Örneğin, eğer bir bardağın içine bir kaşık süperakışkan helyum koyarsanız, sıvı en dipte sakin bir şekilde durmak yerine bardağın yukarısına doğru tırmanmaya başlar ve bir kez dışarı çıktı mı bardağın durduğu masanın üzerine uzanır. Daha da şaşırtıcı olanı ise, eğer süperakışkan likidi ağzı kapalı bir kabın içine koyarsak ve bu kabı bir tepsinin üzerinde döndürürsek, içindeki sıvı tamamen sabit kalır! Artık tepsinin hareketlerine karşı hassas değildir ve kendi hareketi de evrenin en uzak gezegenleri ve yıldızlarından komut alır. Özetle artık referans olarak aldığı şey, kozmolojik ufuktur! Sf. 170
Landau’nun büyük bir şaşkınlığa kapılarak gözlemlediği şey, helyum atomlarını oluşturan elektronların ikişer ikişer usulca “sıraya girdikleri” ydi! Özetle parçacıklar, bir odaya doluşmuş kalabalık misali düzensiz bir şekilde gidip gelmek yerine bir geçit törenine katılan askerler gibi “bir düzen içerisinde” duruyorlardı. Peki, bu şaşırtıcı fenomen nasıl anlaşılabilirdi? Bir bilgi kazanımı gibi. Madde soğutulduğunda şekil değiştiriyor ve daha “bilgili” hale geliyordu! Neden? Landau bunun nedenini bilmiyordu. Ona bu soru sorulduğunda ise omuzlarını silkiyor ve yanıtını bilmediğini itiraf ediyordu. Tek bir gözlemi vardı: Enerji düştüğünde bilgi artıyordu. Ve şunu da gülümseyerek ekledi: O an için, bu dönüşümün anahtarı hiçbir kitapta yer almıyordu. Ne Moskova’da ne Sovyetler Birliği’nde ne de yeryüzünün herhangi bir yerinde.. Sf. 170
Oysa belki de Landau’nun işaret ettiği üçüncü fizik probleminin içinde çözümün bir başlangıcı vardır: “Kozmolojik tekillik”. Sf. 170
Ama Landau bu kadarla da yetinmedi. Einstein’ın denklemlerini araştıran Landau, sıfır noktasına yaklaştıkça evrenin madde içeriğinin geometrik içeriğine nazaran daha da küçüldüğünü kanıtlamıştı. Ve sıfır noktasında madde tamamen yok olmuştu! Onun yerine sadece geometri (o dönemde henüz bu isim var olmadığı için), başka bir deyişle “bilgi” kalmıştı. Sf. 171, 172
Alıntı; Tanrı Zar Atmaz (La Pin du Hasard) – Igor Bogdanov ve Grichka Bogdanov, Çeviri; Menekşe Tokyay, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Eylül 2015 – Sf. 171, 172) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın