Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Recep Zühtü’nün Çengelköy’de oturan genç ve güzel bir kadınla ilişkisi vardı. Bunu hepimiz biliyorduk. Kadın şuh bir sosyete dilberiydi. Öyle tek erkeğe bağlanacak, evinde oturacak cinsten değildi. Recep Zühtü’nün İstanbul’da olmadığı günlerde gayrimüslim bir gençle sevişmeye başlamış. Aralarındaki aşk ilişkisi giderek gelişmiş, dal budak sarmış. Recep Zühtü İstanbul’a geldiğinde bir vesileyle olayı duyduğunda beyninden vurulmuşa dönmüş.

Akşam içki sofrasından sonra yatağa girmeye hazırlanırken Recep Zühtü, alkolün de etkisiyle kadına başlamış çıkışmaya:

-“Mademki yapacaktın bu işi, bir Türk bulamadın mı da, kefereyle işi pişirmeye kalktın?”

Kadın hem suçlu, hem güçlü. Alttan alıp kızgın dostunu yatıştıracağı yerde, üstüne üstüne gitmiş:

-“Ne olmuş sanki. Kefere merefe ama güzel çocuk. Hoşuma gitti. Ömrümün sonuna kadar senin kahrını çekecek değilim ya. Git aynada suratına bak. Hoşafın çıkmış. Çingeneden farkın yok.”

Bu sözleri söylerken kadın yatağa uzanmış, Recep Zühtü ise ayakta…

Recep Zühtü bunu duyar duymaz çılgına dönmüş. Zaten sinirli huyu var. Atatürk’ün yakını olmanın verdiği bir şımarıklıkla yerinden fırladığı gibi:

-“Seni namussuz orospu… Şimdi senin canını cehenneme…” diye asılmış tabancasına. Korkudan yataktan fırlayıp kaçmaya başlayan kadını kurşun yağmuruna tutmuş. Kurşunlar kadının vücuduna değil de, ayağına rastlamış. Öldürmemek için bilerek mi böyle yapmış yoksa sarhoşlukla mı hedefini şaşırmış bilmiyoruz. Kadın hemen o anda ölmemiş. Yarası tedavi edilmiş. Fakat yara sonradan kangrene çevirmiş. Bir süre sonra da kadının öldüğünü duyduk. Korkudan kimseye bir şey söyleyemedik. Recep Zühtü bu… Ağzımızdan bir söz kaçacak diye ödümüz kopuyordu. Hepimiz duman olurduk sonra…

Recep Zühtü Sinop milletvekiliydi o zaman. Dokunulmazlığı vardı. Adli makamlar da, Atatürk’ün yakını diye Recep Zühtü hakkında kovuşturma yapmaktan çekiniyorlardı. Fakat umumi kâtip Hasan Rıza Soyak, cesaretini toplayıp, ertesi sabah Dolmabahçe Sarayı’nda sabah gazetelerini okuyan Atatürk’e olayı bir bir anlattı. Ekmeğinden, mevkiinden olabilirdi.

Atatürk’ün “Kanuni işlem neyse onu yapsınlar” buyruğundan sonra Recep Zühtü hakkında kovuşturmaya başlandı. Olay Atatürk’ü çok üzmüştü ama belli etmemeğe çalışıyordu. Bir daha bu konuya hiç değinilmedi.

Recep Zühtü, sinir hastası olduğu gerekçesiyle üç-dört ay Ortaköy Şifa Yurdu’nda tedavi gördü. Bir daha da onu Atatürk’ün sofrasında görmedik.

Atatürk’ün ölümünden sonra cenazenin götürüldüğü trene Recep Zühtü de binmiş. İzmir’den Ankara’ya gidiyormuş. Sf. 186, 187

Alıntı;  Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal Granda, (Kristal Kitaplar, 1. Baskı Mart 2007 – Sf. 186, 187) kitabından birebir alınmıştır.

Posted in , , , ,

Yorum bırakın