Osmanlı sultanı, hem kardeşinin ölümünü emrediyor, hem ölüme ağlıyor ve kardeşinin ya da yeğenlerinin celladına cellat seçiyordu; hiçbir sarayda görülmeyen bu ikiyüzlülüğün bazı seremonileri bile var. Osmanlı hanedanı, Moğol saraylarından öğrenip beğendikleri bir usulle asillerini sadece boğduruyorlar ve üstelik bu işi, sadece ipek sicimle yaptırıyorlardı. Osmanlı’da kafası vurularak öldürülmek, adî insanlara ait bir sondur.
Kuşkusuz, bu hipokrit davranış sadece Beyazıt’ın şehzadelerinde görülmüyor; bana hiçbir zaman “kanunî” görünmemiş Süleyman’ın en sevdiği ve en parlak oğlunun ipek sicimle boğulmasını seyretmesinde veya bebek yaşında torunlarının yaşamına son verilmesini emretmesinde bir kanunî yan göremiyorum. Süleyman da, hem boğdurmayı emretmiş ve hem de boğanların kafasını kestirmiştir; ikiyüzlülük burada da kalmıyor, boğdurdukları bebelerin asil olduklarını öldürüldükten sonra anlıyorlar ve cesetlerini, gerekli ihtimamla, babalarının yanına koyduruyorlar, bu ihtimamı da anlamakta hep güçlük çektim. Bursa’daki sultan türbelerinde, babalarının yanındaki babalarına göre ufacık bebek mezarlarını seyretmek bana her zaman büyük bir hüzün ve öfke vermiştir.
Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 175) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın