Kadınlarımızın da giysileri aynı kaldı. En ufak bir değişiklik bile olmadı. Biz erkekler de istemedik. Gözlerimiz kadınlarımızın kıyafetlerine aşinaydı, ortaçağa, yüzyıllar öncesine uzanıyordu. Uzun gömlekler, renkli manusadan uzun şalvarlar giyinirlerdi. Üstüne de, Suriye işi uzun boy entarisi. Önü açıktı bu entarilerin, eteklerini üst üste getirip bizimkilerden iki kat veya daha geniş kuşaklarla bağlarlardı. Mendillerini de kuşağa koyarlardı. Entarileri yandan yırtmaçlıydı. Bazı köylerde, Kürt, özellikle Kızılbaş kadınların yırtmaçları bellerindeki kuşaklara kadar uzardı, her adım attıklarında yırtmaçlar açılıp kapanır, rengârenk şalvarları gözükürdü. Entarinin üstüne salta gelir, kuşağa kadar inerdi, onun da üzerine yine önü açık, düğmesiz ve dizlere kadar gelen cübbe giyerlerdi. Çuhadan, iki parmak genişliğinde köstek denilen bir bağları olurdu, arkadan, kalçalarının üzerinden cübbeyi sıkardı. Başlarına zamklarla kalıplanmış siyah ve yüksek keçe koyar, üstüne de laçag atarlardı. Laçagları genişçeydi, sırtlarının yarısını kaplardı. Eskiler, yaşlı kadınlar çok titizlenir, üç dört laçag birden bağlarlardı ve ortaya acayip başlar çıkardı. Daha sonraları, genç kadınlar bir laçagla yetinirdi. Bunun sıkı veya gevşek bağlanmasından, bekâr mı, nişanlı mı, evli mi, kaynana mı, kaynana kaynanası mı olduğu anlaşılırdı. Köyün içinde çedik* giyerlerdi; boyu hemen hemen biz erkeklerin ayağındaki yemeniler kadar olurdu, bizimkiler gibi düz ve topuksuz. Bir de, biz erkeklerinki gibi, çılçıl ve çarıkları vardı, köyün dışına çalışmaya gittiklerinde giyerlerdi. Sf. 193
Her kadının ikinci bir giysisi, bayramlığı, gizlenceliği olurdu. Bu gizlencelikler de yine bizim renklerimizden olurdu, daha çok da kırmızı. Zaten kırmızı veya mavi giyen kadın gördüğünüzde sormaya gerek yoktu, Ermeni kadınıydı. Bu giysiler civardaki Arapkir, Gürün manusasından değildi. Halep’in, Şam’ın en iyi kumaşlarındandı, yanar-söner sefayi, germevut dediklerinden. Entariler bundan dikilirdi. Entarinin altından keten gömlek giyilirdi. Saltalar, cübbeler, en seçkin çuhadan yapılırdı. Hepsinin, entarilerin, cübbelerin, saltaların kenarları, cepleri altın rengi veya gümüş rengi kaytanlarla işlenirdi. Köstekler yeşil, kır- mızı, altın rengi pullarla, boncuklar ve tatiglerle ışıldardı. Bacakları saran şalvarlar, renkli has kumaştandı. Alınlarına, yanaklarına düşen laçagların kenarları da altın yaldızlı ve simli sırmalarla işlenmişti. Ziynet altınlarına “ruhiye” denirdi. Şakaklık ve alınlıktı bunlar. Şakaklık iki tane olur, yanakları çevrelerdi. O da keçe başlığa dikili olan alınlık ise şakaktan şakağa uzar ve laçaglardan sarkan saçaldarla birlikte suratı altın bir çerçeve içine alırdı. Tıpkı kilisedeki azize resimleri gibi. Ayakkabıları Halep işi mes ve çedik ti, ince deriden, kırmızı veya sarı, topuksuz. Sf. 194
Alıntı; Turna Nereden Gelirsin? – Hagop Mıntzuri, (Aras Yayınları 2. Baskı, 2012 – Sf. 193, 194) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın