Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  •     3 Mart 1341 (1926) tarihinde İçtima: 65, Celse:1, İkinci Reis Vekili Ali Süruri Bey

    Ankara Şehremaneti’ne Ödenek Yağıyor; Sf. 24

    Muhtar Bey (Trabzon); “Arkadaşlar! Bu kanunla yeniden Ankara’ya iki milyon lira daha hükümetin ikraz etmesini (borç vermesini) müzakere ediyoruz (görüşüyoruz). Merkezi hükümet (hükümet merkezi) olması dolayısıyla Ankara’nın imarı (yeniden yapılması) zaruret (zorunluluk) kesp etmiştir (kazanmıştır). Lâkin evvelce bütün Anadolu’nun parasını İstanbul’a sarf ettik derken şimdi bütün Anadolu’nun parasını Ankara’ya sarf ediyoruz. (Anadolu’ya sesleri) Evvelkinden bir fark ile ki, İstanbul’da umumî bütçeden değil, kendi belediye parası sarf olunuyordu. Şimdi bir defa beş yüz bin lira, bir defa bir buçuk milyon lira bir defa da iki milyon lira gibi bütçemizin kıymetine nispetle oldukça mesele teşkil edecek (sorun oluşturacak) ehemmiyetli (önemli) paralar sarf ediyoruz. Hamam önünden ileriye geçerseniz öyle bir vaziyet görürsünüz ki şehrin mecrası (pis suyu) açıkta akıp gidiyor. Bunların üzerini kapatmadan 40 – 50 metrelik caddeler yapmaya kalkmak çok nazarı dikkatinizi celp ederim (dikkatinizi çekerim) çıplak adamın başına silindir şapka koymaya benzer. Sokaktan vıcık vıcık pislik akarken, elli metrelik cadde yapacağım, park yapacağım demek doğru değildir. En evvelâ lâğımlar yapılmalı ve sıhhati umumiyeyi (toplum sağlığını) kurtarmalı, suyunu kurtarmalı, sonra geniş caddeler açmalıdır. Onun için rica ediyorum bu para buradan çıkarken esas itibariyle en mühim olan Ankara’nın sıhhatini kurtarmak, yani lâğımlarını yapmak lâzımdır. Hiç olmazsa Ankara’da sokakta açıkta lâğım akmasın. Sonra su meselesi mümkün mertebe çabuk hal olunsun. Benim teklifim, maruzatım sudu: Menafii umumiyeye müteallik (toplum yararına yönelik) iş dururken yirmi ev ilâve etmişsin, etmemişsin hiç tesiri olmaz. Çünkü görüyoruz ki senede Ankara’da 200 – 300 ev yapılıyor. Şehremaneti (belediyesi) buna yirmi ev daha ilâve etmiş ne tesiri olabilir? Hiç.”

    Ankara’ya 2 Milyon Para Verildi.

    6 Mart 1926 67. İçtima.

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 53 (1.03.1926 / 31.03.1926) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 4, İçtima; 65, Celse: 1, – Sf. 20 ile 91 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •   1 Mart 1341 (1926) tarihinde İçtima: 64, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Türk Ceza Kanunu;

    Adliye Vekili Mahmut Esat Bey (İzmir); ” …  Fransa Ceza Kanunu’nun yalnız bu kısımları alınmıştır. ..  Gayet demokratiktir ve Türk memleketinin, Türk milletinin, Türk inkılâbının ihtiyaçlarına göre vücuda getirilmiştir. ‘Bu kanunun ihzarında (hazırlanmasında) bilhassa (özellikle), İtalya cezaiyatı (ceza mevzuatı) örnek ittihaz olunmuştur (kabul edilmiştir). Bu, tasarı hazır ceza ilmi arasında en mütekâmil (tamamlanmış) ve müterakki (gelişmiş) olanıdır. Sf.4 Yani esasına dokunulmaksızın ufak tefek tadilât (değişiklik) yapılmıştır… Arkadaşlar! Ceza Kanunumuz çok serttir. Çünkü inkılâp çok kıskançtır. Fakat şunu Heyeti Celile’nize temin edebilirim (garanti verebilirim) ki, sertliği ile beraber ilmî bir eserdir. Bundan korkacak olanlar ve korkması lâzım gelenler Türk milletinin menfaatlarına (yararlarına), Türk milletinin hukukuna ve inkılâbına karşı tekin (uğurlu) olmayanlardır ve bunların korkması lâzımdır. (Bravo sesleri) Fakat memleketimizi sevenler, bizden olanlar, Türk İnkılâbına hayırhah olanlar, namuslu insan olanlar, bu sert Ceza Kanununda kendilerine bir masuniyet melcei (dokunulmazlık alanı) bulacaklardır. Sf.5

      Adliye Encümeni Mazbata Muharriri Yusuf Kemal Bey (Sinop); “… 1274 (1858) tarihli Ceza Kanunu yapılırken nazarı itibara alınan kanun, Fransa’nın 1808 – 1810 tarihli Ceza Kanunudur.” (Tunalı Hilmi bu bir abidedir diyor.)   

      Feridun Fikri Bey (Dersim); (Yumuşak ve teknik bir biçimde muhalefet ediyor. İdamı kaldıralım diyor.) “Efendiler! 26 Mayıs 1874 tarihli İsviçre Cumhuriyet Kanununun 65’nci maddesindeki idam cezası ilga edilmiştir (kaldırılmıştır). Yalnız bilâhare (sonradan) idamı, ceraimi-gayri siyasiye için (siyasi olmayan suçlar için) ihya etmek (yeniden getirmek, geri getirmek) salahiyeti bazı kanunlara verilmiş ve bazı kanunlar bunu ibka etmişlerdir (devam ettirmişlerdir). Fakat hututu umumiyesi (genel hatları) itibariyle ekseri memleketler idam cezasını kaldırmışlardır. Romanya 1864’te idam cezasını ilga etmiştir. Portekiz 1866’da ilga etmiştir. Felemenk (Hollanda) 1870’te ilga etmiştir. Almanya’da dahi bazı hükümetler idam cezasını ilga etmişler ise de bilâhare bazı hükümetler koymuşlardır. Belçika’da hukuken idam cezası mülga değilse de fiilen tatbik edilmemektedir (uygulanmamaktadır). Fransa’da ise ceraimi adiyede (adi suçlarda) idam mevcut olup ceraimi siyasiyede (siyasi suçlarda) idam cezası 1848 senesinden beri mülgadır (ilga edilmiştir, kaldırılmıştır). Binaenaleyh bendeniz idam cezasının kanunumuzdan ref’ini (kaldırılmasını) teklif ediyorum. Mademki yeni ve mükemmel bir hayatı medeniyete mefkûrevî (fikirsel) olarak yürümek azmindeyiz ve bu azlimle gidiyoruz, binaenaleyh istikbale tam bir ahenk içinde ve bugünkü ruhî tekâmülü ihtiva ettiğini (ruhsal gelişimi taşıdığını) göstermek için Heyeti Âliye’nin, teklifimi kabul edeceğini zannediyorum. 146’ncı maddeye gelince “…maddede gösterilen şekil ve suretlerle gerek yalnızca gerek bir kaç kişi ile birlikte kavli (sözlü) veya tahrirî (yazılı) veya fiilî fesat çıkararak veya meydan ve sokaklarda ve nâsın (insanların) toplandığı mahallerde nutuk irat (nutuk vermek, topluluğa konuşmak) ve yafta (afiş) yapıştırarak ve neşriyat icra ederek (yayın yaparak) bu cürümleri (suçları) işlemeye teşvik edenler hakkında, yapılan fesat teşebbüs (girişim) derecesinde kalsa dahi idam cezası hükmolunur.” deniyor. Burada meseleyi telâkkide (anlamada) bir hata vardır. Kavli (sözlü) veya tahrirî (yazılı) fesat nasıl olur? Burada maksudu aslî (asıl maksat), fiilî fesat (fesat yapmak) olmak lâzımdır. Bu cihetle (bu yönden) kavli veya tahriri kelimelerinin tay edilmesi (çıkartılması) icap eder (gerekir).” Sf. 12

    Adlîye Vekili Mahmut Esat Bey (İzmir); “.. Arkadaşlar! Fertlerin siyasî hürriyeti için Türk Camiasının büyük menfaatlerini, büyük âlî (yüce) haklarını tehlikeye ilga etmek hakkını, memleketimizde hiç bir vatandaş haiz değildir (çok doğru sesleri) Nazariyatta (teoride) ne denilirse denilsin, bir cürmün (suçun) neticesini hayatiyle ödemek ile hayatiyle ödememek arasında büyük farklar vardır. Bu cihet (yön) herkesin kulağına küpe olmalıdır ve küpe olmak lâzım gelir ki, Türk Milletinin büyük fedakârlığı ile vücut bulan inkılâba en ufak bir tariz (bulaşma) behemehâl (mutlaka) hayat ister, (sürekli alkışlar, bravo sesleri) Vazedilen (konulan) idam cezasının hedefi bu olduğuna göre Feridun Bey için endişeye mahal yoktur. Maruzatım (sunacağım) bundan, ibarettir. Yalnız şurasını da arz etmek isterim ki, İtalya’da idama muadil (denk) tatbik edilen (uygulanan) “erkastol” sistemli son ceza nazariyatında (teorisinde, kuramında) idamdan daha ağır görülmekte ve İtalya cezacıları arasında bunun idama tahviline (dönüştürülmesine) doğru temayül (meyil, eğilim) vardır. Efendiler! İtalya’da idam şu suretle yapılır: Mahkûmu “erkastol” denilen küçük 2 – 3 metre murabbaı (metre kare) genişliğinde, beyaz bir odaya kaparlar. Penceresi yoktur tavandan bir penceresi vardır. İdama mahkûm olan beyaz bir entari ile oraya girer. Hatta eline oynayabilecek bir ip bile vermezler, kitap: okutmazlar, hiç bir yerle temasa yoktur. Lakırdı edemez (konuşamaz). Bu suretle mahkûmların akıbeti, iki, üç ay nihayet bir iki sene nihayetinde, ölmeden mezara konulan mezar içinde kafalarım vura vura intihar etmekte veyahut tecennün etmektir (cinnet geçirmektedir, delirmektedir).” Sf. 14

    Adliye Encümeni Mazbata Muharriri Yusuf Kemal Bey (Sinop); “… 146’ncı maddenin birinci fıkrasını okuyacak olursak Türkiye Cumhuriyeti Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun (1924 Anayasasının) tamamını veya kısmen tağyir (başkalaştırma) ve tebdil (değiştirme) veya ilgaya (ortadan kaldırmaya) ve bu kanunla teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisine iskât (sükût ettirmeye, susturmaya) veya vazifesini yapmaktan men’e (engellemeye) teşebbüs edenlere (girişenlere) aittir. Bu maddede gösterilen şekil ve suretlerle gerek yalnızca ve gerek bir kaç kişi birlikte gerek kavli (sözlü) veya tahrirî (yazılı) veya fiilî fesat çıkararak, diyor. Böyle bir fiili yalnız fiilisine atfedilen, tahrirîsine (yazılısına) atfedelim, serbest bırakalım olur mu beyler, olur mu arkadaşlar? Zannederim Sivas’ta böyle bir şey oldu. Bu gibi hususta kavlîsi (sözlüsü) de fesattır, fiilisi de fesattır, tahrirîsi de fesattır. Çünkü yapılmak istenilen şey Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmak Teşkilâtı Esasiye’yi kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak Cumhuriyeti ortadan kaldırmaktır, (teşebbüs) kelimesine bir de (tam) koyalım diyor.”

    Feridun Fikri Bey (Dersim); 156’ncı maddede encümen (teşebbüsü tam) kelimesini kullanmıştır.”

    Yusuf Kemal Bey (Devamla); “Belki kullanmıştır, Fakat bu kanunun bütün harflerinde ve bütün maddelerinde bize itiraz için hatalar arıyorsanız zannederim bu doğru olmaz,”

    (Başka muhalefet yok, maddelere geçilmeden kül olarak kabul edildi, buna da itiraz yok. Feridun Bey bir takrir verdi onu da reddettiler.) Sf. 19 

    Kanunun Tamamı Celse Sonunda Var.

    Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 53 (1.03.1926 / 31.03.1926) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 4, İçtima; 64, Celse: 1, – Sf. 4 ile 19 arası) kitabından birebir alınmıştır.

     

  •     15 Şubat 1341 (1926) tarihinde İçtima: 57, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Medeni Kanun Görüşülüyor;

    Adliye Vekili Mahmut Esat Bey (İzmir); ” ..Reisicumhur Hazretlerinin Meclis’in küşadı (açılışı) merasiminde (töreninde) irad (emir)  buyurdukları nutukta mevzubahis (söz konusu) ettikleri kanunlarımızın hepsi hazırdır.  .. Bu kanunları inkılabın (devrimin) büyük liderinin ilhamından aldığım feyiz (aydınlanma) ile düşünerek teklif ettim.” Sf.230 

    (907 maddelik kanun kül olarak kabul ediliyor, muhalif tek ses yok. Maddelere geçildi;)

    Mazbata Muharriri Şükrü Kaya Bey (Menteşe); “…Encümen (komisyon), Türk seciyesine (karakterine) ve Türk ihtiyacatına (ihtiyaçlarına) en lâyık olan kanunun bu kanun olduğuna kanidir (inanıyor). Ve bu kanun doğrudan doğruya İsviçre Kanunundan ve harfiyen nakledilmiştir (aynen taşınmıştır). Nazarî (bakınca, görüş olarak) olarak belki denilebilir ki, mevcut ahkâmı (hükümleri) ihtiyacatı asra tevfik (çağın ihtiyaçlarına uydurarak) ederek ayrıca bir kanun yapılabilirdi.” (Medeni Kanun’un İsviçre’den Bire Bir Kopya Olduğunu İtiraf Ediyor.)  Sf. 232 

    Emin Bey (Tokat); “Büyük Liderimiz, Ulu Gazimiz, Reisicumhur Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin,…  Bu mükemmel kanunun ibaratı (ibareleri, ifadeleri) gayet açık ve selis (anlaşılabilir), madde ve fıkraları arasında tam ahenk ve insicam (uyum) vardır. Bunun bir maddesine, bir fıkrasına dokunmak ruhunu, vaziyeti insicamını ihlâl eder (düzenini bozar). Aynen kabul buyurularak Türkiye Cumhuriyeti adliyesinde biran evvel sahayı tatbika (uygulama alanına) geçmesini istirham ederim.”

    2. Celse: Kâzım Paşa

    Celse Sonunda Medeni Kanunun Tamamı Var. Sf. 237  

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 51 (1.02.1926 / 28.02.1926) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 57, Celse: 1, – Sf. 190 ile 237 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 11 Şubat 1341 (1926) tarihinde İçtima: 54, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    İstiklâl Mahkemeleri Çalışanlarının Maaşlarına Sınırlama Geldi; (İstiklal Mahkemeleri Kanununun 12 maddesini değiştirerek mahkeme çalışanlarının maaşını aylık 300 lira ile sınırlıyorlar, mebus maaşı da 350 lira.  Her İstiklâl Mahkemesi ketebe ve müstahdemin maaşatı asliyesi şehrî (aylık) üç yüz lirayı geçmeyecektir. Diyorlar.)

    Eğlence ve Özel Tüketim Vergisi Çıkıyor. Sf. 154

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 51 (1.02.1926 / 28.02.1926) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 54, Celse: 1, – Sf. 146 ile 164 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 11 Şubat 1341 (1926) tarihinde İçtima: 54, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Türkiye ile SSCB Arasında Akdolunan (İmzalanan) Tarafsızlık Antlaşması;

    Türkiye Cumhuriyetiyle, İçtimaî (Sosyal) Şuralar (Danışma Meclisleri, Çalıştaylar) Cumhuriyetleri İttihadı (Birliği) Hükümeti arasında imza olunan bitaraflık (tarafsızlık) muahedenamesiyle (antlaşmasıyla) merbutu (buna bağlı olan) üç protokolün tasdiki hakkında;

    Haricîye Vekili Doktor Tevfik Rüştü Bey (İzmir); “Türkiye Cumhuriyeti ile Rus İçtimaî (sosyal) Şûralar (Danışma Meclisleri) İttihadı (birliği) Cumhuriyeti arasında Paris’te 17 Kânunuevvel 1925 tarihinde imza olunan muahedenameyi akdetmiştir. Filhakika (gerçekte) dost Sovyet Rusya’sıyla Hükümeti Cumhuriyemiz arasında carî (yürürlükte) olan münasebatı veratkârane Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetiyle Rusya Şuralar Federatif Sosyalist Cumhuriyeti arasında tevessü (genişleme, yayılma) ve istilâ (ele geçirme) siyasetine karşı olan mücadelelerindeki tesanütlerini (dayanışmalarını) ve iki milletten her birine vaki olan müşkülâtın (meydana gelen zorluğun) diğerinin vaziyetini de (durumunu da) vahim (kötü) kılacağını bilmüşahede (görerek, müşahede ederek, şahit olduklarından) aralarında daima münasebatı muhadenetüâranenin (antlaşma ortamında olmanın) ve her iki milletin menafii mütekabilesine müstenit (karşılıklı menfaatlerine dayalı) devamlı revabıtı dostanenin (dostlukla dayanışmanın) caykir (geçerli) olmasını görmek arzusuyla mütehassıs (hassasiyet sahibi, çok memnun) olarak 16 Mart 1921 tarihide Moskova’da akdedilen muahedename (antlaşma) ile tespit edilmişti. Binaenaleyh hedefi sulh ve müsalemet (selametlilik) olan bu vesikai düveliyenin (devletlerarası belgenin) lütfen ve hemen tasdik burulmasını Heyeti Celile’nizden istirham ediyorum. (Bravo sesleri, alkışlar). Sf.150

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 51 (1.02.1926 / 28.02.1926) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 54, Celse: 1, – Sf. 146 ile 164 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1998): Acele tasdik edin diyor, alkışlıyorlar, çok memnun oluyorlar, SSCB’nin yayılmasından korktukları için bu antlaşmayı çok seviyorlar.

  •     25 Ocak 1341 (1926) tarihinde İçtima: 45, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Şeker İnhisarı (tekeli) Hakkında Kanun

    Madde 1. Türkiye’ye şeker ithali Hükümetin tahtı inhisarındadır (tekeli altındadır). 5 Nisan 1341 tarihli kanun mucibince (gereğince) memleket dâhilinde tesis edilecek (kurulacak) olan şeker fabrikalarının istihsalâtını (üretimlerini) Hükümet, hariçten celp ettiği (dışarıdan getirttiği) şekerin beşinci maddede muharrer (yazılı) maliyet fiyatıyla satın almağa mecburdur. 

    Madde 2. Bulama lokum, alelumum (bütün) şekerlere ve haiviyat, şekerli şuruplar, meşrubatı küuliyeden (alkollü içeceklerden) olmayarak esası şeker olan içkiler, meyve şekerlemeleri, çikolata ve emsali (benzeri) şekerli mevaddın (maddelerin) memlekete hariçten ithali inhisar (tekel) idaresine aittir. İhtiyacatı tıbbiyeden (tıbbi ihtiyaçlardan) olan ve listesi Maliye ve Sıhhiyi Vekâletlerince müştereken tasdik edilen (onaylanan) şekerli mevaddın (maddelerin) bersabık (eskiden olduğu gibi) gümrük ve istihlâk rüsumuna (tüketim vergisine) tabi olarak ithali serbesttir. (Tartışmasız kabul edildi.)  

    Petrol ve Benzin İnhisarı Hakkında Kanun;

    Madde 1. Dâhili memleketteki alım ve satımı tamamen serbest olmak üzere Türkiye’ye petrol ve benzin ithali hükümetin tahtı inhisarındadır (tekeli altındadır).

    Madde 2. Kuvvei muharrike makinalarında (kuvvet makinelerinde) kullanılan mazot, paküre ve emsali gibi (benzeri) petrol müştakkatı (kat edilmişi, kesilmişi, türevi, türetilmişi) inhisara (tekele) tâbi değildir. 

    Muhtar Bey (Trabzon); “…Böyle ihtiyacatı zaruriyeden (zorunlu ihtiyaçlardan) olan eşyaya zam yaparak fukara ahaliye bâr (yük) olacak vergilerle memleketi idare etmek doğru bir şey değildir. Petrol hasis (özellikli) bir maldır. Menşeinde (kökeninde) maliyet fiyatı altmış para veya iki kuruştur. Bunun maliyet fiyatına bütün muamelât (işlemlerin) fiyatını da ilâve ederek tüccara satacağız. Tüccar da buna bittabi (tabii ki) kâr ilâve edecek, bu suretle memlekette bilhassa bunlara muhtaç olan fukara halka gadretmiş (kötülük etmiş) olacağız. Varidatı (gelirleri, varlıkları) çoğaltalım diye petrolün kilosuna birden sekiz kuruş zammetmek bendenizce (bence, bana göre) hiç doğru olmayan bir şeydir. Bu maddenin kabul edilmemesini istirham ederim. Altmış para falan zam yapılmalı.” Sf. 253   

    Dr. Adnan Adıvar Sağlık Durumunu Gerekçe Göstererek Milletvekilliğinden İstifa Etti.

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 51 (2.01.1926 / 31.01.1926) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 45, Celse: 1, – Sf. 241 ile 270 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •  14 Ocak 1341 (1926) tarihinde İçtima: 41, Celse:1, İkinci Reis Vekili İsmet Bey

    Halkın Seçtiği Vilayet Meclisi İle İlgili Kanun Maddesi Değiştirildi, Merkeziyetçi İdare Kuruldu;

      Madde 1. İdarei Umumiyei Vilâyat Kanununun 62’nci maddesi berveçhiati (aşağıdaki gibi) tadil edilmiştir (değiştirilmiştir). Vilâyetlerde idare heyeti vali, muavin, defterdar veya muhasebeci, tahrirat (yazı işleri), umuru hukukiye (hukuk işleri), maarif (öğretim), nafıa (bayındırlık), sıhhiye (sağlık), ziraat, ticaret müdürlerinden veya onların vazifelerini gören memurlardan teşekkül eder (oluşur). İdare heyetine vali veya muavini, muavin bulunmayan yerlerde valinin heyet meyanından (arasından) tevkil (vekil) edeceği zat riyaset (başkanlık) eder.  

    Madde 3. Meclisi İdarenin müntahap (seçilmiş) azasına (üyesine) mevdu vazaif (verilmiş görevler), Hükümet tarafından vuku bulacak talep ve maslahatın (işlerin) icabına göre, belediye heyetlerinin kendi azaları meyanından (arasından, içlerinden) intihap edecekleri (seçecekleri) zevat (zatlar, kişiler) tarafından ifa olunur. İntihabı Mebusan Kanunu (meclis seçimleri kanunu) mucibince (gereğince) meclisi idarenin müntahap azasına (seçilmiş üyelerine) ait vazaif (görevler), mecâlisi belediyece (belediye meclislerince) ifa edilir (yerine getirilir).”

    (Tartışmasız kabul edildi.) Sf. 158

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 51 (2.01.1926 / 31.01.1926) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 41, Celse: 1, – Sf. 151 ile 174 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 2 Ocak 1341 (1926) tarihinde İçtima: 38, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Musul Meselesi Hakkında Beyanat ve Görüşme;

    Hariciye Vekili Doktor Tevfik Rüştü Bey (İzmir); “… Bu çok mühim (önemli) meselemizin halli hususunun Lozan Muahedenamesi (anlaşması) üçüncü Maddesiyle Lozan Muahedesinden sonraya kalmış olduğu ve şayet (eğer) muayyen (belirli) bir müddet zarfında (zaman içinde) Büyük Britanya Hükümeti ile aramızda Doğrudan doğruya bu bapta (konuda) itilâf (uzlaşma) olunamadığı halde ihtilâfın (anlaşmazlığın) Milletler Cemiyeti Meclisine arz edileceği malumunuz idi (biliyordunuz). Filhakika (hakikatte, gerçekte) bu büyük meselemiz son iki sene zarfında Milletler Cemiyeti Meclisince dört defa müzakereye (görüşmelere) kondu. Ve Hükümeti Cumhuriye (Cumhuriyet Hükümetimiz) Haliç Konferansının mevzuuna (konusuna) temas etmeksizin (değinmeksizin) dağıldığını ve Büyük Britanya Hükümetinin her ne suretle olursa olsun bu ihtilâfı (anlaşmazlığı) mutlaka ve bir an evvel Milletler Cemiyeti Meclisine götürmek istediğini de görmüyor değildi. Ancak Büyük Britanya Hükümeti ile aramızda mevcut kalan bu yegâne (tek) ihtilâfın (anlaşmazlığın) tercihan iki hükümet arasında veya Milletler Cemiyeti Meclisinin tavassutuyla (destekleri, tavsiyeleriyle) hüsnü suretle hallini (güzellikle hallolmasını) istediğimiz cihetledir ki mutadımız veçhile (alışkanlığımız üzere) azamî (en çok) hüsnüniyet ibrazında (iyi niyet göstermeye) devam edildi. Uysallık gösterildi. Esasça Musul meselesinin müzakeresinde manda mefhumunun asla varit olamayacağını heyeti murahhasa (özel temsilciler heyeti) Milletler Cemiyeti Meclisinde müdellelen (kanıtlı) serdü beyan etti (açıklama yaptı). Zati mesele Musul Vilâyetinin hukuku hükümranisinin yekdiğerine (bir diğerine) temas etmeğe başladığı noktada muvafık (uygun) bir hudut bulmaktan ibaretti. Yahut Musul Vilâyeti halkının reylerine (oylarına) müracaat ederek ekseriyeti ârâsı (çoğunluğun oyu) ile izhar edecekleri (açıklayacakları) arzuya göre münazâunfih (tartışma konusu) arazinin ciheti aidiyeti (nereye ait olduğu) dahi müzakereye vazedilerek (tartışılarak) iki tarafın yekdiğerine emniyeti mucip (güveni oluşacak) olabilecek şekil ve şerait altında bir hudut bulmaya çalışmaktı. Çünkü Türkiye Devleti hukuku hükümranisinden (egemenlik hukukundan) ancak ve ancak alâkadar (ilgili) halkın reylerine (oylarına) tevdi suretiyle (verilmek sureti ile) feragat edebileceğini (vaz geçebileceğini) beyan etmişti. Bu arada Hükümeti Cumhuriye’ce, İngiltere Hükümeti ile bu meselenin resmî alâkadarları (ilgilileri) arasında hal (çözüm) için fırsat aramaktan ve bu gayretin daima ret gördüğünden bahsetmeye mecburum. Sf. 90 -91 Bu bapta (konuda) temas devam ettiği ve vaziyet henüz tamamıyla tebellür etmemiş (billurlaşmamış, açıklık kazanmamış) bulunduğu cihetle şimdilik daha fazla izahatta (açıklamada) bulunamayacağım. Yalnız şu kadar söyleyebilirim ki meselenin esasını teşkil eden münazaanfih (tartışmalı) arazide tarafeyn (taraflar) için kabili kabul (kabul edilebilir) bir hudut etrafında itilâfa (anlaşmaya) vasıl olmak (ulaşmak)  başlıca emelimizdir. Binaenaleyh arz ettiğim temas neticesinde bir müzakere açılırsa müzakerenin neticesini ancak Büyük Britanya Hükümetinin hini müzakerede (görüşmeler sırasında) beyan edeceği teklifleriyle kabul edeceği tarzı müzakere (görüşme biçimi) tahmine medar olacaktır…” 

    Musul Görüşmelerine Devam; Büyük Tepki Var, Durumu Anlayanlar Var; 

    Ekrem Bey (Rize); “Erbil’de Belediye Reisinin evinde yemek yemiştim. Kendimi Yeniçeri zamanındayım zannettim. Hatta o zaman o mıntıkada bulunan Avusturya ve Almanlar eski bir Türk Vilâyetini görmek için Musul Vilâyetine gitmek lâzım geldiğini bana çok defa söylemiştiler. Şimdi görüyoruz ki arkadaşlar, İngiltere Hükümeti öz bir Türk vilâyeti olan Musul Vilâyetini zapt etmek istiyor. İngiliz Hükümetinin bir yeri zapt etmek istemesi garip bir şey değildir. Çünkü o her zaman ve her yeri zapt etmek ister. Tarihin gösterdiği vukuata nazaran (olaylara göre) o, haktan ziyade (çok) kuvvet önünde eğilir ve onunla ekseriya (genellikle) siyasî temaslar, ziyaretler beyhude (boşuna) yorgunluğu mucip olur (getirir). Cemiyeti Akvam Meclisi nihayet hakikaten mühim ve ciddî bir rol ifa eder gibi şu kararı verdi: İngiltere lütfen 25 sene Irak’ı idare etmeli; zahmetine katlanırsa hukuken Türklere ait olan Musul’un Irak’a yani İngilizlere verilmesi muvafıkmış (uygunmuş). Eğer İngiltere bu zahmete katlanmazsa o zaman Musul Türklere verilebilirmiş; (Handeler) Bir milleti ve cihan efkârı umumiyesini (dünya kamuoyunu) aldatmak için hu kadar basit yapılan bir muameleye (işleme) karşı insan gülmekten ve asabileşmekten kendini alamıyor. Cemiyeti Akvamı (Birleşmiş Milletleri) teşkil eden (oluşturan) devletler kendi menfaatlerini onun delaletiyle (yol göstericiliği ile) temin edeceklerini zannederek İngiltere’nin arzularını yapmak için tehalük gösteriyorlar (can atıyorlar). Fransa politikası müstakil imiş (bağımsızmış). Buna benim inanmaklığım müşküldür (zordur). Filhakika bir müstakil kralın idaresindeki millet efradı kendi evinde ve aile hususatında (özelinde) hürdür. Fakat o krala karşı esirdir. Fransız milleti Fransa dâhilinde hürdür. Fakat Fransa politikası İngiltere’ye karşı tamamıyla esir bir vaziyettedir. 130 Sene evvel Fransız Meclisinden «İngilizlere karşı kanun» unvanlı bir kanun çıktı. O zamanki hükümet Fransa Meclisine bu kanunu teklif ederken şu suretle hitap ediyordu: “Vaktiyle Romalılar Kartacalılara karşı nasıl kin taşıyorlarsa bugünün bir Kartacası olan Londra Hükümetine karşı ilelebet kin taşımayı çocuklarınıza öğretiniz.”  Sulhu daimiden bahsedebilmek için behemehâl İngiliz ihtirasının İngiliz emperyalizminin nihayet bulması lâzım gelir.”

    (Şeyh Sait isyanı ile ilgili hiç bir ima yok, Musul’un kaybedilmesinde Sait İsyanının etkisi çok sonradan konuşulmuş.)

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 51 (2.01.1926 / 31.01.1926) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 38, Celse: 1, – Sf. 93 ile 97 arası) kitabından birebir alınmıştır.

      

  • 31 Aralık 1341 (1925) tarihinde İçtima: 34, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Yunan Tarafından Yakılan Okulların İhyası Hakkında Bir Taslak Görüşülürken, Ormanlarımızın Yağması Hakkında Kanunlardan Söz Ediliyor;

    Muvazenei Maliye (bütçe) Encümeni Reisi Mustafa Abdülhalik Bey (Çankırı); “Büyük Millet Meclisi’nin iki tane kanunu vardır ki birisi 31 Teşrinievvel 1337 (1921) tarihli kanunda: düşmandan istirdat edilecek (kurtarılacak) olan mahaller ahalisine (halkına) kanunun dördüncü maddesinde muharrer (yazılı olan) tahrip ve ihrak edilen (tahrip edilen ve yakılan) mebaninin (binaların)  inşası için miri (devlet malı olan) ormanlardan usulü dairesinde kat ettirilecek (usulüne uygun kesilecek) keresteler orman resminden (vergisinden) muaftır (affedilmiştir). İkincisi meccanen (bedelsiz olarak) kereste kat’ına (kesilmesine) müsaade itasına (müsaade verilmesine) dair 18 Haziran 1338 (1922) tarihli kanun ilki;  vilâyatı garbiyenin (batı vilâyetlerinin) istirdadından (kurtarılmasından) sonradır.”

       Bu kanunun birinci maddesinde: “Harik (yangın), seylâp (sel), hareketi arz (deprem) ve ahvali harbiye (savaş hâli), isyan mıntıkai (isyan bölgesinde) harp ittihazı hasebiyle (çatışmalar sebebiyle) vuku bulan tahribat ve istilâdan mütevellit (kuşatmadan dolayı) ‘ilh… Meccanen (bedelsiz) kat’ına (kesilmesine) müsaade olunur.” deniyor” Sf. 320  

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 50 (2.12.1925 / 31.12.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 34, Celse: 1, – Sf. 310 ile 328 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 31 Aralık 1341 (1925) tarihinde İçtima: 34, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Matbaa Alât ve Edevatı ile Kitap ve Gazete Kâğıtlarının Gümrük Resminin İstisnasına (Gümrük Vergisinin Alınmamasına) Dair 9 Kânunuevvel 1336 (1920) Tarih ve 71 Numaralı Kanunun İkinci Maddesinin İlgası (Kaldırılması) Hakkında Kanun;

    Madde 1. Gazete ve kitap kâğıtları ile matbaa alât ve edevat ve levazımatının (gerekli malzemelerinin) gümrük ithalât (dış alım) resminden (vergisinden) muafiyetine mütedair olan 9 Kânunuevvel 1336 (1920) tarih ve 71 numaralı Kanunun ikinci maddesi mülgadır (kaldırılmıştır).  Sf. 318

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 50 (2.12.1925 / 31.12.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 34, Celse: 1, – Sf. 310 ile 328 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 31 Aralık 1341 (1925) tarihinde İçtima: 34, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Zamir Bey (Adana); “Muhterem arkadaşlar; on üç sene evvel Adana’nın elektrik imtiyazını (ayrıcalığını) mühendis Osman Vehbi Bey namında bir zat alıyor, aradan bu kadar zaman geçtiği halde henüz ufak bir işe bile teşebbüs etmemiştir (girişmemiştir). Bilhassa (özellikle) takririmde arz ettiğim veçhe (önergemde belirttiğim) üzere şu asrı medeniyette her memlekette, her taraf, bütün cihan elektrik kuvvetlerinden istifade ederken Adana gibi iktisadî sahada büyük bir faaliyet gösteren bir memleket bugün maalesef geceleri zulmet (derin karanlık) içindedir. Adana, on bin hanedir, her hanenin yüz dirhem gaz sarf ettiğini göz önüne getirdim. Bu hanelerin tabiî büyük olan kısmı da vardır. Yevmiye (günlük) 600 liralık gaz sarfiyatı yapılıyor ki senede, 300 bin lira tutuyor. Memlekette 10 – 15 tane de fabrika vardır. Kısmı küllisi (tamamı) gaz ve benzin ile müteharriktir (tahrik edilir, çalıştırılır), bunlar da bu kadar sarfiyat yapıyor. Şu halde senede 600 bin liramız dışarı çıkıyor. Arkadaşlar memleketimizde mükemmel elektrik istihsaline (üretimine) kabiliyetli nehirlerimiz vardır, hem de bir tane değil, üç tanedir. Bittabi (tabii ki), Osman Vehbi Bey bu imtiyazı (ayrıcalığı, tekel yetkisini) aldığından dolayı memlekette, ne bir millî şirket teşekkül edebiliyor (kurulabiliyor) ve ne de bu tabiî kuvvetlerden istifade etmek (yararlanmak) imkân dâhiline giriyor. Bunun için muhterem Nafıa Vekili Beyefendiden bir sual takriri yazmıştım ve kendilerinden soruyordum, 13 seneden beri devam etmekte olan Osman Vehbi Beyin imtiyazı daha kaç sene Adana’nın üzerinde devam edecektir? Anlamıyorum ki, bu memleket de 13 seneden beri ufak bir iş yapmayan ve taş taş üzerine koymayan bir adam, eminim ki yirmi sene daha geçse hiç bir şey yapamayacaktır. Bu adam, her sene bir proje getirir ve yapıyorum, ediyorum der, neticede bakarsınız bir şey yok. Biz bunu ne zamana kadar bekleyeceğiz ve bu millet ne zamana kadar bekleyecek? Onun için muhterem Vekil Beyden çok rica ederim. Bilhassa bugün bulundukları makamı itibariyle en çok ticaret işlerinde ihtisasları (uzmanlıkları) vardır. Bunun memlekete ne kadar çok zararı vardır. Bunu bir defa gözünün önüne getirsinler ve bu hususta çok rica ederim, buna bir çarei acil (acil çare) bulsunlar, kendilerinden çok rica ederim, bu memleketi Osman Beyin ihmalinden kurtarsınlar. Sf. 315

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 50 (2.12.1925 / 31.12.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 34, Celse: 1, – Sf. 310 ile 328 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •     26 Aralık 1341 (1925) tarihinde İçtima: 31, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Alafranga Saat Uygulaması Kanunu Görüşülüyor; Saatlerin Yirmi Dörde Taksimi (Bölünmesi) Suretiyle İstimaline (Kullanılmasına) Dair Numaralı Kanun Lâyihası ve Encümeni Mahsus Mazbatası; 

    Muhtar Bey (Trabzon); “..Hatta Osmanlı İmparatorluğu zamanında Rumeli’nin bir kısmı Avrupa vasati saatine (orta saat dilimine) tesadüf ettiği (denk geldiği) için, Şark demiryolunun Selanik’ten Manastır’a kadar giden şimendifer hattı, Avrupa vasati saatiyle işler ve İstanbul saatine nazaran (göre) bir saat teehhürle (gecikmeyle) olan saatle muamele (işlem) görürdü, İstanbul saati bir saat evveli muamele (işlem) görürdü.  Bugün memleketimizin en Şark noktası olan Süleymaniye Sancağıdır. (Bravo sesleri) orada tamam İstanbul nısfınneharına (meridyene, boylama) göre 19 derece, İzmit nısfınneharına (meridyene, boylama) göre 18 derece 72 dakika bir farkla bir saat kullanılacaktır.”    

    Mahmut Nedim Bey (Malatya); “Efendim, 1914’te Avrupa’da beynelmilel (uluslararası) umumî (genel) bir kongre inikat etti (toplandı), Bu kongrede bütün milletler saatlerini Girinviç Rasathanesine nazaran (göre) tayin etmeyi (belirlemeyi) kabul ettiler.” Sf.269        

    Madde 1. Türkiye Cumhuriyeti Dâhilinde günü yirmi dörde taksim eder saat kullanılır. Günün mebdei (başlangıcı) gece yarısıdır. 

    Madde 2. İzmit civarından geçip «Girinviç» e nazaran otuzuncu derecede bulunan nısfınnehar (boylam, meridyen) bütün Türkiye Cumhuriyeti saatleri için esastır (asıldır). Sf. 275

    Rumî Takvimin İlgası (yürürlükten kaldırılması) İle Beynelmilel Takvimin Resmî Devlet Takvimi İttihazı (olarak kabulü) Hakkında Numaralı Kanun Lâyihası ve Encümeni Mahsus Mazbatası;

    Muhtar Bey (Trabzon); “.. Tarihin mebdei (başlangıcı) Milat olması meselesi 1332 (1916) senesinde mevzubahis (söz konusu) olmuştu. Osmanlı İmparatorluğu zamanında, hükümet bir kanun getirdi ve bu kanunda, beynelmilel kullanılan tarihi Milâdiyi (miladi takvimi) bizim de kabul etmemizi ve Rumî olarak kullanmakta olduğumuz Julyen takvimi yanlış olduğundan Giregoryen’e tahvil olunmasını (dönülmesini) istedi. Meclisi Mebusan ve Ayan’da (Osmanlı Senatosu, Padişahın seçtiği kişilerden oluşmuş) uzun uzadıya müzakerat (görüşmeler) cereyan etti. Hicreti Nebeviye’nin (peygamberin hicretinin) on sekizinci senesinde Hz. Ömer’in hilâfeti zamanında tarih için mebde (başlangıç), hicreti nebeviye tespit edilmiştir (belirlenmiştir). O da (622) senei milâdisinin Temmuzunun 17 sine tesadüf ediyor ve bizim mebdei tarihimiz hakikatte milattan 622 sene farklı olunca bugün 1303 senesi olmak lâzım gelir. Hâlbuki hakikatte senei kameriye (ay yılı) ile senei şemsiye beyninde (güneş yılı arasında) on bir gün yirmi iki saat, şu kadar dakika, şu kadar saniye fark olduğundan, her otuz beş senede bir sene fark etmiş ve bu sene farkı teraküm ettiğinden (biriktiğinden) dolayı 1303 senesi olacağına 1342 senesi olmuştur. Devlet muamelâtında (işlemlerinde) hicrî ve kameri tarihi kullanmaktaki müşkülatı (zorluğu) Osmanlı İmparatorluğu dahi görmüş olduğundan dolayı, muamelâtı maliyesi (mali işleri) için malî bir takvim kullanmıştır. Lâkin devlet, muamelâtı tesmiyesinde (işlemleri isimlendirmesinde) gene kameri (ay takvimi) tarih kullandığı için 35 senede bir sene fark hâsıl ediyordu. Bunun için hâsıl olan bu farkı telâfi etmek maksadıyla o vakit bir seneyi atladılar. Meselâ, Osmanlı İmparatorluğu tarihinde 1254 senesi yoktur. 1253 senesinden 1255 senesine atlamıştır. Şu halde gerek bizim için ve gerek dünya için fennen muayyen (bilimsel olarak belirli) olan hicret tarihini mebde (başlangıç) olarak kullanmak daha iyi olurdu. Çünkü: tarihi milâdi, milattan 600 sene sonra tespit olunmuş bir tarihtir. Yani tarihi milâdiyi, ayı ile günü ile kati olarak iyi bilen yoktur. Sf. 277   

    Takvim Kanunu;

    Takvimde Tarih Mebdeinin (başlangıcının) Tebdili (değiştirilmesi) Hakkında Kanun;

    Madde 1: Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde resmî devlet takviminde tarih mebdei (başlangıcı) olarak beynelmilel takvim mebdei (başlangıcı) kabul edilmiştir.

    Madde 2. 1341 senesi Kânunuevvelinin 31’nci gününü takip eden gün 1926 senesi Kânunusanisinin birinci günüdür. 

    Madde 3. — Hicrî, kameri takvimi kemakân (eskiden olduğu gibi) ahvali mahsusada (özel hayatta) istimali caizdir (kullanılması uygundur).

    Doktor Rıza Nur Bey (Sinop); “Şimdi teklif edildiği gibi fennen ayların ihtidalarının (dönüşümlerinin) tespit edilmesi kabul edilmiyor. Bu tespit edilir mi edilmez mi bilmiyorum? Mütehassısı değilim. Fakat heyeti celileye bir şey arz etmek istiyorum. Bu ahvali mahsusada (özel hayatta) bayram oluyor, her millet, herkes bayramının ne vakit hangi günde olacağını bir ay evvel, bir sene evvel bilir. Biz bilemiyoruz, çünkü hayatı içtimaiyeyi (sosyal hayatı) tebdil eden (değiştiren) mühim bir meseledir, tatil var, merasim var, birçok şeyler vardır. Bugün hazırlanıyoruz, ayı göremiyorlar, olmuyor, haydi öbür gün gene görülmüyor. Belki üç gün teehhür (tehir, gecikme) ediyor. Yahut hesap ediyoruz, Cuma günü diyoruz, haydi görmüyorlar, Çarşamba oluyor. Bazen de görmeden şahadet (şahitlik) ediyorlar. Haydi, bayram iki gün evvel oluyor. Hâlbuki daha bayrama hazırlanmamıştık. Efendim, bunun daha fenası var. Ecnebiler (yabancılar) adama bayramınız ne vakittir diye soruyorlar. Hâlbuki söyleyebilirseniz söyleyiniz, ne mahcubiyettir. Bu, Lozan’da bizim başımıza geldi. Karşımızdaki murahhaslar (özel temsilciler) bize bir cemile (güzellik, iyilik) yapmak için tatil yapacaklardı, bayramınız ne vakittir diye bize sordular. Bizde söyleyemedik, çok ayıp oldu. Heyeti Celile’den çok rica ederim, Allah aşkına bu tespit edilsin.”  Sf. 279   

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 50 (2.12.1925 / 31.12.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 31, Celse: 1, – Sf. 269 ile 279 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •     24 Aralık 1341 (1925) tarihinde İçtima: 30, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Erzurum’daki Sıkıyönetim Kalktı.

    Basın ürünlerini gümrük vergisinden muaf tutan (gümrük vergisinin alınmamasını sağlayan) kanun ilga edildi (yürürlükten kaldırıldı).

    (Basına ekonomik baskı uygulaması başladı.)

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 50 (2.12.1925 / 31.12.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 30, Celse: 1, – Sf. 248 ile 262 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 21 Aralık 1341 (1925) tarihinde İçtima: 28, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    İstanbul Mebusu Edip Servet Bey Musul Meselesini Ne Yaptınız Diyor;

                          Riyaseti Celile’ye

      Meclisi Akvam’ın (Birleşmiş Milletlerin) Musul Vilâyetimiz hakkında vermiş olduğu haksız karar için Hükümetimizin ne gibi mukabil (karşılık) bir karar ittihaz ettiğinin (karar aldığını) hemen bu celsede Başvekil Paşa Hazretleri tarafından izah ve beyan buyurulması rica ederim efendim. 21.12.1341

                                                                   İstanbul Edip Servet” 

    Başvekil İsmet Paşa (Malatya); “Edip Beyefendinin sualine arzı cevap ediyorum. Bu mesele için Meclise arz olunacak etraflı malûmatı (geniş bilgilendirmeyi), Büyük Meclisin, Baş murahhasımız (baş delegemiz, baş özel temsilcimiz) ve Hariciye Vekilimizden dinleyeceğini tahmin ediyorum. Bu sebeple Hariciye Vekilimizin avdetini (dönüşünü) bekliyoruz. (Muvafık sesleri) Sf. 202

    Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey İstifa Etti;

    Büyük Millet Meclisi Riyaseti Celile’sine

    İstanbul Mebusu Hamdullah Suphi Reyin ahvali sıhhiyesi (sağlık durumu) hasebiyle vuku bulan istifasına mebni (dayalı) inhilâl eden (boşalan) Maarif Vekâletinin, Başvekâletin intihap (seçmesi) ve işari (belirlemesi) veçhile (üzere), İzmir Mebusu Necati Bey’e tevdii (verilmesi) tasdik edilmiştir. Keyfiyeti Meclisi Âli’nin ıttılaına (bilgisine) arz eylerim efendim.

                          Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal” 

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 50 (2.12.1925 / 31.12.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 28, Celse: 1, – Sf. 200 ile 224 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •     12 Aralık 1341 (1925) tarihinde İçtima: 23, Celse:2, Reis Kâzım Paşa

    Başvekil İsmet Paşa (Malatya); “Muhterem efendiler; dâhilî hadiseler olarak son günlerde tezahür eden (ortaya çıkan) münferit (bireysel) irtica vakaları (gericilik olayları) hakkında arzı malumat (bilgi vereyim) edeyim: Malumuâlinizdir (bilginiz vardır) ki Sivas’ta bir hadiseden bahsetmiştim. 14 Teşrinisani’de (Kasım’da) Sivas’ta bir beyanname (bildiri) yapıştırmışlardır. Bu beyannamede Mebusların bu sefer Meclis’e çok dolgun bir halde gittiklerinden ve Meclis açılır açılmaz hükümete muhalif mebusların 170 kişiye baliğ olduğundan (ulaştığından) bahs olunuyor ve şapkadan dahi bahsederek tahrikâmiz (tahrik edici) bir takım beyanat yapılıyor. 14 Teşrinisani’de Sivas’ta vuku bulan hadise bundan ibarettir. 22 Teşrinisani’de (Kasım’da) istiklâl Mahkemesi Kayseri’de bulunurken Ahmet Hamdi Efendi isminde birisi bulunuyor. Mekkeli olduğunu iddia eden bu efendi, bir müddet evvel (bir süre önce) uzun bir seyahat güzergâhı (yolu) takip ederek Kayseri’ye gelmiş, bunun bir propagandası keşfedilerek mahkemeye verilmiştir. 24 Teşrinisani’de Erzurum’da olan hadiseyi zamanında Heyeti Celile’nize arz etmiştim. Hadise, Gâvur İmam isminde bir hoca ile Hoca Osman isminde birinin ön ayak olarak, diğer bir takım hempalarıyla (yandaşlarıyla) beraber makamı vilâyeti tehdit ve gürültüler etmeleri gibi tahrikât (tahrikler) ile başlamıştır. 25 Teşrinisani’de Rize’de bir hadise oldu. Bir iki hocanın delaletiyle (aldatması ile), orada dinsizliğe doğru gidiyoruz, Hükümeti dinsizlikten menetmelidir, iddiası altında bir hareket yapılmak istenildi. Bu vaka da derhal bastırıldı, ileri gelenler derdest olundu (tutuklandı), mahkemededirler, İstiklâl Mahkemesi bugün Rize’de bulunuyor neticesini (sonucunu) göreceğiz. 26 Teşrinisani’de (Kasım’da) Maraş’ta İbrahim Hoca isminde birisi camide bir kısım halkı topladıktan sonra hükümet merkezine karşı bir nümayiş (gösteri) yapmak teşebbüsünde (girişiminde) bulundu. O gün hadisenin ileri gelenleri tevkif olundu (tutuklandı) ve peyderpey (zaman zaman) tevkif olunmaktadırlar. Bunlar kısmen mahallî (yerel) mahkemededirler ve bir kısmı da Ankara İstiklâl Mahkemesine sevk olunuyor. 4 Kânunuevvel’de de (Aralık’ta da) Giresun’da Şeyh Muharrem isminde bir hocanın delaletiyle (aldatmasıyla) bunlar gibi hareket yapmak istiyorlardı. Şeyh Muharrem tevkif olundu. İleri gelenler takip edilmektedir. Bu irticaî teşebbüsler ve hareketler içinde her yerde müşterek (ortak) olan bir takım propagandalar vardır ki, bunları da arz edeyim: Meselâ; dul kadınlar toplanıp Rusya’ya sevk olunuyor gibi.. Hadisatı (olayları) mahsus tarihleriyle (onlara has tarihleri ile) ve hulâsaten arz ettim (özetleyerek sundum). Hepsi, bir kaç gün içinde, memleketin muhtelif yerlerinde tezahür eden (ortaya çıkan) vukuattır (olaylardır). İsmet Paşa ölmüştür deniliyordu, Öldürülmüştür, filan tarzındadır. 24 Teşrinisani’de Erzurum’da vuku bulan hareketten 10-15 gün evvel Hacı Osman hariçten gelmiştir, Kayseri’de işe teşebbüs eden (girişen) Ahmet Hamdi’nin uzun bir seyahatten sonra Kayseri’ye geldiğini arz etmiştim. Giresun’da vukuat çıkaran Şeyh Muharrem, sıcağı sıcağına hariçten gelmiştir. Sf;110 Fakat propagandaların müttehit (birliktelik) noktaları, hariçle olan teması (dışarı ile olan ilişkisi), zamanla olan vahdet (eş zamanlı olması); heyeti umumiyesinin (tamamını) bir merkezden idare edilmekte oldukları kanaatini mahkemelere telkin etmiştir. 

      Başvekil İsmet Paşa (Malatya – Devamla) (Şeyh Sait İsyanı’ndan da söz ediyor); “Hazro’da, Garzan’ın şimalinde 7 Kânunuevvel’de bir askerî kıtamıza cephane götüren kafileye eşkıya taarruz ettiler (saldırdılar). Ondan sonra Hazro kasabasında bulunan bölüğümüze taarruz ettiler (saldırdılar). Hareket 7 Kânunuevvelde başladı ve Garzan ile Hazro etrafında bulunan mıntıkada (bölgede) hassasiyet ve müsellah (silahlı) harekât baş göstermek istedi. Mahiyeti (içeriği) ve isyanın derecei kuvveti (gücünün derecesi) ilk anda tahmin edilemiyordu. Fakat bugüne kadar olan vaziyet ve tedbir ile gerek Hazro civarında bulunan asilerin ve gerek bunların etrafında bulunanların oldukları yerlerde, sureti katiyede (kesin biçimde), hâkimiyet temin edilmiştir. Hazro’da bulunan bir bölüğümüzü muhasara etmişlerdi (kuşatmışlardı). O civara gelmekte olan bir jandarma alayı yolda idi. Asiler bunu karşılamak istediler, fakat asiler dağıldı, Hazro merkezine girildi, bölük kurtarıldı. Bu hareket; 7 Kânunuevvelde, yani Cenevre’de Musul meselesinin müzakeresine başlandığı bir sırada sahai isyanda (isyan bölgesinde) yeniden bir isyan parlatmak teşebbüsü (girişimi) mahiyetinde (içeriğinde) telâkki olunabilir (düşünülebilir). Bir noktayı daha Meclisi Âli’nin nazarı dikkatine arz etmek isterim. Geçen seneki isyanı tepelemek için nerelerde seferberlik yapılarak kıtaat (Askerî birlikler) sevk olunmuştur? Sivas’tan, Adana’dan, Erzurum’dan, Giresun’dan ve Rize’den seferberlik yaparak kıtaatı sevk etmiştik. İrticaî (gerici) hareketlere karşı halk umumiyetle (genellikle) her yerde amik (derin) bir nefret ve hiddet gösterdi, (Alkışlar). Tevkif edilenler hakkında aldığım son malumata (bilgiye) göre bazı rakamlar söyliyeyim. Sivas’ta 12 mahkûm 2 nefiy (sürgün) vardır. Erzurum’da 32 mahkûm vardır. 10 kişi Ankara’da muhakeme edilmek üzere mevkuftur (tutukludur). Rize’de 33 mevkuf (tutuklu) vardır. İstanbul da bir kişi tevkif edilmiştir. Bazı adamlar daha tahtı nezarete (gözaltına) alınmıştır. Maraş’ta 39 kişi derdest olunmuştur (yakalanmıştır).” Sf.116

    Musul meselesi hakkında çok ayrıntılı izahat var.

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 50 (2.12.1925 / 31.12.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 23, Celse: 1, – Sf. 93 ile 120 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 9 Aralık 1341 (1925) tarihinde İçtima: 21, Celse:1, Reis Vekili Refet Bey

    Yerli Kumaştan Elbise Dikilmesi Hakkında Kanun;

    Yerli Kumaştan Elbise Giyilmesine Dair Numaralı Kanun Lâyihası (önergesi) ve Ticaret Encümeni Mazbatası;

    Besim Atalay Bey (Aksaray); ” .. Bugün bu memlekete turşu bile Avrupa’dan geliyor. .. Size Maraş’ı işhad ederim (şahit gösteririm). Vaktiyle beş yüz dükkândan ibaret ipek tezgâhı dükkânlarından bugün beş dükkân kalmamıştır.  Geçen sene Ticaret Bütçesi münasebetiyle arz etmiştim. Her sene muntazaman (düzenli olarak) yüz kuruş gidiyor. Geçen sene bugünlerde İngiliz lirası sekiz yüz bu kadar iken, bugün 910 – 915 – 920 arasında yuvarlanıyor. (Enflasyon var.)  Bugün istihsâl edilen (üretilen) 2,5 milyon metre kumaştır. Bilirsiniz ve takdir edersiniz ki, sermaye cıvadan cevval ve havadan da kaçkın bir şeydir.” Sf. 66

    Zekî Bey (Gümüşhane); “Bir kanun yaparak memleketin Heyeti Umumiyesine (herkse, tamamına) şunu giyeceksin diye ısrar ederek giydirmek kolay değildir. Mevcut varsa giydirilebilir. Fakat yoksa o kanun ancak bizim kâğıtlarımız için de ve dosyalarda kalır. Bugün hepimiz arzu ederiz ki, memleketimiz diğer devletlere numunei imtisal (kendi işini yapma konusunda örnek) olarak kendi mamulâtını (ürettiklerini) giysin. Bunu arzu etmeyen fert yoktur. Fakat elimizde mevcut olan fabrikalar kâfi midir (yeterli midir), değil mimidir? Bunu nazarı itibara (göz önüne) almalıyız.”

    Besim Atalay Bey (Aksaray); “İki buçuk milyon metrelik kumaş istihsal edildiğini (üretildiğini) dinlemediniz mi?”

    Zeki Bey (Gümüşhane); “Dinledim… Bugün Karamürsel fabrikasının kuvvei imaliyesi (üretim gücü) senevî (yıllık) 450 bin metre kumaştır. Hâlbuki bu fabrikaya nispeten (oranla) Hereke daha ziyade (fazla) kudreti imaliyeye (üretim gücüne)  maliktir (sahiptir). Maatteessüf (üzülerek belirtiyorum ki) bu kudreti imâliyeyi sarf edecek (kullanacak, harcayacak) elde ne pamuk vardır? Sf. 66 Hâlbuki bizim yünümüz velev ki biraz sert dahi olsa, elimizde bir filâtor makinesi olsa, bu gibi müesseseler (kurumlar) kendilerine lâzım olan trikotaj ipliği ihzar eder (hazırlar). İş ipliğin bükülmesindedir. Bu iplik bükecek makineler bizim elimizde bulunmadıkça daima, kendi muhitimizde imal edilen kumaşlar için muktazi (gereken) yünleri Avrupa’dan masuralar üzerine sarılmış iplik halinde getirtmek mecburiyetindeyiz. Kanun yapmak kolaydır ve lâkin bunları giydirmek müşküldür, çünkü vesait (araçlar) yoktur. Bunu temin için her vilâyet merkezinde lâakâl (en az) birer şube açmak mecburiyeti vardır. Bunun için de her şubeye gene lâakâl (en az) yirmi bin lira lâzımdır. Yekûnu üç dört yüz bin liraya varır. Fakat fabrikaların Heyeti Umumiyesi dört yüz bin liraya çıkar mı?”  Sf. 67

    Süleyman Sırrı Bey (Bozuk); “Süslü istemiyoruz, elde yapacağız ve o suretle giyeceğiz?”

    Zekî Bey (Gümüşhane); “Onu yapsanız çok memnun olacağız. Fakat zatıâlinizin bugün üzerinde bulunan elbise İspanyol kumaşındandır. Evvelâ zatıâliniz yapmalı ondan sonra söylemeli” Sf. 80

    Kanun kabul edildi.

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 50 (2.12.1925 / 31.12.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 21, Celse: 1, – Sf. 60 ile 80 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •     30 Kasım 1341 (1925) tarihinde İçtima: 17, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Ceza Kanununun 131’nci Maddesini Muaddel (Tadil Eden, Değiştiren) Kanun; (Üniforma inkılabı)

    Madde 1; Kanunu Ceza’nın (Ceza Kanununun) 131. Maddesi berveçhizir  (aşağıdaki gibi) tadil edilmiştir (değiştirilmiştir).  Türkiye Devleti tarafından nail ve mezun olmadığı nişanı takan (hak etmediği halde ve izin olmadan madalya takan) ve kendi rütbesinin mafevkinde (üzerinde) elbisei resmiye (resmi kıyafet)  veyahut hiçbir rütbe ve memuriyeti olmadığı halde üniforma telebbüs eyleyen (giyinen) ve Diyanet İşleri Riyasetine merbut (bağlı) dinî memurlara Hükümetçe tespit edilen kıyafeti hilafı salâhiyet (yetkisi dışında) ve mezuniyet iktisa eden (giyinen) eşhas (şahıslar, kişiler) üç aydan bir seneye hapsolunur.”

    Tartışmasız kabul edildi. Sf. 280

    Bir İnkılâp; Tekke, Zaviye (Küçük Tekke), Türbe Yasağı;

    Konya Mebusu Refik Bey ve Rüfekasının (arkadaşlarının), Tekke, Zaviye (küçük teke) ve Türbeler Hakkında Numaralı Teklifi Kanunisi ve Adliye, Dâhiliye ve Muvazenei Maliye Encümenleri Mazbataları (Komisyonları Tutanakları);

    Refik Bey (Konya); “Kanun okunurken merakla dinledim. Kürsüi milleti (milletin kürsüsünü, milletin konuşma platformunu) suiistimal (kötüye kullanarak) ile kendisine siper ittihaz ederek (korunak yaparak) buradan milletin arasına nifak (ayrılık tohumları) ve şikak saçmak (bölücülük şeklinde düşmanlık saçmak)  isteyen ve geçenki kanun münasebetiyle (sebebiyle) milleti izlâle saî (milleti alçaltmaya çalışan) fikirleri kürsüi milletten neşretmek (milletin kürsüsünden yaymak)  isteyen Nurettin Paşa kendisi için müsait olan bu kanundan; istifade ederek (yararlanarak) yine kürsüi millete sığınarak yine milletin arasına bomba atacak mıdır? Fakat baktım Paşa yapacağını yapmış, maksadını istihsal etmiş (amacını gerçekleştirmiş), milletin kabul ettiği, hırzıcan ederek (sığınarak) giydiği şapkayı bahane ederek milletin arasındaki bir takım gafil ve masumları ifsat ve ızlâl edilmek (fesada vermek ve alçaltmak) için yapacağını yapmıştır. Bugünkü hâkimiyeti milliye gazetesinin neşrettiği gibi Sivas’ta ve Erzurum’da şurada burada bazı masumlar, sırf burada yapılan tahrik âmiz (tahrik edici) irticakâr (gerici) fikirlerin tesiriyle ızlâl edilerek (yoldan çıkartılarak) ahkâmı kanuniyeye (yasa hükümlerine) karşı hareket ederek mücrim vaziyetine (suçlu durumuna) düşmüşler, mahkûm olmuşlar, bunlardan bazıları idam bile edilmişlerdir. Nurettin Paşa da maksadını bu suretle istihsal etmiştir (elde etmiştir). İşte buradan soruyorum Paşa, tekkelerin, zaviyelerin, türbelerin şedidini teklif ettiğim kanunda bu maksadı irticakâraneniz (irtica işleriniz) için çok müsait bir zemini tahriktir (çok uygun bir tahrik ortamıdır). Niçin çıkıp da kendinizi burada bu vesileden bilistifade (yararlanarak) bir daha göstermiyorsunuz? ..Bu kürsüde kastı irtica (gericilik kastı) ile söylenen sözler muhakemesi noksan vatandaşları izlâl ve iğfal etmiştir (yoldan çıkartmış ve aldatmıştır).. Ne günahı vardır Sivas’ta asılan Necati’nin, ne günahı vardır Erzurum’da asılan bir kaç masumun? Geliniz Paşa, sizden sual ediyorum, sizinle konuşacak, milletlin dökülecek kanlarını soracak zamandayız. Geliniz, cevap veriniz.”  Sf.282

      İlyas Sami Bey (Muş); ” … Burada Meclisin sıyanet ve himayelerine (koruma ve kollamasına) bürünen ifsatkârlar (fesatlık çıkartanlar) kalıyor, millet onun kanını ödüyor. İçinizde oturan ve hıyanet ile fesat saçan bu adamlardır.” 

      Refik Bey (Konya); Arkadaşlar, o cinayeti, irtikâp eden adam buradan aldığı ilham ile Nurettin Paşanın takririnden aldığı cesaretle o cürmü (suçu) İrtikâp etmiştir (işlemiştir). Şu halde doğrudan doğruya o cürümün faili Nurettin Paşadır. Memleketin huzur ve sükûnuna kasteden takrir (önerge) sahibi Nurettin Paşadır. Eğer Nurettin Paşa’da zerre kadar vicdan, zerre kadar insaf, zerre kadar memleket duygusu, zerre kadar hayâ (utanma duygusu) olsaydı şimdi çıkar kendisini müdafaa ederdi (savunurdu). Bunun yeri burası değildir. İstiklâl Mahkemesidir, Zindandır. Necati’nin (Necati: Sivas’ta şapka isyanından asılan kişi) yanıdır. Açık Söylüyorum Sivas’ta, Erzurum’da dökülen kan Türk kanıdır; O Türk kanının akması doğrudan doğruya Nurettin Paşanın verdiği takrirden (önergeden) olmuştur “  Sf. 282

    İlyas Sami Bey (Muş); “Bir arkadaş ne olursa olsun itham edilmiştir (suçlanmıştır) ve en azamî bir cürmü vatanî ile (en büyük bir vatan suçu ile) itham edilmiştir. Çok rica ederim Meclisin nezahetini (temizliğini) muhafaza edelim (koruyalım). Kendisine müdafaa (savunma) vaziyetini verdik, söylemiyor. Binaenaleyh (bunun içindir ki) kendisinin sükûtu (susması, suskunluğu) Meclisi Âli’ye yalnız bir yol bırakmıştır, o da kendisini kolundan tutup kapı dışarı etmektir. Ya kendisini müdafaa etmelidir yahut başka yolu yoktur.  Dürüst, mertçe hareket budur.”

    2. Celse: Kâzım Paşa; Sf. 287  

    Tekke, Zaviye (Küçük Tekke) ve Türbeler Hakkında Numaralı Teklifi Kanunisi:

    Madde 1. Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde, gerek vakıf suretiyle gerek mülk olarak şeyhinin tahtı tasarrufunda (kullanımı altında) gerek suveri âharla (üçüncü kişiler tarafından) tesis edilmiş (kurulmuş) bulunan bilumum (bütün) tekkeler ve zaviyeler (küçük tekkeler), sahiplerinin diğer şekilde hakkı temellük (mülk edinme hakkı) ve tasarrufları baki kalmak üzere, kamilen (tamamen) sedd edilmiştir (kapatılmıştır).. Bunlardan usulü mevzuası dairesinde (usulüne uygun olarak) filhal (halen) cami veya mescit olarak istimal edilenler (kullanılanlar) ipka edilir (yerinde bırakılır). Alelumum (genel olarak) tarikatlarla şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, Babailik, emirlik, nakiplik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük ve kayıptan haber vermek ve murada kavuşturmak maksadıyla nüshacılık gibi unvan ve sıfatların istimaliyle (kullanımıyla)  bu unvan ve sıfatlara ait hizmet ve kisve iktisâsı (kıyafet giyilmesi) memnudur (yasaktır). Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde selâtine ait veyahut bir tarikata veyahut cerri (kuran okutulması) menfaate müstenit (dayalı) olanlarla bilumum sair türbeler mescit ve türbedarlıklar mülgadır (kapatılmıştır). Sedd edilmiş (kapatılmış) olan tekke ve zaviyeleri (küçük tekke) veya türbeleri açanlar veyahut bunları yeniden ihdas edenler (yeniden yapanlar) veya ayini tarikat icrasına mahsus olarak (tarikat ayini yapılmasına özel olarak) velev muvakkaten (geçici olsa bile) olsa bile yer verenler, şeyh, derviş, mürit, tübedâr (türbe bakıcısı) unvanını taşıyanlar veya bunlara mahsus (özel)  hidamatı ifa (hizmetleri yapan) veya kıyafet iktisas eyleyen (kıyafet, üniforma giyen) kimseler üç aydan eksik olmamak üzere hapis ve elli liradan aşağı olmamak üzere cezayı nakdî (para cezası) ile cezalandırılır.” Sf. 291 

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 49 (1.11.1925 / 30.11.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 17, Celse: 1, – Sf. 281 ile 291 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •   28 Kasım 1341 (1925) tarihinde İçtima: 16, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Maliye Vekili Hasan Bey (Trabzon) Devamla; “.. Vardır, bendeniz de zeytinyağcıyım. İki bin zeytin ağacı da benim var.” Sf. 256  

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 49 (1.11.1925 / 30.11.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 16, Celse: 1, – Sf. 249 ile 273 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 25 Kasım 1341 (1925) tarihinde İçtima: 14, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Şapka Kanununa Muhalefet Var; Nurettin Paşa’nın Takriri Okunuyor (1) 

    Refik Bey (Konya); “Bunu milletin başından alacak el hangi el ise millet onu daima kıracaktır.”

      Türkiye Büyük Millet Meclisi Riyaseti Celile’sine

      1. Mebusini Muhteremden (saygıdeğer mebuslardan) bazı zevat (kişiler) taraflarından şapka iktisası (kullanılması) hakkında bu teklifi kanuni yapılırken vatanda bu hususta bir muamele (işlem) mesbuk değilmiş (geride kalmamış) gibi re’sen (doğrudan) bir teklifte bulunulmaktadır. Halbuki İcra Vekilleri Heyeti (hükümet) 2 Eylül 1341 (1925) tarihli ve 2413 numaralı bir kararname tanzim (düzenlemiş) ve bunda memurine şapka iktisası hakkında kanun mahiyetinde mukarrerat ittihaz (kararlar oluşturulmuş) ve neşir (yayımlanmış) ve tatbik etmiş (uygulanmış) ve ahaliye (halklara, halka) de teşmiline (yaygınlaştırılmasına) çalışmakta bulunmuştur…. 

      2. Mezkûr (söz konusu) teklifi kanunide (yasa teklifinde) Mebusini kiram hakkında kayıt vaz olunuyor (mebuslar da kayıt altına alınıyor). Malumuâlileridir ki, mebuslar memur değil doğrudan doğruya efradı halktandırlar. Hukuku tabiiyei ammeden (tabii halk hukukundan) fazla masuniyeti teşriiye (yasama dokunulmazlığı) ile de haizi tamamii hürriyet (tam bir hürriyete sahip) bulunmaktadırlar. Binaenaleyh (bundan dolayı) sıfatı vekâlete (mebusluk sıfatına) ve vaziyeti teşriiyeye (yasama durumuna) tevafuk etmeyen (uygun olmayan) ve mileli saire (diğer milletlerin) parlâmentolarında da mevcut bulunmayan böyle bir kaydın şayanı kabul (kabule değer) ve varit (söz konusu) olamayacağı tabiidir.

      3. Teşkilâtı Esasiye Kanununun (anayasanın) yüz üçüncü maddesi ‘Hiç bir kanun Teşkilâtı Esasiye Kanununa münafi (aykırı) olamaz’  diyor. Hâlbuki işbu teklifi kanuni (yasa teklifi) heyeti umumiyesiyle (bütünü ile) Teşkilâtı Esasiye Kanununa münafidir (aykırıdır). Zira: Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun (anayasanın) üçüncü maddesinde ‘hâkimiyet (egemenlik) bilâkaydüşart (kayıtsız şartsız) milletindir’. Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun altmış sekizinci maddesinde ‘Her Türk hür doğar, hür yaşar’ Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun yetmişinci maddesinde ‘şahsi masuniyet (kişisel dokunulmazlık), vicdan, tefekkür (fikir üretme faaliyeti), kelâm (konuşma), amel (çalışma), temenni ve tasarruf ilah., hak ve hürriyetleri Türklerin tabii hukukundandır’ Teşkilâtı Esasiye Kanununun yetmiş birinci maddesinde ‘ona, mal. İlâh.. Taarruzdan masundur’ Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun yetmiş üçüncü maddesinde ‘işkence, eziyet, müsadere (devletin mala el koyması)  memnudur (yasaktır). Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun yetmiş dördüncü maddesinde ‘hiç bir kimse hiç bir fedakârlığa icbar edilemez (zorlanamaz)’ Denilmektedir ki, âmmenin (kamunun) bu maddelerle müemmen (sağlam) olan hukuku tabiiyesi hilâfına (doğal hukukuna aykırı) hiç bir takyidat vaz edilemez (sınırlama getirilemez). Hürriyet ve serbestii fiil ve amelin kasır (kesilmesi) ve takyidini mutazammın (sınırlanmasını icap ettiren) olan böyle bir kanun lâyihasının (önerisinin) Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun ruhuna mugayir (aykırı) olarak nazarı dikkate (göz önüne) alınması en vasi (geniş) ve mütekâmil hürriyeti idareyi mütekeffil (gelişmiş idari hürriyete kefil olmuş olan) olan Cumhuriyet Mefhumu ile bilhassa, tezat teşkil eder (karşıtlık oluşturur).

      4. Esbabı maruzaya binaen (bu gerekçelere dayanarak):

      a. Teşkilâtı Esasiye Kanunu’na münafi (aykırı) olmasından dolayı işbu kanun lâyihasının red edilmesini,

      b. İcra Vekilleri Heyetinin (hükümetin) salâhiyeti kanuniyeleri (yetki kanunları) haricinde (dışında) ve Teşkilâtı Esasiye Kanunu’na münafi nas (doğuştan aykırı) ve ahkâmı muhtevi (hükümleri içermekte) olup Takriri Sükûn Kanunu’na istinadı da gayrı mümkün olan (Takriri Sükûn Kanununa da dayanağı olmayan) 2 Eylül 1341 tarihli ve 2413 numaralı kararnamenin keenlemyekün addedilmesini (yok sayılması).

      c. Hukuku Esasiye (esas hukuka) ve Hâkimiyeti Milliye (milli egemenliğe) ve masuniyeti şahsiye (kişi dokunulmazlığına) hilâfında (aykırı olan) muamelenin (işlemin) halka âdemi tatbikinim temin (uygulanmamasının sağlanması) ve teyit buyurulmasını arz ve teklif ederim efendim.

                                    Bursa Mebusu Nurettin” Sf. 222 

    Refik Bey (Konya); “.. Necip milletimiz, bütün medenî milletlerin giymekte olduğu şapkayı da kendi serpuşu olmak üzere kabul etmiş ve temsil etmiş olduğumuz bu necip millet, herkese takaddüm etmek (herkesin önüne geçmek) şartıyla inkılâbın (devrimin) en şerefli ve en kuvvetli adımını bir defa daha atmıştır. (Bravo sesleri).  Arkadaşlar, bendeniz burada Nurettin Paşa’nın takririni (önergesini) dinlerken hayatı teşriiyeye (yasama hayatına) henüz dâhil olan Paşa’nın bu hususta da çok acemi olduğunu derhal anladım. Müsaadenizle izah edeceğim. Paşa; buraya toplanan heyeti muhtereme (saygıdeğer heyet), milletin arzu ve kanatlarının en şamil (kapsamlı) manasıyla tercümanı olmak üzere toplanmıştır. Eğer siz milleti ruhen ve vicdanen manen ve maddeten temsil ediyorsanız böyle bir takriri vermekte tereddüt edecek idiniz ve vermeyecektiniz.  Paşa, milletin, Bursa halkının bu necip ve yüksek duygularından olsun ilham almak insafını niçin göstermiyorsun?” Sf. 223    

      Refik Bey (Konya); “Esasen millet asrî (çağdaş) ve medenî hayatın icabâtından (gereklerinden) olan şapkayı da hiç bir telkine tabi olmayarak giymiş hırzıcan etmiştir. Artık onu milletin başından alacak hiç bir el kalmamıştır ve bunu milletin başından alacak el hangi el ise millet onu daima kıracaktır .” (Alkışlar)

    Nurettin Paşa (Bursa); (Nureddin İbrahim Konyar veya “Sakallı” Nurettin Paşa, Ali Kemal Bey’i linç ettiren Paşa); “Muhterem arkadaşım Refik Beyin şahsım hakkında söylediği sözlerin hiçbirisine cevap verecek değilim (Niçin sesleri). Çünkü çoğu hissidir (duygusaldır). Takririm dikkatle okunursa sırf kanuni bir maksatla yazılmış olduğu görülür. Ben vicdanen bu teklifi kanuninin (yasa teklifinin) Teşkilâtı Esasiye Kanunu’na tearuz eden (karşıt olan) noktalarını gördüğüm için vazifemi ifa etmiş (görevimi yapmış) oldum. Beni dünyada vazifemi ifadan men edecek hiç bir kuvvet tasavvur edemiyorum (hayal edemiyorum).”

      Refik Bey (Konya); “Vardır, o da millettir.”

      Nurettin Paşa (Devamla); “Evet vardır, o da Allah’tır. Bendeniz meselenin esası hakkında maruzatta (sunumda) bulunmuyorum. İş bir kanun meselesidir. İçinizde bu kadar hukukşinaslar (hukukçular) vardır. Bunu ciddi bir vukufla (bilgili olarak) tahlil ve tetkik edebilirler (onlar bir şey söylemiyorlar ki sesleri). Bu meseleyi hukukşinaslara bırakalım bu hususta söyleyecek başka sözüm yoktur.” Sf. 223 

      Adliye Vekili Mahmut Esat Bey (İzmir); “…Hür ve Medenî Milletlerin kisvesini (kıyafetlerini) almak hürriyetsizlik midir? Sonra ‘Mal ve can mahfuzdur (korunmuştur). İşkence ve eziyet yoktur. Hiç bir kimse hiç bir fedakârlığa icbar edilemez’ diyorlar. Evet, efendiler, hâkimiyet bilâkaydüşart milletindir. Buna hiç şüphe yoktur. Bu kanunu Heyeti Celile’nizin kabul etmesi bu maddenin teyidinden (onaylanmasından) başka bir mana ifade etmez (anlam taşımaz). Milletin hâkimiyetini burada Heyeti Celile’niz temsil eder. Evet, efendiler, tekrar ediyorum, her Türk hür doğar ve hür yaşar. Fakat medeni milletlerin kisvesini (kıyafetini) almak Türk milletini esarete mi sevk etmek demektir ve sonra ikinci derecede hürriyet namütenahi, hudutsuz bir şey midir? Nihayet onun hudutları bu Türkün ve Türk milletinin yüksek menfaatleridir. Türkün ve Türk memleketlerinin yüksek menfaatleri neyi istilzam ederse (gerektirirse) o yapılır ve en muvafık tarzı hareket (en uygun hareket tarzı) o olur.”  

      Şükrü Kaya Bey (Menteşe); ..”Türk milleti badema (bundan böyle) kendi mukadderatını (geleceğini) altıncı, yedinci asrın köhne fikirlerine rapt edemez (bağlayamaz). (Alkışlar.) Sf. 227 Bugün bütün medenî milletlerin kıyafeti yeknesaktır  (tek tiptir). Bir Alman genciyle bir İngiliz ve ona karşı çarpışan bir Fransız’ı kıyafeti hariciye (dış kıyafeti) ile ayıramazsınız. Hepsi silindirli, smokinli, şapkalı, şöyle ve böyle hep aynı kıyafettedir. Fakat her birinin, kalbinde hissiyatı millîye en derin bir surette temerküz etmiştir (birikmiştir). Efendiler, biz de Türk milletini böyle görmek istiyoruz. Ve böyle yetiştireceğiz.” 

      Refik Bey (Konya); (Nurettin paşayı kastederek); “Ragıp Beyin söyledikleri gibi kafalarını bu kanuna uyduracaklardır.”

      Mustafa Necati Bey (İzmir); (Mektepler olmasaydı maarifi güzel idare ederdim. Diyen faşist.) “Umumisine mutabık (çoğunluğa uygun) olan kanundur. O kanunun karşısında herkes boyun eğmeye mecburdur. Boyun eğmeyenler için yapılacak vazife, millete itaat etmeyenlere karşı yapılacak vazifedir. Hükümeti bu vazifeyi yapmaya davet ederim.” Sf. 230 (Nurettin paşadan başka hiç bir eleştiri yok; 2014)

      Şapka Kanunu; Şapka İktisası Hakkında Kanun

      Madde 1 Türkiye Büyük Millet Meclisi azaları (üyeleri) ile idarei umumiye (genel idare) ve hususiye (özel idare) ve mahalliyeye (mahalli idare) ve bilumum müessesâta (bütün kurumlara) mensup memurin (memurlar) ve müstahdemin (Kamuda çalışanlar, kamu işçileri) Türk milletinin iktisa etmiş olduğu (takip etmekte olduğu) şapkayı giymek mecburiyetindedir. Türkiye halkının da umumî serpuşu (genel başlığı) şapka olup buna münafi (aykırı) bir itiyadın (alışkanlığın) devamını hükümet men eder (yasaklar).”

      Madde 2 İşbu kanun tarihi neşrinden (yayımlanmasından)  itibaren meriyülicradır (yürürlüktedir).”

      Madde 3 İşbu kanunun icrasına (yürütülmesine) Büyük Millet meclisi ve İcra Vekilleri Heyeti (hükümet) memurdur (görevlendirilmiştir).   Sf. 231

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 49 (1.11.1925 / 30.11.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 14, Celse: 1, – Sf. 223 ile 232 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1998): Bursa Mebusu Nurettin Paşa: Nurettin Konyar, Sakallı Nurettin Paşa. Kut ül Amare kahramanı diye anılan, gazeteci Ali Kemal ve İzmir papazını linç ettiren, Koçgiri İsyanını Topal Osman ile birlikte bastıran bir paşa.

  •     25 Kasım 1341 (1925) tarihinde İçtima: 14, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Bazı İrticaî Tahrikât (gerici tahrikler) Görülmesi Üzerine Erzurum Vilâyeti Dâhilinde Bir Ay Müddetle İdarei Örfiye (sıkıyönetim) İlân Edildiği Hakkında Başvekâlet Tezkeresi:

    Reis; “Okunacaktır.”

                          “Büyük Millet Meclisli Riyaseti Celile’sine;

    19 Teşrinisani 1341 tarih 6/5474 numaralı tezkereye zeyildir (eklenmiştir): Bazı irticaî tahrikât (gerici tahrikler) görülmesi üzerine Erzurum vilâyeti dâhilinde bir ay müddetle idarei örfiye ilân edilmiştir. Teşkilâtı Esasiye Kanununun 86’ncı maddesi mucibince (gereğince) keyfiyeti (durumu) Meclisi Âlinin tasdikine arz eylerim (onayına sunarım) efendim.

                                                                             Başvekil İsmet”      

    Başvekil İsmet Paşa (Malatya); “Efendim, Erzurum’da bir kısım halk çarşıyı kısmen kapatmaya çalışırlar, valinin ikametgâhı (lojmanı) önüne ve makamı vilâyet önüne gelirler, biz gâvur memur istemeyiz diye bağırırlar, nümayiş (gösteri) yaparlar, zabıta (güvenlik) müdahale eder. Zabıtanın ihtaratına (uyarılarına)  bidayette itaat etmezler (başlangıçta uymazlar), bunun üzerine Hükümet kuvvetiyle mütecasirleri (küstahları, cesaretlileri) dağıtır, dün akşama kadar 27 kişi tevkif olunmuştur (tutuklanmıştır). Halk umumiyetle hâdiseyi nefretle telâkki etmiştir (algılamıştır). Anlaşıldığına göre geçmiş senelerde casuslukla şöhret kazanmış bir takım adamlar ki, içlerinde eski şeyhler vardır. Bunlar Affı Umumi Kanunundan (genel aftan) istifade ederek (yararlanarak) çıkmışlar, şimdi serbest gezerken yeniden faaliyete geçip tertibat almışlardır. Bunların hepsi tevkif olunmuştur (tutuklanmıştır) hâdisenin üzerindeyiz, takibatı tesri etmek (takipleri güçlendirmek) ve biran evvel Meclisi Âli’ye arzı malumat edebilmek (bilgi sunmak) için Erzurum Vilâyetinin idarei örfiye ilân edilmemiş bazı, yerleri vardı, onlarda da idarei örfiye ilân edilmiştir. (Muvafık sesleri)

    Kabul edilmiştir. Sf. 218, 219

    Derhal Şapka Kanunu Çıkıyor;

    Konya Mebusu Refik Bey ve Rüfekasının (arkadaşlarının); Şapka İktisası (Arkasından Gidilmesi, Kullanılması) Hakkında Numaralı Teklifi Kanunisi ve Adliye ve Dâhiliye Encümenleri Mazbataları.

    Reis; “Efendim, bundan evvelki evrakı varidemizde (mevcut belgelerimizde) şapka iktisası (Arkasından Gidilmesi, Kullanılması) hakkında bir teklif vardı. Dâhiliye Adliye Encümenlerine havale etmiştik gelmiştir, müstacelen (aciliyetle) müzakeresi (görüşülmesi) teklif olunuyor. Binaenaleyh müstacel ruznameye (gündeme) alıyoruz.”

    Refik Bey (Konya); “Bendeniz derhal müzakeresini (görüşülmesini) teklif ediyorum, kanunun ehemmiyeti (önemi) vardır. Derhal ve şimdi müzakeresini reye vaz buyurun.”

    Şapka Kanunu’nun Esbabı Mucibe (gerekçesi); 

    Haddi zatında (esasında) hiç bir ehemmiyeti mahsusayı haiz olmayan (özel bir önemi olmayan) serkuş (başlık) meselesi asrî (çağdaş) ve medenî milletler ailesi içine girmeğe azmetmiş olan Türkiye için hususi (özel) bir kıymeti haizdir (değere sahiptir). Şimdiye kadar Türkler ile sair (diğer) medenî ve asrî milletlerin arasında bir alâmetifarika (marka) mahiyetinde (içeriğinde) telâkki edilmekte (algılanmakta) olan mevcut serkuşun tebdili (değiştirilmesi) ve yerine medenî ve asrî milletlerin kâffesinin (tamamının) müşterek (ortak) serkuşu olan şapkanın ikamesi (konulması) lüzumu taayyün etmiş (ortaya çıkmış) ve muhterem milletimiz bu aslî ve medenî serkuşu iktisa eylemek (giyinmek) suretiyle cümleye (herkese) numune (örnek) imtisal teşkil eylemiş (misal olmuş) olduğundan merbuten (bağlılıkla) takdim kılınan kanunun kabulünü Heyeti Umumiyeye arz ve teklif ederiz.” 

    Hüseyin Bey (Elâziz); “Paşa Hazretleri, heyeti umumiyesi kabul edilmiştir.

    Reis; “Nerede kabul edilmiştir? Daha reye koyacağız. (Handeler).       

    Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 49 (1.11.1925 / 30.11.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 14, Celse: 1, – Sf.  ile  arası) kitabından birebir alınmıştır.