Freud’un işaret ettiği gibi, normal bir endişe, zorlu koşullara hükmetmeye, dolayısıyla kişinin büyümesine katkıda bulunur. Normal endişenin, iki ana biçimi mevcuttur: İçgüdüsel endişe (içgüdüsel, yani doğuştan gelen korku) organizmanın yapısında vardır ve sıkı bir genetik denetim altındadır; öğrenilmiş endişeye (öğrenilmiş korku) organizma genetik yatkınlık gösterebilir fakat temelde bu endişeyi deneyimle edinir. Daha önce gördüğümüz gibi, içgüdüsel endişe, öğrenme aracılığıyla sinirsel bir uyarıcıyla kolaylıkla bağdaştırılabilir. Hayatta kalma şansını artıracak herhangi bir kabiliyet muhtemelen evrimde muhafaza edildiği için, hem içgüdüsel hem de öğrenilmiş korku tüm hayvanlar âleminde muhafaza edilmiştir.
İki korku biçimi de çığırından çıkabilir. İçgüdüsel endişe, eylemleri felç edecek kadar aşırıya vardığı ve süreklilik kazandığı zaman patoloji haline gelmiş demektir. Öğrenilmiş endişe ise, gerçek bir tehdit oluşturmayan hadiseler bunu kışkırttığında patoloji seviyesine çıkmıştır, çünkü sinirsel bir uyarıcı beyinde içgüdüsel endişeyle bağdaştırılır. Endişe bozuklukları benim özellikle ilgimi çekiyordu, çünkü açık ara en yaygın akıl hastalıkları bunlardır: Genel nüfusun yüzde on ila otuzu, hayatlarının bir noktasında bu endişe bozukluklarından mustarip olur! Sf. 438
Alıntı; Belleğin Peşinde – Eric R. Kandel, Çeviren; Mehmet Doğan, (Boğaziçi Üniv. Yayınları, 1. Baskı Ağustos 2016 – Sf. 438) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın