Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Yalçın Küçük

  • Bizans Devletini tarihçiler uydurdular; hiç bir imparator veya hiç bir teba kendisinin Bizans Devleti olduğunu düşünmedi söylemedi. Başlangıçta Roma imparatoru olduklarını söylediler, inandılar; sonra Doğu Roma İmparatoru ve en sonuna doğru da Grek İmparatorluğu’na razı oldular. Sf. 7 Alıntı; Bir Soran Olursa – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ağustos 1987 – Sf. 7) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dünya materyalisttir; maddî kırım gerekiyor. Orta çağ antik kentleri yıktı. Orta çağ, antik kültür ve bilimi gömdü. Orta çağ, antik kültür ve bilimi taşıyan aydınları gömdü. Orta çağa geçmek için yıkım gerek. Petrol bunalımının kent yaşamında yarattığı şoku, böyle bir yıkım olarak algılıyorum. Bu çalışmama, bu bunalımın Washington ya da Ankara’nın günlük yaşamında yarattığı katastrofik…

  • Sovyetler Birliği’nden elde edilen ekonomik yardım dikkati çekiyor. 1967 yılında Seydişehir Alüminyum Tesisi için 62 milyon dolar ve İzmir Rafinerisi için 24 milyon 250 bin dolar değerinde iki proje kredisiyle başlayan ekonomik yardım 1969 yılında İskenderun demir-çelik İçin 101 milyon 130 bin dolarlık bir kredi ile devam ediyor. Sf. 238 Alıntı; Quo Vadimus? Nereye Gidiyoruz?…

  • Bu ayrıntılı çalışmaya göre Cumhuriyet döneminde Almanya’dan alınan ilk kredi 31.12.1942 tarihinde 142 milyon 754 bin dolar ya da 197 milyon TL. değerinde “Teslihat Kredisi” oluyor. Bu bilgileri aldığım kapsamlı ve ayrıntılı Devlet Planlama Teşkilâtı çalışmasına göre, Birleşik Krallık Türkiye Cumhuriyeti’ne ilk kez 1938 yılında kredi veriyor. Yaklaşan İkinci Dünya Savaşı’nda Türkiye’yi kendi yanına çekmek…

  • Etatizmin (devletçiliğin) başlaması, Sovyetler Birliği’nden önemli bir yardımın alınmasına rastladı. 1933 yılında İnönü, Moskova’yı resmen ziyaret etti ve sonucunda Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında kapsamlı bir ekonomik anlaşma ortaya çıktı. Rusya, Türkiye’ye 8 milyon dolara özdeş (daha sonra 18 milyon dolara çıkarıldı) faizsiz borç verdi. Bu paranın Türkiye’nin sanayileşme programının gerektirdiği makina ve malzemenin Rusya’dan…

  • Büyüklüğü sabit bir tarlada çalışan emekçilerin sayısının artırılması halinde her yeni emekçinin veriminin azalacağı gözlemine azalan verimler yasası adı verildi. Bu «yasa» bugünün neo-klasik ya da marjinal iktisadının özünü oluşturuyor Bu “yasa” kaldırıldığı zaman neo-klasik ya da marjinal iktisat çöker. Sf. 230 Alıntı; Quo Vadimus? Nereye Gidiyoruz? – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988…

  • Cumhuriyet kurulduğu zaman mevcut olan pek az elektrik üretimi ve dağıtımı belediye santralları şeklinde idi ve yabancılara aitti. Bu santraller çok zorlanmıştı ve çok verimsiz olarak işletiliyordu. Bunlar kamulaştırıldılar. Daha sonra yeni belediye santralları kuruldu. Yerel santralların sayısı 1923 yılında 2 iken 1945 yılında 190’a çıktı ve kurulu kapasite de aynı dönemde 30.000 kilovattan 107…

  • İkinci kanala Kalecki-Keynes Modeli adı veriliyor ve her zaman doğru olmasının yanında öğrencilerin aklında kolaylıkla yer eden şu özdeyiş ile anlatılıyor: İşçiler kazandıklarını harcarlar, kapitalistler harcadıklarını kazanırlar. Sf. 56 Alıntı; Quo Vadimus? Nereye Gidiyoruz? – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 56) kitabından birebir alınmıştır.

  • Baskı, candan çok beyinle ilgilidir. Baskı, ölümden daha çok, beyazlaştırılmış beyinlere yeni yazımları amaçlıyor. Korku, ölüme çare olmuyor; yeni yazımları kolaylaştırıyor. Korku, güvenini yitirmiş, saflığını koruyamamış, bembeyaz olmuş beyinleri, her türlü «yanlış» düşünceye hazır hale getiriyor. Sf. 45 Alıntı; Quo Vadimus? Nereye Gidiyoruz? – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 45) kitabından…

  • Korkan insanın yüzü bembeyazdır; öyle görünür. Doğrudur; tüm görüntüler türünden eksik kalıyor, eksikli doğru oluyor. Korkan insanın, aynı zamanda, beyni de bembeyazdır. (Tabula rasae) (beyaz tabla, temiz levha); korku beyni siliyor. Osmanlıca bir sözcük ile «tebyiz» ediyor. Korku, beyni siliyor. Korku, beyni, yeni ve kolay yazımlara hazır hale getiriyor. Sf. 45 Alıntı; Quo Vadimus? Nereye…

  • Cumhuriyet’in otuzlu yıllarda körüklediği balo merakı, 1940 ve 1950’li yıllarda dans öğrenmeyi Üniversite eğitiminin bir parçası haline getirdi. İstanbul’da dans okulu açıldı. Bir Grek kökenli dans profesörü vardı; iki öğrenci gelmiş, ücreti sormuşlar. Birisi az biliyormuş, profesör, saati yirmi lira demiş; diğeri biç bilmiyormuş, saatine on lira koymuş. Şaşırmışlar. Profesör açıklamış; az bilene dansı öğretmek…

  • Güven, kesinlikle, kendine güven’dir. Güven, başkasına güvenmemektir. Güven, kendi gücünü saf tutabilmek oluyor. Korku, güven’in düşmanı durumuna geçiyor. Korku, güven’i eritiyor. Güven ve korku: Birisi varsa diğeri yok oluyor. Bunalım, her zaman korku saçıyor. Bunalım, eğer işsizlik ve ölüm yumaklarını sağarak yürüyorsa, korku bir yaşam biçimine dönüşüyor ve her tarafa siniyor. Sf. 43 Alıntı; Quo…

  • Bilimde nesne, harekettir; hareket yasalarını bilmek teoridir. Einstein, tüm buluşlarına, bir deney ile başlıyor: «Varsayın ışığa bindim.» Bu, belki de deneylerin en öğreticisi oluyor; aklın dışına çıkmayan bir deneyi gösteriyor. Sf. 35 Alıntı; Quo Vadimus? Nereye Gidiyoruz? – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 35) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir tez yazıyorum: Örgütü olmayınca, işçi ve halk edebiyatını en çok tekeller yapar. Yapıyorlar. Sf. 145 Alıntı; Küfür Romanları – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 145) kitabından birebir alınmıştır.

  • Her büyük sanatçı bir büyük seçicidir. Her büyük bilim adamı, bir büyük seçicidir. Her büyük politikacı, bir büyük seçicidir. Her büyük aşk, bir büyük seçimdir. Sf. 140 Alıntı; Küfür Romanları – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 140) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ömer, Türkiye’nin tutucu köylerinde ve Amerika Birleşik Devletleri’nde “Omar” olarak telâffuz ediliyor. Halifenin adı olmasına karşın, Osmanlı sultanlarının bu adı hiç kullanmadıkları saptanabiliyor; eski İbraniceden gelmesi mümkün, ölçü anlamını veriyor. Sf. 129 Alıntı; Küfür Romanları – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 129) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kuşkusuz çağdaş insan rüyalarla gerçeklik dünyasını birbirinden ayırıyor. Fakat “ilkel insanlar nazarında rüya ve gündüz algıları arasında bir fark yoktur”; bunları birbirine karıştırmıyor, “ilkel insanlar rüyada gördüklerini olmuş hakikatler.” Sayıyorlar. İlkel insan, rüyalarını gerçek türünden anlatabiliyor. Rüyalar bir çatışmanın sonucudur. Şöyle de söylenebiliyor; rüya birbirine ters iki halin ifadesidir. Bunlardan biri şuur altının derinliklerinden gelmiş…

  • Şiddetin kaynağı iki; birisi çelişki ve diğeri ise sürpriz oluyor. Madde alanında her çelişki,, şiddete gebedir; çekirdeğin parçalanması büyük patlamalara yol açıyor. Düşün alanında sürpriz, şiddetin kaynağı sayılabilir bütün dillerde sürpriz olgu, “sarsıldım” sözcüğüyle anlatılıyor. Sürpriz, beyinde bir sarsıntı yaratıyor ve sürprizin de şiddeti artırıldığı zaman “şok” etkisi doğuyor. Şok, düşünsel uyarıcılarla yaratılabildiği gibi, çok…

  • (John Desmond Bernal, Science in History, Türkçe baskısı Materyalist Bilimler Tarihi iki cilt. Alıntı 1. Cilt sf. 71 ile 80 arası;) “İnsan gruplarının genel ekolojik karakteri ilk başta kesinlikle, daha sonraları çok büyük ölçüde, besinlerini nasıl bulduklarına göre belirlenmiştir. İnsanlar ilkin tohum, çekirdek, meyve, kök, bal, böcek ve çıplak elle tutulabilir her türlü ufak hayvan…

  • Şizofreni, bir baskı karşısında, ruhsal yapının uyum gösterememesinden ileri geliyor; bir savunma sisteminin en ileri, patolojik anlamda en gelişmiş düzeyini oluşturuyor. Şöyle de söylenebilir; şizofreni, savunma mekanizmalarından regresyonun, gerileme, en ileri aşamasını meydana getiriyor. Sf. 86 Bir tez yazıyorum: Baskılar, şizofren yurttaşlar yaratmayı amaçlıyorlar. Tezin uzantısını yazıyorum: Şili’de Pinochet’nin yapmak istediği bütün bağlantı ve sorumluluklarından…