İki üçgenden biri; kuvvet, hikmet, hasene, diğeri; hilkat, hayat, memat. Sf. 51
Alıntı; Farmasonlar – Cevat Rifat Atilhan, (Aykurt Neşriyat 1963 – Sf. 51) kitabından birebir alınmıştır.
Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.
İki üçgenden biri; kuvvet, hikmet, hasene, diğeri; hilkat, hayat, memat. Sf. 51
Alıntı; Farmasonlar – Cevat Rifat Atilhan, (Aykurt Neşriyat 1963 – Sf. 51) kitabından birebir alınmıştır.
Siyonistler son birkaç yıllardan beri ilmi bir şekilde mikrop savaşına hazırlanmakta idiler. Bu amaç için Filistin’de mükemmel laboratuvarlar meydana getirilmiştir.
Teşrinisani 1948’de Suriye – Filistin – hududunda ve Mısır’da mahvedici kolera epidemisinin nasıl meydana getirildiğini.. Sf. 39
Şubat 1948’de Rio de Janeiro’ da yapılan Siyonist toplantıda Yüzbaşı Zvi Kolitz; “İngilizler orasını, “arz-ı mevudu” terk eder etmez bakteriyolojik harp sistemimizi uygulayacağımızdan eminim. Kolera bizim en büyük müttefikimiz olacak. Kahire, Bağdat, Şam ve Amman’a mikrop saçacağız.”
Dört Siyonist casus 26 Mayıs 1948’de Mısır ordusu tarafından tevkif edilmişlerdir ve iki gün sonra iki bakteriyolojik Siyonist casusu daha yakalanmıştır. Bu şahısların hepsi Gazze’deki kuyulara kültive edilmiş ve üretilmiş mikropları atarken yakalanmışlardır. Sf.41
Alıntı; Farmasonlar – Cevat Rifat Atilhan, (Aykurt Neşriyat 1963 – Sf. 39 ile 41 arası) kitabından birebir alınmıştır.
Kilise ve ruhban taassubuna karşı ayaklanan “Hür duvarcılar” kurdular. Sf. 24
Alıntı; Farmasonlar – Cevat Rifat Atilhan, (Aykurt Neşriyat 1963 – Sf. 24) kitabından birebir alınmıştır.
Seyhan Mebusu Sinan Tekelioğlu 18.03.1949’da Meclis’e bir tezkere vererek Dâhiliye Vekâletine soruyor; “kanunların açık hükmüne rağmen kökü dışarıda olan Farmasonluğa nasıl izin veriyorlar.” Bakanlar Kurulu Derneğin kurucularına yazı yazarak faaliyetlerinin ne olacağını soruyor. Cevap alamıyor, tekrar sorunca; “Farmasonluğun kökünün dışarıda olup olmadığını bilmiyoruz.” Cevabını alıyorlar. Sf. 19
Alıntı; Farmasonlar – Cevat Rifat Atilhan, (Aykurt Neşriyat 1963 – Sf. 19) kitabından birebir alınmıştır.
13 Ağustos 1911 İsviçre Bazel’de Siyonist Kongresinin reisi Bezirgân Wolkon konuşuyor; “ .. Yahudilere karşı büyük nefret izhar olunuyor. Tek ümidimiz Türkiye’dedir. Bir gün gelip de hâlimizde bir salâh görülecek olursa bunun Türkiye sâyesinde olacağına şüphe yoktur. .. Zâten Türkler öteden beri Yahudiler hakkında hayırhah davranmışlardır. .. Türkiye için yurtsuz Yahudiler kadar sadık muhacir bulunamaz. Türk Anayasası (İttihat ve Terakki’nin tekrar yürürlüğe koyduğu Kanunu Esasi) bizim şahsi emniyetimiz için bir garantidir. .. Osmanlı Devletinin bir parçası olan Filistin topraklarımızda bir yurt kurulması fikrini beslemekle biz, kendi kaderimizi Türkiye’ye bağlamış oluyoruz. Bizim nihai gayemiz mamur ve kudretli bir Osmanlı Devleti dâhilinde müreffeh bir Yahudi Milleti hâlinde yaşamaklığımızdır.” Sf. 213, 214, 215
Alıntı; Yahudiler Dünyayı Nasıl İstilâ Ediyorlar – Cevat Rifat Atilhan, (Aykurt Neşriyat 1962 – Sf. 213 ile 215 arası) kitabından birebir alınmıştır.
Bazel Programı adıyla 1897 yılında kurulmuştur. İlk reisi Hayım Vayzman. Sf. 113
Alıntı; Yahudiler Dünyayı Nasıl İstilâ Ediyorlar – Cevat Rifat Atilhan, (Aykurt Neşriyat 1962 – Sf. 113) kitabından birebir alınmıştır.
“İleride mukaddes topraklarımızda bir Yahudi Hükümeti kuracakları muhakkak olan bu taifeye merhamet ediyorlarsa medeni Avrupalılar ve Amerikalılar onları kendi memleketlerine kabul etsinler.” Sf. 85
Alıntı; Yahudiler Dünyayı Nasıl İstilâ Ediyorlar – Cevat Rifat Atilhan, (Aykurt Neşriyat 1962 – Sf. 85) kitabından birebir alınmıştır.
BAKKAL’IN NOTU (2007); Abdülhamit’in Filistin’de Yahudi yerleşimine izin verdiği de biliniyor.
Yahudiler İstanbul’da Balat, Hasköy, Kuledibi’nde sefil bir hayat yaşıyorlardı. Sf. 15, 16
Alıntı; Yahudiler Dünyayı Nasıl İstilâ Ediyorlar – Cevat Rifat Atilhan, (Aykurt Neşriyat 1962 – Sf. 15, 16) kitabından birebir alınmıştır.
İki defa İngiltere Başbakanı olan Disraeli, “Acı bir zaruret karşısında ismimin Yahudi cemaat listesinden sildirilmesini istiyorum.”
Yahudi Cemaati Kitabının kenarında; “bir daha babalarının dinine dönmemiştir.” Diye bir not yazılmış. Sf. 9,10
Alıntı; Yahudiler Dünyayı Nasıl İstilâ Ediyorlar – Cevat Rifat Atilhan, (Aykurt Neşriyat 1962 – Sf. 9, 10) kitabından birebir alınmıştır.
Bunlardan bir kısmı 1935 yılında Kudüs’teki İsrail Üniversitesi kitaplığı tarafından satın alındı. Bunlarda bulunan Sabetaycıların “amentü”sünü veriyoruz. Bu amentü, Yahudilerin her sabah duasında tekrarladıkları, Mose ben Maimon’un 13 inanç cümlesi yerine geçiyordu:
-Tam ve kesin inanışla, gerçek Tanrı’ya, İsrail’in Tanrı’sına inanırım. O Tanrı’ya ki Tiphereth’te (Kabalacılarda Tanrı’nın ışımalarının çıktığı gök katı) İsrail’in haşmetinde oturur; bu, bir olan üç iman düğümüdür.
-Tam ve kesin inançla, Sabetay Sevi’nin gerçek kral Mesih olduğuna inanırım.
-Tam ve kesin inançla üstadımız Musa’nın aracılığıyla verilmiş olan Tevrat’ın, kitapta yazılı olduğu gibi gerçekler Tevrat’ı olduğuna inanırım. Bu, Musa’nın İsrail’e, Tanrı’nın emriyle Musa aracılığıyla sunduğu Tevrat’tır. O, kendisine tutunanlar için hayat ağacıdır, ona dayananlar mutludur. (Burada Tevrat’ı öven ve Kutsal Kitaptan alınma birkaç cümle vardır.)
-Tam ve kesin inançla inanırım ki, bu Tevrat değiştirilmez ve başka hiçbir Tevrat olamaz. Tevrat önsüz-sonsuz yürürlüktedir.
-Tam ve kesin olarak inanırım ki, hakikatin Tanrısı, İsrail’in Tanrısı, Kutsal yeri (yani Kudüs Tapınağını) bizim için, yukarıdan aşağıya bina edilmiş olarak gönderecektir, nitekim şöyle denmiştir: Tanrı, evi yapmazsa, yapıcılar boşuna uğraşırlar. Dileriz gözlerimiz onu görsün, yüreklerimiz sevinsin ve ruhlarımız şenlensin, çok geçmeden, günlerimizde! Âmin!
-Tam ve kesin inançla inanırım ki: Hakikatin Tanrısı, İsrail’in Tanrısı bu (maddî) dünyada – ki ona Tebel denir- cemalini gösterecektir. Çünkü şöyle denmiştir: Göz göze göreceklerdir ki Tanrı Siyon’a dönmüştür ve gene denmiştir ki: Tanrı’nın haşmeti tecelli edecektir ve bütün etten olanlar onu görecektir, çünkü Tanrı’nın ağzı böyle vaat etti.
-Hakikatin Tanrısı, İsrail’in haşmetinde sakin olan, İsrail’in Tanrısı! – O haşmet ki inancın üç düğümü içinde birdir – gerçek Mesih’i, kurtarıcımız Sabetay Sevi’yi, çok geçmeden, günlerimizde gönder bize! Âmin! Sf. 370
Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 370) kitabından birebir alınmıştır.
Müslüman adıyla Mehmet Aziz Efendi diye tanınan Sabetay Sevi’nin ölümünden sonra onun taraftarları – ki bunlar 200-300 aile idi – Selânik’te toplanmışlardı. Avrupa’nın çeşitli yerlerinden gelenler de bunların arasına katıldı. Bir süre sonra Sabetay’ın Ülgün’de kaldığı son karısı Ayşe (Asıl adı Yohebed) de ailesiyle birlikte oraya geldi. Yohebed’in babası Yusuf Filosof, Selanik’teki ünlü bir haham ailesindendi. Sabetay’ın dul karısı ve erkek kardeşi Yakup Kerido’nun, Sabetay’ın ruhunu saklayan mistik kap olduğunu ilan etti. Bu sıralarda olup bitenler üzerine ele hiçbir belge geçmemiştir. Sf. 369
Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 369) kitabından birebir alınmıştır.
Mesih’e o kadar bağlanmış olan bu zavallılar birdenbire inançlarından vazgeçemezlerdi. İçlerinden çoğu ona gene de inanmakta devam etti. Din kitaplarını çok iyi bilen Gazze’li Nathan, onların kıyısında bucağında karanlık bazı sözler bulup çıkardı ve bunları dilediği gibi tefsir ederek, yeni bir tez ortaya attı: “Mesih’in Yahudiler dışındaki milletlerin arasına girmesi ve onlarda da saklı olan kutsallık kıvılcımlarını tutuşturması ve – kendileri de bundan habersiz olan – kutsal kişileri, velileri uyarması gerekti. “
Sözde Mesih de, görünüşte Müslüman olarak uzun yıllar yaşadı. Ondan belki bazı şeyler uman devletten maaşını aldı, el altından cemaatiyle ilişkilerini sürdürdü, inançlı Sabetaycılar şimdi Edirne’ye geliyor, gizlice onu ziyaret ediyor, imanlarını daha kuvvetlendirmiş olarak dönüyorlardı. Sf. 367
Sabetay’ın Müslüman olması karşısında cemaati iki yoldan birini seçmek zorundaydı: Yahudi kalmak ve şeriatın bütün hükümlerini harfi harfine yerine getirmekle birlikte, gizliden gizliye, kendi inançlarını sürdürmek, ya da üstatları gibi Müslüman olmak, görünüşte bu dinin gereklerini yerine getirmek, ama gizlice ötekini bırakmamak. Sabetaycıların çoğu, ikinci yolu tuttu. Her iki gruptakiler de bir zaman bu tutumu sürdürdüler. Sabetay Sevi de kimi zaman, üzerine bir çeşit cezbe geldiği sıralarda, bütün İsrail’in Müslüman olmasını tavsiye etmiş, sonra, normal zamanlarında bundan vazgeçmişti. Bu da onun iki kişilikli, hasta biri olduğunu açıkça gösterir, öte yandan Padişah’a bütün Yahudileri Müslüman yapacağına dair söz vermiş olduğu da anlaşılmaktadır, Edirne’de Yahudi din bilginleriyle sık sık görüşmesine izin verilmesi bunu gösterir. Onlarla uzun tartışmalara girişmiş, ama sözünü yerine getirememişti. Sürgün edilmesinin nedeni de belki buydu. Sf. 368
Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 367, 368) kitabından birebir alınmıştır.
Gene o yıl Hamburg’daki sinagogda âdet gereğince krala dua edildiği zaman, onunla aynı payedeymiş gibi “Mesih Sabetay Sevi”ye de dua edildi. Kısacası, bütün Yahudileri bir delilik nöbeti sarmış gibiydi. Ama Sabetay Sevi şeriatın altını üstüne getiriyordu. Kesin olarak yasak edilmiş bazı şeylerin mubah olduğunu ilan etmekten çekinmiyordu. Yüzyıllar boyunca hahamların sıkı bir disiplin altında tutabildikleri, bütün hayatları şeriatın buyruklarına göre geçen Yahudiler arasında tam bir anarşi tehlikesi baş göstermişti.
Mesih Sabetay Sevi’nin 1666 yılı başında İstanbul’a gidişi, bu heyecanı son derecesine çıkardı. Ona inananlar, Sabetay’ın Padişahtan (IV. Mehmet) Kudüs krallığını alacağını ve artık yeni bir çağın, beklenen devrin başlayacağını sanıyorlardı. O sırada çıkan bazı İbranice kitaplarda tarih olarak: “Nebiliğin ve devletin yenilenişinin birinci yılı” cümlesi görülmektedir. Ama tebaasının din işlerine karşı hoşgörü, hatta kayıtsızlıkla davranan devlete bu kadarı biraz fazla gelmiş olacak ki, Sabetay Sevi tutuklandı, fakat o zamanlarda daha küçük suçlar için bile uygulanan idam cezasına çarptırılmadı, Gelibolu kalesinde hapsedildi. Orada 1666 Eylülü’ne kadar kaldı ve işin tuhafı, âdeta bir prens gibi yaşadı, uzaktan ve yakından gelen delegeleri kabul etti. Sf. 365
Sabetay’ın, o güne kadar söylediklerim inkâr edip Müslüman oluşu haberi Yahudiler üzerinde, beklenmedik bir anda düşen bir yıldırım etkisi yaptı. Sf. 365
Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 365) kitabından birebir alınmıştır.
Sabetay Sevi ve onun mezhebi hakkında, yakın zamanlara kadar pek az bilgi vardı.
Ama 1948 yılından beri, aile yadigârları olarak daima gizli tutulmuş yazmalar özellikle İsrail bilim kurumlarının eline geçti. Onun için artık oldukça kesin bilgilere sahibiz. Sf. 362
Sabetay Sevi (1626-1676) Kabalacı bir din bilginiydi! Onu sadece itizal (ayrılma, sapma) yoluna sapmış biri olarak değil, biraz da ilk Siyonist olarak düşünebiliriz: Çünkü dağılmış olan İsrail oğullarının yeniden kutsal yurtlarına dönmelerini telkin etmekteydi. Belki de bu sırada henüz Mesihlik iddiasında bulunmaya bile pek niyeti yoktu. Ama Kudüs’e gitti, orada Gazze’li teolog Nathan (1644-1680) onun henüz pek çekingenlikle ileri sürdüğü Mesihliğine tanıklık etti. Nathan cezbeye gelen ve hayaller gören, tıpkı İlkçağ nebileri gibi biriydi. Onun “Tanrı ilhamıyla” Sabetay Sevi’nin Mesihliğini kabul ve ilan edişi, zaten bunu bekleyen Yahudiler arasında büyük bir coşkunluk ve ümit uyandırdı. Sf. 364
Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 364) kitabından birebir alınmıştır.
Günümüzdeki Yahudi adlarının çoğu, Yunanca ya da Latinceden gelmektedir. Tevrat’tan alınma adlara, özellikle kızlarda az rastlanır. Yer yer, ad takma geleneklerinde ayrılıklar göze çarpar. Örneğin Hollanda’da sık sık, büyükbaba ve ananın sağlıklarında, torunlarına onların adları verilmektedir. Ama hiçbir zaman baba ve ananın adları verilmez. Buna karşılık Amerika’da çocuklara babalarının ya da analarının adını vermek âdettir. Doğu Yahudi’lerinde, ailenin yaşayan kişilerinin adlarını yeni doğanlara vermekten korkulur. Sf. 304
Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 304) kitabından birebir alınmıştır.
Yahudi mistikleri Şeytan’a Sammael adını verirler. Sf. 299
Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 299) kitabından birebir alınmıştır.
Yahudilerde de hayır ve şer Tanrı’dandır. Hıristiyanların inandıkları gibi, kötülüklerin Şeytan’dan gelişi düşüncesi Yahudilikte yoktur.
“Ne ki olduysa, olacak olan odur,” Sf. 296
Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 296) kitabından birebir alınmıştır.
Kabala “gelenek” demektir ve kuşaktan kuşağa, ağızdan geçerek yayılan dinî sırlar anlamına gelir. Sf. 283
Ana harf “alef” tir. Arap harflerinin elifinin karşılığı olan, alfa-benin bu ilk harfi hava, “mem” (Arap harflerinde mim) su, “şin” ateş harfleridir; bunların üçü birden suçla suçsuzluğun hakikat ekseni üzerinde dengesini ifade ederler.
Burada şunu söylemeden geçemeyeceğiz: İslam Hurufiliğinde de “ayın” (İmam’ı temsil eder; Ali), “mim” (Peygamber, Muhammed) ve “sin” (Selmân) harfleri de büyük bir rol oynar. Bu harflerin Kabalacılarınkine hemen hemen uyduğu görülmektedir.
Kabalacılara göre alef, mem ve şin harfleri, altın mühür altında saklanan büyük sır’dır. Aynı zamanda evrensel üçlüğün kökeni de bunlardır.
Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 283 ile 290 arası) kitabından birebir alınmıştır.
Yahudiler bu durumda ya zorla ya da kendi istekleriyle ve kimi zaman etrafları duvarlarla çevrili mahallelerde oturmaktaydılar. Yaşamak için yapabilecekleri iş sadece küçük esnaflık ve sarraflıktı. Bu sonuncusu Hıristiyanların faiz alma ve vermeleri yasak olduğu için onlara kalmıştı. Böylece Yahudi bankerler ve zamanla, çok iş yapan Yahudi bankaları doğdu, fakat bu da gene Yahudilerin başlarına bela getirdi: Borçlu olan aristokratlar, çoğu zaman bunları ödeyecek yerde, Yahudi’yi öldürtmeyi daha kolay ve pratik buluyorlardı. Yahudi Mahallesi (getto) bir çeşit sığınak, darda kalanların barınabilecekleri bir köşe olarak şöyle böyle yaşamaktaydı. Sf. 282
Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 282) kitabından birebir alınmıştır.
14. yüzyılda çıkan bir veba salgınında İsviçre ve Güney Fransa’da halk bunun suçunu Yahudilere yüklemiş ve yüzlerce zavallıyı diri diri yakmıştı. Günümüzde bile bütün savaşların, bütün krizlerin, her türlü kötülüğün Yahudiler yüzünden olduğuna gerçekten inanan insanlar yok mudur? Ortaçağda, hatta Yeniçağ’da halk kitlesi birikmiş çeşitli acıların doğurduğu öldürme arzusunu Yahudilerde tatmin ediyordu. Böylece, Avrupa’daki Yahudilerin tarihi, zincirleme bir sürgün etme, yağma, ırza geçme, öldürme ve katliamlar dizisi oldu. Bunlar M. S. I. binde henüz tek tek olaylar halindeydi. Bu zamana aşağı yukarı bir sessizlik dönemi diyebiliriz. Ama gene de 613’te, Yahudiler İspanya’dan çıkarıldılar, aynı iş, başlarına 629’da Fransa’da, kral Dagobert’in emriyle geldi. Ama asıl M. S. II. bin, gerçekten azap ve işkence devri oldu.
Örneğin: Haçlı Seferlerinde, Kudüs’te yapılan katliamlar, uydurma iddialarla Yahudileri insan kurban etmek ya da Hıristiyanların kutsal ekmeğini (Höstie) kirletmekle suçlamalar ve bunlar için binlerce Yahudi’yi idam etmeleri, yüzyıllar boyunca oturdukları yerlerden sürmeler, nihayet 1290’da toptan İngiltere’den, 1394’te Fransa’dan ve İspanya Arap devletinin son bulmasıyla 1492’de İspanya’dan kovmalar ki bu sonuncusu en korkuncu olmuştu.
Bu zulümler sırasında sadece Yahudilerin öldürülmesiyle yetinilmiyor, onların din ve kültürü de yok edilmek isteniyordu. Hahamlarla birlikte Talmud ve Tevrat nüshaları da yakılıyordu. Nasılsa Öldürülmeyen Yahudiler, sivri bir şapka giymek zorunda bırakılmış ve böylece herkesin hakaretine ve saldırmasına terk edilmişti. Sf. 281, 282
Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 281, 282) kitabından birebir alınmıştır.