Birçok hukuk fakültemizde “hak, hukukla korunan menfaattir” şeklinde tanımlanıyor. Büyük tepkim var bu, sözüm ona, hak “tanımı”na, çünkü adaletle bağdaşmayacak bir hak tanımıdır. Bağdaşamaz, çünkü menfaat / çıkar korunduğunda, bu menfaat kimin menfaatiyse, o, hak ettiğinden daha fazla bir şey almış oluyor, hem de karşı taraftan eksilen bir şeyi alıyor. Ve bu, çıkarlararası çatışmalarda etik bakımdan önemli değilse de, bir hak ile bir çıkarın çatıştığı durumlarda -sizlerin yargıç olarak karar vermeniz gerektiği durumlarda- çok önemli oluyor; çünkü haksızlık, sonuç olarak da adaletsizlik ortaya çıkıyor. Öyleyse hak nedir?
Hak, kimin hakkıysa, o kişinin sahip olması gerektiği halde yoksun kaldığı, dolayısıyla ona muhakkak verilmesi / sağlanması gereken herhangi bir şeydir, ona borçlu olunan bir muameledir. İşte bir yargıcın genellikle karar vermesi beklenen şey, davacının yoksun bırakıldığı ve ona muhakkak verilmesi/sağlanması gerektiği iddia edilen şeyin gerçekten öyle olup olmadığıdır; dolayısıyla yapılan haksızlığı telafi etmek, haksızlığı yapanı da şu ya da bu şekilde cezalandırmaktır. Bundan dolayıdır ki, bir yargıç, yargıladığı durumu, ona sunulandan ayrı, kendisi de doğru değerlendirebilmeli. Sf. 113, 114
Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları, 1. Baskı 2019 – Sf. 113, 114) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın