Kategori: Yalçın Küçük
-
“İbranicede Türkiye’ye, “Türkiye Memleketi” dendiği gibi “İsmail Memleketi” de denir. 1326’da Sultan Orhan, Bursa’yı ele geçirdiği vakit, orada bir Musevi Cemaati bulmuştur. 1416’da Şeyh Bedrettin’in sosyal devrimine katılarak İslamiyet’i kabul eden Torlak Kemal adında Musevi, Manisalı idi. 1521 yılında Rodos Adası, Kanuni Sultan Süleyman zamanında Türklerin eline düşmüş, esir edilen ve zorla Hıristiyanlığı kabul eden…
-
Mahmut Kaşgari’yi bir kez daha hayranlıkla hatırlıyoruz; “en açık ve doğru dil, ancak bir dil bilip Farslarla konuşmayan ve yabancı ülkelere gidip gelmeyen kimsenin dilidir,” diyordu ve “iki dil bilen şehirlilerle düşüp kalkan kimselerin dili bozuktur,” yollu ekliyordu. Sf. 286 Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 286) kitabından birebir alınmıştır.
-
O günlerde İonia Körfezi’nin ağzında bulunan dağın civarında ve Sakız Adası’nın karşılarında Stilerion adlı yerde (şimdi Karaburun, yk.) kendi kendine yaşayan bir köylü meydana çıktı. Bu zat Türklere fakirliği (yani mal ve mülk sahibi olmamayı) tedris etti (ders verdi, öğretti); kadınlardan başka her şeyin, yani yiyecek, giyecek, çift ve ekilmiş tarlaların insanlar arasında müşterek olması…
-
Cantacasin; Torlakilerden çok kalabalık bir din olarak söz etmektedir. Buradan ve bütün kayıtlardan “Torlaki” adında bir tarikat veya din olduğunu çıkarıyoruz; ancak, “Torlak” sözcüğünün bir “acemi” veya “yeni yetme” anlamı da var. Yeni din değiştirenlere ve hatta din değiştirdiklerinden şüphe duyulanlara da “Torlak” deniyordu, öyleyse bu sözcük, “Torlaki”, her ikisini birlikte anlatıyor mu, yeni Dönmelerin…
-
Ricaut, Büyük Britanya’nın İstanbul Büyükelçisi’nin maiyetinde, XVII. yüzyılın tam ortasında Türkiye’ye gelmiş ve çok dikkatli bir etüt bırakmıştır, bunun bilinmediğini söyleyemeyiz. Buradan bir paragraf aktarıyorum, “Burada bir örnek vermekle yetineceğim”, Ricaut böyle başlıyor ve şöyle sürdürüyor. “Türklerin beşinci Padişahı Sultan Mehmet’in kardeşi Musa Çelebi’nin ölümünü takiben İznik’e sürülen Şeyh Bedrettin, yardımcısı Mustafa ile ikinci bir…
-
Neşrî, “rivayet olunur ki, Bayezid Han’ın yedi oğlu vardı, hepsi cariyeden idi” demekle, Ertuğrul, Mustafa, Süleyman, Mehmet, İsa, Musa, Kasım’ı, sayıyordu. Sf. 255 Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 255) kitabından birebir alınmıştır.
-
İkincisi Abayezid’in, 1396 yılında, artık bizim “Niğbolu” dediğimiz yerde, Haçlı kuvvetlerini yenmesidir; pek çok Hıristiyan prensi telef oldu, bazıları esir ve eşleri cariye düştüler. Hıristiyan tarihleri buna “son” Haçlı Seferi demektedir, Aslında Hıristiyanlık, 1347 tarihinde başlayan Büyük Veba ile çekiciliğini yitiriyordu; insanlar, belalara karşı kendilerini koruyamayan papalardan ve taptıkları Tanrı’nın dininden soğuma eğilimindedirler. Abayezid’in zaferi,…
-
Fransızca “juif sözcüğünün, Yahudi demektir, aslının “cıf-ıd” olduğunun ileri sürüldüğünü, başka bir yerde, not etmiştim. Cıfıd Çarşısı, küçümseme değil, Yahudi Pazarı, anlamına geliyor. Bizdeki “civ-elek” ya da “civ-oğlu”, soyadlarını Yahudi-soylu olarak anlayabiliriz. Kırım’da Sela-ı Cıfıd var, Yahudi Kalesi, oluyor ve “Sela”, Kale ya da “Kaya” karşılığıdır, tekrarlıyorum. Sf. 252 Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük,…
-
Türkiye Yahudiliğinin büyük araştırıcısı Avram Galanti’nin sekiz yaşına kadar hiç ayrılmadığı Bodrum’da hep sokakta oynadığı ve bir tek Türkçe sözcük öğrenmek gereğini duymadığını da biliyoruz, demek sokak arkadaşlarıyla İbrani tekellüm ile iktifa edebiliyordu. (İbranice konuşmakla yetinebiliyordu) Germiyan ve Menteşe beyliklerinde prensler arasında Musevi ad yoğunluğunu artık biliyoruz, Sf. 252 Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük,…
-
Selçuk’un, Yahudi Hazar Devleti’nde bir komutan olduğu kabul ediliyor ve İkincisi, okutulan tarihlerde üstü örtülmekle birlikte, Selçuk Prensleri, daha çok İbrani adlar taşıyorlardı. Demek ki, İbrani adlar taşınabiliyor, söylenen budur ve bunlara, Selçuklu hanedanından olmayan bazı Türkmen seçkinlerinin de “İsrail” adını aldıkları eklenebilmektedir Müfid Yüksel’in tartışması, özetle budur. Bu tartışmaya ekleneceklerin olması gerekiyor, Profesör Faruk…
-
Herhalde, traduttore traditore, İngilizcede translator traitor, sözü en çok şiirde doğrudur; gerçekten de şiirde tercüme ihanete yaklaşmaktadır. Bu, çevirenlerin hain olmalarından kaynaklanmıyor, belki Orta Çağ İtalya’sında “tercümanlar”, çoğunlukla hain idiler; ancak ve aslında şiirde çeviri, kendi halinde hain bir iştir, şiir tadını koruyabilmek için çok zaman ihanet gerekli olmaktadır. İhanetin tat verdiği nadir alanlardan birisinin…
-
Köylü ozan, hakikat için, şeriat gemisinden çıkmayı şart koşuyor; ancak hakikati bulabilmek için okumayı da reddediyor. Kaldı ki okuma ve yazması yoktur, eskiden böylelerine, anadan-doğduğu halde kalmış anlamında “ümmi” deniyordu, Arabi “ümmi” anne’dir ve “ümmi”, doğduğu üzere kalmış, yontulmamış ve dolayısıyla, cahildir. Yoldaş Yunus, cahilleşmeyi savunuyordu, Sf. 232 Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki…
-
Elenler, “Yonas” ve Araplar “Yunus” ya da “Yunis” çağırıyorlar; sefaradlar, Yones, Yunis. Yunes varyantlarına sahipler, “Yunesi” veya “Yonosof ya da “Yonovitz”, Yunus-oğlu ya da Yunus-zade, Uanus-gil anlamındadır. “Yönisch”, “Yuniş” okuyabiliriz, “Yunuscuk” demektir; demek ki, dünyanın her yanında, Yahudiler tarafından ve hâlâ taşınmaktadır. Ancak Kur’an’da da var ki bunu da normal sayıyoruz. Sf. 228 Alıntı; İsyan…
-
Yunus Emre’nin bir tarikat mensubu olduğu gerçeğinin üstü hep örtülüyordu; bu bir “sol tarikat” marifetidir öte yamaçta, yirmili yılların başında, Moskova’da Doğu Üniversitesi’nde tahsil görmüş bir Nâzım Hikmet, Hurufî Bedrettin’e materyalizm yükleyebiliyordu, Profesör A. Yaşar Ocak, “Geniş çapta eski İran dinlerinin kalıntılarını, Hıristiyanlık. Kabbalizm ve Neoplatonizm’e ait inanç ve telakkileri mistik bir karakterle birleştirerek Esterabad’da…
-
Nassi, “Sabbataen Lamb Festival” olarak not ettiği Kuzu Festivallerinin Nevruz ile aynı takvimi izlemesine dikkati çekmektedir. Gerçekten de zaman zaman “Dört Gönül Bayramı” da denilen, çünkü mutlaka evli iki çifti gerektiriyor, Kuzu Bayramı Mart ayında ve yeni yılın başındaki Farisî yeni gün anlamında “Nevruz” diyoruz, yapılmaktadır. Sf. 215 Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki…
-
Sevi, bir Kabbalist idi; Yahudi sufîzmi demektir ve Kabbala’nın İspanya’daki İslâmik tarikatlar ve tekkeler içinde geliştiği, ittifakla kabul edilmektedir. Sf. 210 Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 210) kitabından birebir alınmıştır.
-
Bu tarihten itibaren Türkiye Yahudiliğinin yeraltına geçiş dönemi başlamaktadır. Sf. 195 Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 195) kitabından birebir alınmıştır.
-
Bektaşilerin hâlâ, Mahmut’un türbesinin önünden geçerken tükürdükleri rivayet edilmektedir. Sf. 195 Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 195) kitabından birebir alınmıştır.
-
Yeniçerilik bir sermaye sınıfı olmuştu, bütün yeniliklerin karşısına çıkıyordu, silahlı kuvvetlerin sermaye sınıfı olmasının tehlikeleri ve olumsuzlukları, belki de yeniçerilik kadar, hiçbir yerde açık ve büyük değildi; bunun altının yeteri kadar çizilmemiş olmasını bir eksiklik sayabiliyoruz. Yeniçeriliğin iki bağının da üstü örtülmese bile, aydınlatılmadığına tanıklık ediyoruz; tefeciler finanse ediyordu ve tefeciler de Yahudi sarraflarıydı. Mahmut-u…
-
Bir nokta var, ümmi olması ayrı, Yunus açıkça cahilleşmeyi savunuyordu, yeni bir düzen, “Cumhuriyet” kurulmuştu, okumayı ve öğrenmeyi reddeden bir köylü âşığın doktrin haline getirilmesi, bir “yol” olarak empoze edilmesi bir paradokstur ,.. Sf. 192 Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 192) kitabından birebir alınmıştır.