Bu dört ilçe, hareketin stratejik noktalarını oluştururlar. Bingöl’ün Mezrâ (Elâzığ) ile bağlantısını Karakoçan, Erzurum ile bağlantısını Karlıova, Muş ile bağlantısını Solhan ve Amed (Diyarbakır) ile bağlantısını Genç sağlıyor. Şeyh Sâîd Efendi, 13 Şubat günü Amed’in Ergani ilçesine bağlı Pîran köyüne (bugünkü Dicle ilçesi) gelir. O’nun geldiğini duyan halk, tekbir getirmeye başlar. Pîran halkı, Şeyh Saîd’i “Allâh-u Ekber” feryatlarıyla karşılar. O anda Pîran’da bir dilan (düğün) vardır. Şeyh Sâîd ve cümle ekâbir (ileri gelenler), düğüne iştirak ederler. Şeyh Sâîd düğünde şu konuşmayı yapar:
“Medreseler kapatıldı. Dînî kurum ve kuruluşlar yasaklandı. Din ve Evkâf (vakıflar) Bakanlığı kaldırıldı. Din mektepleri Millî Eğitim’e bağlandı. Küfür ve şirk hâkim oldu. Topraklarımız işgal edildi. Gazetelerde birtakım dinsiz yazarlar dine hakaret etmeye, Peygamberimize (sav) dil uzatmaya cesaret ediyorlar. Ben, bugün elimden gelse bizzat dövüşmeye başlar ve dinin yükseltilmesine gayret ederim.” Tarih: 13 Şubat 1925 Cuma… Yer: Pîran…
İşte tam bu sıralarda devlet tarafından hazırlanmış kontrgerilla (12 kişilik bir müfreze), Şeyh Sâîd Efendi, Pîran (Dicle)’da bir cuma ve dilan (düğün) gününde vaaz verdiği sırada oraya gelir. Tabiî ki, yöredeki mahkûmlar dahi, Şeyh Sâîd Efendi’yi dinlemek için herkes gibi gelmişler. O esnada askerî müfreze, “biz bu mahkûmları götüreceğiz” diye ısrarda bulunurlar. Ancak Kürtlerde bir gelenek vardır ki, saygın bir şahsiyetin bulunduğu bir yerde, ne adam götürülür ve ne de insan öldürülür. Misafirler ayrıldıktan ve o büyük zât gittikten sonra, mahkûmlar teslim olunur.
Şeyh Sâîd’in kardeşi Şeyh Abdürrahim de bu hâdiseyi yumuşak bir dille anlatır. Buna rağmen ısrar eden müfrezeye Şeyh Abdürrahim Efendi cevaben diyor ki: “Tamam anladık! Siz buraya mahkûmları almaya gelmişsiniz; bekleyin. Şeyh Sâîd Efendi zaten yarın Bitlis ve Hınıs’a doğru yola çıkacak; o gittikten sonra mahkûmları götürür müsünüz, bırakır mısınız, öldürür müsünüz, ne yaparsanız yapın; yalnız bunu şu anda yapmayın, halkın tansiyonu yüksektir. Yaparsanız halkı galeyana getirirsiniz, yanlış olur.” Ancak, bütün bu yumuşak izâhat, müfrezeyi bir türlü tatmin etmeyince, silâha teşebbüs edip “biz bunları silâhla götürürüz” diyorlar. Silâh patlatıp içeri girmeye çalışıyorlar. Fıtraten asabî olan Şeyh Abdürrahim, lâftan anlamayan ve olay çıkarmak için planlı gönderilen bu müfrezeye silâhla mukabele edince, hâdise patlamış oluyordu. Oradaki cemaat ile askerler arasında karışıklık çıkar. Bunun üzerine bütün hareket planları vaktinden önceye dönüşmüştür. Artık bir yıl sonra düşünülen hareket Kader-i İlâhî gereği hazırlıksız başlamış, Pîran köyünde 12 Şubat 1925 günü silâh ve tekbir sesleri birbirine karışmıştır. Yapılan çatışmada, Hasan Tahsin isminde bir müfreze mülâzımı ölüyor ve birkaç asker yaralanıp, diğerleri esir alınıyor. Böylece hareket başlıyor.
Alıntı; Şeyh Sait İsyanı – İbrahim Sadiyâni, (İnternet, Ocak 2010 – Sf. 8, 9) internet sayfasından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın