(John Desmond Bernal, Science in History, Türkçe baskısı Materyalist Bilimler Tarihi iki cilt. Alıntı 1. Cilt sf. 71 ile 80 arası;)
“İnsan gruplarının genel ekolojik karakteri ilk başta kesinlikle, daha sonraları çok büyük ölçüde, besinlerini nasıl bulduklarına göre belirlenmiştir. İnsanlar ilkin tohum, çekirdek, meyve, kök, bal, böcek ve çıplak elle tutulabilir her türlü ufak hayvan gibi yiyebildikleri her şeyi toplamış olsalar gerektir. Bu aşamadaki hayat hakkında, birtakım çıkarsamalar ötesinde hiçbir şey bilmiyoruz. Bugün yaşayan bütün ilkel insanlar bundan bir sonraki aşamaya geçmişlerdir; o aşamada besin toplamanın yanı sıra büyük hayvanlar da avlanır. O zamanlardan kalan araçlardan, mamut dâhil her türlü büyük av hayvanını avlamaya yarayan tekniklerin gitgide nasıl geliştiğini izlemek mümkündür.”
“Hayvan aşamasından artakalan kesin bir sosyal farklılaşma kadın-erkek arasındaydı. Taş Devrinin başlangıcında ister istemez küçük olan sosyal grupların sürekliliği kadınlarca sağlanıyordu. Genç erkekler gruptan ayrılıp bir başka grubun kızlarıyla çiftleşiyor, sonra da o gruba dâhil oluyorlardı. Buna tekabül eden bir de ekonomik farklılaşma vardı: Kadınlar meyve, çekirdek, tohum toplayıp kökleri yolarken, böcek yakalarken, erkekler küçük hayvanları avlıyor, balık tutuyorlardı. O düzeyde henüz besin-bulma bakımından kadınla erkek arasında fazla bir ayırım söz konusu değildi.” Sf. 104
“Büyük hayvan avının daha da gelişmesi – erkek işiydi bu – başlıca besin-bulucu olarak erkeğin önemini arttırdı. Belki de bundan ve bunun getirdiği daha güçlü, daha saldırgan ve daha hünerli olma zorunluluğundan ötürü, Taş Devri’nin sonlarına doğru erkeklerin kadınlar üzerinde, örneğin Avustralyalı avcılar arasında olduğu gibi egemenliği ortaya çıktı. Aileler daha çok atadan-gelme, kabile gelenekleriyse ataerkil oluyordu. Bu eğilimin, çapa tarımına geçildikten sonra kadının öneminin artmasıyla tersine dönmüş olması mümkündür.”
“İnsan, başına buyruk doğada tam bir asalaktı; daha iyi tekniklerle elde ettiği kazançlar asalaklığının kapsamını enine boyuna arttırmaktan başka bir sonuç vermiyordu. Tarım icat edilene kadar insan bundan kurtulamayacaktı. Buna rağmen, kabilede birlikte yaşadığı kimseler ve avladığı hayvanlara karşı işe yaradığını gördüğü yöntemlerle doğayı kendisine yardımcı olmaya razı edebileceğini, kandırabileceğini düşündü. Tekniğin yetersizliğinden arta kalan boşluğu doldurma ihtiyacından büyü doğdu ve gelişti. İlkel kabile adamları, yararlı her hayvan, ya da bitkiyi belli bir kabilenin, ya da kabilenin bir bölümünün totemi yaparak, suretler ve semboller kullanarak, ya da temsili danslarla, hayvanın, ya da bitkinin bollaşıp çoğalmaya teşvik edilebileceğine inanıyorlardı.” Sf. 105
Alıntı; Küfür Romanları – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 104,105) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın