Kişi özgürlüğü ve güvenliği denen haklar ve bunların mantıksal sonuçları: “hiç kimse kölelik ve kulluk altında tutulamaz”, “hiç kimseye işkence veya zalimce, insanlık dışı ya da onur kinci muamele yapılamaz ve bu tür ceza verilemez”, “hiç kimse keyfî tutuklanamaz” ve düşünce, ifade, barış içinde toplanma özgürlüğü gibi özgürlükler, her kişiden insana zarar vermemeyi, “dokunmamayı” talep eden bu tür haklar arasında yer alırlar. Bir insan olanağını gerçekleştirirken kişilerin “hiç kimse” tarafından, hiçbir şekilde engellenmemelerini talep ederler. Yasal güvence altına alınmaları, bu haklara saygılı olmayı “herkesten” talep edebilmemizi sağlar, ama bu hakların yaşamda saygı görmesini sağlamaz.
İnsanların eşit olduğu diğer haklar, yani kişilerin sahip olduğu ama ne tanınması ne de saygı görmesi veya çiğnenmesi söz konusu olabilecek haklar, her kişiye insan olarak olanaklarını gerçekleştirebilme ve geliştirebilmesinin genel olarak koşullarıyla ilgili taleplerdir -söz gelişi “sağlık için koşulları yeterli bir yaşam düzeyi” hakkı, eğitim hakkı v.b. Bu tür hakların bizi karşı karşıya bıraktıkları sorun, gerçekleşip yaşanabilmelerinin başka bir tür haklara bağımlı olmalarından ileri gelmektedir. Çünkü bu haklar ancak dolaylı olarak, kişilere devletçe tanınan başka bazı haklarla -sosyal, ekonomik ve bir kısım siyasal haklarla- ve her zaman değilse de çoğu zaman siyasal kararlarla kurulan bazı kamu kurum ve kuruluşları aracılığıyla korunabilmektedirler. İlk tür haklara karşılık, temel kişi hakları arasında yer alan bu hakların korunması doğrudan doğruya kişilere bağlı değil, bir ülkede yapılan toplumsal düzenlemeler ve alınan siyasal kararlara bağlıdır. Sf. 128, 129
Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları, 1. Baskı 2019 – Sf. 128, 129) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın