayılıyor. Ben sürekli yönetilenler tarafında yaşadım, onların mantığından aydınlandım. Ben bu yazıyı yalnız Halil Menteşe’ ye değil, bir prensip olarak, onun gibi demokrasiyi yanlış anlamış kişilere ise etkili olarak açıklamada bulunacağım… Bu yarım asırlık diplomat, demokrasi kurallarına vakıf olmadığı gibi, … demokrasinin karşıtlarından yardım bekleyerek tavsiyelerde bulunuyor. İşin en sakat yeri burasıdır. Meşruti idarede yer alan İngiltere’nin partileri İngiliz Kralı’nın iradesiyle mi nöbet değiştiriyor ki İsmet İnönü’de onun gibi yapmacık bir biçimde git halkçı, gel demokrat otur Milli kalkınma diye emir versin. Bunlara gerek yok, ifade ediyorlar ki, memlekette parti hayatı ancak ve ancak emri fermanla (padişah emriyle, diktatör emriyle) mümkünmüş. Yok, Aziz Diplomat yok! Dert burada değildir. Devleti de devlet başkanını da oluşturacak kuvveti halkın iradesinde aramağa çalışmalıydınız… Kişinin iradesiyle, gelip geçecek, oturup kalkacak partilere, oyuncak denilir. Meşrutiyetin ilanından beri İmparatorluğun batmasına sebep olan bu oyuncaklardan bıktık. Onların yardakçılığını yapanlardan iki misli bıktık. Şu hal gösteriyor ki demokrasi hala mukaddes hayal ve uzun bir rüya imiş.”

    Alıntı: Hüseyin Avni Ulaş’ın Son Yılları – Mehmet Ulaş (Berksoy Yayınevi 1952 -s. 25, 26) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Mesuliyet Mecmuasında ilk baskının ilk sahifesinde:)

    “Kanaatimizce mesuliyetin (sorumluluğun)  egemen olmadığı ülkelerde adalet te gerçekleşmez. Bir mülkün selameti hak’tan başka hiçbir hatır ve gönül tanımaz. … Her devlet dünyayı kendisine miras kalmış bir malikâne, bütün insanlığı mevhup köle görmek ihtirasına (aşırı hırsına) tutulmuştur. Biz, tek başımıza kalsak ta, ağlanacak halimize gülmemeye karar verdik. Gücümüz, kuvvetimiz yettiği, sayılı nefeslerimiz yettiği derece, bu memlekette, hem millet hem de bütün insanlığa karşı sorumluluk ilkesinin kir ve törpü tutmaz (aşındırılmaz) bir inanç olmasına çalışacağız.”

    (Babam aynı sayıda:) “CHP 23 yıldır memleketi muhalefetsiz, çiftliği gibi sömürmüştür. Halkın yardımını ve bütçenin yardımlarını tamamen parti yararına toplamış, halkın yararına en ufak bir yetki düzenlemesine gerek görmemiş, nahiyelerde, vilâyetlerde Esas Teşkilat Kanunu (Teşkilatı Esasiye Kanunu, anayasa) hükümlerini uygulamamış ve sıkı merkeziyetle memleketi emmiştir. İkinci cihan harbinde halkı ikiye ayırarak bir kısmına dar gelirliler bir kısmına da bol gelirliler demiş, altında dört otomobili olan Hükûmet Başkanını dar gelirli ve köylü Mehmet Dayıyı bol gelirli saymış. Türkiye’nin hâkimi kimdir? Köylüler. Yirmi üç senedir piyasaya sürülen bu sahte vecizelerin bugün maskesi kalkmıştır. Yalan, hile, baskı esasları üzerine kurulmuş, cebbar yönetimlerin sonucu ayaklar altına serilmektedir. .. Bu vesile ile bir şey sormak istiyorum: Halk Partisi’nin (CHP’nin)  serveti nedir? Bu parayı kim buldu? Nereden buldu?“

    (Bu dergi iki sayı çıktıktan sonra şu yazı çıktı:)

    “Sıkıyönetim Komutanlığından alınan 24.7.1946 tarihli duyurunun bir örneği ektedir. …. bazı gazetelerin özellikle seçim sonuçları hakkında vatandaşları kuşkuya düşürücü ve bu yüzden memleketin huzurunu sarsıcı ağır yayına devam ettiği görülmektedir. Sıkıyönetim bölgesinde bu gibi tahriklerin devamına izin verilmeyeceği ve bunun gibi yazılara karşı, Sıkıyönetim Komutanlığınca hareket gereği duyurulur.” Babam olağanüstü duyuruyu yayınlayacağına dergiyi tatil etmeyi tercih etti.”

    Alıntı: Hüseyin Avni Ulaş’ın Son Yılları – Mehmet Ulaş (Berksoy Yayınevi 1952 -s. 23, 24) kitabından birebir alınmıştır.