(Nizam’ül-Mülk’ün Sultan Melikşah’a sunduğu Siyasetname kitabından;)
Muattile mezhebini cihana ilk getiren, Acem diyarında Nûşirevân-ı Âdil’in babası Melik Kubâd, Fîrûz devrinde kendisine mûbed-i mûbedân denen Mezdek bin Bamdâdân nâm (adında) birisi idi. s. 271
Mezdek padişahın ve halkın çoğunun iyiden iyiye mezhebine iman etmiş olduğunu görünce herkesin malını kamuya açarak: “Halkta mal mülk ve altın hususlarında mülkiyet olmaz, herkesin malı birbirine mubahtır. Tanrı’nın bütün kulları Âdem’in çocukları olduğundan hiç kimse bir işte yokluktan ötürü sıkıntılara düşmesin diye bir şeye ihtiyaç duyduğunda yekdiğerinin malını harcayabilmelidir. Zira herkes eşittir.” dedi. Bu fikirler Kubâd ve Mezdek’e iman eden topluluğa makul gelince malı ortak kullanmaya razı olarak malları mubah kıldılar. Bunun üzerine Mezdek: “Karılarınız da mallarınız gibi olduğu için onlar da ortak paylaşılıp yekdiğere helal olmalı, kimin canı bir kadını arzular ise kendisine engel olunmamalıdır. Zira hiç kimse şehvet ve servetten mahrum, şevk ve arzusu kursağında kalmasın diye dinimizde kıskançlığa ve müsamahasızlığa yer yoktur.” dedi.
Herkesin mal ve kadınlarının birbirlerine mubah oluşu aşağı tabakadan insanların on kat daha fazla hoşuna giderek Mezdek’in mezhebine akın akın girmeye başladılar. Bunun üzerine Mezdek şöyle bir kanun koydu: “Bir kişi evinde 20 kişiyi ağırlamışsa, onlara ekmek, et, şarap ikram edip çalgı hazırlamalıdır. Ziyafetten sonra, konukların tek tek kalkarak ev sahibinin karısıyla cinsel ilişkide bulunmasında bir mahsur yoktur.” Hatta rastgele bir eve gidip başka birisinin karısıyla cinsel münasebette bulunmayı arzu eden bir kişi külahını çıkarıp evin kapısına asması; ev sahibinin kocası da eve gelip kapıda asılı bulunan külahı görünce evin meşgul olduğunu görerek iş sona erinceye kadar dönmemesi âdet haline gelmişti. s. 274
Alıntı; Siyasetname – Nizamü’l-Mülk, Farsçadan Çeviren; Mehmet Taha Ayar (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, VI. Basım Haziran 2014 – s. 271 ile 274 arası) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın