Bu da, benim görebildiğim kadarıyla, a) kişi haklarının farklı çeşitleri arasında fark yapmamaktan, yani kişinin temel hakları ve temel olmayan hakları (sosyal ve ekonomik haklan) arasında bir fark görmemekten; ayrıca da b) iki farklı türden temel kişi haklarının farklı olan korunma yollarının karıştırılmasından ileri geliyor. Örneğin “düşünce özgürlüğü”nü koruma yolu, bir kişi hakkı olarak görülen “ekonomik özgürlüğün” korunma yolu sayılmış oluyor.
Ne demek istediğimi, çok kısa olarak açıklayayım: İnsan haklarına ilişkin temel uluslararası belgeleri, “insan hakları nedir?” sorusuna bir cevap arayarak okuduğumuzda, yani insan haklarının sayısında gördüğümüz enflasyon başlamadan önce kaleme alınmış insan hakları belgelerini, dile getirmeye niyetlendikleri açısından okuduğumuzda, bütün insanların eşit olduğu iki tür temel hak, ya da iki tür temel talep ayırt edebiliriz: bir kişinin yaşamasını, özellikle de bir kişinin belirli bir insansal olanağı gerçekleştirebilmesini hiç kimsenin engellememesine ilişkin talepler, örneğin “yaşama hakkı”, “kişi güvenliği (dokunulmazlığı) hakkı”, “düşünce ve ifade özgürlüğü hakkı”, “özel hayatın dokunulmazlığı hakkı” gibi; ve b) kişilerin belirli insansal olanakları gerçekleştirebilmeleri için gerekli olduğu düşünülen önkoşullara ilişkin talepler, örneğin “beslenme hakkı”, “barınma hakkı”, “eğitim hakkı”, “sağlık hakkı” gibi.
Böyle ortaya konduklarında, bu iki tür talebin yerine getirilmesinin, ya da bu iki tür temel hakkın “korunmasının” farklı anlamlara geldiği ve farklı koruma yolları gerektirdiği açıkça görünüyor.
İlk türden hakları korumak, onları yasal güvence altına almak demektir. Bir kişinin, belirli bir insansal olanağı gerçekleştirirken “hiç kimsenin” ona “dokunmamasını”, yani “hiç kimsenin” (devlet organlarının da bu arada) onun diğer haklarına zarar vermemesini yasal güvence altına almak ve böyle bir girişim olduğunda, bu girişimin ilgili devlet organları tarafından engellenmesi demektir. Sf. 139, 140
Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları, 1. Baskı 2019 – Sf. 139, 140) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın