Bilgi Bakkalı
Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.
Kategori: Irkçılık
-
Varlık Vergisi’ni ödeyemediği için Aşkale’ye gönderildiği, Samuel Abrevaya Anadolu gazetesinin tahrikçi yayınına maruz kaldığı, Tekin Alp önce Varlık Vergisi Kanunu’nun bir mağduru olarak yalısını eşyaları ile birlikte satmak zorunda kaldığı, daha sonra yerleştiği Nice kentinin fahri konsolosu olma talebi Dışişleri Bakanlığı’nca reddedildiği, Prof. Mişon Ventura ise Trakya Olayları, Yirmi Kur’a askerlik ve Varlık Vergisi sırasında…
-
“İşte tam böyle bir “yoklama” sırasında koğuşlar arasında “kontrole çıkan” Şevket Bey, ayağında çizmelerle tren rayları arasından geçerken, vagonları manevra yaptıran lokomotifin altına düştü ve ayakları dizlerinden kesildi. Herkes telaşa düştü ve kendisine yardıma koşmak istedi. O ise kanlar içinde yerde yatarken yanına koşan çocukların yardımını reddederek, “Beni onbaşılar kaldırsın!” diyerek bırakmadı, çünkü onbaşılar Türk’tü,…
-
Cumhuriyet’in ilanından sonra gayrimüslim erler silahlı eğitim görmemekte, emir eri veya hizmetli olarak subaylara hizmet etmekte, yedek subay adayı gayrimüslim gençler Yedek Subay Okulu’nun mezuniyet imtihanını hiçbir zaman kazanamamaktaydılar. Sf. 81 Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 81) kitabından birebir alınmıştır.
-
“Ermenilerin bir inancı vardır; ‘Türkiye’de yaşıyorsan 10 senede bir sopayı yiyeceksin kafana.’ Bu artık bir atasözü oldu.” Sf. 11 Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 11) kitabından birebir alınmıştır.
-
(Moltke’nin Mektubundan; 18 Mayıs 1838, Sait Bey Kalesi) Kale kapısının altında yaralı kardeşini taşıyan bir Kürde rastladık, zavallı bacağından vurulmuştu, onu taşıyan kardeşi gözleri dolu dolu olarak kardeşinin yedi günden beri bu ıstırabı çektiğini anlattı. Cerrahı çağırttım, «manasız bir şey istediğini anlamıyor musun?» dermiş gibi, her seferince sesini daha yükselterek birçok defa «Evet ama Kürt…
-
(Moltke’nin Mektubundan 5 Mayıs 1837, Şumnu) Yolun iki tarafında şehrin ileri gelenleri selâma duruyor: sağda Müslümanlar, solda reaya. En başta, güzel beyaz sarıklarını hâlâ muhafaza eden mollalar, yani ruhaniler bulunuyor. Onları da dünyevî büyükler takip ediyor. Sol’da, önce defne dallarıyla Rumlar, sonra balmumlarıyla Ermeniler, nihayet zavallı, alaya, ezilmeye maruz Yahudiler geliyor, bunlar burada köpekten biraz…
-
I930’da, Birinci Umumi Müfettişi İbrahim Tali (Öngören) izlenecek yöntemi biraz daha ayrıntılandırmıştı: “A) Bütün Dersim’in hariçle münasebetini kat ederek (keserek) taarruzlarına ve ticaretlerine mani olmak, aç kalacak halkı zamanla kendiliğinden ilticaya icbar (zorlamak) ve şu suretle Dersim’i fenalardan tahliye, B) Her tarafı esaslı surette kapadıktan sonra ihata (çevirme) çemberini tedricen (gittikçe, yavaş – yavaş) darlaştırmak…
-
9-16 Mayıs 1936’da toplanan CHF Dördüncü Kurultayında CHF adı CHP olarak değiştirildi. Katı bir devletçilik politikası izleneceği ilan edildi. Milletvekillerinin merkezden tayini de devam ediyordu. 1935’te tayin edilen kişi sayısı 399 idi. Bu 399 kişiden 383’ünün adı bizzat Atatürk tarafından belirlenmiş, 16 kişilik yer bağımsız milletvekillikleri için boş bırakılmıştı. Ancak bağımsızların başvurusu için yeterli süre…
-
Nitekim 1936’dan itibaren, aynen İtalya ve Almanya’da olduğu gibi, parti teşkilatlarıyla devlet teşkilatları birleştirilecek, dâhiliye vekili CHP genel sekreteri olurken, valiler bulundukları vilayetlerde CHP başkanlığına atanacak; umumi müfettişler ise hem parti teşkilatının hem de devlet işlerinin denetleyicisi olacaklardı. Faşizm cihana neşe getirdi! Aslında Kemalist kadroların faşizme sempati duymalarının tarihi epey eskiydi. Örneğin daha 1923’te Dersim…
-
Bu amaçla, 1 Ağustos 1935’te, TTK (Türk Tarih Kurumu) üyeleri Hasan Ferit Çambel, Afet İnan ve Şevket Aziz Kansu, Süleymaniye Külliyesine gittiler ve Mimar Sinan’ın mezarını kazmaya başladılar. Bir iki metre sonra iskelete ulaşıldı. Antropoloji Profesörü Kansu, Sinan’ın kafatasının 89-90 ölçülerinde yani ‘Hiper-Brakisefal’ olduğunu tespit etti. Çıkan sonuç memnuniyetle karşılandı. Yani, Mimar Sinan Ermeni veya…
-
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Mazhar Osman Usman, 1939’da verdiği bir konferansta; “Birçok cepheden yapıya muhtaç vatanı da soyu bozuklarla doldurmak, darülacezeler, bimarhâne ve hapishaneler için nesil yetiştirmek de hiç şayan-ı temenni (arzu edilmeye değer) değildir. Onun için sağlamları çoğaltmağa teşvik ve mecbur etmeliyiz, çürüklere de sen yetersin, senden nesle lüzum…
-
1934 Haziranında çıkarılan İskân Kanunu’yla Türkiye, ‘soy’, ‘hars’ gibi terimler kullanılarak üç bölgeye ayrıldı. Kanunun diliyle “1 numaralı mıntıkalar: Türk kültürlü nüfusun tekâsüfü (yoğunlaşması) istenilen yerlerdir. 2 numaralı mıntıkalar: Türk kültürüne temsili (asimilasyonu) istenilen nüfusun nakil ve iskânına (taşınma ve yerleşmesine) ayrılan yerlerdir. 3 numaralı mıntıkalar: Yer, sıhhat, iktisat, kültür, siyaset, askerlik ve inzibat sebepleri…
-
“Brakisefal Türk ırkının yaratımı olan kültür nasıl modern dünya uygarlığına kaynaklık etmişse, Avrupa’dan Afrika’ya hatta Amerika’ya kadar tüm kültür dilleri de kök dil olarak Türkçeden türemiştir!” diyen, Güneş Dil Teorisi’nin formüle edildiği 1936’da Afet İnan; “Türklerin brakisefal Alpin ırkının mükemmel temsilcileri olduğunu göstermek üzere” İsviçreli Antropolog Pittard’ın nezaretinde yaptığı doktora çalışması sırasında, Atatürk’ün emriyle tam…
-
Kongrede bu ‘üstün Türk ırkı’ Reşit Galip tarafından şöyle tanımlandı: “Uzun boylu, beyaz simalı, düz veya kemerli ince burunlu, muntazam dudaklı, çok kere mavi gözlü ve göz kapakları çekik olarak değil ufkî açılan ‘Alpin ırkı’ (…) A grubu kan gibi uzvî (organik) özelliklere; medeniyet, kahramanlık, sanat yeteneği gibi İçtimaî (sosyal) özellikleriyle tanınır.” Kongreye sarışın bir…
-
1927’den beri kademeli olarak devam eden Ağrı İsyanı’nın kanlı biçimde bastırıldığı dönemin Adliye Vekili Mahmut Esat (Bozkurt)’un 1 Eylül 1930’da Akşam gazetesinde boy gösteren şu ifadeleri, Osmanlı’nın ‘Türkler’ için yaptığı tanımların adeta bir kopyasıydı: “[Kürtler] Hayatlarında acımanın manasını öğrenmemişlerdir. Hunhar, atılgan, vahşi ve yırtıcıdırlar. Çok alçaktırlar. Yakaladıkları takdirde sizi bir kurşunla öldürmezler. Gözünüzü oyarlar, burnunuzu…
-
Bir süredir Joseph A.C. de Gobineau ve Eugene Pittard gibi ırkçı düşünürlerin eserlerini büyük bir dikkatle incelediği bilinen Mustafa Kemal’in direktifleri doğrultusunda 1925’te kurulan Türk Antropoloji Tetkikat Merkezi’nin ilk işleri arasında. “Karacaahmet Mezarlığı’ndan toplanan kafataslarının ölçümü” ile “Türk. Ermeni, Rum ve Musevi gibi farklı ırki kökenlere sahip çocuklar üzerine” karşılaştırmalı araştırmalar yapmak vardı. Sf. 246 …
-
Muhtemelen bu dışlamaya bir tepki olan Şeyh Said isyanının bastırılmasından sonra Başvekil İsmet Paşa, 27 Nisan 1925 tarihli Vakit gazetesine verdiği beyanatında, rejimin ırkçılıkta ısrarlı olacağını ilan ediyordu: “Milliyet tek birleştiricimizdir. Diğer unsurlar Türk çoğunluğu karşısında etkileme gücüne sahip değildir. Vazifemiz Türk vatanı içinde bulunanları derhal Türk yapmaktır. Türklere ve Türkçülüğe muhalefet edecek unsurları kesip…
-
Osmanlı kaynaklarına göre dağdaki direniş Werfel’in dediği gibi kırk gün değil, elli üç gün sürmüştür. Direnişe beş bin kişi değil, direnişin lideri Papaz Dikran Andreassianın sayımına göre 4.200 kişi katılmıştır. Bu sayısal farklara rağmen romanda anlatılanlar, esas olarak sözlü ve yazılı tarih anlatılarıyla uyumludur. Bilinen odur ki, Misis Dağı üzerindeki Kessap ile Musa Dağ eteklerindeki…
-
Soyadı Kanunu çıktığında bizzat Atatürk tarafından kendisine Türker soyadı verildi. Türker dönemi başlıyor Cumhuriyet tarihinin en ırkçı, en faşizan yılı olan 1935’te TBMM’ye giren Berç Türker, Meclis’in en çok konuşan milletvekillerindendi. Üstelik çok uzun konuşurdu. Öyle ki, çoğu zaman konuşmasını bitirmek için milletvekillerinin ‘yeterlilik’ önergesi vermesi gerekirdi. Konuşmalarını dinleyen biri, karşısında gerçek bir Atatürk hayranı,…
-
1930’un acı tecrübelerinden ders almış olan gayrimüslimler, 1935’teki genel seçimlerin arifesinde cemaat sorunlarından hiç söz etmemişler, ağız birliği etmiş gibi Türk kimliğine ve CHP’ye bağlılıklarını açıklamışlardı. Bu tavrın ödülünü de aldılar. Bizzat Atatürk tarafından hazırlanan CHP listesinin dışında yine bizzat Atatürk’ün hazırladığı ‘Müstakiller’ listesindeki 43 aday arasında 12 gayrimüslim vardı. Anlaşılan bu kişilerin ‘kutsal’ CHP…