29 Mart 1339 (1923) tarihinde İçtima: 13, Celse:1, Reisisani Ali Fuat Paşa
Ali Şükrü Kayıp, Öldürülmüş
Hüseyin Avni Bey; “Efendiler bu şerefli kürsü bugün elim bir vaziyete (çok üzücü bir duruma) sahne oluyor. Bu şerefli milletin mebusları bugün kalpleri kan bağlamış bir zavallı, biçâre gibi birbirlerine bakıyorlar. Ey Kâbe-i millet! Sana da mı taarruz? (Lânet sesleri) (Bu millet ölmez, zihniyet ölmez, fikir ölmez sesleri.)
Osman Bey (Kayseri); “-Zihniyet ölmez, fikir ölmez, bu millet ölmez.”
Hüseyin Avni Bey (Devamla); “-Efendiler sizden bir istirhâmım var, heyecanımı zapt edemiyorum. Sözümü kesmeyiniz! Biraz beni dinleyiniz. … Efendiler asırlardan beri mahkûmiyetle saltanatların (mahkûm olmuşçasına padişahların) ve onun etrafındaki yaldızlı üniformalı kahrolası haşaratın (parazitlerin) ve onun esiri olan hainlerin mahvı (mahvolması) ve Türk milletinin halâsı (kurtuluşu) için bayrağı çektik. Efendiler! Memleketi düşmanlar istilâ ediyordu, millet katiyen (kesinlikle) ümidini kırmıyor .. imanından, onun halâsını (ülkenin kurtulmasını) bekliyordu. … hâkimiyet (egemenlik) demek onun, reyini (milletin, oyunu) memleket dâhilinde serbest istimâl etmesi (kullanması) demektir. Bir millet namusundan bir mebusu koparır. O mebusun ağzı, kalemi, o milletin namusudur. Bu namusa tecâvüz eden (saldıran) eller kırılsın! (kahrolsun sesleri) Mebus bu milletin ismetidir (masumiyetidir). Hüseyin Avni murdar bir katra (katre, damla) kan değildir. Tecâvüz arkadaşımıza değil, bir milletin nâmusunadır. Böyle namussuzlar yaşamamalı, efendiler kahrolmalı! (kahrolsun sesleri.) Yaşamasın, yaşamamalı, kahrolmalı efendiler! …. Efendiler Ali Şükrü Bey iki günden beri kayıptır! Efendiler! Memleketin sahibi, âzâmetli (görkemli) bir tarih sahibi, namusuna hâkim bir milletin mebusu kayboluyor. Hükûmet bulamıyor. İki gündür kayıptır, bulamıyor. (Böyle hükümet olamaz. Lânet sesleri.) … Ya siyasi ise efendiler! Ya siyasi ise! Demek ki bu memlekete herhangi bir fikrin serdarı (başkanı) ölecektir. Hiçbir zaman ölmez!”
Refik Şevket Bey (Saruhan); “-Değildir ve olamaz.” (Hepimiz öleceğiz sadaları)
Hüseyin Avni Bey(Devamla); “-Efendiler! Bu elim (üzüntülü) sahneye, bu şeni’ (adi, bayağı) cinayete içinizde titremeyen bir fert tasavvur etmem (kişi hayal edemem). Öyle bir fert varsa alçaktır, meydana çıksın. (Yoktur sesleri) yoktur, olmaz. .. Efendiler! Bu kalem kırılmaz bu fikir ölmez. …. Kendini gayrimesul (sorumluluğu olmayan), kanunun fevkinde (üzerinde) telâkki edenler (düşünenler) namussuzdur. Kahrolsun bin defa. .. Heyet-i içtimâiyede (sosyal hayatta) yekdiğerinin hayatı birbirinin taht-ı tekeffülündedir (herkesin hayatı bir diğerinin kefaleti, güvencesi altındadır). Heyet-i Umumiyeniz’in hayatı benim taht-ı tekeffülümdedir (kefaletim altındadır, güvncemdedir). Buna tecavüz kanuna tecavüzdür. Yine çok temenni ediyorum ki esrarengiz bir mahiyeti (içeriği) haiz olan cürüm (suç) inşallah meydana çıksın da bütün cihan bizi siyasetten, fikr-i içtihattan (siyasi nedenle, fikir üretmekten), serbesti-i efkârdan (serbest fikirlerden) mahrum (yoksun) heyülâ (hayalet) görmesin. Temennim budur efendiler. ..İnşallah çıkacaktır. Yoksa Hüseyin Avni bu sancağın uğruna bin kerre fedâ osun. Bu milletin istiklâlinin uğruna, bayrağının şerefine yüz bin Paşa, yüz bin Ahmet, yüz bin hoca ölsün. Yalnız bir şey yaşasın! O da; istiklâl-i millet, hâkimiyet-i millet! … Efendiler! Bu saat belki ellinci, altmışıncı saat oluyor. Ali Şükrü Bey biraderimiz Ankara denilen köy kadar bir yerde zabıtasıyla, ordusuyla, milletiyle, meclisiyle, hükümetiyle hepsi mevcut olan Ankara’da Ali Şükrü Bey kaybolmuştur ve bulunamamaktadır. Rica ederim, bu milletin kabiliyeti bu değildir. .. Hükümetten çok rica ediyorum. Henüz mâhiyeti meçhul olan bu cürmü (içeriği bilinmeyen bu suçu) ortaya çıkartsın. Çok arzu ediyorum ki, bin tane Ali Şükrü cürm-ü âdi (adi bir suçtan) ile ölsün. Fakat siyaset ve kanaatinden, hürriyeti efkârdan (hür düşünceden) dolayı, bir fikrin mücahidi bulunmak dolayısıyla medeniyetten gayri (uzak) bir şekilde vahşiyâne ve câniyâne bir surette tecavüze uğrarsa onun hesabını bu millet soracaktır. Bunun tahakkuk etmesini (gerçekleşmesini) talep ederim ve bu tahakkuk ettiği günde ölecek çok adam vardır, öldürecek çok eller vardır. Burada kimse mahvolmayacaktır. …”
Nafiz Bey (Canik); “-Kırılsın kahpe ve gizli elleri.”
Süleyman Necati Bey (Erzurum); “-Ya hepimiz namusla yaşayacağız, ya hepimiz öleceğiz.”
Hüseyin Avni Bey (Devamla) “-İnkâr edemem; siz 600 senelik bir tahtın etrafındaki efsaneleri ve hatta kendilerini ilâhi tasavvur eden (kutsal sanan) insanların zulmüne, gadrine boyun eğmediniz, bundan eminim. Efendiler! Düşman, memleketleri yer yer işgal ederken sizi burada cem’a (toplanmaya) teşvik eden kimdi? Her tarafta isyan ediyordunuz ve sizi teşvik eden muhterem ve mukaddes köylünüzden başka, bir şey değildi efendiler. Bu imanı analarınızdan, bu imanı köylünüzden almıştınız. Bizi uyandıran nur-u irfan (bilginin ışığı) oradan gelmişti. Binaenaleyh o fedakârlığı ihtiyar ederek (seçerek) ve cihan muvacehesinde (karşısında) göğsümü açarak buraya geldim. Efendiler! Sizin her birinizin boynunuzda idam fermanları vardır. Boynunuzda hâlâ eski Padişahlığın idam fermanını taşıyorsunuz. Sizi tebrie ederim (tebrik ederim). Sizden şüphe eden namussuzdur. Efendiler, ondan eminim. Yalnız rica ettiğim şudur ki; Heyeti Vekileniz (hükümetiniz), masuniyetinizi (dokunulmazlığınızı) ve milletin şerefini, namusunu muhafaza edeceklerine, burada söz versinler. Vekili mesulleriniz (sorumlu bakanlarınız) buraya çıkmalı «Efendiler biz namuslu adamlarız. Sizin, kanunun emrettiği masuniyetiniz (dokunulmazlığınız) vardır ve bunu muhafaza edeceğiz. Milletin namusu mahfuzdur (koruma altındadır). Biz bu cinayeti meydana çıkaracağız. Müsebbibi (sebep olanları) her hangi şahıs olursa olsun onları kahredeceğiz, kanunun kudreti önünde diz çöktürecek, geberteceğiz.” demelidirler. Bunu söylemezlerse namussuzdurlar efendiler. Bunu söylemezlerse bu milletin vekil-i meşruu (yasal bakanları) değildirler efendiler! Biz masuniyet (dokunulmazlık) isteriz. Bize masuniyet vermezlerse, bunu almaya eğer sizin de kudretiniz yoksa ve o surette burada oturursanız siz de namussuzsunuz. Oturulmaz efendiler. Hiçbir vicdanın bunu kabul etmeyeceğine kaniim (kanaat getirdim, inanıyorum). Cihanla mücadele etmeliyiz.”
Yusuf Ziya Bey (Bitlis); “-Söz istiyorum Paşam.”
Reis; “-Müsaade buyurun efendim.”
Yahya Galip Bey (Kırşehir); “-Sus canım. Açık söyle! Anlayalım. Böyle müphem (belirsiz) sözlerden kimse bir şey anlamaz ve hiç kimse bunu kabul etmez.”
Yusuf Ziya Bey (Bitlis); “-Müphem değildir. Açıktır. Susmayacağız.”
Hüseyin Avni (Devamla); ”-Kudretini takdir eden (gücünün değerini bilen) bir Meclis’te ben o kadar ufak bir şey görürsem efendiler, esasen oturamam. Ben, Meclisin kanunu muhafaza, vakar-ı millî ve namus-u millîyi muhafaza edeceğine kaniim (inanıyorum) de onun için buraya çıktım, Söz söylüyorum. Ben hayatımı feda etmiş, buraya gelmişim. Bizim, sıyanet (korunma) için, muhafaza (korumak) için yaptığımız kanunlara riayet eden vekiller buraya çıkmalı bu cürmü (suçu) meydana çıkarmalı ve mebusların masuniyeti (dokunulmazlığı) olduğunu bir daha burada söylemeli ve bunu yapan hangi bir şahıs ise kahır ve tedmir edilmeli (yok edilmeli ve mahvedilmeli). Ondan sonra burada müzakere cereyan etmeli (görüşmeler sürmeli). Aksi takdirde efendiler, burada müzakere olamaz. Vekiller kendileri çekilsinler! Onların kudretleri yoksa Heyet-i Celile âciz değildir. Şerefinizi, namusunuzu, kanununuzu muhafaza edecek bir Hükûmet teşkil edersiniz. Bu suretle müzakereye imkân vardır. Aksi takdirde paydos efendiler! Paydos! Biz mademki üzerimize aldığımız vazifeyi idare edemiyoruz, onun için biz paydos edelim. Millete hakkını verelim. O, hakkını da, şerefini de, dinini de muhafaza eder. Ben de onun bir ferdi olarak iftihar ediyorum efendiler!” (Alkışlar)
Reis; “Efendim filvaki Ali Şükrü Bey arkadaşımızın iki günden beri nerede olduğuna dair hiçbir malûmatımız (bilgimiz, verimiz) yoktur. Bu münasebetle Hüseyin Avni Bey biraderimiz meseleyi izah ettiler, İcra Vekilleri Heyeti Reisi Rauf Bey, bu bapta söz aldılar. Lütfen kendilerini dinleyelim. Yalnız arkadaşlardan bir şey temenni ederim ki mesele tenevvür etmeden (aydınlanmadan) hissiyat (duygusallık) hâkim olmasın. Söz Rauf Beyindir.”
İcra Vekilleri Heyeti Reisi Rauf Bey (Sivas); “-Arkadaşlar; muhterem arkadaşlarımızdan Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey’in Salı günü akşamından beri ikamet ettiği mahalle (yere) avdet etmediği (geri gelmediği) dün sabah onda Hükümetinizce malûm oldu (öğrenildi). Hükümetiniz Türkiye halkının ve onların mümessillerinin (temsilcilerinin) itimadına mazhar ( güvenine lâyık) olması lâzım gelen Hükümetiniz; aynı silsileye riayet eden (uyan), halkın akidelerini, istiklâlini temin vazifesiyle mükellef (inançlarını, bağımsızlıklarını elde etmek göreviyle sorumlu) olan Hükümetiniz; ahâd-ı nâstan (insanlar içinden) her hangi bir ferdin hukukunu âzâmi gayret ve fedakârlıkla muhafazaya, sıyanete (korumaya), ihkaka (hakkını vermeye) hazır olan Hükümetiniz; ayrıca milleti temsil eden, memleketin istiklâlini, hürriyetini temin için çalışan Meclis-i Âlinin bir azasının tagayyübünü (kayboluşunu) lâyık olduğu ciddiyet ve ehemmiyetle telâkki etmiştir (algılamıştır). Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin hür olan Adliyesi dünden beri hür ve serbest olarak icray-ı vazife ediyor (görevini yapıyor). Dünden beri Türkiye Hükümetinin kuvve-i inzibatiyesi (güvenlik güçleri) de hür ve serbest olarak Meclisi Âli’nin ve milletin itimadına (güvenine) lâyık olacak bir surette icrayı faaliyet ediyor (bir şekilde görevini yapıyor). Ümit ederim ki en yakın bir zamanda hak ve hakikat tezahür edecektir (ortaya çıkacaktır). (İnşallah sadaları) Ümit edelim ki bu kıymetli mebus arkadaşımız bir sehivle (yanlışlıkla) bir kazaya uğramamış olsun. Eğer suikasta mâruz (kasıtlı öldürülmekle karşı karşıya) kalmış ise ki, çok dilhunum (gönülden yaralıyım), her halde müsebbiplerinin (sebep olanların) meydana ihracı (ortaya çıkması) ve bu milletin Adliyesine şeref verecek tarzda tecziyesi (cezalandırılması) sizin emniyetinize mahzar oldukça Hükümetinizin en mukaddes vazifesidir. (Bravo sadaları) Hüseyin Avni Bey arkadaşımız milletin istiklâlini temsil eden hürriyet-i kelâmla çok müteheyyiç (heyecanlı) olarak beyanatta, bulundular. Meseleyi iki suretle telâkki buyurdular (algıladılar). Siyasi cürüm (suç) veya âdi cinayet diye tasavvur buyurdular. Bunları şu veya bu diyebilmek için hür ve serbest hareket eden Adliyenizin kararına intizar etmek (beklemek) en doğru tarik (yol) olur. Ondan, evvel bu hususta imali fikretmek (fikir üretmek) ve tezahüratta bulunmak emin olalım ki takibatı Adliyeyi işkâl eder.(adli takibi yanlış yönlendirir, şekillendirir)
Ziya Hurşid Bey (Lazistan); “-Fena misaller var da onun için.”
Rauf Bey (Devamla); “-Bu itibarla arkadaşlar! Hüseyin Avni Bey arkadaşımızın buyurdukları gibi Hükümetiniz ifay-ı vazifeden izhar-ı acz etmiş (görevini yapmaktan aciz olduğunu açıklamış) değildir. Hükümetiniz her mütemeddin (medeni), her müstakil (bağımsız) millet gibi bu vazifeyi ait olduğu heyetin selâmetle ve emniyetle ifa ve takip etmekte olduğunu görüyor. Eğer bu vazifeyi yapamazsa Hükümetinizin aynı zamanda icraî salâhiyeti haiz (yürütme yetkisine sahip) olan Meclis-i Âlinize gelip kudretinin ne dereceye kadar kifayet ettiğini ve kabiliyetinin ne dereceye kadar ilerleyebildiğini ve bundan ilerisine de zekâ ve irfanının kifayet etmediğini 8bilgisinin yetmediğini) söylemeği kendisine bir şeref ve bir vazife bilir.”
Hüseyin Avni Bey (Erzurum); “-Bravo! Bravo! Biz de bunu isteriz. Başka hiçbir şey istemeyiz”
Rauf Bey (Devamla); “-Hepimiz bir arada bu milletin istiklâl ve istihlâsı (bağımsızlık ve kurtuluşu) vazifesini her şeyin fevkinde (üzerinde) en aziz bir gaye olarak biliyoruz. Hiçbir arkadaşımızın bunun fevkinde düşünmesi caiz (yerinde) değildir. Bunun zıddiyeti (tersi); aklen, kanunca sabit oluncaya kadar caiz görmüyorum. Bu itibarla efendiler! Vazife gören vazifedarları müşkülâta sevk etmemek (görevlileri zor durumda bırakmamak için) için neticeye intizarı (sonucu beklemeniz) bendeniz hikmet-i Hükümetle ve hikmet-i adaletle ve meselenin en selis (akıcı) ve salim bir suretle halliyle tev’em (uygun) görüyorum ve arz ediyorum. Çalışıyoruz, meydana çıkaracağız. Çıkaramazsak itirafı acz (aciz kaldığımızı itiraf) ederek geliriz, Heyeti Âlinize arz ederiz. Hakikaten esrarengiz bir tagayyüb (kaybolma) şeklinde görülen ve merkezi millîmizin bir sokağında hâdis olan bu tagayyüb (kaybolma) meselesinin müsebbiplerinin meydana ihrâcı (sebeplerinin ortaya çıkması) için var kuvvetimizle çalışacağız ve muvaffak olacağız.” (Kim olursa olsun, sesleri)
Hakkı Hâmi (Sinop); “-Muhterem arkadaşlar! Bendenizden evvel söz söyleyen Hüseyin Avni Bey arkadaşımız meselenin ehemmiyeti (önemi) hakkında lâzım-ı veçhile (gerektiği gibi) söz söylediler ve Meclis-i Âlinizi tenvir ettiğine kaniim (aydınlattığına inanıyorum). Ancak buna lâyık olduğu derecede ehemmiyet verebilmek için meselenin ne kadar azîm (büyük) olduğunu bir daha Heyet-i Celilenize (yüce heyetinize) arz etmeyi bir vazife biliyorum. Arkadaşlar! Bir Mebus demek hepiniz de pekâlâ bilirsiniz ki milletin heyeti umumiyesini (tamamını) temsil eden bir zattır. Bu sıfat-ı mebusiyet (mebusluk sıfatı) onda bulundukça ona uzanacak her hangi bir el ona değil, doğrudan doğruya milletedir. Efendiler; 700 senelik saltanatın tahribatı altında inleyen bu millet, Hâkimiyeti Milliyesine (milli egemenliğine) kavuşacağı şu sırada en ziyade Hâkimiyeti Milliyenin hâr müdafilerinden (ateşli savunucularından) birisinin orta yerden kaybolması pek ziyade ehemmiyetle (çok büyük bir önemle) nazar-ı itibara (dikkate) alınacak mahiyettedir (içeriktedir). Efendiler buna uzanan kirli el Ali Şükrü’ye değil milletin Hâkimiyet-i Milliyesine el uzatmış ve boynuna kement atmış demektir. Efendiler! Ali Şükrü Bey’in Meclisteki hayat-ı tarihiyesini (özgeçmişini) bilenler. Ali Şükrü Beyin bugün bu hale mâruz kaldığını görenler, bu vaziyet karşısında Ali Şükrü Bey meselesi bütün mahiyetiyle, bütün üryanlığıyla (çıplaklığıyla) meydana çıkarılmadığı takdirde efendiler, bu kürsüde Hâkimiyet-i Milliye’den (milletin hakimiyetinden) bahsetmek kadar gülünç bir şey olamayacağı gibi efendiler, hürriyet-i kelâmı (konuşma hürriyeti, ifade özgürlüğü) taht-ı emniyete (güvenlik altına) alınmamış olan her hangi bir muhitte (yerde) mahza tahsisat (aylık maaş) almaktan başka bir şekil ifade etmeyecek tarzda oturmak bir zillettir (düşkünlüktür)” Doğru Sesleri)
Yahya Galip Bey (Kırşehir); “-Hâkimiyet-i Milliye’nin yalnız bir şahıs değil hepimiz müdafiiyiz (savunucusuyuz).”
Hakki Hami Bey (Devamla); “-Efendiler! Hüseyin Avni Bey biraderimizin temenni (arzu) ettiği gibi ben de bunun bir cürm-ü siyasi (siyasi suç) olmamasını pek temenni ederim. Eğer Ali Şükrü Beye hürriyet-i efkârından (özgür düşüncesinden) dolayı bir tecavüz vuku bulmuşsa (gerçekleşmişse), ben bütün cihan huzurunda o gibi kirli ele derim ki; Ali Şükrü Bey gibi bu memlekette, memleketin hürriyeti için feryat edecek daha birçok Ali Şükrü beyler vardır. Efendiler! Hiçbir zaman milletin fikri, hürriyet ve kanaati silâhla öldürülemez. Tehditle söndürülemez. Eğer bunun imkânı olsaydı Heyeti Vekile’niz (hükümetiniz) bugün burada mevcut olmazdı. Bütün eslihadan tecrit edildiğiniz (silahlardan arındırıldığınız) ve her taraftan takibat-ı şedide icra edildiği (şiddetli takipler yapıldığı) halde bugün şu mevcudiyeti temin eden, sönmeyen içtihadın (düşüncenin), ölmeyen kanaatin ittihadıdır (birliğidir). Hepiniz pekâlâ hatırlarsınız ki; Meclisi Ali ilk teşekkül ettiği zaman bu âzâyı muhtereme en müthiş bir tehlike karşısında bulunuyordu. Üç seneden beri buraya gelip ifay-ı vazife edenleri tehditle, taktille (katletmekle, öldürmekle) ve sair suretle bunların kelâmını kesmeyi eğer herhangi bir el kast ediyorsa o el bilmelidir ki, bu milletin bütün bu mebusları ölür, fakat bunlar yerlerini dolduracak, onun on misli daha mebus bulunur. Efendiler! Bizim mücadelemiz nedir? Bendeniz mücadeledeki maksadı şöyle görüyorum: Evimde rahat oturmak, evimde rahat yatıp kalkmak; kimseye, kanuna tecavüz etmemek şartiyle hür olarak ben ve benim kardeşlerimin memlekette yaşamasıdır. Benim hürriyetim tahtı emniyette (emniyet altında) olmadıkça bütün söylenen sözler boşadır. Rauf Beyefendi meselenin ehemmiyetiyle mütenasip (önemiyle uyumlu) takibatta bulunduklarını söylediler. İnşallah, çok teşekkür ederiz. Fakat Ankara gibi bir muhitte altmış saat geçtiği halde bu kadar mühim bir mesele hakkında hâlâ va’dü vaitte (vaatlerde) bulunmalarına hayret ediyorum. İnşallah çalışacağız, bulacağız. Olmadığı takdirde buraya geleceğiz.. Efendiler! Bunlar bir reculü devletin (devlet büyüğünün) ağzından işitilmesi arzu edilmeyen şeylerdir. Çalışacağız diyorlar, niçin çalışmıyorlar: Zabıtaya verilen bu tahsisat (ödenek) nereye gidiyor? Lüzumsuz yerlerde bir takım murakıplar (denetleyiciler) bulunduracaklarına bu gibi mühim mesail (işler) peşine koştursalar olmaz mı? Ve yine diyorum efendiler! Milletin boynuna, atılmış bir kement, bir namus, bir haysiyet meselesidir. Hükümetin bunu bulması vazifesidir. Bulmadığı takdirde Hüseyin Avni Bey’in söylediği sözü maatteessüf bendeniz tekrara mecbur kalıyorum. Efendiler! nikat-ı nazar (düşünceyi ifade, bakış açısını konuşma) ihtilâfı (ayrılığı) eğer bu gibi ahvale (hallere) sebebiyet veriyorsa bunun bir çaresi vardır. Efendiler! Niçin bulunuyoruz? (Yoktur sesleri) İnşallah yoktur, temenni ederiz ki yoktur fakat mesele gayet ehemmiyetlidir, Heyet-i Hükümetten bilhassa rica ediyorum, Heyeti Celile’nin arzusu da budur. Lâyık olduğu derecede bizi pek seri bir surette de tenvir etsinler (aydınlatsınlar).”
Ziya Hurşit Bey (Lazistân); “-Efendim: bu meseleyi müzakere ederken biraz hissiyattan tecerrüd etmenin (duygulardan soyutlamanın) bendeniz muvafık (uygun) olacağı kanaatindeyim. İcra Vekilleri Reisi Beyefendinin beyanatını kâğıt üzerinde, okuyacak olursak görürüz ki pek büyük bir kıymeti vardır. Fakat hepimiz tarih okuduk. Birçok şeyler olur, birçok vukuat (olaylar) olur. Bütün resikârda (işbaşında) bulunan hükümetlerden daima böyle beylik sözler işitildiğini biliyoruz. Fransız Meclisinde böyle söylendi. Kont Rostor katl olunduğu (öldürüldüğü) zaman Avusturya Reis-i Hükümeti böyle söyledi, tabiî böyle söylenir. Tabiî Hükûmet Reisinden burada bundan başka bir söz sudûr edeceğine intizar edilmezdi (söz çıkacağı beklenemezdi), İnsan ne kadar ahmak ve akılsız olmalıdır ki böyle şey söylesin, tabiî öyle söyleyecekti. Hükûmet Reisi Beyefendi söylenmesi lâzım gelen klişeyi (basmakalıp söz) burada söylediler. Bendeniz de oradan dedim ki suiistimal (kötü kullanım, kötü niyet) vardır. Bırakalım dünyanın eski tarihlerini, Hükümet-i Milliyeniz zamanında vukua gelen bir suikast meselesinden dolayı uzun uzadıya dedikodular olmuştur. Ve uzun uzadıya tahkikat (araştırma) yapılmıştır. Hükümetin ve kışlaların yanında yapılan, güpegündüz alafranga saat 4,5 raddelerinde (sıralarında) üç yüz kurşun atılmak suretiyle yapılan bir suikastın faillerini, katillerini. Rauf Beyefendi o zaman da Hükûmet Reisi idi, vâ’düvaîtte (vaatlerde) bulundular, hâlâ va’düvaidini bekliyoruz ve böyle bekleyeceğiz. Bu yanlış bir şeydir. Saniyen (ikincisi) Ankara gibi bir yerde vuku bulan bir tagayyübden (kaybolma olayından) altmış saat geçtiği halde Hükûmet ne yapmış? Hükümetin vazifesi böyle bize klişe okumak değil, yaptığı şeylerle bizi tatmin etmektir. Biz dışarıda birçok şeyler dinliyoruz. Burada hepsini söylemek belki tahkikatı (araştırmayı) işkâl edebilir (şekillendirebilir). Hükûmet eğer celse-i aleniyede mevzubahis (açık celsede söz konusu) edilmesini muvafık (uygun) görmüyorsa hafi (gizli) celsede söylesin. (Millet dinlesin sesleri) Müsaade buyurunuz! Bendeniz bu meselenin anket (kamuoyu yoklaması) usulüyle Meclis-i Âli tarafından yapılması taraftarıyım. Adliye Encümeni bu işe vaziyet edip (el koyup) kendisi tahkikat (araştırma) yapmalıdır. Bizim Büyük Millet Meclisinin bu halidir beni düşündüren. Milletin bütün işlerini görecek, milletin hakkını arayacak ve müdafaa edecek bir meclistir. Meclisimiz aynı zamanda hükümettir de. İcra salâhiyeti (yürütme yetkisi) de ondadır. Meseleyi en iyi şekilde takrir edebilmek (kararlaştırabilmek) için başka çare yoktur. Meclis icra vazifesini yapmalıdır. İşte Büyük Millet Meclisi’nin icrai ve teşriî (yürütme ve yasama) salâhiyeti (yetkisi) o zaman meydana çıkar. Ben buna taraftarım ve bu fikirde musırım (ısrarcıyım). Hükümetin bir şey yapmadığına da kanaati tâmmem (tam kanaatim) vardır, işte ispatı meydandadır. İspat. Delâil (deliller), tarih meydandadır. Okuyunuz. Mesele bundan ibarettir. Adliye Encümeni bu ise vaziyet etmeli (el koymalı).”
Durak Bey (Erzurum); “-Efendiler! Bu mesele hakkında arkadaşlarımız kâfi derecede söz söylediler. Şimdilik zannediyorum ki bu mesele hakkında burada her bir arkadaşımız değil saatlerce, günlerce söz söyleyebilecektir. Fakat bendeniz zannediyorum ki, bu sözlerin söylenecek zamanı değildir, Çünkü arkadaşlarımızın da söyledikleri ve Heyeti Vekile’nin de söylediği gibi henüz aradan uzun zaman geçmemiştir. Tahkikat henüz devam ediyor. Bir dereceye kadar intac edilsin (sonuçlansın). İntac edildikten sonra eğer hakikaten bâzı hatıra gelen şeyler gibi siyasi bir cürüm olduğu tahakkuk ederse (gerçekleşirse) herkes tabii hak ve hukukunu muhafaza eder ve hiç kimse geri durmayacaktır. Çok söz söylenecek, belki birçok şeyler de olacaktır. Onun için bendeniz de rica ederim, hiçbir hissiyatla (duygusallıkla) burada söz söylenmesin ve bugün müzakereyi burada kapıyalım. Hükûmet tahkikatını yapsın ve ümit ederim ki Hükûmet üç dört güne kadar bunu meydana çıkarır, çıkarmayacak olursa vazifesini ifa etmemiş (yapmamış) olur.(Ne olur? Sesleri) Düşüreceğiz efendim. Ne olur ne demek? Bunun için çok rica ediyorum, itidalimizi muhafaza edelim (soğukkanlılığımızı koruyalım). Hükûmet tahkikata koyulmuştur. Bu bapta biz de ileri, geri söylersek belki tahkikatı işkâl etmiş (araştırmayı yanlış yönlendirmiş) oluruz. İnşallah iki üç güne kadar bu mesele intac edilir (sonuçlanır) ve intac edildikten sonra burada uzun uzadıya söz söylenir. Eğer bir cürm-ü âdi (adi suç) olmazsa, İnşallah bir cürm-ü âdi çıkar ve o zaman uzun uzadıya söze ihtiyaç kalmaz. Fakat bir cürmü siyasi çıkarsa – İnşallah çıkmaz – çıkarsa belki günlerce bunu müzakere eder ve bunu intac ederiz (neticelendiririz, sonuçlandırırız). Onun için şimdilik müzakereye lüzum yoktur, zannediyorum.”
İcra Vekilleri Heyeti Reisi Rauf Bey (Sivas); “-… Bir arkadaşımız Hükûmet hafi (gizli) celsede söylesin dedi. Hayır efendiler! Hiç gizli bir şeyimiz yoktur. (Bravo sesleri) Açık celsede olacak ve her şey açık söylenecektir. Bu, hafi (gizli9 celse işi değildir.”
Hüseyin Avni Bey (Erzurum) “-Bravo! Türk Milletinin namusudur bu.”
Rauf Bey (Devamla) — Ziya Hurşit Bey arkadaşımız inkılâp tarihimizde bir misal zikretmiş olmak için milel-i mütemeddine-i ecnebiyede (yabancı medeni memleketlerde) olan hâdisatı tekrardan (olayları tekrarladıktan) sonra bir ifadede bulundular ve yine bu İcra Vekilleri Reisi böyle söylediği halde el’an (halen) bulamadı dediler. Ziya Hurşit Bey arkadaşımıza hatırlatmayı, bu millet namına hatırlatmayı çok faydalı görürüm ki kendileri gibi bu gibi beyanatta hissiyata kapılmadan mütalâatta (duygusallığa kapılmadan görüş bildiriminde) bulunsunlar. Ziya Hurşit Beyin ifadede buyurdukları Trabzon hâdisesinin şekli cereyanının (oluş biçiminin) mucib olduğu (gerektirdiği) izah ve istizahlar (açıklama ve sorular) benim olduğu gibi hepimizin de aynen ve harfiyyen hatırınızdadır. Binnetice Meclis-i Âliniz kuvve-i icraiyesine istinaden (yürütme gücüne dayanarak) bir Heyeti Tahkikiye izam etti (araştırma heyeti oluşturdu)”
Ziya Hurşit Bey (Lazistân); “-Salahiyetsiz (yetkisiz) bir Heyeti Tahkikiye (araştırma heyeti).”
Rauf Bey (Devamla); “-O Heyet-i Tahkikiyeyi cihanın bilmesi lâzım gelecek.”
Ziya Hurşit Bey (Lazistân); “-Trabzon’da öğrendik ne kadar salâhiyeti olduğunu.”
Rauf Bey (Devamla); “-O Heyeti Tahkikiye cihanın bilmesi lâzım gelecek veçhile bağırıyorum ve diyorum ki; tamamıyla serbest hareket etmiştir ve kemal-i serbestîyle ifay-ı vazife etmiştir (tam bir serbestlikle görevini yapmıştır).
Ziya Hurşit Bey (Lazistân); “-Hiçbir zaman bir jandarmayı tutamamıştır.”
Reis; “-Susunuz rica ederim.”
Rauf Bey (Devamla); “-Efendiler, Heyet-i Tahkikiye’nin vazifesi derdest (tutuklamak) değildir.”
Ziya Hurşid Bey (Lazistân); “-O Heyet-i nâsiha idi (nasihat heyeti idi). Heyeti Tahkikiye değildi.”
Rauf Bey (Devamla); “-Hükümete verdiği rapor Hükümetçe harfiyen tatbik edilmiştir. Efendiler çok rica ederim, hepinizin çok hassasiyetle iddia ettiğiniz fakat bizim de aynı hassasiyetle iştirak ettiğimiz bu milletin istiklâli mevzuubahis olurken kanunları mevzuubahis olurken, hürriyet ve masuniyet-i şahsiye (kişisel dokunulmazlık) ve hayatiyesi mevzuubahis (söz konusu) olurken, milletin hürriyet-i kelâmı (konuşma hürriyeti) mevzuubahis olurken grup, fırka (parti) meselesi mevzuubahis edilmemelidir ve o noktai nazardan ifadâtı (o açıdan konuşulanları) velev (olsa da) sürçülisan olarak izhar etmemelidir (göstermemelidir). (Doğru doğru sesleri) Mevzuubahis olan bir şey vardır Efendiler Türkiye Milletinin yaşaması ve onun istiklâli bu vatanın selâmet ve saadeti kanunların hâkimiyeti ve adaletin mutlak olarak tecellisidir (ortaya çıkmasıdır). Başka bir şey yoktur. Hepimizin vazifesi odur. (Doğru doğru sesleri) Fırka (parti) varsa, grup varsa, hizip varsa bu mesele de yoktur. Bunu gözümüzün önünden kaçırmayalım. Mutlak muvaffak olacağız… hissiyata (duygusallığa) kapılmayalım, sükûneti muhafaza, edelim. Tekrar ediyorum. Hükümetiniz, Adliyenizden, Adliye Vekili muhteremi Bey arkadaşınızdan tam manasıyla emindir.”
İhsan Bey (Cebelibereket); “-O da kendilerindendir. Onlardandır.
Şevket Bey (Bayezıd); “-Meclistendir, Meclisten. Edepsiz herif. (Gürültüler)
Rauf Bey (Devamla); “-Hükûmet vazifesini yapıyor tekrar ediyorum.”
Şevket Bey (Bayezıd); “-Böyle yapıyorsunuz da herkes şüphe ediyor.”
Rauf Bey (Devamla) — Hükûmet vazifesini her halde yapıyor. (Kendilerinden ne demek” sesleri)
Rauf Bey (Devamla) — Tekrar ediyorum, neticesini Heyeti Âlinize arz ederiz ve inşallah müspet (olumlu) bir neticeye geliriz. Eğer bu müspet bir neticeye gelmezse efendiler! Hepiniz buradasınız… Yalnız arz ediyorum Adliyenin, polisin, takibatını işkâl edecek (şekillendirecek, yönlendirecek) müteheyyiç (heyecan verici) sözler faide (fayda) yerine zarar verir.”
Reis; “-Efendim yalnız bir noktayı tasrih etmek istiyorum. Arkadaşlarımdan birisi Adliye Vekili sizden diye söyledi. (Gürültüler) (Kimse kürsüye çıksın, sözünü geri alsın sesleri) Bütün vekiller (bakanlar) Türkiye Büyük Millet, Meclisi’nin vekilleridir ve itimadınıza mazhar (güveninize lâyık) olmuştur. (Söyleyen kürsüye çıksın sözünü geri alsın sesleri)
Nebil Efendi (Karahisarısahip); “-Reis Paşa. Hazretleri! Kürsüye çıksınlar, sözünü geri alsınlar.”
Reis; “-Efendim! Başka söz alan kalmamıştır. Mesele zannederim, tenevvür etti (aydınlandı). Evrak-ı varideye (günlük evraka) geçiyoruz.”
Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 28 (1.03.1923 / 8.04.1923) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 4, İçtima; 13, Celse: 1, – Sf. 233 ile arası) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın