Tarihi Ebü’l Faruk’tan aldığımız Börklüce’nin söylemleri, toplumsal paylaşım ilkesinin tebliği niteliğindedir.
“Cenabı Hak dünyayı yaratmış, insanlara bahşetmiştir. Erzak, melbusat (elbiseler), davar, arazi ve bütün toprak mahsulleri umumun müşterek hakkıdır. İnsanlar hilkaten ve tabiaten müsavidirler. Birinin servet toplayıp biriktirmesiyle diğerlerinin ekmeğe bile muhtaç kalması ilahi maksada muhaliftir. Her şeyin çift olarak halk edildiğine, madde ve ruhun varlığa vücut verdiğine, müspet ve menfi kuvvetlerin münasebetiyle hayat ve hareketin uyandığına, karı ve kocanın birleşmesinden insanlığın doğmakta olduğuna göre, nikâhlı kadınlar iştirakten müstesnadır. Bu birlik haricinde kalan her şey insanların müşterek malıdır. Ben senin evinde kendi evim gibi oturabilmeliyim. Sen benim eşyamı kendi eşyan gibi kullanabilmelisin. Emlakimizi karşılıklı tasarruf edebilmeliyiz.”
“Allah, vaz‘ ettiği (emrettiği) kanunlardan hakkı ile istifade etmek için insana akıl ve iz’an vermiştir. Herkes, kendi aklının muhiti dairesinde (aklının kapasitesi içerisinde), Allah’ın emirlerini kabul eder. Birinin muhiti itikadı (inançsal çevresi), diğerlerininkine benzemediği için cebir ve şiddet göstermek muvafık (uygun) değildir. Fikir ve vicdan tabiat düzenliğinin mahsulüdür. Cebrin tesirinden masundur (dokunulmazdır, korunmuştur). Gerek Müslümanlıkta, gerek Hristiyanlıkta ulemanın ve papazların hataları ile nice bidatler ihdas olunmuştur (uydurma kurallar yaratılmıştır). Bunlar kaldırılırsa, din, bir olur. Hristiyanların Allah’a ibadet ettiklerini inkâr eden dinsizdir. Müslüman, Hristiyan, Musevi, Mecusi hep Allah kuludur, birdir, kardeştir. Aralarında sevgi ve uhuvvet (dayanışma) bulunması şarttır. Onların ihtilat (biri birlerine karışmaları) ve muhabbetleri sayesinde hak batıla galebe eder. Matlup ve gürültüsüz, kendiliğinden hâsıl olur.
Zulüm ve tegallüb (zorbalık) mahsulü olan bir hükümetin tecavüzlerini görmek ve emirlerine itaat etmek katiyen caiz değildir. Saray, saltanat, Yeniçeri ve muharebe hep zulüm eseridir. Tekkeler, dervişler, âlimler de zulüm ve tegallüb mahsulüdür (zorbalık ürünüdür). Onlar da zulüm ve tagallübe alet oluyorlar. Hükümet, zaman-ı saadette (peygamber zamanında) olduğu gibi millet tarafından intihap olunmalıdır (seçilmelidir). Herkes tam bir hürriyet içinde kendi fikir ve mesleğinin (ideolojik yönünün) sahibi olabilmeli, komşusunun meslek ve mezhebine hürmet etmelidir.” Bu öğretinin temel prensipleri, Bizanslı Tarihçi Dukas ve Tarihçi Murat Bey tarafından bize iletilmektedir. Tarihçiler daha çok Börklüce Mustafa üzerinde durmakta, Manisa’daki Torlak ayaklanmasıyla ile ilgili açıklamalara ise çok az yer vermektedirler. Bunlardan Dukas, dönem tarihçisidir ve Börklüce olayları sırasında henüz 20 yaşlarında bulunmaktadır ve üstelik “Olaylar Coğrafyası”na oldukça yakın olan Yeni Foça’da oturmaktadır. Dukas, olayların başlangıcı ve gelişimi ile ilgili bilgi verirken. Şeyh Bedreddin‘den söz etmez. Börklüce’yi olayların sahibi olarak görür ve onu “Perklîçia” olarak niteler. Sf. 49, 50, 51
Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 49 ile 51 arası) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın