“Muhterem Efendim, … Harici vaziyet İstanbul’a şöyle görünüyor; Fransa, İtalya, İngiltere, Türkiye’de mandaterlik meselesini Amerika Senatosuna resmen teklif etmiş olmakla beraber, bütün kuvvetlerini Senato’nun kabul etmemesi için sarf ediyorlar. Taksimden (Osmanlı Devletinin paylaşılmasından) hisse kaçırmak tabii ki işlerine gelmiyor. Suriye’de hüsrana uğrayan Fransa, zararını Türkiye’de telafi etmek (karşılamak) istiyor. İtalya namuskâr (namuslu) bir emperyalist olduğundan muharebeye (1.Dünya savaşına) ancak Anadolu taksiminden pay almak için girdiğini açıkça söylüyor. İngiltere’nin oyunu biraz daha incedir. İngiltere, Türk’ün vahdetini (birliğini), asrileşmesini (modernleşmesini), hakiki bir istiklâl almasını (gerçek bir bağımsızlık almasını), âti için de olsa (gelecek için de olsa) istemiyor. Yeni vesait (vasıtalar, araçlar. Burada şartlar kastediliyor) ve fikirle tamamen asrî (modern) ve kavi (kuvvetli, güçlü) bir Müslüman -Türk Hükümeti, başında Hilafet de (halifelik kurumu) olursa, İngiltere’nin Müslüman esirleri için bir suimisal (kötü misal, kötü örnek) teşkil eder (oluşturur). (1)
“Türkiye’yi kül halinde (bir bütün olarak) alabilse, kafasını kolunu koparır, birkaç senede sadık bir müstemleke (istimlâk edilmiş, sömürülen) haline koyar.”
“Buna en başta bilhassa (özellikle) memleketimizdeki klerikal sınıflar (Clericalizm; Katolik kilisesinin etki alanını devlet ve toplum işlerine dek genişletme fikri. Halide Hanım’ın burada Siyasi İslamcıları, şeriatçıları kastettiğini zannediyorum) çoktan taraftardır. .. Biz İstanbul’da kendimiz için bütün eski ve yeni Türkiye sınırlarını şamil (kapsayan) olmak üzere muvakkat (vakitsiz, geçici süreli) bir Amerika mandasını ehven-i şer (Şerrin az kötü olanı, kötülerin az kötüsü) olarak görüyoruz. Sebeplerimiz şunlardır; 1- Aramızda herhangi şerait (şartlar) altında Hıristiyan ekalliyetleri (azınlıkları) kalacaktır, bunlar hem Osmanlı tebaası (tabi olanlar, bağlı olanlar, Osmanlı’da vatandaşlar) hukukundan istifade edecekler, hem de hariçte bir Avrupa Devletine dayanarak şuriş (karışıklık) çıkaracaklar. Mütemadi (sürekli) müdahaleye sebebiyet verecekler, zaten suri (göstermelik) olan istiklâlimizden ekalliyetler (azınlıklar) namına (adına) her sene parça parça kaybedeceğiz. 2- Birbirlerini ifna eden (yok eden), menfaat, hırsızlık veyahut sergüzeşt (macera) ve şöhret namına yaşayanların hırsını tatmin eden hükûmet nazariyesi (görüşü, ideolojisi) yerine, milletin refah ve inkişafını (gelişmesini) temin; halkı, köyleri, sıhhati ve zihniyeti ile asri (modern) bir halk haline koyabilecek bir hükûmet nazariyesine (görüşüne) ve tatbikatına (uygulamasına) ihtiyacımız var. Bunun için lâzım gelen para, ihtisas (hassaslaşma, uzmanlık) ve kudrete (güce) sahip değiliz. Siyasi istikrazlar (siyasi borçlanmalar) siyasi esareti tezyit (ziyadeleştirme, arttırma) ediyor. Tarafgirlik, cehalet ve çok konuşmaktan başka müspet (olumlu) bir netice yaratamıyoruz”.
“On beş yirmi sene zahmet çektikten sonra yeni bir Türkiye ve her ferdi, tahsili (eğitimi), zihniyeti (dünya görüşü, ideolojisi) ile hakiki istiklâli (gerçek bağımsızlığı) kafasında ve cebinde taşıyan bir Türkiye’yi ancak, Yeni Dünya’nın (ABD’nin) kabiliyeti (yetenekleri) vücuda getirebilir. 3- Harici rekabetleri ve kuvvetleri memleketimizden uzaklaştırabilecek bir zahire (desteğe) ihtiyacımız var. Bunu ancak Avrupa haricinde ve Avrupa’dan kuvvetli bir elde bulabiliriz…….. 4- … Bu sebeplerden dolayı süratle istememiz lâzım gelen Amerika da tabii mahzursuz (kusursuz) değildir. İzzeti nefsimizden epeyce fedakârlık etmek mecburiyetinde bulunuyoruz. Yalnız bazılarının düşündüğü gibi Amerika’nın resmi sıfatında dini temayül (meyletme, eğilim) ve tarafgirlik (taraf tutmak) yoktur. Hıristiyanlara para verecek misyoner kadının, Amerika’nın idari makinesinde (idari yönetiminde) bir mevki (yer) tutmaz. Amerika’nın idare makinesi dinsiz ve milliyetsizdir. O çok ahenktar (ahenk içerisinde), muhtelif (çeşitli) cins ve mezhepteki adamları çok imtizaçlı (uyumlu) bir surette bir arada tutmanın usulünü biliyor. Resmi Amerika’nın mühim adamları arasında lehimize epeyce bir temayül (meyletme, eğilim) husule geldi (hâsıl oldu, ortaya çıktı). İstanbul’a ermeni dostu olarak gelen birçok mühim Amerikalılar Türk dostu ve Türk propagandacısı olarak döndüler. Bu cereyanı (akımı, fikir akımını) temsil eden resmi ve gayri resmi Amerika’nın fikri, hafi (gizli) olarak şudur: Türkiye’yi olduğu gibi hiç bir parçaya ayırmamak, eski hudutları dâhilinde vahdet (birlik) içinde muhafaza etmek şartı ile umumi (genel) ve bir tek manda almak istiyorlar. Suriye, Amerika komisyonu orada iken, umumi bir kongre akdederek (imzalayarak) Amerika’yı istemiştir. Amerika’da Suriye’nin bu arzusu pek hararetle karşılanmıştır… Her an bu milli hareketi durdurmak için kuvvet sevki mutasavver (tasavvur edilmektedir, düşünülmektedir) , bunun için İngilizleri kandırmaya çalışıyorlar. Milli hareket süratle ve müspet (olumlu) arzularla hemen meydana çıkarsa ve Hıristiyan düşmanlığı gibi bir rengi de olmazsa Amerika’da hemen zahir (destek) bulacağını yine çok mühim mahafil (önemli merkezler veya odaklar) temin ediyorlar (güvence veriyorlar). Sivas kongresi in’ikad (akit yapma, karar oluşturma) edinceye kadar Amerika komisyonunu alıkoymaya çalışıyoruz. Hatta kongreye Amerikalı bir gazeteci göndermeye de belki muvaffak olabileceğiz…… Türkiye’yi azim ve irade sahibi, geniş kafalı bir iki kişi belki kurtarabilir. Sergüzeşt (macera) ve cidal (kavga) devri artık geçmiştir. Ati inkişaf (gelecekte kalkınma) ve vahdet (birlik) muharebesi (harbi, savaşı) açmaya mecburuz. Hududunda bu kadar çok evladı ölen zavallı memleketimizin fikir ve temeddün (medenileşme) muharebesinde kaç tane şehidi var? Hürmetlerimi gönderir, muvaffakiyetinize dua ederim. Milli davada canı ile ve başı ile çalışanlar arasında sade bir Türk askeri tevazuu (alçak gönüllülüğü) ile sizinle beraber olduğumu beyan ederim. Halide Edip” (2)
Alıntı: Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber I – Mazhar Müfit Kansu (TTK yayını, 3. Baskı 1988 – Sf. 187-188) kitabından birebir alınmıştır.
BAKKAL’IN NOTU (1) (2007): Önemli bir analiz. Dörtler konferansında İngiliz Başbakanı bu endişelerini dile getirdi ve Osmanlının bu nedenle yıkılması gerektiğini söyledi. Halide Hanım bir vatansever, aydın bir insan, millici bir Sabetayist, antiemperyalist, Cumhuriyetten sonra uzunca bir süre korkup yurtdışına kaçtı ve orada yaşadı.
BAKKAL’IN NOTU (2) 2007): Halide Edip Hanım, ileri görüşlü bir aydın, İstanbul’un işgalinde meydanlarda miting düzenleyip halka hitap eden bir insan. Mazhar Müfit, manda konusunda Mustafa Kemal’e gelen telgraf, mektup ve raporların haddi ve hesabı yoktu diyor.
Yorum bırakın