“Bir gün de, aklıma geliyor, bitün begler ve ağalar bir- birleriyle barıştılar, kef yapmak için bitünü de buraya toplandılar. Ağama söyliyim, bir de ne görelim! Bitün begler ve ağalar kendi Ermenilerini toplayıp dediler ki: “Hepiniz bu yazıdaki çukurlara (derinliği bir arşın) gireceksiniz; begler ve ağalar üzerinizde cirit oynayacak.”
“Ah Kara gün, kara gün,” deyip ağladı zavallı ihtiyar ve devam etti.
“Çok ağladık, çok yalvardık, çok yakardık, gittik o beglerin ayağını öptük belki bize acırlar diye. Ama ne fayda, ağlamamızı, kanlı gözyaşlarımızı ne Allah duydu ne de allahsız begler. Bitünümüzü çıkardılar, tarlanın ortasına açtıkları çukurların içine oturttular, başladılar atlarını bir o tarafa bir bu tarafa sürüp üzerimizden geçmeye. Vah, vah, vah! Sefil Ermeniler! Bazısı öldü, bazısının kafası ezildi, bazısının bağırsakları dışarı döküldü, bazısının kolu bacağı kırıldı, gözü çıktı. Kim bilir daha neler oldu! Sf. 42, 43
Varhasıli, bizim buraların halı böyleydi, ta ki bir gün İstanbul’dan Reşit Paşa Harput’a gelene kadar. Ağama söyliyim, başladı bitün derebegileri, ağaları, şehleri, koca başları, ileri gelenleri asmaya, kesmeye, derisini yüzüp tulum çıkarmaya.
Gözini sevdiğimi rahmetli Reşit Paşa böyle yaptı ya, bitün daciglerin ve Kürtlerin içine bir ah düştü. Çoğu “Bu paşa gâvurdur” diyordu. Buradan Diyarbekir’e gidince orada zehirlediler onu. ‘Bu gâvurdur, gâvurlara krallık veriyor.” Diyerek öldürdüler zavallıyı.” Sf. 43
“Bir gece ben ve rahmetli abim kaçtık gittik Harput’a. Oraya vardığımız gibi, öyle bir arzuhal donandırıp Reşit Paşa’ya verdik ki, köpek yese kudururdu; ötesini sorma artık. O arzuhali verdikten iki gün sonra gözini sevdiğimi, ne görsek iyidir? Bizim Çarsancak’taki bitün begleri, ağaları, şehleri, ileri gelenleri elleri arkadan bağlı Harput’a getirdiler. Bir gece getirdiler, ertesi sabah bitünü Aslanpınarı’na götürdüler. Orada bazısını astılar, bazısının kafasını kestiler, bazısını kazığa çıkardılar, bazısının üzerine gazyağı döküp yaktılar, bazısının derisini yüzüp tulum çıkardılar, bazısını aşuğ burgusuna vurdular, kim bilir daha neler neler yaptılar… Sesleri, tövbe Allah’ıma, dünyayı tuttu.” Sf. 44
“Birkaç hafta geçti gözini sevdiğimi, bir gün de dediler ki Reşit Paşa Harput’un bitün Ermeni büyüklerini çağırmış:
—Oğullarım, görüyorum ki siz bu daciglerin elinde çok sıkıntı çekiyor ve gün yüzü görmüyorsunuz. Ben bu milleti sizden ayırmak istiyorum. Sizi Yarbekir’e (Diyarbakır) yollayayım, oradaki Türkleri de buraya alayım; ya da tersi, buradakileri oraya yollayayım, oradaki Ermenileri buraya getireyim. Hangisini isterseniz söyleyin bana, öyle yapayım.” Sf. 45
Alıntı; Dersim (Seyahatname) – Antranik, Ermeniceden Çeviren; Payline Tomasyan, (Aras Yayıncılık, Kasım 2012, Sf. 42 ile 45 arası) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın