Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Dersim

  • Ey Mastarların, Hazarların, Gölcüklerin, Muratların ülkesi Elazığ, ey bağlarında tat, dağlarında buzlu sular kaynayan yeşil Uluovaların evlatları, ey Tunceli ve Bingöl’ün göklerle yarışan çetin dağları, bağrını bin bir haşeratın kemirdiği boynu bükük ormanları, ey dar zümrüt vadilerin çileli yiğit çobanları ve mert insanları, hepinize gönül dolusu selam, sevgi ve saygılar… Ey saadetinize sevinç, dertlerinize gözyaşı…

  • Ahmet Emin Yalman anlatıyor; Sıdıka Avar’ın mukavemete, hatta karşılaştığı düşmanca hareketlere karşı pek garip bir silahı da vardır. Bunu kendisi şöyle anlatır: -Velihaki Köyü’nün ağası bana şu nasihati verdi: “Gittiğin yerde bir düşmanlık görürsen hemen sofralarına otur ve yemeklerini ye… iş değişir, düşmanlık ortadan kalkar. Daha şiddetli, daha düşmanca hareketle karşılaşırsan “Bu gece burada misafir…

  • Ahmet Emin Yalman anlatıyor; Sıdıka Avar’ı dinlerken, bu ufacık tefecik, kır saçlı kadın gözümde büsbütün efsaneleşiyordu. -Peki, böyle gece yarıları, kuş uçmaz, kervan geçmez dağ yollarında yanınızda 19 yaşında bir sürücü çocukla, hatta bazan hiç kimse olmadan, korkmuyor musunuz?… Dedim. Gülümsedi: -Bugün için artık bu kahramanlık olmaktan tamamen çıktı, lakin senelerce önce ilk defa bu…

  • “Demokrat Parti İdaresi tıpkı müstemleke sahibi memleketlerin yaptıkları gibi, halka bazı maddi nimetler vermeye çalışmış, bir takım imar ve cihazlama hareketlerine atılmıştır. Fakat yine müstemleke idarelerinin yaptığı gibi, kendi iktidarını alabildiğine devam ettirmek ümidiyle Cehalet ve taassubu bir afyon diye kullanmayı, kütlelerin gözlerini açmamaya dikkat etmeği aklına koymuştur. Yani her milli idarenin yapması lazım olduğu…

  • Amerikalılar, maddi yardımda bulunursa buna elbette memnun oluruz, fakat her şeyden evvel Bayan Sıdıka’nın eserinin bir örnek diye memlekete tanıtılması, bu yolda yürüyenlerin çoğalması lazımıdır. Bilhassa Doğu vilayetlerimizde kültür birliğine doğru gitmek bakımından Bayan Sıdıka, “bir numaralı Türk akıncısı” unvanına cidden layıktır. Yazan Ahmet Emin Yalman. Sf. 107 Alıntı; Dağ Çiçeklerim – Sıdıka Avar, (Öğretmen…

  • Yasak Bölge’den dönüşümüzde Sayın Niyazi Akı’ya oradaki durumu anlattık. Ertesi gün Elazığ’a dönmek için kamyona binerken “Gakko Vali” Bey’in gece Elazığ’a indiğini, yardım istemek üzere bu sabahki tayyareyle Ankara’ya uçacağını öğrendim. 20 bin lira yardımla dönen Sayın Niyazi Akı, Yasak Bölge karakollarına un dağıtarak ekmek pişirilip muhtaç halka kış boyu dağıtılması için tedbir almıştı. Kendisi…

  • Tunceli’deki isyandan sonra, yolsuz orman köyleri boşaltılmış, halk batı illerimize iskân edilmiş, bölge yasak bölge olarak ilan edilmişti. Senelerce boş kalan bölge köylerinin yasağı kaldırılmış, baharda halkın tabiriyle baba ocağına dönüş başlamıştı. Kamyonlar dolusu insanın dönüşte, köylerinin dağ yolundan inince toprağa kapanıp öptüklerini, yüzlerini gözleri sürdüklerini, baharda öğrenci dağıtırken görmüştüm. Bu büyük toprak aşkına saygı…

  • Marshall Planı’yla yurdun her köşesine giren Amerikalılar Ovacık düzüne de spor uçaklarıyla indiler. Sabah. Munzur’un son sistem oltalarıyla avladıkları alabalıklarını öğleyin sofralarına uçurdular. Hayvancıkların nesli azalıncaya kadar Ovacık Belediyesi’ne, bu balık avcılarından balık başına bir para almalarını söylediğim zaman gözlerini büyük büyük açarak: -Hiç misafirden pare alınır? Ayıptır! Cevabını verdiler. Ey bütün varını yabancılara cömertçe…

  • O tarihlerde Şark Ekspresi’ne Elazığ, ara hatla bağlıydı. Elazığ treni Ekspres’ten Yolçatı’da ayrılır, 45 dakikada gelirdi. Yolçatı’dan beş kilometre sonra Han Köyü vardı ki vilayete 20 kilometrelik, güzel bir şose ile bağlı, zengin bir köydü. Köyde 10 gündür kurs yerleşmemiş, açılamamıştı. Muhtarı aradım: -Muhtar efendi, hâlâ kurs yeri bulmamışsınız öğretmene! Ters bir ifadeyle: -Pamuk tarlada…

  • Karakoçan’a gitmek için önümüzde beş kilometreden fazla yol vardı. Diğer çare de yükler üstünde gecelemekti ama, makas kırık olduğu için şoför müsaade etmiyordu. Bavullarımız şoför mahallinin üstünde bağlı idi. Biz bu kararsızlık içinde iken kurtarıcı bir ses hepimizi sevindirdi. Bingöl tarafından makine sesi geliyordu. Hepimiz ayaktandık. Gelen kamyon durdu. Ağzına kadar yük ve müşteri dolu.…

  • Bir gün Bingöl Valisi Sayın “Şahinbaş” gelmişti. Yatılı son sınıfa girdi. Kızlar saygı ve sevgi bakışlarıyla ayağa kalktılar. Vali Bey sordu: -Kürt kızları bunlar mı? Çocukların bakışlarındaki sevgi derhal değişti, gittikçe de hainleşti. -Tunceli’nin Türk kızları efendim. Vali Bey devam ediyordu: -Babalarınızın, dedelerinizin isyan ederek yaptığı hataları gördünüz, canlarıyla ödediler. Ben sözünü kesmek isteğiyle, -Aman…

  • Ertesi gün Vali Bey’le köylere gidiş programını yaptık, tavsiyelerini aldık. En yakın köy olan Simsör’e yollandık. Bingöl Merkezi 20 dakikalık bir yolla Simsör Düzü’ne açılıyor. Göynük Suyu düzlüğün sağından, solundan kıvrılarak geçip Murat’a ulaşıyordu. Göynük, dar boş ve derin vadilerden bıkmış gibi düzlükte öyle yayılıyordu ki… İki yanında dağınık evler, bostanlar köyler vardı. Köy yolu…

  • Sayın Reisicumhur, Doğu gezisi sonu emir vermişlerdi: Enstitü’nün yatılı sanat kısmına 25 çocuk da Bingöl’den alınsın! Kadro derhal 100’e çıkarılmıştı. 1945 Ağustosunda 4. Umum Müfettiş Muzaffer Ergüder, Bingöl’den dönüşünden hemen sonra Yaver Bey’le, Bingöl’e öğrenci toplamaya gitmek için emirlerini göndermişler, bu yolculuk için Müfettişliğin kamyonetini tahsis buyurmuşlardı. Biri Kırmancca biri Zazaca bilen güvendiğim iki öğrencimi…

  • Kapı kanatları ardına kadar açık. Hepimiz antrede hazır, İnönü’yü bekliyoruz. Zaten 1944 ders yılına hazırlanan okul tertemiz. Devlet başkanı gelince hiç bir kapı kilitli olmazmış. Biz de her kapıyı açtık. Sf. 40 Hoş geldiniz, bize şans ve sefa getirdiniz Paşam! Diye içeri aldım. Makama geçip oturdu. Kâzım Orbay, Mustafa Muğlalı Paşalarla Nihat Erim, bir çok…

  • Hozat’a giriyoruz. Sağda vadiye ayrılan yol Ovacık kazasına gidermiş, sol tarafta insanı asker koğuşları karşılıyor. Sağ taraftaki düzlükte subay aile barakaları. Arkasında dağ etekleri. Sol taraf inişinde, ağaçlıklar arasında orduevi, kaymakamlık binası.. Karşıda üst üste evler. Bu taş temel üstüne kerpiç binaların damları düz, çatılı ev yalnız iki tane. Meydancığın solu bina ve dükkanlarla taş…

  • Pertek ve Mazgirt havalisiyle az çok tanışmıştım, ora köylerinden öğrencimiz çoktu.Bu yıl Mamiki (şimdiki Kalan), Tunceli merkezleri ile Hozat, Pülümür köylerine girmek gerekiyordu.O tarihlerde o kazalarda otel yoktu. Yolcular bir eve misafir olurlardı. Ben de Hozat’ta Ağviranlı Hozat Beylerinden Mehmet Bey’e misafir olacaktım. Çünkü Bey’in kızı ve yeğenleri öğrencimizdi. Çocuklar çok saygılı, görgülü ve çalışkandılar.…

  • Anik güzel bir kızdı. Kaşları, gözleri kara, saçları dalgalıydı. Yuvarlak, gülümser yüzünde bütün hatları yuvarlaktı. Buğday bir teni, kemiksiz gibi yumuşak vücudu vardı. Endamı kusursuzdu. Ona yakışan bir kırıtışı vardı. Bazı sınıf defilelerinde manken olarak kullanılırdı. Babası ağanın çobanıydı. Ağa kızı gözüne kestirmiş, karısının üstüne almak üzere babaya haber salmıştı. Baba da memnuniyetle eve haber…

  • Haziran başında Elazığ Kız Enstitüsü Müdürlüğü’ne tayin emrimi aldım. Sf. 33 Önce Ankara’ya uğrayıp yetkililerin direktiflerini almak ve oradaki çeşitli yoklukları dile getirmek istiyordum. Nurettin Boyman’a gittim. İçeri girer girmez Elazığ’ın durumunu önce o çizdi: Yatılı çocuklar yalınayak, başıkabak, bit içinde, Okul perişan. Müdür yeni evlenmiş, okulun durumunu anlatmaya gelmedi bile. Rapor aldı oturdu. Genç…

  • Oysa 4. Umum Müfettişlik, “Kürt” kelimesinin hakaret olarak kullanılmasını yasaklamıştı. Sf. 32 Alıntı; Dağ Çiçeklerim – Sıdıka Avar, (Öğretmen Yayınları, İnternetten PDF, Ekim 2011 – Sf. 32) kitabından birebir alınmıştır.

  • O sene başında üçüncü sınıftan küçük Elif babasıyla gelmişti. Geçen sene boy atan, cılız, çubuk gibi zayıf bir çocuktu. Karşılamak için antreye gittiğimde uzun etekleri kırmalı soluk bir köy elbisesi içinde buldum, daha sıska, daha sarıydı. Üstelik karnı da şişti. – Hoş geldin, diye çocuğu öptüm. Ne oldun böyle, hastalandın mı? Kızcağız başını önüne eğdi,…