Kategori: Anekdotlar
-
Ustalar korkmuş ve sararmış yüzleriyle, odaya girer girmez Atatürk birden yerinden fırlayarak, “Sizler elektrikleri yakamadınız. Ben sizi yakayım da görün” diye elini tabancasına attı. Ali Çavuş hemen ellerine atladı. Ustalara da “Kaçın!” diye bağırdı. Ustalar kaçtılar. Atatürk ile Ali Çavuş bu durumda iken Fevzi Paşa odaya girdi. Ali Çavuş da çok korkmuştu. Sakin bir yere…
-
Ali Çavuş hemen Halit Efendi’den konyakları almak üzere aşağıya indi. Bir anda dondu kaldı. Portakal yoktu. Halit Efendi portakalı pahalı olduğu ve parası çıkışmadığı için alamamıştı. Bir anda ne yapacağını şaşırdı. Konyakları portakalsız götürse, Paşa’nın bu durumdan hoşlanmayacağını düşündü. Bu durumdan paşayı haberdar etmeliydi. İçeriye girip usulca yanına yaklaştı ve kulağına eğilerek, “Paşam, portakalı bulamadıkları…
-
Çok güvendiği Ali Fuat Paşa’ya, İngiliz ve Fransızların Ankara’yı terk etmeleri için bir çare düşünmesini emretmişti. Bu emir gereğince Ali Fuat Paşa’nın, polis ve askerlerden 20 kişiyi seçtiği ve “çapulcu grubu” kimliğiyle yarattığı bu grubun, hadiseler çıkarmasını, mütareke heyeti üyelerinin evlerine bile taarruzda bulunmasını sağladığı biliniyordu. Canlarının tehlikeye girdiğini gören istilacı grubu, Mustafa Kemal’e şikâyete…
-
Amasya halkı, heyetin geleceğinden haberdar edilmiş ve bütün yollar insanlarla dolmuştu. Heyete, “Yeşil Ordu” tezahüratları yapılıyordu. Sf. 58 Alıntı; Ali Çavuş (Mustafa Kemal’in Canyoldaşı) – Zeynel Lüle, (Doğan Kitap, 1. Baskı 2008, Sf. 58) kitabından birebir alınmıştır.
-
Ali Çavuş limonataları verdikten sonra dışarıya çıktı. Limonataları dağıtırken karşılıklı olarak “sertçe” konuşan paşalar, şimdi daha çok birbirlerine bağırıyorlardı. Enver Paşa bağırarak: “Alman generalinin emrinde çalışmak bu kadar izzet-i nefis kırıcı bir şey olmasa gerek diyordu. Mustafa Kemal ise gür bir sesle cevap veriyor ve “Memleketi satacaksınız!.. Padişah denilen satılmış herife sen de mi alet…
-
Sonuç olarak, İstanbul ile Kafkasya’nın doğal önemliliklerinin ayrılması lüzumludur. Her ikisinin durumu Lord Ponsonby tarafından ilişkilendirildi. İstanbul’a birinci öncelik sırası tanındı, Kafkasya’ya ikinci öncelik verildi. İstanbul Kafkasya’nın gölgesinde yaşar. Kafkasya’nın önemi Rusya’dan kaynaklanır. İmparator Aleksander, “İstanbul benim evimin anahtarıdır” demiştir. Sf. 209 Alıntı; İngiliz Belgelerinde Türkiye ve Kafkasya – Osman Çelik, (Gelişim Matbaası, 1. Baskı…
-
(5.04.1950 Bursa Mapushanesinden Vâ-Nû’ya Mektup) Vâlâ Kardeşim, 5.4.1950 Unutma, intihar etmiyorum, hiç kimseye şantaj yapmıyorum, hiç kimseyle inatlaşmıyorum, sadece kanun yollarının açılabilmesi için, on üç yıldır sürüp giden adli bir hatanın düzeltilmesi için, hayatımı ortaya koymaktan başkaca imkânım kalmadığı için bu son çareye başvuruyorum. Haydi kardeşlerim, ikinizi de hasretle kucaklar, her şeye rağmen yakın zamanda…
-
(30.03.1950 Bursa Mapushanesinden Vâ-Nû Mektup) Müzehher ve Vâlâ Çok şükür aklım başımda. Ne yaptığımı bilen bir adamım. Fakat dedim ya, bu derdimizi anlaşılan benim avukata bile anlatamamışız. Adaletin, hakkın, hakikatin tecellisi için bir Türk vatandaşının icabında hayatını ortaya atacağı, atabileceği, bu uğurda ölebileceği neden kabul edilmiyor, anlamadım gitti. Yahu bu Türk milleti hak ve hakikat…
-
(12.09.1949 Bursa Mapushanesinden Vâ-Nû Mektup) Vâlâcığım, İşte böyle canım kardeşim, üzülme. Hapishane de memleketimin, Türkiye’min hapishanesi, o da benim; taşı, toprağı, ağacı, suyu, bütün namuslu, çalışkan, harikulâde Türk insanları gibi, bütün insanlığın bu en cana yakın çocukları gibi benim. Sf. 203 Alıntı; Bursa Cezaevinden Vâ-Nû’lara Mektuplar – Nazım Hikmet, (Cem Yayınevi, 2. Baskı 1993 –…
-
(Bursa Mapushanesinden Vâ-Nû’ya Mektup) Vâlâ Dünyanın en iyi insanlarından biri olan Türk halkının ve dünyanın en güzel dillerinden biri ve belki de en başta gelenlerinden olan Türk dilinin yabancı diyarlarda tanınmasına vesile olabilmek ömrümün en büyük sevinci ve şerefi olur. Bir köylü toprağını ve öküzünü, bir marangoz tahtasını ve rendesini nasıl severse ben de Türk…
-
(Bursa Mapushanesinden Vâ-Nû Mektup) Vâlâcığım, Millet mecmuasının bir sayısını ben de okudum. Üstüme pislik sürülmüş gibi bir şey oldum. Çok yalancı, aşağılık herifler. s. 82 On yıldan beri kanunsuz yere hapislerde yattığım halde hâlâ beni baş düşmanları sayıp saldırmaları tuhaf bir kederle de olsa hoşuma gidiyor. Yaşasın, büyük, ölmez ve uğrunda hapislerde yatılmağa değer Türk…
-
(Bursa Mapushanesinden Vâ-Nû Mektup) Müzehher kızım, II. Dünya Savaşını yaşamamış olanlara o savaşın dehşetini anlatmak nasıl olanaksızsa, bizde de tek parti devrini yaşamamış olanlara o gerçek faşist devrin baskısını anlatabilmek o denli olanaksızdır. Sf. 75 Alıntı; Bursa Cezaevinden Vâ-Nû’lara Mektuplar – Nazım Hikmet, (Cem Yayınevi, 2. Baskı 1993 – Sf. 75) kitabından birebir alınmıştır.