Kategori: Görüşler, Özgün Fikirler
-
‘Değer’ ile ‘değerler’ ayrı ayrı şeylerdir. ‘Değerler’ var olan şeyler dir, var olan imkanlardır; ‘Değer’ ise bir şeyin değeridir; bir şeyin bir çeşit özelliğidir. Bu bakımdan değerleme, değerlerin gerçekleşmesi oluyor ve bir eylem veya bir eserdir; değerlendirme ise insanın ve insanla ilgili var olan her şeyin değerinin gösterilmesidir. Değerlerin değerlendirilmesi felsefenin işi; değerlere değer biçmekse…
-
Değerlendirme insanın bir varolma şartı ve bir insan fenomenidir. İnsanları ve kendisini değerlendirmeden, olayları ve durumları -en azından kendisinin içinde bulunduğu olayları ve durumları— değerlendirmeden yaşayamaz kişi. Sf. 25 Alıntı; İnsan ve Değerleri – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları, 7. Baskı 2018 – Sf. 25) kitabından birebir alınmıştır.
-
Eskiden felsefî görüşlerden hareket edilerek felsefe yapılıyordu. Çağımız insanının bir özelliği ise, fiilen yapılanı -bu yapılan ne olursa olsun- meşru göstermeğe çalışması; yapılanın “felsefesini” arkadan yapmasıdır. Düşünürün görevi, başkalarının yaptığını, arkasından meşru göstermeye çalışmak değildir. Onun görevi, olan ve olan bitenin temelini göstermek, bu temeli göremeyenlerin de görmesine yardımcı olmaktır. Çünkü ancak bundan sonra olan…
-
Yapılan en yaygın karıştırmalardan biri, değerler ile değer yargılarını karıştırmaktır. Bu karıştırmanın teorik olumsuz sonuçları olduğu gibi, yaşamda da bol bol değer harcamalarına yol açıyor. Ahlâkla ilgili değer yargıları, bir grupta belirli bir süre geçerli olan iyi ve kötü olana ilişkin yargılardır; “şu iyidir”, “bu kötüdür” yargıları ya da gruptan gruba fark gösteren, aynı grup…
-
Acaba şiddeti ve öldürmeyi bunca doğallaştıran nedir? Benim görebildiğim ana nedenlerden biri, kitle iletişim araçlarının sorumsuzca kullanılması: insan öldürmeyi ve dövüşmeyi yaşamın doğal bir parçası olarak, sıradan bir davranış, bazan da kahramanlaştıran bir davranış biçimi olarak sunulmasıdır. Başka önemli bir etken, internet oyunları – örneğin oynayan kişinin öldürdüğü insan kadar puan alması (!) ve sanal…
-
Eylemde sınır tanımamanın örnekleridir şiddet eylemleri. Şiddete kurbanı açısından baktığımızda da şiddet hep yaşama hakkının ihlalidir, yaşama hakkının şu veya bu anlamda ihlali. Belki de bunun için bazı şiddet eylemlerine ‘insanlığa karşı suç’ adı verilmiştir. Ama öyle şiddet eylemleri vardır ki, kişinin kendisine de yönelir. Canlı bombalar buna örnektir. Birilerini yok ederken, kendilerini de yok…
-
Şiddetin hastalık belirtisi olduğunu söylemek, önemli ölçüde doğru olsa da, kolay bir cevaptır. Şiddet eylemde sınır tanımamanın en çarpıcı görünümüdür. Korkunun, bencilliğin, gururun endirekt tepkisidir. Etik cehaletin belirtisi olarak da düşünülebilir. Şiddet ancak insanlarda görülür. “Şiddet hayvansal yanımızla ilgilidir” deniyor. Ama hayvanların yaptıkları şiddet değildir. Onlar belirli uyarıcılara cevap veriyorlar. Şiddet dediğimiz şey insanlara özgüdür.…
-
Montreal’de “Şiddet ve Birlikte Varolma” başlıklı bir konferans düzenlenmişti. Bu konferansa katılan Fransız biyolog Dr. Karli, konferansın “Şiddet hayvansal yanımızda kökenleri bulunan bir kader midir? Yoksa özgürlüğümüzün bir sonucu mudur?” başlıklı oturumunda, ekibinin 10 yıllık bir araştırmasının sonuçlarını bir bildiri olarak sundu. Bu sonuçlara göre şiddetin doğuştan olmadığını söyledi. Bu nokta çok önemlidir, çünkü şiddetin…
-
Şu anda, dünyamızın dört bucağında bazı yöneticilerin, başka yollardan başa çıkamadıkları sorunlarla savaşmak için, insan haklarını ihlâl eden hukuk düzenlemeleri yapmayı savunduğuna ve hukuku bir intikam aracına dönüştürmeye veya çıkar koruma aracına indirgeyen bazı düzenlemeler yapmaya giriştiklerine tanıklık ediyoruz. Sf. 160 Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları, 1.…
-
Olan ihtiyaçlar ile duyulan ihtiyaçları çakıştırmayı öğrenmek gerekiyor. Günümüz koşullarında bunun olabilmesi için, yani tüketim toplumunun tuzağına düşmemek için, önemli ölçüde ve en başta kendimizi tutmayı öğrenmek ve çocuklarımıza kendilerini tutmalarını öğretmek gerekiyor. Bunu öğrenen, sonunda duyduğu ihtiyaçları, olan ihtiyaçlarla çakıştırmayı da öğrenebiliyor, hatta ancak olan ihtiyaçları duyan bir insan olabiliyor. Bunu öğrenmemiş bir insanın…
-
Serbest pazarın yarattığı acımasız yarışta kullanılan yollardan biri reklamlardır. Bunun için tüketim toplumuyla hesaplaşırken, üzerinde durulması gereken en önemli konulardan biri reklamların niteliği ve kişiler üzerindeki etkileridir. Amaç, reklamını yaptıkları malı olabildiğince çok sattırmak olan reklamların niteliğini etik bakımdan sıfıra düşüren, ama amacına ulaştırabilen bir etken de, reklamın hitap ettiği insanların çoğunda egemen -kültürlerinde yaygın-…
-
İnsan hakları bilgisiyle olan bitene baktığımızda, çıkar yol olarak -bu yolu tek cümleyle dile getirmek gerekirse-, 20. yüzyıldan beri ulusal ve uluslararası politikaların ana amacı olan, sıfatları ne olursa olsun, gelişmenin/kalkınmanın yerine, açıklıkla kavranılmış insan haklarını koymak ve ulusal ile uluslararası düzeyde gerektirdiklerini yerine getirmek görünüyor. Bu gerektirdiklerinden biri de, başta zengin olmayan ülkelerde sosyal…
-
Bu da, benim görebildiğim kadarıyla, a) kişi haklarının farklı çeşitleri arasında fark yapmamaktan, yani kişinin temel hakları ve temel olmayan hakları (sosyal ve ekonomik haklan) arasında bir fark görmemekten; ayrıca da b) iki farklı türden temel kişi haklarının farklı olan korunma yollarının karıştırılmasından ileri geliyor. Örneğin “düşünce özgürlüğü”nü koruma yolu, bir kişi hakkı olarak görülen…
-
Sosyal adaletsizliğin, “olan”ın eşitçe paylaştırılmamasından kaynaklandığı düşünülür genellikle. Oysa birçok gelişmekte olan ülkede bu “olan”, devletin tasarrufunda değildir; ya da tasarrufunda olan, bütün yurttaşların bu tür temel haklarının, minimum derecede bile yaşanmasını sağlamaya o anda yetmiyor. Bunun için sosyal adaletsizlik durumunun ortaya çıkmasının temelinde yalnızca “var’ların eşitsizce paylaştırılması değil, “yok”ların da eşitçe paylaştırılmaması bulunuyor. “Yokların…
-
Kişi özgürlüğü ve güvenliği denen haklar ve bunların mantıksal sonuçları: “hiç kimse kölelik ve kulluk altında tutulamaz”, “hiç kimseye işkence veya zalimce, insanlık dışı ya da onur kinci muamele yapılamaz ve bu tür ceza verilemez”, “hiç kimse keyfî tutuklanamaz” ve düşünce, ifade, barış içinde toplanma özgürlüğü gibi özgürlükler, her kişiden insana zarar vermemeyi, “dokunmamayı” talep…
-
Bense, ‘ahlâksal politika’ derken, hangi düzeyde olursa olsun, amacı olarak temel insan haklarının korunmasını ve yaşanmasının sağlanmasını gören, ilkelerini de o andaki tarihsel koşulların içinde bu amaca göre türeten bir politikayı anlıyorum. Sf. 125 Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları, 1. Baskı 2019 – Sf. 125) kitabından birebir…
-
Bunun için, devlet açısından bakıldığında insan hakları; belirli bir devlette devletin temel ödevlerini dile getiren talepler oluyor -her devletin yurttaşlarına karşı ödevlerini, başka bir deyişle de belirli bir devletin çeşitli organlarında görevli olanların en temel ödevlerini. Bu ödevlerin başında, insan haklarına uygun yasalar çıkarmak geliyor. Ve devletin bu ödevleri arasında, insan haklarına uygun olarak çıkarılan…
-
Birçok hukuk fakültemizde “hak, hukukla korunan menfaattir” şeklinde tanımlanıyor. Büyük tepkim var bu, sözüm ona, hak “tanımı”na, çünkü adaletle bağdaşmayacak bir hak tanımıdır. Bağdaşamaz, çünkü menfaat / çıkar korunduğunda, bu menfaat kimin menfaatiyse, o, hak ettiğinden daha fazla bir şey almış oluyor, hem de karşı taraftan eksilen bir şeyi alıyor. Ve bu, çıkarlararası çatışmalarda etik…
-
Kimi yargıç, temsil ettiği “grup” adına -onun koyduğu “normlar: yasalar, kurallar adına- yargılar. Bu, kendini “grubuna” karşı bu yasalardan v.b. sorumlu duyan yargıçtır. Böyle bir yargıcın kişileri yargılarken aslında korumaya çalıştığı kişiler değil, bu yasalar, kurallar ve bunların amaçladığı –ne çeşitten olursa olsun- toplumsal düzendir. Burada bir kişinin bir eylemini yapılmaması gereken bir eylem -“suç”-…
-
Herkes her durumda kendini haklı sanıyor dünyamızda. Ve insanların birçoğu, çıkarlarını da hak sayıyorlar. Buna pek şaşmamak gerekir. Çünkü bazı Hukuk Fakültelerimizde ‘hak’, “hukukla korunan menfaat şeklinde tanımlanıyor. Oysa günlük yaşamda olduğu gibi, hukuk türetirken ve hukuku uygularken birbirinden dikkatle ayırdedilmesi gereken iki kavramdır hak ve çıkar. Bu farkın farkında olması gerekenlerin başında da yasaları…