Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

BAKKAL’IN YORUMU (1992): 1909’da Trabzon’un Akçaabat ilçesinde doğdu. Şair ve yazar. Orta Öğretimini Sivas Öğretmen Okulunda 1931’de tamamladı. Malatya ve Adıyaman’da 1931 ve 1938 yılları arasında ilkokul öğretmenliği yaptı. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünde Resim-iş bölümünde okurken 1935 yılındaki komünist tevkifatında Türk Ceza Kanunu’nun 142. Maddesine aykırı eylem yaptığı gerekçesiyle 4 yıl hüküm giydiği için Yüksek Öğretimini tamamlayamadı. 1955’teki 6-7 Eylül Olaylarında bir daha tutuklandı ancak beraat etti. 1935’te Aydın-Çine’de yakalandığı zaman anormal işkenceler gördü, sonra bu Kutsal İsyan ve Kutsal barış kitaplarını yazarak başını beladan kurtardı.

BAKKAL’IN NOTU (2022); (Hasan İzzettin Dinamo Ant Dergisine (7 Nisan 1970) anlatıyor; “Birkaç sosyalistçe şiir karalamaktan iş nereye gelip dayanmıştı. Devlet gücü bir tek insana karşı harekete geçince korkunç bir şey oluyordu.  Çine’de ünlü jandarma taburu var.     Kafama, suratıma yediğim ağır yumruklarla nakavt olmuş gibiydim. … sekiz on jandarma beni anadan doğma soyarak, sırtüstü soğuk betona yatırdılar. Hayati’nin (Üstçavuş) eğilip cinsel organıma dikkatle baktığını ayırt ettim.  “..sünnetli olmasına sünnetli ama bu onun gavur olmadığını ispatlamaz.” dedi. “Yahudiler de sünnet oluyor. Bağlayın şunun kamışına bir ip.” Çevrede ipe benzer bir şey bulamadıklarından bir jandarma erinin getirdiği teli sarmaya başladılar.   Hayati;  “Ulan herifin şeyini keser bu. Boşuna başımıza iş mi açacaksınız? Bir kınnap bulun hiç olmazsa” dedi. Kınnabı sıkıca bağladılar. Birisi kınnaba asılınca bağırmak zorunda kaldım. Yemekhane kahkahalarla çınladı. Sonra Hayati bir jandarma erini çağırarak “Tükür şunun ağzına!” dedi. Ağzımı zorla yırtarcasına açarak hazırladılar. Kendisine buyruk verilen jandarma “hak tüv” diyerek ağzıma tükürdü. Hayati üstçavuş bir başkasını parmağı ile gösterdi “Sen de sümkür bu gâvurun ağzına!” diye emretti. O da ağzıma sümkürdü. Bir sürü genç insan elimi yüzümü sımsıkı tuttuğundan kafamı oynatamıyordum. Ağzıma dolan iğrenç yabancı maddeleri dışarı püskürtemiyordum.    Hayati bir başka jandarmaya “Haydi sen de işe bu hergelenin ağzına!” dedi. Jandarma hiç ikirciklenmeden yanıma diz çöktü ve ağzıma pek az da olsa çöğürdü. Biraz sonra Hayati jandarmaya şöyle bağırdı; “Ulan bu herifin ağzının içine sıçacak kimse yok mu?” Etrafta hiç kimse bu korkunç işe yanaşmak istemediyse de, Hayati bir jandarmayı kolundan kavrayarak; “Sıyır ulan donunu, sıç bakalım şu hergelenin ağzına!” diye bağırdı. “Aman Komutanım, ben az önce ayakyoluna (tuvalete) gittim bende bir şey kalmadı, yapamam!” dedi. Üstçavuş öbür jandarmaları da sıkıştırdıysa da hiç birisi bu iğrenç işe yanaşmadı. O zaman” Bırakın öyleyse kalsın.” diye emretti.”) Aydın Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük – Sf. 313-314 kitabından alıntıdır.

Alıntı: Kutsal İsyan V – Hasan İzzettin Dinamo (1992 – Sf. 570) kitabından notlar alınmıştır.

Posted in , , , , , ,

Yorum bırakın