Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Anekdotlar

  • Ustalar korkmuş ve sararmış yüzleriyle, odaya girer girmez Atatürk birden yerinden fırlayarak, “Sizler elektrikleri yakamadınız. Ben sizi yakayım da görün” diye elini tabancasına attı. Ali Çavuş hemen ellerine atladı. Ustalara da “Kaçın!” diye bağırdı. Ustalar kaçtılar. Atatürk ile Ali Çavuş bu durumda iken Fevzi Paşa odaya girdi. Ali Çavuş da çok korkmuştu. Sakin bir yere…

  • Ali Çavuş hemen Halit Efendi’den konyakları almak üzere aşağıya indi. Bir anda dondu kaldı. Portakal yoktu. Halit Efendi portakalı pahalı olduğu ve parası çıkışmadığı için alamamıştı. Bir anda ne yapacağını şaşırdı. Konyakları portakalsız götürse, Paşa’nın bu durumdan hoşlanmayacağını düşündü. Bu durumdan paşayı haberdar etmeliydi. İçeriye girip usulca yanına yaklaştı ve kulağına eğilerek, “Paşam, portakalı bulamadıkları…

  • Çok güvendiği Ali Fuat Paşa’ya, İngiliz ve Fransızların Ankara’yı terk etmeleri için bir çare düşünmesini emretmişti. Bu emir gereğince Ali Fuat Paşa’nın, polis ve askerlerden 20 kişiyi seçtiği ve “çapulcu grubu” kimliğiyle yarattığı bu grubun, hadiseler çıkarmasını, mütareke heyeti üyelerinin evlerine bile taarruzda bulunmasını sağladığı biliniyordu. Canlarının tehlikeye girdiğini gören istilacı grubu, Mustafa Kemal’e şikâyete…

  • Amasya halkı, heyetin geleceğinden haberdar edilmiş ve bütün yollar insanlarla dolmuştu. Heyete, “Yeşil Ordu” tezahüratları yapılıyordu. Sf. 58 Alıntı; Ali Çavuş (Mustafa Kemal’in Canyoldaşı) – Zeynel Lüle, (Doğan Kitap, 1. Baskı 2008, Sf. 58) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ali Çavuş limonataları verdikten sonra dışarıya çıktı. Limonataları dağıtırken karşılıklı olarak “sertçe” konuşan paşalar, şimdi daha çok birbirlerine bağırıyorlardı. Enver Paşa bağırarak: “Alman generalinin emrinde çalışmak bu kadar izzet-i nefis kırıcı bir şey olmasa gerek diyordu. Mustafa Kemal ise gür bir sesle cevap veriyor ve “Memleketi satacaksınız!.. Padişah denilen satılmış herife sen de mi alet…

  • CIA’nin 1947’deki kuruluşunda benimsediği slogan inanılmazdır: “Devletten sekiz kat daha büyük olacağız.” Sf. 271 Alıntı; MİT’in Gizli Tarihi (Milli İstihbarat Teşkilatı) – Tuncay Özkan, (Alfa yayınları, 7. Baskı Ekim 2003, Sf. 32) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu ihtiyacı duyanların başında, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran liderlerden İsmet İnönü gelmektedir. İnönü, Türkiye’nin dışa bağımlılığı konusunda ve özellikle istihbarat için 1963’teki bir Bakanlar Kurulu toplantısında sıkıntısını şu sitem dolu sözlerle dile getirir: Daha bağımsız ve şahsiyetli bir dış politika izlenmesini istiyorsunuz. Herkes aynı şeyden bahsediyor. Nasıl yapacağım ben bunu? Karar vereceğim ve işi teknisyenlerime havale…

  • Bir gün bir Amerikan istihbaratçısı gelerek bazı şeyler istedi. Kendisine bunları veremeyeceğimizi söyleyince tehdide başladı. Kendisine ‘gömleğimizi aldınız, pantolonumuzu aldınız, ama donumuzu vermeyiz.’ Dedim.  Sf. 197 Alıntı; MİT’in Gizli Tarihi (Milli İstihbarat Teşkilatı) – Tuncay Özkan, (Alfa yayınları, 7. Baskı Ekim 2003, Sf. 197) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bugün ortaya çıkan gerçekler gösteriyor ki, Amerika o gün Japonların yapacağı baskından, daha iki gün evvel haberdardı. Ama birliklerini vaktinde ikaz edememişlerdi. Birinci Dünya Savaşından hiç de memnun çıkmamış olan Amerika’da bir tarafsızlık kanunu çıkarılmıştı. Hitler’in açtığı harbe hiçbir suretle katılmamak taraftarı olanların sayısı fazla idi. Bu nedenle dünya üzerindeki gerginlik ve mücadelenin yayılmasını sağlayacak…

  • Örgütün üslerinden birisi de Merdivenköy’deki Bektaşi Tekkesi dir. Sf. 102 Örgütün parolası daha sonra Kurtuluş Savaşı’nın slogan hâline gelen “Ya İstiklâl Ya Ölüm” dür. Sf. 102 Karakolcular, Ankara Hükümetinin bel kemiğini oluşturacak Fevzi Çakmak, Kâzım Orbay, Saffet Arıkan, Kâzım Özalp gibi kumandanları Anadolu’ya başarıyla geçirmiştir. Karakol örgütü 1919 ile 1921 arasında tam iki bin subayı…

  • Bu örgütün, 1863’te çalışmalarına yeniden başlamasına yine yabancı baskısıyla izin verilir. Örgütün başına bu kez, büyük bir Katolik Ermeni grubun isteği üzerine, Dniester kıyılarında “doğmuş olan Baron C… (Baron’un adı kaynaklarda böyle belirtiliyor) getirilir. Ancak, örgüt Osmanlı içinde âdeta bir hançerdir: Sahibini durmadan vuran bir hançer. Sf. 36 Alıntı; MİT’in Gizli Tarihi (Milli İstihbarat Teşkilatı)…

  • Fransız Ulusal Kütüphanesi’nde, kıymetli kitaplar bölümünde, hâlen iki nüshası saklanan kitapçık, Osmanlı gizli polisinin öyküsünü anlatmaktadır. Bu kitabın, Sultan Abdülhamit’in özel doktoru Mavroyani Paşa tarafından yazıldığı da iddia edilmiştir. Mavroyani’nin de Osmanlı sarayında çift taraflı ajan olarak görev yapan diğer “doktorlardan biri olduğu ortadadır. Kitabı Fransız Ulusal Kütüphanesine gönderen kişinin Mavroyani olduğu da belirtilmektedir. Osmanlı…

  • Prof. Dr. Taner Tamer: “Ayrıca bu gibi geçici misyonlar dışında, Batılılar 16. yüzyılın ortalarından itibaren İstanbul’da devamlı diplomatik temsilcilikler kurarak, istihbaratı kurumsallaştırmışlardır. Osmanlılar ise ilkel ve bağnaz bir inatla, Batıda olup bitenleri küçümsemişlerdir. 19. yüzyıla kadar Batıda devamlı elçilikler kuramamışlardır. Fransız düşünürü Voltaire, 12. Charles adlı eserinde, Osmanlı Devleti’nin kendini beğenmişlik içinde Batıya temsilci göndermediğini…

  • Sonuç olarak, İstanbul ile Kafkasya’nın doğal önemliliklerinin ayrılması lüzumludur. Her ikisinin durumu Lord Ponsonby tarafından ilişkilendirildi. İstanbul’a birinci öncelik sırası tanındı, Kafkasya’ya ikinci öncelik verildi. İstanbul Kafkasya’nın gölgesinde yaşar. Kafkasya’nın önemi Rusya’dan kaynaklanır. İmparator Aleksander, “İstanbul benim evimin anahtarıdır” demiştir. Sf. 209 Alıntı; İngiliz Belgelerinde Türkiye ve Kafkasya – Osman Çelik, (Gelişim Matbaası, 1. Baskı…

  • (5.04.1950 Bursa Mapushanesinden Vâ-Nû’ya Mektup) Vâlâ Kardeşim, 5.4.1950 Unutma, intihar etmiyorum, hiç kimseye şantaj yapmıyorum, hiç kimseyle inatlaşmıyorum, sadece kanun yollarının açılabilmesi için, on üç yıldır sürüp giden adli bir hatanın düzeltilmesi için, hayatımı ortaya koymaktan başkaca imkânım kalmadığı için bu son çareye başvuruyorum. Haydi kardeşlerim, ikinizi de hasretle kucaklar, her şeye rağmen yakın zamanda…

  • (30.03.1950 Bursa Mapushanesinden Vâ-Nû Mektup) Müzehher ve Vâlâ Çok şükür aklım başımda. Ne yaptığımı bilen bir adamım. Fakat dedim ya, bu derdimizi anlaşılan benim avukata bile anlatamamışız. Adaletin, hakkın, hakikatin tecellisi için bir Türk vatandaşının icabında hayatını ortaya atacağı, atabileceği, bu uğurda ölebileceği neden kabul edilmiyor, anlamadım gitti. Yahu bu Türk milleti hak ve hakikat…

  • (12.09.1949 Bursa Mapushanesinden Vâ-Nû Mektup) Vâlâcığım, İşte böyle canım kardeşim, üzülme. Hapishane de memleketimin, Türkiye’min hapishanesi, o da benim; taşı, toprağı, ağacı, suyu, bütün namuslu, çalışkan, harikulâde Türk insanları gibi, bütün insanlığın bu en cana yakın çocukları gibi benim. Sf. 203 Alıntı; Bursa Cezaevinden Vâ-Nû’lara Mektuplar – Nazım Hikmet, (Cem Yayınevi,  2. Baskı 1993 –…

  • (Bursa Mapushanesinden Vâ-Nû’ya Mektup) Vâlâ Dünyanın en iyi insanlarından biri olan Türk halkının ve dünyanın en güzel dillerinden biri ve belki de en başta gelenlerinden olan Türk dilinin yabancı diyarlarda tanınmasına vesile olabilmek ömrümün en büyük sevinci ve şerefi olur. Bir köylü toprağını ve öküzünü, bir marangoz tahtasını ve rendesini nasıl severse ben de Türk…

  • (Bursa Mapushanesinden Vâ-Nû Mektup) Vâlâcığım, Millet mecmuasının bir sayısını ben de okudum. Üstüme pislik sürülmüş gibi bir şey oldum. Çok yalancı, aşağılık herifler. s. 82 On yıldan beri kanunsuz yere hapislerde yattığım halde hâlâ beni baş düşmanları sayıp saldırmaları tuhaf bir kederle de olsa hoşuma gidiyor. Yaşasın, büyük, ölmez ve uğrunda hapislerde yatılmağa değer Türk…

  • (Bursa Mapushanesinden Vâ-Nû Mektup) Müzehher kızım, II. Dünya Savaşını yaşamamış olanlara o savaşın dehşetini anlatmak nasıl olanaksızsa, bizde de tek parti devrini yaşamamış olanlara o gerçek faşist devrin baskısını anlatabilmek o denli olanaksızdır. Sf. 75 Alıntı; Bursa Cezaevinden Vâ-Nû’lara Mektuplar – Nazım Hikmet, (Cem Yayınevi,  2. Baskı 1993 – Sf. 75) kitabından birebir alınmıştır.