Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi

  • Yapılan en yaygın karıştırmalardan biri, değerler ile değer yargılarını karıştırmaktır. Bu karıştırmanın teorik olumsuz sonuçları olduğu gibi, yaşamda da bol bol değer harcamalarına yol açıyor. Ahlâkla ilgili değer yargıları, bir grupta belirli bir süre geçerli olan iyi ve kötü olana ilişkin yargılardır; “şu iyidir”, “bu kötüdür” yargıları ya da gruptan gruba fark gösteren, aynı grup…

  • Etik değerler eğitiminden beklenenler arasında: kişilerin, değerlendirmelerde bulunurken, değerlendirdikleri “şeyi”, yalnızca kendileriyle ilişkisi bakımından değerlendirmelerinin çıkmazını göstermek; geçerli kültürel normlar açısından ona değer biçmenin çoğu zaman nasıl değer harcamalarına yol açtığını örneklendirmek; etik değerin ve etik değerlerin ne olduğunu bilerek ve bu bilgileri hesaba katarak yapılan değerlendirmelere dayanan eylemlerin özelliklerini göstermek ve bu tür değerlendirmelerin…

  • Acaba şiddeti ve öldürmeyi bunca doğallaştıran nedir? Benim görebildiğim ana nedenlerden biri, kitle iletişim araçlarının sorumsuzca kullanılması: insan öldürmeyi ve dövüşmeyi yaşamın doğal bir parçası olarak, sıradan bir davranış, bazan da kahramanlaştıran bir davranış biçimi olarak sunulmasıdır. Başka önemli bir etken, internet oyunları – örneğin oynayan kişinin öldürdüğü insan kadar puan alması (!) ve sanal…

  • Eylemde sınır tanımamanın örnekleridir şiddet eylemleri. Şiddete kurbanı açısından baktığımızda da şiddet hep yaşama hakkının ihlalidir, yaşama hakkının şu veya bu anlamda ihlali. Belki de bunun için bazı şiddet eylemlerine ‘insanlığa karşı suç’ adı verilmiştir. Ama öyle şiddet eylemleri vardır ki, kişinin kendisine de yönelir. Canlı bombalar buna örnektir. Birilerini yok ederken, kendilerini de yok…

  • Ne var ki şiddet eylemlerini gerçekleştiren herkes, bunları başkasına zarar verme niyetiyle yapmayabilir. Ama zarar vereceğini bilse de, bu, o anda onun için fark yaratmaz, yani bunun farkına varmanın o an etkisi pek olmaz. Bir şiddet eylemi zarar verme amacıyla yapıldığı zaman ise “vahşet” dediğimiz eylemlerle karşılaşıyoruz. Vahşet, şiddet eylemlerinin bilinçli gerçekleştirilmesidir. Bu iki noktayı…

  • Şiddetin hastalık belirtisi olduğunu söylemek, önemli ölçüde doğru olsa da, kolay bir cevaptır. Şiddet eylemde sınır tanımamanın en çarpıcı görünümüdür. Korkunun, bencilliğin, gururun endirekt tepkisidir. Etik cehaletin belirtisi olarak da düşünülebilir. Şiddet ancak insanlarda görülür. “Şiddet hayvansal yanımızla ilgilidir” deniyor. Ama hayvanların yaptıkları şiddet değildir. Onlar belirli uyarıcılara cevap veriyorlar. Şiddet dediğimiz şey insanlara özgüdür.…

  • Şiddetle savaşmak ancak dolaylı olarak, şiddet kullanmaya ihtiyaç duymayacak insanlar yetiştirmekle olur, diye düşünüyorum. Sf. 162 Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 162) kitabından birebir alınmıştır.

  • Montreal’de “Şiddet ve Birlikte Varolma” başlıklı bir konferans düzenlenmişti. Bu konferansa katılan Fransız biyolog Dr. Karli, konferansın “Şiddet hayvansal yanımızda kökenleri bulunan bir kader midir? Yoksa özgürlüğümüzün bir sonucu mudur?” başlıklı oturumunda, ekibinin 10 yıllık bir araştırmasının sonuçlarını bir bildiri olarak sundu. Bu sonuçlara göre şiddetin doğuştan olmadığını söyledi. Bu nokta çok önemlidir, çünkü şiddetin…

  • Şu anda, dünyamızın dört bucağında bazı yöneticilerin, başka yollardan başa çıkamadıkları sorunlarla savaşmak için, insan haklarını ihlâl eden hukuk düzenlemeleri yapmayı savunduğuna ve hukuku bir intikam aracına dönüştürmeye veya çıkar koruma aracına indirgeyen bazı düzenlemeler yapmaya giriştiklerine tanıklık ediyoruz. Sf. 160 Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1.…

  • Beslenme Hakkı Özel Raportörünün 2014 raporunda şunu okuyoruz: “Gıda ve tarım sektöründe, ticarî tohum ve tarım ilâçlarının global pazarı, aynı zamanda da gıda perakendecileri, yaklaşık on şirketin kontrolünde ve tekelindedir”  Sf. 157 Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 144, 145) kitabından birebir alınmıştır.

  • Olan ihtiyaçlar ile duyulan ihtiyaçları çakıştırmayı öğrenmek gerekiyor. Günümüz koşullarında bunun olabilmesi için, yani tüketim toplumunun tuzağına düşmemek için, önemli ölçüde ve en başta kendimizi tutmayı öğrenmek ve çocuklarımıza kendilerini tutmalarını öğretmek gerekiyor. Bunu öğrenen, sonunda duyduğu ihtiyaçları, olan ihtiyaçlarla çakıştırmayı da öğrenebiliyor, hatta ancak olan ihtiyaçları duyan bir insan olabiliyor. Bunu öğrenmemiş bir insanın…

  • Serbest pazarın yarattığı acımasız yarışta kullanılan yollardan biri reklamlardır. Bunun için tüketim toplumuyla hesaplaşırken, üzerinde durulması gereken en önemli konulardan biri reklamların niteliği ve kişiler üzerindeki etkileridir. Amaç, reklamını yaptıkları malı olabildiğince çok sattırmak olan reklamların niteliğini etik bakımdan sıfıra düşüren, ama amacına ulaştırabilen bir etken de, reklamın hitap ettiği insanların çoğunda egemen -kültürlerinde yaygın-…

  • İnsan hakları bilgisiyle olan bitene baktığımızda, çıkar yol olarak -bu yolu tek cümleyle dile getirmek gerekirse-, 20. yüzyıldan beri ulusal ve uluslararası politikaların ana amacı olan, sıfatları ne olursa olsun, gelişmenin/kalkınmanın yerine, açıklıkla kavranılmış insan haklarını koymak ve ulusal ile uluslararası düzeyde gerektirdiklerini yerine getirmek görünüyor. Bu gerektirdiklerinden biri de, başta zengin olmayan ülkelerde sosyal…

  • Dolayısıyla, “serbest” (free) pazarın teşviki, refah düzeyi yüksek olmayan ülkelerde, yalnızca, ekonomik hakların sınırlarını özel ya da grupsal çıkarlara göre çizen yönetimleri saf dışı bırakmayı istemek (“devleti küçültmek”) olmuyor; aynı zamanda ulusal ve uluslararası düzeyde ekonomik ilişkilerin düzenlenmesinde temel hakları belirleyici kılma imkânını ortadan kaldırıyor, ya da rastlantılara bırakıyor. Sf. 141, 142 Alıntı; Ahlak, Etik…

  • Bu da, benim görebildiğim kadarıyla, a) kişi haklarının farklı çeşitleri arasında fark yapmamaktan, yani kişinin temel hakları ve temel olmayan hakları (sosyal ve ekonomik haklan) arasında bir fark görmemekten; ayrıca da b) iki farklı türden temel kişi haklarının farklı olan korunma yollarının karıştırılmasından ileri geliyor. Örneğin “düşünce özgürlüğü”nü koruma yolu, bir kişi hakkı olarak görülen…

  • İzninizle, bu düşüncemi keskin bir dille ifade edeyim. İnsan hakları, demokrasi ve serbest pazar arasında zorunlu bir kavramsal ya da olgusal bağlantı görmediğim gibi ölçütsüz özelleştirmeye ve “devletin küçülmesine” dayanan serbest pazarın, yoksul ülkelerde ve refah düzeyi düşük ülkelerde insan haklarının daha iyi korunmasına götüreceği beklentisinde saklı yeni bir çıkmaz görüyorum. Sf. 138, 139 Alıntı;…

  • Sosyal adaletsizliğin, “olan”ın eşitçe paylaştırılmamasından kaynaklandığı düşünülür genellikle. Oysa birçok gelişmekte olan ülkede bu “olan”, devletin tasarrufunda değildir; ya da tasarrufunda olan, bütün yurttaşların bu tür temel haklarının, minimum derecede bile yaşanmasını sağlamaya o anda yetmiyor. Bunun için sosyal adaletsizlik durumunun ortaya çıkmasının temelinde yalnızca “var’ların eşitsizce paylaştırılması değil, “yok”ların da eşitçe paylaştırılmaması bulunuyor. “Yokların…

  • Kullanıp atma -şeyleri, hatta insanları kullanıp atma- tüketim toplumunun ana özelliklerinden biridir. Kullanılan en önemli araç ise reklamlar. Bu nedenle tüketim toplumunun sorunlarıyla savaşmak istiyorsak, yaşam biçimlerini olduğu kadar, ülkelerde ve dünyada ekonomik ilişkilerin bugünkü düzenlenme biçimini -serbest pazar denileni- de gözden geçirmek ve bu ilişkileri başka ilkelerle -insanın değerini / insan onurunu kişilerde korumayı…

  • İşte insan hakları, kişilerde insanın olanaklarını koruma talepleri olarak, yani hiçbir kişinin insan olarak olanaklarını gerçekleştirmede doğrudan doğruya veya dolaylı olarak engellenmemesini -ama yalnızca bunda engellenmemesini- talep eden pratik ilkeler olarak anlaşıldıklarında; temel insan haklarının kısıtlanabilirliğine ilişkin her sav, ama aynı zamanda tanınan hakların kısıtlanamazlığına ilişkin her sav düşer. Bazı hakların korunmasına öncelik vermekle ilgili…

  • Kişi özgürlüğü ve güvenliği denen haklar ve bunların mantıksal sonuçları: “hiç kimse kölelik ve kulluk altında tutulamaz”, “hiç kimseye işkence veya zalimce, insanlık dışı ya da onur kinci muamele yapılamaz ve bu tür ceza verilemez”, “hiç kimse keyfî tutuklanamaz” ve düşünce, ifade, barış içinde toplanma özgürlüğü gibi özgürlükler, her kişiden insana zarar vermemeyi, “dokunmamayı” talep…