Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Görüşler, Özgün Fikirler

  • Bense, ‘ahlâksal politika’ derken, hangi düzeyde olursa olsun, amacı olarak temel insan haklarının korunmasını ve yaşanmasının sağlanmasını gören, ilkelerini de o andaki tarihsel koşulların içinde bu amaca göre türeten bir politikayı anlıyorum. Sf. 125 Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 125) kitabından birebir…

  • Bunun için, devlet açısından bakıldığında insan hakları; belirli bir devlette devletin temel ödevlerini dile getiren talepler oluyor -her devletin yurttaşlarına karşı ödevlerini, başka bir deyişle de belirli bir devletin çeşitli organlarında görevli olanların en temel ödevlerini. Bu ödevlerin başında, insan haklarına uygun yasalar çıkarmak geliyor. Ve devletin bu ödevleri arasında, insan haklarına uygun olarak çıkarılan…

  • Birçok hukuk fakültemizde “hak, hukukla korunan menfaattir” şeklinde tanımlanıyor. Büyük tepkim var bu, sözüm ona, hak “tanımı”na, çünkü adaletle bağdaşmayacak bir hak tanımıdır. Bağdaşamaz, çünkü menfaat / çıkar korunduğunda, bu menfaat kimin menfaatiyse, o, hak ettiğinden daha fazla bir şey almış oluyor, hem de karşı taraftan eksilen bir şeyi alıyor. Ve bu, çıkarlararası çatışmalarda etik…

  • Kimi yargıç, temsil ettiği “grup” adına -onun koyduğu “normlar: yasalar, kurallar adına- yargılar. Bu, kendini “grubuna” karşı bu yasalardan v.b. sorumlu duyan yargıçtır. Böyle bir yargıcın kişileri yargılarken aslında korumaya çalıştığı kişiler değil, bu yasalar, kurallar ve bunların amaçladığı –ne çeşitten olursa olsun- toplumsal düzendir. Burada bir kişinin bir eylemini yapılmaması gereken bir eylem -“suç”-…

  • Herkes her durumda kendini haklı sanıyor dünyamızda. Ve insanların birçoğu, çıkarlarını da hak sayıyorlar. Buna pek şaşmamak gerekir. Çünkü bazı Hukuk Fakültelerimizde ‘hak’, “hukukla korunan menfaat şeklinde tanımlanıyor. Oysa günlük yaşamda olduğu gibi, hukuk türetirken ve hukuku uygularken birbirinden dikkatle ayırdedilmesi gereken iki kavramdır hak ve çıkar. Bu farkın farkında olması gerekenlerin başında da yasaları…

  • Kişinin onurunun korunması ifadesi ise, yaşayan insanların etik bir korunmasının düşünüldüğü izlemini veriyor: örneğin kişilere yapılan biyolojik müdahalelerle (Vietnam’a gönderilen bazı Amerikalı askerlere yapıldığı söylenen müdahaleler gibi) ortaya çıkan davranış değişikliklerini akla getiriyor. Ne var ki bu son durumda zedelenen onur, davranışı değişen kişinin onuru değil, müdahaleyi yapanın onuru -ve böyle davranışlarda bulunan insanlar var…

  • Oysa “altın kural” koşullu bir buyruktur: sizin size yapılmasını istemedikleriniz, benim bana yapılmasını istemediklerimden çok farklı olabilir. Kant’ın bize sağladığı bu bilgi, diğer insanlarla insan onurunu paylaştığımızın bilincine varmamızın -çeşitli kimliklerimiz ne olursa olsun kendimizi her şeyden önce bir insan olarak görmemizin- ve başkalarını, çeşitli kimlikleri ne olursa olsun, her şeyden önce birer insan olarak…

  • Bu bağlamda “insan haklarını koru, çünkü bir gün senin de başına gelebilir”, sık sık yapılan bir tavsiyedir. Oysa bunun ile insan olmanın ve insan onurunu taşımanın bir ifadesi olarak “ben bir insanım, insana (kendime) saygım olduğu için bunu yapmam veya yaparım” demenin arasındaki fark-etik değer farkı-, sanırım, açıktır. “Kendi başına da gelir” korkusuyla bir durumda…

  • İnsanın atalarının tüm tarihindeki en hızlı beyin büyümesi, Homo ortaya çıktığı zaman gerçekleşmiştir. Homo rudolfensis ile Homo erectus, çevrelerine karşı savunmasız konumlarıyla baş edip, yaşamak için maharetlerine güvenmek zorundaydılar. Beynin büyümesi için muazzam bir seçilim baskısı olmuş olmalıydı fakat bu büyüme, yeni sorunlar ortaya çıkarmıştı. Daha büyük beyni olan bebeklerin kafaları da daha büyük olacaktı…

  • Afrika’da iklim bozulmaya başlamıştı. İklim, daha kurak bir hale geldiği için ağaçlık savanlar zarar görmüş, ağaçlar giderek ölmüş ve ortam yavaşça çalılık savan haline dönüşmüştü. Bu durum, ağaçsız bir savanda tamamen savunmasız kaldıkları için Australopithecus’u, güvenli sığınaklarından mahrum etmişti. Australopithecus daha hızlı koşan aslanların, leoparların, sırtlanların ve vahşi köpeklerin tehdidi altındaydı. Boynuz ve güçlü köpek…

  • Dik duruşun, elleri ve kolları, başka görevlere, özellikle alet yapımı ve kullanımına olanak sağlayacak şekilde serbestleştirdiği öne sürüldü. Bu görev, beyin faaliyeti gerektirdiği için, insan beyninin büyümesine neden oldu. Bu nedenle bipedalizm insanlaşmanın en önemli sıçrama tahtası olarak kabul edildi. Bu mantık zinciri, artık tatmin edici değildir. Australopithecus  milyon yıldan fazladır bipedal olduğu halde, beyin…

  • Bununla birlikte, canlı doğanın daha yakından incelenmesi, vahşet ve israfın endişe verici boyutlarda olduğunu ortaya çıkarmıştı. Bilim insanları, doğal âlemi daha çok anlamaya başladıkça şefkatli bir yaratıcının kusursuz tasarımlarının inandırıcılığı giderek azalmıştı. Tanrı’nın, yaratma görevini nasıl yürüttüğü düşüncesi daha da ciddi zorluklar doğurmuştu. Sf. 191 Alıntı; Evrim Nedir? (What Evolution Is) – Ernst Mayr, Çeviri;…

  • Rekabet genellikle aynı popülasyonun üyeleri arasında daha şiddetlidir; bu rekabet, sadece besin için değildir, barınak ve başarılı üremenin bölge ve eşler gibi tüm gereksinimlerini de içerir. Ve Darwin şöyle devam eder: “Bireyler yaşama ihtimali olanlardan fazlasını ürettiklerinden, her durumda varoluş için bir mücadele olmak zorundadır” Sf. 162 Alıntı; Evrim Nedir? (What Evolution Is) – Ernst…

  • Darwin, Türlerin Kökeni’nin üçüncü bölümüne “varoluş mücadelesi” başlığını koymuştu. Hayvan, bitki, ya da başka bir organizma türüne ait olan her birey, hayatının her dakikasında hayatta kalmak için mücadele eder. Eğer potansiyel bir avsa, yırtıcılarla mücadele eder; yırtıcı bir hayvansa, av için diğer yırtıcılarla savaşır. Bir birey, hayatta kalmak için yaşam koşullarının tüm gerekliliklerini başarıyla yerine…

  • Yaratıcı sonuçlar için birçok başarısız denemeyi göze almak gerekir. Bunun sonucunda, insanlık tarihine baktığımızda yeni fikirlerin, başarısızlığın hoş görüldüğü ortamlarda kök saldığını görürüz. Sf. 175 Alıntı; Yaratıcı Tür (Fikirler Dünyayı Nasıl Yeniden Yaratıyor) – David Eagleman ve Anthony Brandt, Çeviri; Zeynep Arık Tozar, (Domingo Yayınları,  1. Basım Nisan 2019 – Sf. 175) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sözlük tanımlamaları, değişen kullanım ve bilgiye ayak uydurabilmek için sürekli olarak gözden geçirilir. Eski Roma’da, borçlarını ödeyemeyip alacaklılara kendilerini köle olarak sunan kişiler için kullanılan “addict” (bağımlı) sözcüğü, sonunda madde bağımlılığıyla ilişkilendirilir hale gelmiştir: Kişi, bağımlılığının (addiction) kölesidir. Başlangıçta ev sahipleri için kullanılan “husband” (koca) sözcüğünün ise evli olma durumuyla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Ancak…

  • Beynin, belirgin bölgelerden oluşan bir harita olarak temsil edildiği modeller görmüşüzdür hepimiz. Bu modellerde falanca bölge şu işi, filanca bölge de bu işi yapmakla görevlidir. Ama böyle bir model, insan beyninin en önemli yönünü göz ardı eder: Nöronlar fark gözetmeksizin bağlanırlar birbirlerine; hiçbir beyin bölgesi tek başına çalışmaz. Tıpkı bir insan toplumunda olduğu gibi, bölgeler…

  • Denizüzümü olarak bilinen küçük bir yumuşakça türünün, ilginç bir âdeti vardır. Yaşamının ilk dönemlerinde ortalıkta yüzer, sonunda kendine kaya midyesi misali tutunacak bir yer bulur ve ardından beslenme amacıyla kendi beynini emer. Neden mi? Çünkü beyne ihtiyacı kalmamıştır artık. Kalıcı evini bulmuştur. Beyni, ona tutunacağı yeri belirleme ve o yerde karar kılmasını sağlamıştır ve görev…

  • Güçlü insan çağının yalanlarını reddeder. Gerçeğe ulaşmak sadece cesaret istiyor…  Sf. 552 Alıntı; Kara Kutu (Yüzleşme Vakti) – Soner Yalçın, (Kırmızı Kedi Yayınevi,  1. Basım 2019 – Sf. 552) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu kitap, ne Mao Zedung gibi ne de şiirlerinde hekimleri sınıf düşmanı gören Bertolt Brecht gibi doktorları rencide etmek amacıyla yazılmadı. Bu kitap ilaç sektöründe neler olduğunu halkın öğrenmesi için yazıldı. Bu kitap, tıp olgusuna ezberletilmiş kalıplar ışında bakabilmek amacıyla tıp öğrencileri için yazıldı. Bu kitap, bilim namusuna sahip çıkmak, tıbbın-ilaç tekellerinin karanlık yüzünü anlatmak…