Büyük işletmelerin sahipliği kapitalistlerde olsa da, kontrolü menajerlere geçiyordu ki, bu kapitalizmi kapitalistlerden soyutlamak anlamına geliyordu. Burnham, bu tür görüşleri nahif bulmaktadır; mülkiyetin reel tanımını yapmayı deneyerek, kontrol kimde ise sahibi de o dur, demektedir. Sf. 45
Bir; demokrasi ile kapitalizm arasında ayrılmaz bir özdeşlik kurulamayacağını ifade ediyor; Burnham, kapitalizmin mutlaka demokrasiyi de beraberinde getireceği savının karşısındadır. Demokrasi kapitalizm ile beraber görünse de bu en çok sınırlı bir demokrasi olmak zorundadır.
İki; kapitalizmin iktidara gelmesi, parlamentonun kapitalistlerin eline geçmesiyle mümkün olmuştur; parlamento ise tarihsel olarak bir feodal kurumdu.
Üç düzeni arka arkaya yazabiliriz, feodalite, kapitalizm ve menajer düzeni. Bir de iki yönetim ya da hükmetme hâli yazabiliriz; yönetici sınıfın doğrudan doğruya, bizzat kendi eliyle ve bir de dolaylı olarak, temsilcileri eliyle etkilediği veya güttüğü kimseler vasıtasıyla yönetimidir. Bu ikincisi kapitalizmde görülenidir; kapitalistler parlamentoyu ellerine aldıkları andan itibaren, buraya temsilcilerini getirdiler, bu halkın yönetimi tarifine daha uygun düşüyordu. Demek ki bu egemen sınıfın dolaylı olarak yönetmesidir; bunun tersi ise egemen sınıfın doğrudan doğruya yönetimidir ki, hem feodalite ve hem de menajer sistemde durum budur. Bizim tekelokrasi analizimizde de tablo aynıdır; bir fark, tekelokraside yönetmek için parlamentoya girmek gerekli olmayabilmektedir.
Burnham’in üçüncü önermesi analitik açıdan daha verimli görünmektedir; Burnham kapitalizmde menajer sistemine geçişin uzun olabileceğini ve totaliter bir dönemi gerektirdiğini not etmektedir. Sf. 45, 46
Alıntı: Tekeliyet II (Ansiklopedi) – Yalçın Küçük, (İthaki Yayınları 1. Baskı 2003 – Sf. 43 ile 46 arası) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın