Kategori: Görüşler, Özgün Fikirler
-
Kişinin onurunun korunması ifadesi ise, yaşayan insanların etik bir korunmasının düşünüldüğü izlemini veriyor: örneğin kişilere yapılan biyolojik müdahalelerle (Vietnam’a gönderilen bazı Amerikalı askerlere yapıldığı söylenen müdahaleler gibi) ortaya çıkan davranış değişikliklerini akla getiriyor. Ne var ki bu son durumda zedelenen onur, davranışı değişen kişinin onuru değil, müdahaleyi yapanın onuru -ve böyle davranışlarda bulunan insanlar var…
-
Oysa “altın kural” koşullu bir buyruktur: sizin size yapılmasını istemedikleriniz, benim bana yapılmasını istemediklerimden çok farklı olabilir. Kant’ın bize sağladığı bu bilgi, diğer insanlarla insan onurunu paylaştığımızın bilincine varmamızın -çeşitli kimliklerimiz ne olursa olsun kendimizi her şeyden önce bir insan olarak görmemizin- ve başkalarını, çeşitli kimlikleri ne olursa olsun, her şeyden önce birer insan olarak…
-
Bu bağlamda “insan haklarını koru, çünkü bir gün senin de başına gelebilir”, sık sık yapılan bir tavsiyedir. Oysa bunun ile insan olmanın ve insan onurunu taşımanın bir ifadesi olarak “ben bir insanım, insana (kendime) saygım olduğu için bunu yapmam veya yaparım” demenin arasındaki fark-etik değer farkı-, sanırım, açıktır. “Kendi başına da gelir” korkusuyla bir durumda…
-
Afrika’da iklim bozulmaya başlamıştı. İklim, daha kurak bir hale geldiği için ağaçlık savanlar zarar görmüş, ağaçlar giderek ölmüş ve ortam yavaşça çalılık savan haline dönüşmüştü. Bu durum, ağaçsız bir savanda tamamen savunmasız kaldıkları için Australopithecus’u, güvenli sığınaklarından mahrum etmişti. Australopithecus daha hızlı koşan aslanların, leoparların, sırtlanların ve vahşi köpeklerin tehdidi altındaydı. Boynuz ve güçlü köpek…
-
Dik duruşun, elleri ve kolları, başka görevlere, özellikle alet yapımı ve kullanımına olanak sağlayacak şekilde serbestleştirdiği öne sürüldü. Bu görev, beyin faaliyeti gerektirdiği için, insan beyninin büyümesine neden oldu. Bu nedenle bipedalizm insanlaşmanın en önemli sıçrama tahtası olarak kabul edildi. Bu mantık zinciri, artık tatmin edici değildir. Australopithecus milyon yıldan fazladır bipedal olduğu halde, beyin…
-
Bununla birlikte, canlı doğanın daha yakından incelenmesi, vahşet ve israfın endişe verici boyutlarda olduğunu ortaya çıkarmıştı. Bilim insanları, doğal âlemi daha çok anlamaya başladıkça şefkatli bir yaratıcının kusursuz tasarımlarının inandırıcılığı giderek azalmıştı. Tanrı’nın, yaratma görevini nasıl yürüttüğü düşüncesi daha da ciddi zorluklar doğurmuştu. Sf. 191 Alıntı; Evrim Nedir? (What Evolution Is) – Ernst Mayr, Çeviri;…
-
Rekabet genellikle aynı popülasyonun üyeleri arasında daha şiddetlidir; bu rekabet, sadece besin için değildir, barınak ve başarılı üremenin bölge ve eşler gibi tüm gereksinimlerini de içerir. Ve Darwin şöyle devam eder: “Bireyler yaşama ihtimali olanlardan fazlasını ürettiklerinden, her durumda varoluş için bir mücadele olmak zorundadır” Sf. 162 Alıntı; Evrim Nedir? (What Evolution Is) – Ernst…
-
Darwin, Türlerin Kökeni’nin üçüncü bölümüne “varoluş mücadelesi” başlığını koymuştu. Hayvan, bitki, ya da başka bir organizma türüne ait olan her birey, hayatının her dakikasında hayatta kalmak için mücadele eder. Eğer potansiyel bir avsa, yırtıcılarla mücadele eder; yırtıcı bir hayvansa, av için diğer yırtıcılarla savaşır. Bir birey, hayatta kalmak için yaşam koşullarının tüm gerekliliklerini başarıyla yerine…
-
Yaratıcı sonuçlar için birçok başarısız denemeyi göze almak gerekir. Bunun sonucunda, insanlık tarihine baktığımızda yeni fikirlerin, başarısızlığın hoş görüldüğü ortamlarda kök saldığını görürüz. Sf. 175 Alıntı; Yaratıcı Tür (Fikirler Dünyayı Nasıl Yeniden Yaratıyor) – David Eagleman ve Anthony Brandt, Çeviri; Zeynep Arık Tozar, (Domingo Yayınları, 1. Basım Nisan 2019 – Sf. 175) kitabından birebir alınmıştır.
-
Güçlü insan çağının yalanlarını reddeder. Gerçeğe ulaşmak sadece cesaret istiyor… Sf. 552 Alıntı; Kara Kutu (Yüzleşme Vakti) – Soner Yalçın, (Kırmızı Kedi Yayınevi, 1. Basım 2019 – Sf. 552) kitabından birebir alınmıştır.
-
Bu kitap, ne Mao Zedung gibi ne de şiirlerinde hekimleri sınıf düşmanı gören Bertolt Brecht gibi doktorları rencide etmek amacıyla yazılmadı. Bu kitap ilaç sektöründe neler olduğunu halkın öğrenmesi için yazıldı. Bu kitap, tıp olgusuna ezberletilmiş kalıplar ışında bakabilmek amacıyla tıp öğrencileri için yazıldı. Bu kitap, bilim namusuna sahip çıkmak, tıbbın-ilaç tekellerinin karanlık yüzünü anlatmak…
-
Meslekle ilgili pek özeleştiriye yanaşmıyorlar; ezberlerini bozmak istemiyorlar. Oysa… Bugün tartışılan “sağlıklı beslenme” gibi önemli konular tıp fakültelerinin müfredatında yok. Kolesterolden tansiyona büyük değişimler oldu/oluyor. Saygı duyduğum 82 yaşındaki bir hekim 60 yıl önce öğrendikleriyle eleştiriler yöneltiyor bana. Bilmiyor ki, bir Türk mühendisi ABD’de tansiyon konusunda hangi buluşu gerçekleştirdi? 20. yüzyılın en önemli fizikçilerinden Richard…
-
Ivan Illich (1926-2002)… Hırvat-Avusturyalı düşün insanı… “Okul, yaşadığınız topluma ihtiyacınız olduğuna sizi inandırmaya çalışan bir reklam ajansıdır.” Sf. 543 -‘Tıp kurumu, denetlenemeyen bir otorite olarak, neyin hastalık olduğunu, kimin hasta olduğunu ve hastalara ne yapmak gerektiğini belirlediği zaman sağlığımız için büyük tehdit oluşturur. Bedenlerimiz üzerindeki hakkımıza tecavüz eder; ilaç tüketimini teşvik ederek toplumun hastalıklı yapısını…
-
“Evrim her zaman kazanır. Bakteri her 20 dakikada bir yeni bir nesil doğuruyor. İlaç kimyasının yeni bir ilacı üretmesi10 yıl sürüyor. Her antibiyotik kullandığımızda, bakteriye inşa ettiğimiz koruma sisteminin kodunu kırması için milyonlarca şans veriyoruz. Şimdiye kadar, yenilemeyen hiçbir ilaç bulunamadı.” Sf. 331 “Her restorana, her süpermarkete etlerinin nereden geldiğini sorabiliriz. Düzenli olarak antibiyotik ile…