1 Mart 1341 (1926) tarihinde İçtima: 64, Celse:1, Reis Kâzım Paşa
Türk Ceza Kanunu;
Adliye Vekili Mahmut Esat Bey (İzmir); ” … Fransa Ceza Kanunu’nun yalnız bu kısımları alınmıştır. .. Gayet demokratiktir ve Türk memleketinin, Türk milletinin, Türk inkılâbının ihtiyaçlarına göre vücuda getirilmiştir. ‘Bu kanunun ihzarında (hazırlanmasında) bilhassa (özellikle), İtalya cezaiyatı (ceza mevzuatı) örnek ittihaz olunmuştur (kabul edilmiştir). Bu, tasarı hazır ceza ilmi arasında en mütekâmil (tamamlanmış) ve müterakki (gelişmiş) olanıdır. Sf.4 Yani esasına dokunulmaksızın ufak tefek tadilât (değişiklik) yapılmıştır… Arkadaşlar! Ceza Kanunumuz çok serttir. Çünkü inkılâp çok kıskançtır. Fakat şunu Heyeti Celile’nize temin edebilirim (garanti verebilirim) ki, sertliği ile beraber ilmî bir eserdir. Bundan korkacak olanlar ve korkması lâzım gelenler Türk milletinin menfaatlarına (yararlarına), Türk milletinin hukukuna ve inkılâbına karşı tekin (uğurlu) olmayanlardır ve bunların korkması lâzımdır. (Bravo sesleri) Fakat memleketimizi sevenler, bizden olanlar, Türk İnkılâbına hayırhah olanlar, namuslu insan olanlar, bu sert Ceza Kanununda kendilerine bir masuniyet melcei (dokunulmazlık alanı) bulacaklardır. Sf.5
Adliye Encümeni Mazbata Muharriri Yusuf Kemal Bey (Sinop); “… 1274 (1858) tarihli Ceza Kanunu yapılırken nazarı itibara alınan kanun, Fransa’nın 1808 – 1810 tarihli Ceza Kanunudur.” (Tunalı Hilmi bu bir abidedir diyor.)
Feridun Fikri Bey (Dersim); (Yumuşak ve teknik bir biçimde muhalefet ediyor. İdamı kaldıralım diyor.) “Efendiler! 26 Mayıs 1874 tarihli İsviçre Cumhuriyet Kanununun 65’nci maddesindeki idam cezası ilga edilmiştir (kaldırılmıştır). Yalnız bilâhare (sonradan) idamı, ceraimi-gayri siyasiye için (siyasi olmayan suçlar için) ihya etmek (yeniden getirmek, geri getirmek) salahiyeti bazı kanunlara verilmiş ve bazı kanunlar bunu ibka etmişlerdir (devam ettirmişlerdir). Fakat hututu umumiyesi (genel hatları) itibariyle ekseri memleketler idam cezasını kaldırmışlardır. Romanya 1864’te idam cezasını ilga etmiştir. Portekiz 1866’da ilga etmiştir. Felemenk (Hollanda) 1870’te ilga etmiştir. Almanya’da dahi bazı hükümetler idam cezasını ilga etmişler ise de bilâhare bazı hükümetler koymuşlardır. Belçika’da hukuken idam cezası mülga değilse de fiilen tatbik edilmemektedir (uygulanmamaktadır). Fransa’da ise ceraimi adiyede (adi suçlarda) idam mevcut olup ceraimi siyasiyede (siyasi suçlarda) idam cezası 1848 senesinden beri mülgadır (ilga edilmiştir, kaldırılmıştır). Binaenaleyh bendeniz idam cezasının kanunumuzdan ref’ini (kaldırılmasını) teklif ediyorum. Mademki yeni ve mükemmel bir hayatı medeniyete mefkûrevî (fikirsel) olarak yürümek azmindeyiz ve bu azlimle gidiyoruz, binaenaleyh istikbale tam bir ahenk içinde ve bugünkü ruhî tekâmülü ihtiva ettiğini (ruhsal gelişimi taşıdığını) göstermek için Heyeti Âliye’nin, teklifimi kabul edeceğini zannediyorum. 146’ncı maddeye gelince “…maddede gösterilen şekil ve suretlerle gerek yalnızca gerek bir kaç kişi ile birlikte kavli (sözlü) veya tahrirî (yazılı) veya fiilî fesat çıkararak veya meydan ve sokaklarda ve nâsın (insanların) toplandığı mahallerde nutuk irat (nutuk vermek, topluluğa konuşmak) ve yafta (afiş) yapıştırarak ve neşriyat icra ederek (yayın yaparak) bu cürümleri (suçları) işlemeye teşvik edenler hakkında, yapılan fesat teşebbüs (girişim) derecesinde kalsa dahi idam cezası hükmolunur.” deniyor. Burada meseleyi telâkkide (anlamada) bir hata vardır. Kavli (sözlü) veya tahrirî (yazılı) fesat nasıl olur? Burada maksudu aslî (asıl maksat), fiilî fesat (fesat yapmak) olmak lâzımdır. Bu cihetle (bu yönden) kavli veya tahriri kelimelerinin tay edilmesi (çıkartılması) icap eder (gerekir).” Sf. 12
Adlîye Vekili Mahmut Esat Bey (İzmir); “.. Arkadaşlar! Fertlerin siyasî hürriyeti için Türk Camiasının büyük menfaatlerini, büyük âlî (yüce) haklarını tehlikeye ilga etmek hakkını, memleketimizde hiç bir vatandaş haiz değildir (çok doğru sesleri) Nazariyatta (teoride) ne denilirse denilsin, bir cürmün (suçun) neticesini hayatiyle ödemek ile hayatiyle ödememek arasında büyük farklar vardır. Bu cihet (yön) herkesin kulağına küpe olmalıdır ve küpe olmak lâzım gelir ki, Türk Milletinin büyük fedakârlığı ile vücut bulan inkılâba en ufak bir tariz (bulaşma) behemehâl (mutlaka) hayat ister, (sürekli alkışlar, bravo sesleri) Vazedilen (konulan) idam cezasının hedefi bu olduğuna göre Feridun Bey için endişeye mahal yoktur. Maruzatım (sunacağım) bundan, ibarettir. Yalnız şurasını da arz etmek isterim ki, İtalya’da idama muadil (denk) tatbik edilen (uygulanan) “erkastol” sistemli son ceza nazariyatında (teorisinde, kuramında) idamdan daha ağır görülmekte ve İtalya cezacıları arasında bunun idama tahviline (dönüştürülmesine) doğru temayül (meyil, eğilim) vardır. Efendiler! İtalya’da idam şu suretle yapılır: Mahkûmu “erkastol” denilen küçük 2 – 3 metre murabbaı (metre kare) genişliğinde, beyaz bir odaya kaparlar. Penceresi yoktur tavandan bir penceresi vardır. İdama mahkûm olan beyaz bir entari ile oraya girer. Hatta eline oynayabilecek bir ip bile vermezler, kitap: okutmazlar, hiç bir yerle temasa yoktur. Lakırdı edemez (konuşamaz). Bu suretle mahkûmların akıbeti, iki, üç ay nihayet bir iki sene nihayetinde, ölmeden mezara konulan mezar içinde kafalarım vura vura intihar etmekte veyahut tecennün etmektir (cinnet geçirmektedir, delirmektedir).” Sf. 14
Adliye Encümeni Mazbata Muharriri Yusuf Kemal Bey (Sinop); “… 146’ncı maddenin birinci fıkrasını okuyacak olursak Türkiye Cumhuriyeti Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun (1924 Anayasasının) tamamını veya kısmen tağyir (başkalaştırma) ve tebdil (değiştirme) veya ilgaya (ortadan kaldırmaya) ve bu kanunla teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisine iskât (sükût ettirmeye, susturmaya) veya vazifesini yapmaktan men’e (engellemeye) teşebbüs edenlere (girişenlere) aittir. Bu maddede gösterilen şekil ve suretlerle gerek yalnızca ve gerek bir kaç kişi birlikte gerek kavli (sözlü) veya tahrirî (yazılı) veya fiilî fesat çıkararak, diyor. Böyle bir fiili yalnız fiilisine atfedilen, tahrirîsine (yazılısına) atfedelim, serbest bırakalım olur mu beyler, olur mu arkadaşlar? Zannederim Sivas’ta böyle bir şey oldu. Bu gibi hususta kavlîsi (sözlüsü) de fesattır, fiilisi de fesattır, tahrirîsi de fesattır. Çünkü yapılmak istenilen şey Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmak Teşkilâtı Esasiye’yi kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak Cumhuriyeti ortadan kaldırmaktır, (teşebbüs) kelimesine bir de (tam) koyalım diyor.”
Feridun Fikri Bey (Dersim); 156’ncı maddede encümen (teşebbüsü tam) kelimesini kullanmıştır.”
Yusuf Kemal Bey (Devamla); “Belki kullanmıştır, Fakat bu kanunun bütün harflerinde ve bütün maddelerinde bize itiraz için hatalar arıyorsanız zannederim bu doğru olmaz,”
(Başka muhalefet yok, maddelere geçilmeden kül olarak kabul edildi, buna da itiraz yok. Feridun Bey bir takrir verdi onu da reddettiler.) Sf. 19
Kanunun Tamamı Celse Sonunda Var.
Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 53 (1.03.1926 / 31.03.1926) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 4, İçtima; 64, Celse: 1, – Sf. 4 ile 19 arası) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın