Diyelim ki, hükümetin zengin toprak beyleriyle bir avuç zengin işadamının denetimi altında bulunduğu bir Latin Amerika ülkesinde bir devrim başlamış olsun ve yine diyelim ki, büyük bir bölümü askere alınmış köylülerden oluşan ordunun bir kesimi kopup hükümeti devirmeye ve komünist bir rejim kurmaya çalışan asilere katılmış bulunsun. İki tarafı karşı karşıya getiren birkaç meydan savaşından sonra, istatistikçinin, her iki yanın verdiği kayıpların daha çok köylüler olduğunu göreceği açıktır. Böyle bir durumda, ana bölünmenin dikey olduğu sonucuna varmak, siyasal savaşımların anahtarının sınıf savaşında yattığını yadsımak, saçmalamaktan başka bir şey olmayacaktır. Öte yandan, eğer asiler hiçbir toplumsal istek ileri sürmez ve salt bir grup toprak beyi ve işadamı önderin yerine bir başkasını getirmeye çalışırlarsa, işte o zaman, şu ya da bu türden bir dikine bölünmenin bulunduğunu ileri sürmeyi gerektiren nedenler var demektir. Kısaca, önemli olan, kimin savaştığı değil, ne için savaşıldığıdır. İşin bu yönü ortaya, şimdi ele alacağım daha genel sorunlar çıkarır. Sf. 596, 597
Alıntı; Diktatörlüğün ve Demokrasinin Toplumsal Kökenleri – Barrington Moore, Jr., Ç; Şirin Tekeli, Alâeddin Şenel, (İmge Kitabevi, 4. Baskı Temmuz 2016 – Sf. 596, 597) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın