“Ne kadar garip tecellidir ki, Amcam Abdülaziz’i Han’ı düşürmek için Avrupa’ya kaçan Genç Osmanlılar, eninde sonunda muratlarına ermişler, hem Abdülaziz Han düşmüş hem de hemen peşinden başlayan 93 Rus Harbi (1876) Rumeli’nin yarısını alıp götürmüştür. Tıpkı onlar gibi, beni düşürmek için Avrupa’ya kaçan Jön Türkler de muratlarına ermişler, beni düşürmüşler ve girdikleri Cihan savaşında da Osmanlı İmparatorluğunu elden çıkarmışlardır. Her iki gurup da memleketin okumuş yazmışlarını içine alıyordu, her iki gurup ta Batıcılığın hayranıydı, her iki gurupta memleketin tek kurtuluşunu meşrutiyette (Padişahın yetkilerinin Meclis ile paylaşıldığı sistemde) görüyorlardı, her iki gurup da emellerine ordunun bir parçasını alet etti ve her iki gurubun dayandığı ordu da içinden parçalandı. .. Düşünmüyorlar mıydı ki Osmanlı ülkesi birçok milletlerin bir araya gelmesinden meydana gelmiştir. Böyle bir ülkede meşrutiyet ülkenin unsur-u aslisi (esas unsuru) için ölümdür. İngiliz Parlamentosunda bir Hintli, bir Afrikalı, Mısırlı, Fransız Parlamentosunda bir Cezayirli mebus var mıydı ki, Osmanlı parlamentosunda Rum, Ermeni, Bulgar, Sırp, Arap mebusu bulunmasını istemeye kalkıyorlar. Hayır! Bunca okumuş, düşünmüş, kendisini davasına vermiş vatan evladının cibilliyetsiz (mayasız, soysuz) çıkacağını kabul edemem. Sadece, aldandılar derim. Aldandılar ama bunun cezasını kendilerinden çok, aldanmayan milyonlarca masum vatan evladı çekti; hem öldüler, hem vatandan oldular.”
Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968- Sf.61) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın