Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  •     23 Kasım 1341 (1925) tarihinde İçtima: 13, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    2. Celse Hafidir (Gizlidir); Sf. 204

    Aşağıdaki Notlar; (TBMM GCZ IV – Sf. 550) kitabından birebir alınmıştır.

    Mebuslara Maaş Zammı; (Ayda 200 lira zam, maaşları 300 liraydı. Öğretmen maaşı 50 lira.)

    Besim Bey (Mersin) ; “… Birinci Büyük Millet Meclisinden sonra gelen ikinci Büyük Millet Meclisi ki Heyeti Âliniz, maalesef birinci senesinde eski tahsisata (ödeneğe) 2.400 lira zam ettirmek ve ikinci senesinde Teşkilâtı Esasiye kanununun da mebdei içtimain (başlangıç genel kurulunun) Teşrinisani olması itibariyle, bulunan bir hilei şer’iye (yasal kılıfa uydurulmuş hile) ile dört aylık fazla tahsisat (ödenek) alınmıştır. Bu da kâfi gelmemiş; üçüncü seneyi karşılayacağımız zaman yine böyle bir celsei hafiyede (gizli celsede) bir takrir (önerge) verilerek 1.500 lira tavizen (fazladan)alınması kabul edilmiştir. Bu defa 3.500 zer (altın) lira tavizen (fazladan) alınması kabul buyruluyor. Bundan anlaşılıyor ki biz bir içtimaa (toplantıya) nihayet verdikten sonra tekrar içtima yaptığımızda mutlaka kendimizi düşünmek mecburiyetinde bulunuyoruz. Çok rica ederim beyefendiler, bendeniz hakikaten tahsisatın kâfi olduğu kanaatinde değilim. Ankara gibi galâi asardan (kötü, berbat eserlerden) boğulan bir memlekette bir mebus için 300 lira kâfi (yeterli) değildir.  

    Reis; “Hayır takrir (önerge) yoktur. Riyasetin bir tezkeresi (teklif yazısı)  vardır.

    Heyeti Umumiye’ye (Meclis Genel Kuruluna); bu sene zarfında (içerisinde) Meclisi Âli azası (üyeleri) elbise tedariki (temini) vesaire gibi fevkalade ihtiyaçlarını tatmin için fazla masraf ihtiyar ettiklerinden (fazla masraf yaptıklarından) bahs ile (söz ederek), Meclis veznesinden garzan (delerek, girerek) para talep etmektedirler. 1342 (1926) senesinde tahakkuk edecek (gerçekleştirilecek) matlubatlarından (alacaklarından) kat edilmek (kesilmek) üzere Meclis veznesinden garzan 3 500 zer  (altın) lira verilmesine ve buna tekabül edecek (karşılık gelecek) meblağın (tutarın) mukassatan (taksitle) Maliye Vekâlet’inden alınmasını mezuniyet itasını (izin verilmesini) arz ederim, 23 Teşrinisani 1341

                                               Büyük Millet Meclisi Reisi Kâzım” (TBMM GCZ IV – Sf. 550)

      Mebus Zammı Oylaması; 89 Kabul 31 Red.

      Reddedenler; Aksaray Besim Atalay Bey. Ankara; Ali Fuat Paşa, İhsan Bey, Şakir Bey, Biga; Mehmet Bey, Şükrü Bey.  Bursa; Osman Nuri Bey. Dersim; Feridun Fikri Bey.  Elâziz; Naci Bey.  Ergani; İhsan Bey, Kâzım Vehbi Bey.  Erzurum; Hazım Bey, Raif Bey, Ziya Bey. Eskişehir; Abdullah Azmi Efendi. Gaziayıntap; Hafız Şahin Efendi. Giresun; Hakkı Tarık Bey. Hakkâri; Nazmi Bey. İstanbul; Kâzım Karabekir Paşa. İzmir; Mahmut Celâl Bey. Kayseri; Hulusi Bey. Kastamonu; Halit Bey. Kırklareli; Şevket Bey. Malatya; Dr. Hilmi Bey. Mersin; Besim Bey.  Ordu; Faik Bey.  Sivas; Dr. Ömer Şevki Bey, Halis Turgut Bey. Siverek; Halil Fahri Bey. Trabzon; Ahmet Muhtar Bey, Rahmi Bey. 

    Şapka Takmaya Başlamışlar;

    Besim Atalay Bey (Devamla); “Arkadaşlar şunu arz edeceğim ki Milletin bütün ferdi şapka giydiği ve medeni serpuşu (başlığı) kabul ettiği halde, hâlâ aramızda ‘kalpakla dolaşan adam avamfiriblik (halk dalkavukluğu) sıfatını nasıl iade ediyor? Rica ediyorum. Avamfiriblik sıfatını ben tekrar iade ediyorum.”

    3. Celse sonu hafidir. Kazım Paşa Sf. 208

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 49 (1.11.1925 / 30.11.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 13, Celse: 1 Hafidir: (TBMM GCZ IV – Sf. 550) kitabından birebir alınmıştır.

  • 21 Kasım 1341 (1925) tarihinde İçtima: 12, Celse:1, Refet Bey

    İsyan sahasında ve civarındaki Vilâyatta (vilâyetlerde) ilân edilmiş olan idarei örfiyenin (sıkıyönetimin) bir sene daha temdidi (uzatılması) hakkında Başvekâlet tezkeresi:

                “Büyük Millet Meclisi Riyaseti Celile’sine;

      İsyan sahasındaki (Kürt bölgesindeki) ve civarındaki (etrafındaki) vilâyaatta (vilâyetlerde) ilân ve Meclisi Âli kararıyla 23 Teşrinisani 1341 tarihine kadar temdit edilmiş (uzatılmış) olan idarei örfiyenin (sıkıyönetimin) Dâhiliye, Müdafai Milliye Vekâlet ve Erkânı Harbiyei Umumiye Riyaseti Celilerince gösterilen lüzum üzerine tarihi hitamından (bitiş tarihinden) itibaren bir sene daha temdidine (uzatılmasına) Meclisi Âlice müsaade buyurulmasını Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun (anayasanın) 86’ncı maddesi mucibince (gereğince) arz ve rica eylerim efendim.

                                    Başvekil İsmet”  Sf. 173 

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 49 (1.11.1925 / 30.11.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 12, Celse: 1, – Sf. 171 ile 188 arası) kitabından birebir alınmıştır.

     

  •  16 Kasım 1341 (1925) tarihinde İçtima: 9, Celse:1, Refet Bey

    Konya Mebusu Refik Bey ve Rüfekasının (arkadaşlarının); Tekke, Zaviye Ve Türbeler Hakkında Teklifi Kanunisi. Encümene Gitti.

      Konya Mebusu Refik Bey ve Rüfekasının (arkadaşlarının); Şapka İktisası (kullanılması) Hakkında Teklifi Kanunisi.  Sf. 125  

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 49 (1.11.1925 / 30.11.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 9, Celse: 1, – Sf. 123 ile 125 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 11 Kasım 1341 (1925) tarihinde İçtima: 6, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Şurayı Devlet (Danıştay) Kanunu Görüşülüyor;

    Şûrayı Devletin Sureti Teşekkülü (Danıştay’ın Toplanma Şekli)

    Madde 1. Şûrayı Devlet Başvekâlete mevrut (bağlı) olup bir reisin tahtı idaresinde (bir başkanın idaresi altında) dört daire reisi ile on altı azadan (üyeden) mürekkeptir (oluşmuştur)

    Madde tartışmasız kabul edildi. Sf. 80 

    Madde 15 Şurayı Devlet (Danıştay):

    1. Hükümet tarafından ihzar ve tevdi edilecek (hazırlanacak ve gönderilecek) olan kanun lâyihaları (tasarıları) hakkında beyanı mütalaa (görüş bildirme) ve bilumum nizamname lâyihalarını (bütün yönetmelik tasarılarını) tetkik eder (inceler).

    2. Kavanin (kanunlar) ve nizamat (yönetmelikler) icabınca (gereğince) mevdu hususatı (bırakılmış konulara) rüyet eyler (bakar).

    3. Hükümetçe havale olunan her nevi mesail (işler) hakkında beyanı mütalaa eder (görüş bildirir).

    4. İdarî davaları rüyet (bakar) ve fasl eyler (çözümler). Sf. 89 

    Madde 17. İdarî dairelerde görülen işlerden Heyeti Umumiyede tetkiki iktiza eden (araştırılması gereken) hususat (hususlar, konular) şunlardır:

    1. Kavanin (kanunlar) ve nizamat (yönetmelikler) lâyihaları (tasarıları).

    2. Maden imtiyazına (ayrıcalığına) ait mukavelename (sözleşme) ve şartname lâyihaları (tasarıları).

    3. Nafıa (bayındırlık) işleri imtiyazları (ayrıcalıkları) ve bu imtiyazı mutazammın (içeren) veya ona müteallik (dayanan) ihalelere ait mukavelename ve şartname lâyihaları (tasarıları).

    4. Cemiyetin (derneğin), umumun (genelin) menfaatlerine hadim olup, olmadığına (yararına hizmet edip etmediğine) müteallik mükerrerat (yönelik kararlar).

    5. Heyeti umumiyede (Meclis genel kurulunda) rüyet (görülen, görüşülen) kavanin (kanunlar) ve nizamat (yönetmelik) icabından (gereğinden) olan mevad (maddeler).

    6. Şurayı Devlet (Danıştay) reisinin veya ait olduğu vekâletin veya Şurayı Devlet dairelerinin sevkine lüzum gösterdikleri sair mesail (diğer işler). Sf. 91

    İçtimanın sonunda Danıştay Kanunu’nun tamamı var.

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 49 (1.11.1925 / 30.11.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 6, Celse: 1, – Sf. 76 ile 91 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 9 Kasım 1341 (1925) tarihinde İçtima: 5, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının Kapatılması Hakkında;

    Kâzım Karabekir Paşa (İstanbul); “Yalnız şu kadarını arz edeyim ki, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının sed (kapatılması) kararından hükümetin beyanatta (açıklamada) bulunmadığı halde gazetelerle ve bazı beyanatla bu fırka irticaa (gericiliğe) ve suikastlara (cana kıymalara) âlet olarak gösterilmiştir. Bu gibi beyanat ve neşriyatın (yayınların) böyle mühim bir zamanda dâhilde ve hariçte muvaffakiyetimiz (başarılarımız) için ve Cumhuriyetimizin teali (gelişme) ve tarsini (sağlamlaştırılması) için ne büyük zarar ikas edeceğini (oluşturacağını) müstağni (gönülden) arz addederim. Binaenaleyh dâhile ve harice karşı büyük bir vuzuh (açıklık) ile ve açık alınla bu işâratı red ve tekzip ederim.

    Kılıç Ali Bey (Gaziantep); “Vesikalar var.”

    Kâzım Karabekir Paşa; “Vesikaları irae edersiniz (gösterirsiniz).         

    Mustafa Bey (Tokat); “Kendi başınıza iş yapmayınız. 8-10 kişi ile iş olmaz. Kendi başınıza iş yapmak istiyorsunuz.”

    2. Celse: Rafet Bey;

    İş Kanunu Görüşüldü; Sf. 65, 70  

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 49 (1.11.1925 / 30.11.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 5, Celse: 1, – Sf. 62 ile 75 arası) kitabından birebir alınmıştır.

      

  • 9 Kasım 1341 (1925) tarihinde İçtima: 5, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Başvekil İsmet Paşa Hazretlerinin Devletin Siyaseti Umumiyesi Hakkında Beyanatı:

    Başvekil İsmet Paşa (Malatya); “Hususi (özel) mesele malûmunuzdur (bilginiz dâhilindedir): Şark’ta şayanı ehemmiyet (Doğu’da önem verdiğimiz) bir irtica hadisesi (gericilik olayı) tezahür etmişti (ortaya çıkmıştır, görünür olmuştur). Herhangi bir meselenin, Büyük Millet Meclisinde bir karara iktiran ettikten (dayandıktan) sonra milletin arzuyu umumisine (genel arzusuna da) de muvafık (uygun) olup olmadığı derpiş edilmelidir (göz önünde bulundurulmalıdır). Suretinde ayrıca bir safsata şeklide mugalâtalı (saçma), müteaddit (sürekli) bir cereyanı efkâr (fikir hareketi) vücuda getirilmek istenildi.  (Bravo sesleri alkışlar). İrtica hadisesinin (Şeyh Sait isyanının) tenkilinden (cezalandırılmasından) sonra, isyana saha olmuş olan vilâyetlerimizin halkında; üzerinden bir bulut ve bir yük kalkmış gibi serin ve berrak bir küşayişi efkâr (fikir ferahlığı) hâsıl oldu (ortaya çıktı). (1) (Bravo sesleri) Vatandaşlar, doğrudan doğruya temas ederek ve dertlerini açık kalple doğrudan doğruya Hükümet kapılarına müracaatla (başvuruyla) ifade eyleyerek: arzularını tatmin etmek mevkiindedirler (durumundadırlar). Her gün oralardan aldığımız haberler, vatandaşların muzdarip olduğu (ıstırap duyduğu) birçok dertlerden her gün bir tanesinin daha hallolunduğunun ve bir tanesinin daha izale edildiğinin (giderildiğini), şimdiye kadar gasp edilmiş (elinden alınmış) olan, şunun bunun elinde kalmış olan haklarının her gün bir derece daha zahire (görünüre) çıkarıldığını ifade etmektedir.

    İsmet Paşa, Musul’u Konuşuyor. (Konuşmasında Musul meselesinin Şeyh Sait İsyanıyla bir irtibat kurmuyor) (Musul konuşmasının tamamı aşağıdadır: )

    Başvekil İsmet Paşa (Malatya);  Lozan muahedesi (antlaşması), Musul meselesinde muahedenin (antlaşması) imzasından sonra, bir konferansa mevzubahis edilmesini derpiş eylemişti (bir konferansa konu edilmesini göz önüne almıştı). Bu konferansın İstanbul’da toplandığı ve bir neticeye (sonuca) vasıl olmadığı (ulaşmadığı) malûmunuzdur (bilginiz dâhilindedir). Fakat bir noktayı tebarüz ettirmek (belirtmek) isterim: İstanbul konferansı akamete uğradığı (kesintiye) zaman biz demiştik ki; Konferans, muahedenin (Lozan antlaşmasının) kendine havale ettiği (gönderdiği) meseleyi mütalâaya (değerlendirmeye) girişmeksizin, yani muahedenin (Lozan’ın) derpiş etmediği (göz önüne almadığı) mesail (işler)  karşısında bulunduğundan dolayı adeta (neredeyse) müzakereye iptidar etmeden (görüşmelere başlamakta acele etmeden) inkıta etmiştir (kesilmiştir). Çünkü biz, muahedenin (Lozan’ın) ruh ve mefhumundan (içeriğinden) hariç teklifât (teklifler, istenenler) karşısında kalmışızdır. Bunu takiben (devamında) geçen hadisat (olaylar), İstanbul konferansının hitamını mucip olan (sonucunu gerektiren) hususu (konuyu), dermeyan ettiğimiz (ortaya koyduğumuz) fikri teyit etmiştir (onaylamıştır). Yani, muallâk olan (ortada kalan) mesele, Musul Vilâyetinin mukadderatı (geleceği) meselesidir, bunun üzerinde konuşulacaktır, esas, gerek Cemiyeti Akvamda (Kavimler Cemiyetinde, Birleşmiş Milletlerde) ve gerek Cemiyeti Akvam Komisyonunum tetkikâtı neticesindeki (incelemesi sonucundaki) raporda tebarüz ettirilmiştir (bariz bir şekle konulmuştur). Ondan sonra Cemiyeti Akvamdaki safahatı (gidişatı) bilirsiniz. Cemiyeti Akvamda, Musul meselesinin müzakeresi esnasında (görüşülmesi sırasında) biz, Lozan Muahedesinin esasâtı ve hututu dâhilinde (esasları ve sınırları içerisinde) bulunduk. Lozan Muahedesi birçok fedakârlıklarla istihsal olunmuş (üretilmiş)  bir neticedir (sonuçtur). Bunun bize tamim ettiği (genellediği) haklar dâhilinde meselenin bir neticeye isâlini  (sonuca ulaşmasını) temenni eyledik (diledik). İstanbul Konferansına ait olan maruzatım (açıklamam), meselenin başından nihayetine (sonuna) kadar muahedenin (antlaşmanın) hududu (sınırları) dâhilinde, samimiyetle işi halletmek arzusu ile çalıştığımızı ve daima samimiyetle meşbu (dolu) olduğumuzu gösterir. Fakat bu arzu, muahedenin bize temin ettiği (sağladığı) bütün haklardan feragati istilzam etmez (vaz geçmemizi içermez, gerektirmez). Sf. 62 

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 49 (1.11.1925 / 30.11.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 5, Celse: 1, – Sf.  ile  arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1998): İsmet Paşa bu konuşmayı yaparken Kürt Bölgesine giriş çıkışlar yasaklanmış ve halkı terbiye etme operasyonu yapılıyordu.

  • 4 Kasım 1341 (1925) tarihinde İçtima: 3, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    İş Kanunu Görüşmeleri: Mesai Kanunu Lâyihası (İş Kanunu Tasarısı)

    Madde 2. – Sarahaten (açıklıkla) zikrolunmayan (belirtilmeyen) hususlarda Ziraat işleri ve en çok beş bargir (beygir) kuvvetinde kuvvei muharrikesi (tahrik edici gücü) veya en çok on işçisi bulunan müesseselerle (kurumlarla) bir aile efradını ve yakın akrabasının bir araya toplanarak ev içerisinde el ile yaptıkları sanat ve hirfet (meslek) işleri işbu (bu) kanunun sahasından hariçtir. Şu kadar ki bunların hayat ve sıhhat (sağlık) için mazarrat veya tehlikeyi mucip (zararlı veya tehlikeli) ahval (durumları) hakkında Ticaret Vekâletinin teftiş ve murakabe (denetleme) hakkı mevcuttur.

    Madde 3. — Birinci maddede bahs olunan müesseselerin sahiplerine, müstecirlerine (kiracılarına), reislerine, âmirlerine, müdürlerine, müdiri mesullerine (sorumlu müdürlerine) veya vekillerine ise bu kanunda ‘işverenler’ namı umumisi (genel ismi) verilmiştir. İşverenler işbu kanunun hükümlerini icra etmeye veya ettirmeye mecburdurlar. Kendilerine taallûk eden (ilgilendiren) hususlarda işçiler veya onların ve vasileri (velileri, koruyucuları) dahi (bile) işbu kanunun hükümlerini icraya mecburdurlar.

    Madde 4. — Her işveren her sene Mart iptidasında (başlangıcında, başında)  müessesesinde istihdam etmekte (çalıştırmakta) olduğu işçinin adediyle iş mahallerinin hali ve vaziyeti ve iş şartları vesaire hakkında bir beyanname ita etmekle (vermekle) mükelleftir (sorumludur). İşbu beyanname mahallî idareler vasıtasıyla (aracılığıyla) Ticaret Vekâletine (bakanlığına) verilir. Beyanname şekil ve muhteviyatı (içeriği) Ticaret Vekâletince bir talimatnâme (yazılı emirler, tamim) ile tayin olunur (belirlenir).

    Madde 5. — İşbu kanunun neşri (yayınlanması) zamanında mevcut olan müesseseler kanunun meri (yürürlükte) olduğu andan itibaren nihayet (en son) dört ay içinde, kanunun neşrinden (yayınlanmasından) sonra vücut bulunan müesseseler işe başladıkları günden itibaren nihayet (en fazla) iki ay içinde beyanname vermek mecburiyetindedirler. Müesseseler kapandığı takdirde kapanmayı müteakip nihayet (kapanmadan sonraki) bir ay içinde yine mahallî idareler vasıtasıyla (aracılığıyla) Ticaret Vekâletine keyfiyeti (durumu) bildirmek mecburiyetindedirler.

    Madde 7 — Birinci maddede gösterilen müesseselere on iki yaşını ikmal etmemiş (doldurmamış, bitirmemiş) olan çocuklar çırak ve amele (işçi, beden işçisi) sıfatıyla iş işlemek üzere kabul olunamazlar, Maden ocakları için de on yedi yaşını bitirmemiş olanların çalıştırılması yasaktır.

    Şükrü Bey (Bolu); “O civar halkının maişetleri (geçimleri) tamamen o maden ocaklarının dâhilinde çalışmakla temin edilmektedir. Hatta 16-17 yaşında olan bu çocuklar babalarıyla bu maden ocaklarına girerler orada ta kırık, elli yaşını ikmal edinceye (dolduruncaya) kadar kalırlar. Hatta vaktiyle Fransız amelesinin (işçilerinin) çalıştığı bir ocakta Türk ameleleri grizu mu ne ise, bir şey hissetmişler, burada bir koku var, yakında bir patlak verecektir demişler ve terki vazife etmişler (bizim işçiler işi bırakmışlar), mühendisler gelmiş böyle bir şey yoktur demişler, yirmi dört saat arası geçmedi, orada o grizu patlak verdi, oradaki bütün o ecnebi ameleleri (yabancı işçiler) geberdi gitti (handeler).          

    Tunalı Hilmi Bey (Zonguldak); “Amele gebermez.”

    Şükrü Bey (Bolu) Devamla; “Bilmem ben ecnebi ameleye diyorum (o sesleri)  (gürültüler) (öldü sesleri, telef oldu sesleri) maksadım odur. Hepsi de telef oldu, vefat ettiler.”  

    Madde 8. Birinci maddede zikrolunan (belirtilen) Müesseselerde iş müddeti günde on veya haftada altmış saati tecavüz edemez (altmış saati geçemez). Bu iş müddetli esnasında bir saatten az olmamak üzere lâakal (en az) bir defa istirahat verilir. İş bu istirahat müddetleriyle namaz vakitleri ve makine ve tezgâhların, çalışan mahallerinin temizlenmesi için sarf olunan zaman iş müddetine dâhildir. İş müddeti altı saati geçmezse istirahat vermek mecburî değildir. Şu kadar ki beş saati tecavüz eden (geçen) gece hizmetlerinde iş müddetinin ortasında bir saat istirahat emek (dinlenmek) mecburidir (zorunludur). Sf.37

    Madde 9. Demiryollarının muhafaza (korunması) ve tamiri (onarılması) işlerinde olduğu gibi işçinin ikâmet ettirildiği (evlerinin olduğu) mahalden uzak bir mahalle nakli icabeden ahvalde (taşınması gereken durumlarda) işçilerin toplu olarak azimet ettiği (işe gittiği) mahalden (yerden) itibaren azimet (gidiş) ve avdet (dönüş) saatleri de bu on saatlik iş müddetine dâhildir.

    Madde 10. — Madenlerde yer altında çalışanların iş müddeti günde sekiz ve haftada kırk sekiz saati geçemez. Bu müddet her posta (vardiya) için bermutat (alışkanlık olarak, sürekli) ilk ocağa giren işçinin girdiği saatten son çıkan işçinin ocaktan çıktığı saate kadar hesap olunur. Bu iş müddeti esnasında bir saatten az olmamak üzere lâakal (en az) bir defa istirahat (dinlenme) verilir. İşbu istirahat müddetleriyle namaz vakitleri için sarf olunan zaman iş müddetine dâhildir.

    Madde 11. İşbu kanun, on saatten az çalışılmak üzere bazı müesseselerde mevcut teamüller (uygulamalar) ile bu yolda akdedilmiş (imzalanmış) olan mukaveleleri (sözleşmeleri) ilga etmez (ortadan kaldırmaz).

    Madde 12. — İşbu kanunun meriyetine (yürürlüğe girinceye) kadar on saatten fazla çalışılan müesseselerde çalışma müddetinin işbu kanun ile on saate tenzilinden (indirildiğinden) dolayı ücuratta (ücretlerde) tenkisat icra edilemez (indirim yapılamaz). Buna muhalif (karşı) olan mukaveleler (sözleşmeler) keenlemyekûndür (yok hükmündedir, yok sayılır, hükümsüzdür). 

    Madde 13. Vukua gelen veya vukua geleceği muhakkak (kaçınılmaz) bulunan bir kazanın önüne geçilmesi yahut müessesenin işlemesine engel olabilecek her hangi sebebin bir an evvel ortadan kaldırılması gibi ahvali mücbirede (zorunlu şartlarda) iş müddetinin tezyidi (çalışma saatlerinin uzatılması) ücret mukabilinde (karşılığında) uzatılması caizdir. Ancak bu cevaz (uygunluk) on yedi yaşını ikmal etmemiş (doldurmamış) olan erkek ve kız çocuklarına teşmil edilemez (uygulanamaz, kapsamına alınamaz).          

    Madde 15. Fazla çalıştırılan saatlerin ücret miktarı alelade (sıradan, normal) iş saatlerine isabet eden (denk gelen) ücretin en azdan yüzde ellisi nispetinde (oranında) fazla olur.

    Madde 17. — Birinci maddede zikrolunan (belirtilen) müesseselerden telefon işlemeleri müstesna (istisna, sayılamaz) kadınlar ile on yedi yaşını bitirmemiş erkekler için gece işleri yasaktır. Akşamın saat sekizi ile sabahın altısı arasında işlenen işler, gece işleri, sayılır. 

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 49 (1.11.1925 / 30.11.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 3, Celse: 1, – Sf. 22 ile 44 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1 Kasım 1341 (1925) tarihinde İçtima: 1, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Reis: Reisicumhur Gazi Paşa Hazretleri

    Reisicumhur Gazi Paşa Hazretlerinin Nutku; “..Millet, muasır (çağdaş) medeniyetin alelumum (bütün) milletlere temin eylediği hayat ve vesaiti esasta (asıl araçlarda) ve eşkâlde (şekilde) aynen ve tamamen tahakkuk ettirmek (gerçekleştirmek) kararı katisini vermiştir (şiddetli alkışlar), (bravo sesleri).  İnsanların vicdaniyatı (vicdanları), matbuatın (basının) hürriyeti ve hürriyeti siyasinin tecelliyatı (siyasi hürriyetin görülmesi) gibi nefsülemirde (işin özünde, işin aslında) aziz olan avamilin (etkenlerin) heyeti içtimaiyeyi (toplumsal hayatı) ıstırap ve tereddiye (gerilemeye) sevk edecek galat surette (kötü şekilde) istimal olunmasına (kullanılmasına) bizzat vücuda içtimainin (toplumsal bünyenin) hikmeti hayatı manidir (yaşama sebebi engeldir) (bravo sesleri, alkışlar). Muhterem efendiler: Hürriyeti matbuatın (basın hürriyetinin) izalei mahâziri (sakıncalarını gidermek) bizzat hürriyeti matbuatla kaim (sabit)  olduğuna dair bu büyük Meclisin mürşit (yol gösterici) ve musaffa sahasında (saflaştırma sırasında) tevkir olunan (saygı duyulan) esaslar eğer Cumhuriyetin ruhu olan faziletten mahrum erbabı cürete (faziletli olmayan cüretkâr kişilere), sinei matbuatta (basının içinde) şekavet (eşkıyalık) fırsatını verirse; eğer iğfal ve idlâl (aldatma ve kötüye götürme) erbabının sahai fikriyattaki (fikir alanındaki) meşum (kötü) tesirleri tarlasında çalışan vatandaşların kanlarını akıtmasına, yuvalarının dağıtılmasına sebep olursa ve eğer, en nihayet şekâvetin (eşkıyalığın) en muzırını (zararlısını)  ihtiyar eden (seçen) bu kabil erbabı ıdlâl (bunlar gibi dalalet yani sapkınlık yapanlar), kanunların hususî müsaadelerinden istifade (özel izinlerinden yararlanmak) imkânını bulurlarsa Büyük Millet Meclisinin mürebbi ve kahhar (öğretici ve kahredici) yedi idaresinin (idari elinin) müdahale ve tembih etmesi (uyarması) elbette vecibeden (gereklilikten) olur (bravo sesleri alkışlar). Muhakkaktır ki Cumhuriyet devrinin kendi zihniyet ve ahlakiyatıyla mütehalli (ahlaki değerleri ile yoğrulmuş) matbuatını (basınını) yine ancak Cumhuriyetin kendisi yetiştirir. Azayı Kiramı (sizleri, kerem sahibi olan siz üyeleri) irtica hadisesi (gericilik olayı, Şeyh Sait İsyanı) bazı vilâyetlerimizde mevcut ve mahsus (özel) olan içtimaî (toplumsal) ve idarî hastalıkları bütün milletin enzarı ibretinde (ibretli gözünde) tamamen tebarüz ettirmiştik (belirtmiştik). Musul meselesindeki vaziyeti hukukiyemiz  (yasal durumumuz) Akvam Komisyonu mahsusunun (Özel Birleşmiş Milletler Özel Komisyonunun) mahallinde (yerinde) tetkikatıyla (incelemesiyle) bir daha tezahür eyledi (ortaya çıktı). (Bravo sesleri, şiddetli ve sürekli alkışlar). Bu hakikate rağmen meselenin halli yeniden duçarı teahhur oldu (tehire, gecikmeye sebep oldu) (yazık sesleri, ayıp sesleri).

    2.Celse: Reis vekili Ali Süruri Bey (Şarki Karahisar)

    Meclis Başkanı seçimi yapıldı Karesi Mebusu Kâzım Paşa Reis seçildi.

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 49 (1.11.1925 / 30.11.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 1, Celse: 1, – Sf. 1 ile 15 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •     22 Nisan 1341 (1925) tarihinde İçtima: 109, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Ticaret ve Sanayi Odaları Kanunu kabul edildi. Sf. 429

    3. Celse: Refet Bey

    Yunan’ın Yaktığı Yerlerin İmarı İçin Banka Kurulması Hakkında Kanun Teklifi:

    Dr. Hilmi Bey (Malatya); “Efendim; hârikzedelere (yangın felâketzedelerine) lüzumundan (gereğinden) fazla muavenet (yardım) edilmiştir. Ermeni emvali menkûlesini (bina ve mallarını) onlara tahsis ettik (verdik, ayırdık). Sonra beri tarafta gazetelerle ilân ediyoruz. Şehit yavrularına sadakai fitri (sadaka ve fitre) verelim diye. Bu, doğru bir muamele ve adalet değildir. Şarkî (doğu) Anadolu’da düşman tarafından, sırtlarında cephane taşıyan çocukların babaları öldürüldü, çocuklar öldü. Bütün yağmayı İzmir civarı, tarafları kapıştılar. Üstelik de yine şu kadar para verelim, banka yapalım deniyor. Yalnız onlar için çalışalım, onların hayatını kurtardık.” Sf. 432

    6. Celse: Kâzım Paşa

    Hükümetin Teklifi; Hükümet Namına Vuku Bulacak Müzayede ve Münakaşa ve İhalat (ihaleler) Kanun Layihası (Yani İhale Kanunu) Sf. 501

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 48 (14.04.1925 / 22.04.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 109, Celse: 1, – Sf. 389 ile 501 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •      21 Nisan 1341 (1925) tarihinde İçtima: 108, Celse:1, Birinci Reis Vekili İsmet Bey 

    Osmanlı Bankasının İmtiyazlarının Ayrıcalıklarının Yani Kapitülasyonun Uzatılması İçin Başvekil İsmet’in Tezkeresi;  Sf. 345

    Niyazı Bey (Mersin);”..  Arkadaşlar! İmtiyazının temdidi (ayrıcalığının uzatılması) mevzubahis (söz konusu) olan Osmanlı Bankası, esasında (ottomanbank) namıyla 1856 tarihinde İngiltere kralının şartıyla teşekkül etmiş (şekillenmiş, kurulmuş), asıl merkezi Londra’da, bir şubesi de İstanbul’da bulunan ve sermayesi 500 bin İngiliz Lirası olan bir banka idi. Bu bankanın İstanbul’daki vazifesi (görevi) nakıs (eksik) idi. Fakat zaman geçtikçe İstanbul’da o zaman Kırım Muharebesinden (savaşından) sonra mevcut olan nüfuzu siyasilerin (siyasilerin etkisi ile) de kısmen inzimamı (kısmen de buraya eklenmeleri) ile bilhassa vaziyeti maliyemizin (mali durumumuzun) vahametine (vahim durumuna) çaresaz (çare) olmak üzere bir banka teşkili ihtiyacını (oluşturma ihtiyacını) derk ettik (idrak ettik). İşte Osmanlı Bankası 4 Şubat 1863 miladisinde yahut 16 Şubat 1279 tarihinde sadır olan ferman (çıkartılan padişah emri) ile Fuat ve Ali Paşalar tarafından bir Devlet Bankası olarak (Bankı Osmaniî Şahane) namıyla sermayesi 2.700.000 İngiliz Lirasından ibaret bulunmak üzere tesis edilmiş (kurulmuş), 1279 tarihli imtiyaznâme (ayrıcalık belgesi) bazı ahkâmı itibariyle (bazı hükümleri dolayısı ile) bozuk olmakla beraber gene az çok devletin hukukunu ihlâl etmeyecek (devletin haklarına zarar vermeyecek)  bir şekilde idi. Hâlbuki bilâhare 1290 Şubat tarihinde veyahut 1875 senei milâdiyesinde (miladî senede) imtiyaz müddeti (ayrıcalık süresi) hitam bulmadan (bitmeden) tecdiden akdedilen (yenilenerek imza edilen) mukavelenameye (sözleşmeye) yahut senedi munzamma (ekleme senedine) nazaran (göre) vaziyet (durum), devlet aleyhine daha fazla kendisini göstermiştir. Yani, Ali ve Fuat Paşaların teşkil ettikleri (şekillendirdikleri) Devlet Bankasına verilmiş olan imtiyaznâme mevaddı (ayrıcalık maddeleri) ile ondan sonra Hüseyin Avni Paşa zamanında akdedilmiş (imzalanmış) olan mukavelenamenin ahkâmı (sözleşmenin hükümleri) yan yana getirilirse, görülür ki sonuncusu devlet namına (devlet adına) ve bir devletin umuru maliyesindeki istiklâli ve serbesti harekâtı namına (Devletin mali işlerinin bağımsızlığı ve özgür hareket etmesi adına) akla girmeyen ve kafamıza sığmayan ahkâm da (hükümleri de) camidir (kapsamaktadır, içinde bulundurmaktadır, toplamıştır). Bir kere Osmanlı Bankası, Divanı Muhasebat (hesaplamaların divanı yani Sayıştay) vazifesini haizdir (görevine sahiptir). Keza bu mukaveleye nazaran (bu sözleşmeye göre) Maliye Nezaretinin (maliye bakanlığının) hikmeti teessüsüne taallûk eden (kuruluş sebebine dayanan) bir kısım vezaifi haizdir (görevlere sahiptir). Aynı zamanda Millet Meclisine ve bir parlâmentoya has (özel) olan bazı salâhiyetleri (yetkilere) de haizdir. Sf.356 Bu, bilhassa o zaman, mukaveleleri (sözleşmeleri) akdetmiş (imzalamış) olan sermayedarların (hisse sahiplerinin, kapitalistlerin, para sahiplerinin) ifadesiyle Türkiye Umuru Maliyesinde (Türkiye’nin mali işlerinde) vesayeti tazammun ediyordu (vesayeti içinde bulunduruyordu). 1311 (1895) senesinde gene hükümetin müzayakalı (parasal darlık) zamanını bulmuştur. Gene para demişiz, para.. 300 bin altın istemişiz. 300 bin altına karşı banka bize demiş ki, müddeti uzatınız on iki sene daha. Sf.358 Şu halde, yeni ruhla itilâfnâme  (antlaşma) yapılmalı, eğer bu cihete (yöne) gidilmeyecek ise bazı mevadı (maddeleri) memleketin menafiine (yararlarına, menfaatlerine) muvafık surette (uygun şekilde) ıslah ve tadil edilmelidir (iyileştirilmeli ve değiştirilmelidir). Bu zaruridir ve bunun için de bir takrir, bir itiraznâme (itiraz yazısı) takdim ediyorum (sunuyorum).” Sf. 362

    Muhalefet sonuç alamadı, banka sözleşmesi aynen 1935 yılına kadar uzatıldı. Sf. 365 

    Ceza Kanunu Görüşülüyor; Sf. 367

    İstiklal Madalyası Listesi Bu İçtimanın Sonunda Var.

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 48 (14.04.1925 / 22.04.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 108, Celse: 1, – Sf. 355 ile 367 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •  21 Nisan 1341 (1925) tarihinde İçtima: 108, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Darülfünun Yani İstanbul Üniversitesi Bütçesi;

    Ağaoğlu Ahmet Bey (Kars); “Darülfünun (İstanbul Üniversitesi) meselesi, bir memleket bir millet meselesi. Efendiler! Türkün lisanı tetkik edilmemiştir (araştırılmamıştır), çünkü darülfünunu yoktur. Türkün içtimaiyatı (sosyal hayatı) tetkik edilmemiştir. Çünkü Darülfünunu yoktur. Türkün tarihi yazılmamıştır, çünkü Darülfünunu yoktur, Türk halkının içtimaiyatı ve ruhiyatı tetkik edilmemiştir, çünkü Darülfünunu yoktur. Darülfünunun olmadığı bir yerde bu mevad (maddeler) ve bu arz ettiğim mevzular taayyün ve tenevvür etmedikçe (belirlenip, aydınlanmamışsa), vicdanı millî (milli vicdan), şuuru millî (milli şuur) teşekkül edemez (şekillenemez, oluşamaz), teessüs edemez (kurulamaz), millet kendi şahsiyeti milliyesini idrak edemez (milli kişiliğini algılayamaz). Almanya mesahai sathiyesi (yüzey büyüklüğü) itibariyle memleketimizin yarısı, hatta üçte biri kadardır. Mekâtibi Âliyeden (yüce okuldan, bürokrat okulu olabilir) başka bütün fakülteleri ihtiva etmek (içermek, bulundurmak) şartıyla otuz Darülfünunu (üniversitesi) vardır. Berlin ile Lâyıpzik arasında üç saatlik mesafede üç Darülfünun vardır. Alman milletinin Alman Darülfünunlarında okuyan, tahsil eden gençlerinin miktarı yetmiş beş bindir. Orada tedris eden (ders veren) mütehassısların (uzmanların), âlimlerin miktarı on iki bindir. Fransa’da 26 darülfünun bulunuyor, İsviçre bizim memleketimizin tek bir vilâyeti kadar olup, nüfusu da 3,5 milyondan ziyade (fazla) değildir. Yedi Darülfünunu var. Efendiler! Asri (medeni) bir millet olmak için, kendini bilmek için Darülfünun şarttır. Oksford bir darülfünun şehri olmuştur 12 bin talebeyi havidir (bulundurur), 4.000 muallimi vardır. Binaenaleyh efendiler! Darülfünunu bir kül (bütün) olarak kabul etmelidir. Zaten efendiler! ‘Üniversite’ kelimesi kül demektir ve Araplar bu kelimeyi bizden daha evvel tercüme etmişlerdi. Onlar ‘külliye’ demişlerdir. Bendeniz efendiler! Bu darülfünun muallimlerinden (hocalarından) birisiyim. Ali Kemal’in Maarif Vekâletinde ilk işi beni ve merhum Ziya Gökalp Beyi alıp oradan atmak oldu. Efendiler! Bendeniz muallim idim, müderris (profesör) unvanını haiz değildim. Fakat Heyeti Âliye’nizi temin öderim ki bir darülfünunda muallimlik unvanını dahi ihraz etmek (bulundurmak) liyakatini (yeterliliğine) haiz (sahip) değildim. Bizim Deli Petro dediğimiz ve Rusların hakikaten ve bihakkın (hakkını vererek) Büyük Petro dedikleri insan, Çar, Petersburg şehrini 1705 senesinde malûmu âlileri (bilgileriniz) olduğu üzere tesis etti (kurdu). 1727 senesinde yani yirmi iki sene sonra darülfünunu yani Petersburg Darülfünunu ile Petersburg Akademisini tesis etti (kurdu). Petersburg Darülfünunu ile Petersburg Akademisinin bütün azaları (üyeleri)  Almanya’dan celp edilmiştir (getirilmiştir). Evet, Almanya’dan celp edilmiştir. Bunlar, orada bir ilim, bugün Rus ilmi denilecek, Rus harsı (kültürü) denilecek kadar kuvvetli bir ilim ve kuvvetli bir müessesei irfaniye (bilim ve kültür müessesesi) tesis ettiler (kurdular). Sf. 309, 310 Japonya’da Japon Revalüasyonunun (yenilenmesinin), teceddüt (yenilik) devrinin başlangıcı malûmu âliniz 1858’dir. Yani 70-80 senelik kadar bir şeydir. Fakat bunlar, bu vaziyeti derhal idrak ederek İngilizlere müracaat ettiler (başvurdular) ve İngilizlerden bir heyeti talimiye (eğitim heyeti) davet ederek bugün Tokyo Darülfünunu vücuda (meydana) getirdiler… Fakat maatteessüf harbi umumî neticesinde Ali Kemal gibi bir adam bu müesseselerin başına geçti ve her şeyi alt üst etti.”  Sf. 312

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 48 (14.04.1925 / 22.04.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 108, Celse: 1, – Sf. 296 ile 354 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 20 Nisan 1341 (1925) tarihinde İçtima: 107, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Darülfünun (Üniversite, İstanbul Üniversitesi) Bütçesi;

    Muhtar Bey (Trabzon); “Efendim! Güya Darülfünun hakkında Ankara’da muhalif bir fikir varmış. Yani, âdemi lüzumuna (gereksizliğine) kani (ikna) olanlar varmış. Veyahut Darülfünunun muhtariyeti ilmiyesine (bilimsel özerkliğine) itiraz edenler varmış. Darülfünun muhtariyeti ilmiyesi kanaatindeyim. Yalnız Darülfünunu idare edenlerin bazı hareketleri tenkit olunabilir. Nitekim ben de ufak tefek bazı şeyleri arz edeceğim. Bu noktayı da zannedersem Darülfünun heyeti işitmiş olsa gerektir ki rüesadan (reislerinden) birisi şikâyet makamında, Ankara’daki kitapsızlar, kitapları tenkit edemez, diyor. Yani bu kitapsızdan maksat ilmi olmayanlar demektir. … Maarif Müsteşarı Köprülüzade Fuat Bey burada Maarif Müsteşarı idi. Ve hem de Darülfünunun iki kürsüsünden maaş aldı ve hem şube reisliğinden maaş aldı. Hem de Mektebi Mülkiyeden maaş aldı. Hatta Mektebi Mülkiyeden de zamlı maaş almıştır. Orada maaşı 2.500 kuruş iken 3.000 kuruşa çıktı.” Sf. 253        

    Akçoraoğlu Yusuf Bey (İstanbul) “..    Fakat asıl Darülfünunun vazifesi ilim, hars (kültür) yapmaktır. Millî kültürü vücuda getirmektir. Bendeniz zannediyorum ki Darülfünun bu aslî vazifesini tamamen ifa edememektedir. (Bravo sesleri). O halde Darülfünunu ilga mı (kaldıralım mı), ıslah mı edelim (düzenleyelim mi)? (Islah sesleri).

    Ali Rıza Efendi (Amasya); “Bütün müderrisleri (üniversite hocalarını) Avrupa’dan getiriversek daha iyi olmaz mı?” Sf. 255

    Akçoraoğlu Yusuf Bey (Devamla); “Daha iyi olmaz. Çünkü o zaman millî harsı tedvin edemeyiz (milli kültürümüzü yayınlayamayız).”

    3. Celse: Refet Bey:

    (Darülfünunun bir Müderrisi, kendi müdafaanamesinde «Darülfünunu tenkit edecek olanlar Darülfünunun bir Müderrisini tenkit edecek kadar ilim sahibi olmalıdır. Bizce Avrupa Darülfünunu tarafından verilecek hükümler muteberdir» diyordu.) Sf. 259  

      Hakkı Tarık Bey (Giresun); “Darülfünun (İstanbul üniversitesi) gönderdiği müdafaanamesinde (savunmasında) bahsetmiştir, demiştir ki: «Darülfünunun son on iki senelik hayatında son vukuat (olay) müstesna olmak (ayrı tutulmak) üzere şayanı dikkat (dikkati çekecek) bir (sadece) Ali Kemal hadisesi vardır. Bu hadisede talebe Ali Kemal ile diğer iki kişinin tardını (atılmalarını) ve tart edilmedikçe derslere girilmeyeceğini söylemiştir Meclisi Müderrisin ve Divan (Hoca meclisi ve divanı, üniversite senatosu denilebilir) ise tazyik altında karar verilmeyeceğini ve derslere devam etmelerini ve Darülfünunun vazifesini yapacağını mükerreren (tekrar tekrar) vaat etmiş. Fakat talebe tazyikten (baskıdan) vazgeçmeyerek vesaiti harbiye (savaş aletleri) istimal eylemiştir (kullanmıştır). Mevzubahis (söz konusu) olan kimseler, talebenin tazyikiyle Darülfünundan tart edilmiş oldular.» Sf.263   

    (İstanbul Üniversitesinin muhtariyetini (özerkliğini) alıp Maarife bağlamak istiyorlar.) 

    Hakkı Tarık Bey (Giresun); …”Efendiler: Darülfünun Emini (İstanbul Üniversitesi Rektörü) İstanbul’da Sıhhiye Vekili (sağlık bakanı) Mazhar Bey’e karşı söylediği bir nutkunda demişti ki: “Ankara’ya tarafımızdan söyleyiniz ki (bravo sesleri) Darülfünun mevcuttur ve yaşayacaktır. Haricin ve dâhilin elim şeraitine (üzücü şartlarına) rağmen yaşayacaktır. Gelsinler, razıyız, teftiş ve murakabe etsinler (araştırsın ve denetlesinler). Fakat ilim, ancak ilim ile mukayese edilir (karşılaştırılır). Kitapsız hükümler kitapla muhakeme edilir. Kitaplı hükümleri kitapsız hükümlerle tenkit ederlerse bu doğru olmaz” Sf. 268

    Saraçoğlu Şükrü Bey; “… Japonya ve Rusya da tıpkı bizim gibi Darülfünun (üniversite) hayatında geri kalmış iki memlekettir ve her ikisi de biraz evvel bulduğumuz şekli halle (çözüm şekline) bir an evvel müracaat ettikleri (başvurdukları) için Avrupa Darülfünunlarıyla (üniversiteleri ile) müsabaka edebilecek (yarışabilecek) bir Darülfünunu memleketlerinde kurabilmişlerdir. Sf.277 … hatırlıyorum, muhterem mebuslarımızdan biri: ‘Biz burada İstiklâl mücadelesi yaparken Darülfünun orada oturuyordu.’ dediler.”

    Maarif Vekîlî Hamdullah Suphi Bey; “… Müsaadenizle Darülfünun bütçenizin 723 bin liraya istinat ettiğini (dayandığını) bir defa daha hatırlatacağım ve size misafiriniz olan Amerikalıların kurduğu bir mektebin, Amerikan kolejlinin bütçesinin de, müdüründen doğrudan doğruya, şahsen aldığım malumata nazaran (bilgiye göre) altı yüz elli bin lira raddesinde (miktarında) olduğunu ilâve edeceğim. Bir tek kolej altı yüz elli bin liralık bir bütçe, Darülfünununuzun beş medrese ve on altı on yedi müteferri (çeşitli) darülmesai (işyeri), kütüphane vesaire yedi yüz küsur bin lira, buna ne dersiniz?”  Sf. 281 

    (İçtimanın sonunda Darülfünun bütçesi var.  Emin yani rektör; aylık 100 lira müderrisler 60 ile 100 arası alıyorlar. Memurlar 30 lira, Mebuslar 400, reisicumhur 4.000 lira.)

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 48 (14.04.1925 / 22.04.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 107, Celse: 1, – Sf. 253 ile 281 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 20 Nisan 1341 (1925) tarihinde İçtima: 107, Celse:1, Reis Kâzım Paşa    

    Ankara İstiklâl Mahkemesine De Meclisi Âli Tekrar İçtima Edinceye Değin İdam Salâhiyeti Verilmesi Hakkındaki Başvekâlet Tezkeresi:

    Kâzım Karabekir Paşa (İstanbul); “Arkadaşlar! İdam Salâhiyeti, isyan sahasında anî olaraktan tesir yapması için makul olabilir ve yapılır.” (1) “Fakat şimdiye kadar gerek hükümetin ve gerek diğer arkadaşların vaziyet hakkında verdikleri malûmata nazaran (bilgilere göre) Ankara İstiklâl Mahkemesi için idam salâhiyetine hiç lüzum görmüyorum. Şarktaki hadise (doğudaki olay), muayyen (belirli) ve herkes tarafından artık görülebilir ve tel’in edilecek (lânetlenecek) bir vaka olduğu için, orada tatbik edilecek idam hükümleri bilâhare (sonradan) bizi mütessir etmeyebilir (üzecek kadar etkilemeyebilir). Fakat Meclisi Âlinizin bulunmadığı bir zamanda, Ankara İstiklâl Mahkemesinden geçecek herhangi bir hükmü idamın icrası (idam hükmünün yerine getirilmesi), bilâhare meyus olsak dahi (üzüntüye kapılsak bile) telâfisi imkânı gayri kabil (telafi etmek imkânsız olur) bulunur.” Sf.244 

    Adliye Vekili Mahmut Esat Bey (İzmir); “Fakat beş kişinin idamı endişesi karşısında, memleketin menafii âliyesini (memleketin yüce menfaatlerini) hiç bir zaman ihmal etmek hakkını haiz (sahip) değiliz. Cumhuriyetin menafii bunu âmirdir (Cumhuriyetin menfaati bunu emreder). (Bravo sesler). Efendiler! Yalnız Cumhuriyet için, yalnız Türk Vatanı ve Türk Milletinin menfaati için gözyaşı döker ve onun için ıstırap duyarız. Yoksa beş kişinin idamından dolayı katiyen ıstırap duyamayız. Memleket sağ olsun. Onun yükselmesi lâzımdır (Bravo sesleri) ..  Hadisei isyaniye mıntıkasında on tane Divanı Harp vardır. Hepsi de hüküm vermektedir.”

    Refik Bey (Konya); “… Hayatı, memleket içinde muhtelif vazaif ve muhtelif hidemat (çeşitli görevler ve çeşitli hizmetler) içinden geçmiş olan Kâzım Karabekir Paşa Hazretlerinden bunu işitmek ne kadar elimdir (elem vericidir). Şark’ta (doğuda) bulunan Hasan’la, Garp’ta (batıda) bulunan Mehmet arasında acaba ne fark görüyorlar?” Sf.247

    “Meclisi Âli’nin Tatili Mesaisi Devrinde İsyan Sahası Teşkilâtı Mülkiyesinde (İsyan Bölgesindeki Mülki Yani İdari, Siyasi Yapıda) Tadilât İcra Ve Tatbiki (Değişiklik Yapılarak Uygulanması) İçin Meclisi Âli’nin Tadil Veya Tasdik (değişiklik yapmak ve onaylamak) Hakkı Mahfuz (hakkı saklı) Kalmak Üzere Hükümete Salâhiyet (Yetki) ve Mezuniyet (İzin) İtasına (verilmesine) Dair Başvekâlet Tezkeresi (Başbakanlığın izin isteyen yazısı);”      

    Feridun Fîkrî Bey (Dersim); “… Çünkü Vilâyat teşkilâtı bir kanuna müstenittir (dayalıdır). Kanuna müstenit bir teşkilâtın kanun ile tebdil ve tağyiri (değiştirilmesi ve dönüştürülmesi) lâzım gelir.”

    Reis; “Ankara İstiklâl Mahkemesine idam salâhiyeti verilmesi hakkındaki kararda (149) zat reye iştirak etmiştir. Muamele tamamdır (130) kabul, (18) ret, (1) müstenkif vardır. Binaenaleyh karar (129) rey ile kabul edilmiştir.” Sf. 248      

    “İstiklâl Mahkemelerinin müddetlerinin temdidi (süresinin uzatılması) hakkındaki karara (149) zat iştirak etmiştir. Muamele (işlem) tamamdır. (130) kabul, (17) ret, (2) müstenkif vardır. Binaenaleyh (130) rey ile kabul edilmiştir.”

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 48 (14.04.1925 / 22.04.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 107, Celse: 1, – Sf. 244 ile 267 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1998): Kâzım Paşa diyor ki; Kürtleri rast gele asabiliriz!

  • 20 Nisan 1341 (1925) tarihinde İçtima: 107, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Ramazan ayı olması nedeni ile Meclis tatile gidiyor;  Sf. 229

    İstiklâl Mahkemelerinin Temdit Müddetine (Süresinin Uzatılmasına) Dair Tezkere Görüşülüyor; Kabul Edildi. Sf. 240 

    Feridun Fikri Bey (Dersim); “İstiklâl Mahkemeleri altı ay için müntahaptır (seçilmiştir). Dört Mart’ta intihap edildiğine nazaran (seçildiğine göre) daha dört buçuk aylık bir müddetleri Vardır. İstiklâl Mahkemeleri fevkalâde mehâkimden (olağanüstü mahkemelerden) oldukları için bunların mevcudiyeti (varlıkları) memlekette hali tabiinin âdemi mevcudiyetine (normal durumun olmadığına) bir nişane gibi, addolunacağından ve zaruretler (anlaşılacağından ve ihtiyaçlar, zorunluluklar) miktarlarınca tahdit edilecekleri cihetle (belli miktarlarla sınırlandırılma yoluna gidileceğinden) bunların böyle fazla bir müddet temadi (devam) ettirilmesinde memleket için bir fayda yoktur. İstiklâl Mahkemelerinin daha altı ay devamında hiç bir fayda ve hiç bir zaruret (zorunluluk) bulmuyorum.”

    Ali Fuat Paşa (Ankara); “Efendim! Malumuâliniz (bildiğiniz gibi) Meclis tatili faaliyete (çalışmasını tatil etmeye) karar vermiştir. Bu tezkereden şunu anlıyorum ki, memleket dâhilinde bir fevkalâdelik vardır. Gerek şarkta (doğuda) olsun, gerek garpta (batıda) olsun. Eğer böyle olmasa idi İstiklâl Mahkemelerinin devamı faaliyetine lüzum görülmezdi. ..  Hâlbuki Meclis bugünlerde tatil ediyor, bu tatili faaliyete dair takrir müzakere edilirken zatı âliniz de burada idiniz. Meclis tatili faaliyet etmeden memleketteki bu vaziyeti bir kere daha izah etmek (açıklamak) lâzım değil mi idi?”

     Bir Takrir Daha; İsyan Sahasında ve Civar Vilâyatta (etrafındaki vilayetlerde) İlân Edilmiş Olan İdarei Örfiyenin (sıkıyönetimin) Daha Yedi Ay Temdidine (uzatılmasına) Dair Olan Başvekâlet Tezkeresi;

    Tartışmasız kabul edildi. Sf. 242

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 48 (14.04.1925 / 22.04.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 107, Celse: 1, – Sf. 230 ile 247 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •  19 Nisan 1341 (1925) tarihinde İçtima: 106, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    29 Ekim Bayram Olarak Kabul Edildi;

     Cumhuriyetin ilânına müsadif  (tesadüf eden) 29 Teşrinievvel (ekim) gününün millî bayram addi (addedilmesi, kabul edilmesi) hakkında kanun;

    Madde 1. Türkiye dâhil ve haricinde Devlet namına yapılacak millî bayram merasimi Cumhuriyetin ilân edildiği 29 Teşrinievvel günü icra edilir.         

    Madde 2. İşbu Millî Bayram merasiminin tarzı icrası ile sair bayramlarda icra olunacak merasimin tarzı icra vekilleri heyetince (hükümet tarafından) tayin olunur. Sf.166

    (Sade bir müzakere, sonunda kabul edildi. Alkış falan yok.)

    Türk Sanayi ve Maadin Bankası Kanunu görüşüldü;  

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 48 (14.04.1925 / 22.04.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 106, Celse: 1, – Sf. 110 ile 166 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 14 Nisan 1341 (1925) tarihinde İçtima: 104, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Yakup Kadri Karaosmanoğlu Bey İtalyan Mebus’un Sözlerini Telin Ediyor Yani Lânetliyor

                                    “Riyaseti Celile’ye

    Efendim! Geçen gün İtalya parlamentosunda Türkiye’ye karşı hasmane telâkki olunabilecek (düşmanca olarak algılanabilecek) bir hadise vuku bulmuştur. Mösyö «Pedarci» namında bir mebus müzakere (görüşmeler) esnasında (sırasında) Küçük Asya yani Anadolu meselesini ortaya atmış ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin vaz ettiği (uyguladığı) yeni gümrük rüsumunun (gümrük vergisinin), Anadolu ile Avrupa arasındaki münasebatı iktisadiyeyi (ekonomik ilişkileri)  ihlâl ettiğini (zarar verdiğini) ve Avrupa ticaretine karşı bütün Anadolu kapılarının kapanmış olduğunu söylemiştir ve bu beyanatına ilâveten demiştir ki, “Bu vaziyet yalnız bizi müşkülâta (zorluğa) sokmuyor, bütün Anadolu’yu inhitat ve izmihlale (çöküşe ve aşağıya düşmeye) sürüklüyor. Kendi menabii (kaynakları) ve kendi vesaiti (araçları) ile yaşamak daiyesinde  (iddiasında) bulunan bu devlet ancak beş altı milyon nüfusa maliktir (sahiptir). Hâlbuki Küçük Asya elli milyondan fazla nüfusu ihtiva edebilecek vasi (bulundurabilecek genişlikte) bir ülkedir ve vaziyeti coğrafiyesi itibariyle (coğrafi durumu açısından) Asya’dan ziyade Bahrisefide (daha çok Akdeniz’e) aittir. Binaenaleyh İtalya bir Bahrisefid devleti olmak dolayısıyla bundan fevkalâde müteessir olmaktadır (üzüntü duymaktadır). Türk Hükümetinin bu ecanibgiriz (yabancı düşmanlığı) siyasetine bir hatime (son) vermek ve kendisine bizim iktisadî ve ihsaî (istatistikî) muavenetimize (yardımlarımıza) ne kadar muhtaç olduğunu bildirmemiz lâzımdır. Günden güne fakru sefalete, harabiyet ve izmihlale (yıkıma ve yokluğa) düşürülen bu Akdeniz havalisinin, tahlisi vazifesi (kurtarılması görevi) her Avrupalı devletten ziyade (çok) bize düşüyor.” Mebus Pedarci’nin bu beyanatı üzerine müzakere (görüşmelerde) hazır bulunan Başvekil Mösyö Mussolini şu yolda mukabelede (karşılıkta) bulunmuştur. “Beyanatınızı kemali dikkat ve ehemmiyetle (tam bir dikkatle ve önem vererek) dinledim” mürettep (düzenlenmiş) bir sahne mahiyetini (içeriğini) haiz bulunan (kapsayan) bu müzakere hakkında Hariciye Vekilimiz Beyefendinin ne düşündüğünü öğrenmek isterim ve Vekil Beyin bu hususta Meclis huzurunda lâzım gelen izahatı vermesini rica ederim efendim.

                                                         Mardin Yakup Kadri”   

    Muhtar Bey (Trabzon); “Tenevvür (aydınlanmak) için bir kandil lâzım.”

    Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Bey (İzmir); “Vekâletin bu müzakereye vakıf olduğunu arz ettim ve zannederim kâfi derecede malûmat arz etmiş oldum. Sf. 87, 88

    Sanayii Teşvik Kanunu Kabul Edildi  

    Ceza Kanunu Kabul Edildi (1)

    Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 48 (14.04.1925 / 22.04.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 96, Celse: 1, – Sf. 73 ile 105 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1998): Bir İtalyan Mebusun Türkiye hakkındaki değerlendirmesinden rahatsızlık duyuluyor ama Faşist İtalyan yönetiminin ceza kanunu neredeyse tartışmasız bir şekilde kabul ediliyor.

  •  7 Nisan 1341 (1925) tarihinde İçtima: 96, Celse:1, Birinci Reis Vekili İsmet Bey 

    Şeyh Sait İsyanı Hakkında Halis Turgut Hükümetten Bilgi İstiyor (Halis Turgut 1926’da İzmir Suikastı Davasında idam edildi)

    Başvekil İsmet Paşa (Malatya); “…asiler 7/8 Mart gecesi kabili cem (toplanması mümkün) olan bütün kuvvetleriyle bir noktayı münciye (kurtuluş noktası) addettikleri Diyarbekir üzerine taarruzlarını tevcih ettiler (saldırılarını yönelttiler). Bundan sonra bu taarruzda muvaffak olamadılar, zayiatla (zararla) tard olundular (Diyarbakır’dan atıldılar). Sonra Diyarbekir’in şarkına (doğusuna) doğru Silvan’a taarruz ettiler, orasını da aldılar, sonra Mardin üzerine teveccüh ettiler (yöneldiler), Beşirin ve Behrameti mıntıkalarına (yörelerine, kesimlerine) vaziyet ettiler (el koydular, hâkim oldular). Ondan sonra, Şimalde (Kuzeyde) Palo (Palu) civarında, Palo zaten Mart bidayetinde (başlangıcında) ellerinde idi, şimalinde (kuzeyinde) tevcihi fesat ettiler (fesatlık çıkarmaya yöneldiler), daha bir takım yerleri Malazgirt, Bulanığa kadar aldılar, Muş’un irtibatını kestiler. Bununla da iktifa etmediler (yetinmediler), Malatya vilâyetine kadar hulul ederek (girerek) Petürk (Pütürge) kazasında fesat yaptılar, Çemişkeze’ye dayandılar, Eyyin (Kemaliye) hududuna geldiler. Görüyorsunuz ki, biz “Vaziyet ciddidir, mühimdir” dediğimiz zaman, zan ve vehim (tahmin ve kuruntu) üzerine söz söylememişiz..  Bir defa harekâtı askeriyeyi (askerî hareketi) intaç edeceğiz (sonuçlandıracağız). Erbabı fesat (fesatlık yapanlar), ne kadar uzak ve men’i (güvenilir, emin) yerlere iltica etmişlerse (sığınmışlarsa) oraların kendilerine mezar olduğunu anlayacaklardır, bu bir, ikincisi harekâtı katiyye (kesin harekât) bittikten sonra bu havali de ve alelumum (genellikle) bilhassa ve böyle irticaî dine müstenit tesvilâtı (dini gericiliğe dayalı ve onu güzel gösteren) siyasiye yapmak hususunda müstait olan havalide (buna uygun olan yerlerde) bu imkânı serdedecek tedabir (bu olanağı ileriye sürecek önlemleri) alacağız. ..” Sf. 151, 152  

    Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 47 (7.04.1925 / 14.04.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 96, Celse: 1, – Sf. 151 ile 153 arası) kitabından birebir alınmıştır.

     

  •     31 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 90, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Divanı Harp Kararlarının Uygulanması Hakkında Kanun

    Harp ve İsyan sahalarındaki idarei örfiye mıntıkalarında (sıkıyönetim bölgelerinde) müteşekkil umum divanı harplerden (kurulmuş olan bütün Divanı Harplerden) verilecek idam kararlarının sureti icrasına (yerine getirilmesine) dair Kanun.      

    Madde 1. Hali harpte (savaş zamanı) yahut müsellehan ve müçtemian İsyan vukuunda (silahlı veya toplu isyan olması halinde) sahayı harekât (askeri harekât alanı) ve isyandaki idarei örfiye (sıkıyönetim) mıntıkalarında müteşekkil (oluşmuş) bilumum (bütün) divanı harplerden (savaş mahkemelerinden) sadır olan (çıkan) idam kararları ordu veya kolordu veyahut müstakil fırka veya mevkii müstahdem (yerelde görevliler) kumandanları tarafından badettasdik (onaylanmaksızın) derhal infaz olunur (derhal gerçekleştirilir).”       

    Tartışma Başlıyor;

    Kâzım Karabekir Paşa (İstanbul); “.. Bugün şarkta (doğuda) zuhura gelen (ortaya çıkan) hadiseyi, bizler ancak gazetelerde bir çerçeve dâhilinde okuyor ve anlıyoruz. Şu kanun bir buçuk gün fırkada (partide, Cumhuriyet Halk Fırkasında) müzakere ve münakaşa edildiği (görüşüldüğü ve tartışıldığı) halde, burada yarım saat zarfında iki hatip (hitap eden, konuşmacı) arkadaşımızın münakaşasına (tartışmasına) tahammül gösterememek çok insafsızlık olur. Bugün en şedit (şiddetli) kanunu, hükümetimiz eline alınca bütün matbuat (basın) susmuştur, her şey susmuştur, herkes tamamıyla susmuştur. Şu halde hür olarak milletvekillerinin fikrini beyan edeceği ancak bu mukaddes (kutsal) kürsü kalmıştır. Bunu da, burada Müdafai Milliye Vekâletini işgal eden Recep Beyefendinin, gayet şedit (şiddetli) beyanatı (açıklaması) ile ve hatiplere karşı şahsi tecavüzatıyla (kişisel saldırıları ile) tesir (etki) yaparak takyit etmesi (sınırlaması), zannederim ki, hayırlı bir iş olmaz…. Efendiler! Bu hadise yeni bir hadise değildir, inşallah yakında mesele bitecektir. Bittikten sonra daha iyi teşrih olunur (açılır, açıklanır, anlaşılır). O vakit bendenizin de söyleyecek sözlerim vardır. Bu hadise, çok evvelden beri madum olan (yok olmuş) hadise idi. Fakat bunu hükümet belki çıkarttırmayabilirdi.” (Gürültüler) Sf. 309       

    Müdafaai Milliye Vekili Recep Bey (Kütahya); (Karabekir Paşaya uzun uzun saldırdıktan sonra devam ediyor;) “…   Efendiler! Türkiye’de hürriyet vardır. Türkiye’de namus borcunu anlamış olanlar için hürriyet ebediyen nâmahduttur (hudutsuzdur, sınırsızdır). (Bravo sesleri) Fakat namus ve namuslarının müttekâsı (dayanağı) olan devlet bünyesini kökünden kal’ etmek (sökmek) üzere harici düşmanlara karşı zayıf bir zemin ihdas etmek (yaratmak) tarikine (yoluna) gidenlere karşı hürriyet değil, hayat yolu kapanmalıdır.” Sf. 311 

    Refik Bey (Konya); “Efendim! Bütün ekseriyetin (çoğunluğun) mevcudiyetine (varlığına), bütün teşkilâta (örgüte, Cumhuriyet Halk Fırkasına) tecavüz ettiği (saldırdığı) halde onun sözünü kestik mi? İcap ederse onu kaldırırız, kürsüden atarız. Bütün ekseriyetin mevcudiyetine (varlığına), mukaddesatına (kutsallarına) Kâzım Karabekir Paşa tecavüz etmiştir, bu tecavüz karşısında: ne yaptık? Hâlâ mı tecavüzden bahsediyorlar? (Kanun var sesleri)”

    Muhtar Bey (Trabzon); “Bu kürsüden atmak serbest midir?”

    Refik Bey (Konya); “Memleketin hayatı mevzubahis (söz konusu) olduğu vakit, meclislerde onlar dahi olmuştur.”

    Muhtar Bey (Trabzon); “Olamaz efendim, olamaz! 

    Kanun 20 red oyuna karşı 123 kabul oyu ile geçti.

    (Reddedenler; Bursa; Necati Bey, Nurettin Paşa, Osman Nuri Bey, Dersim; Feridun Fikri Bey. Edirne; Cafer Tayyar Paşa. Ergani; İhsan Bey Erzurum; Câzim Efendi, Münir Hüsrev Bey, Rüştü Paşa. Eskişehir; Arif Bey. İstanbul; Kâzım Karabekir Paşa. İzmit; Ahmet Şükrü Bey, Mustafa Bey. Kastamonu; Halit Bey. Mersin; Besim Bey. Ordu; Faik Bey. Saruhan; Abidin Bey. Sivas; Halis Turgut Bey. Trabzon; Ahmet Muhtar Bey, Rahmi Bey.)  Sf. 317

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 46 (18.03.1925 / 31.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 90, Celse: 1, – Sf. 294 ile 319 arası) kitabından birebir alınmıştır.

      

  •     25 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 87, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    İskân Müdüriyeti Umumiyesi Bütçesi 

    Feridun Fikri Bey; “Dersimdeki Aşiretleri Elazığ’daki Ermeni Köylerine Yerleştirelim.” Diye teklif ediyor:

    Feridun Fikri Bey (Dersim); “…Vilâyatı Şarkiye’de (doğu vilâyetlerinde), meselâ Elâziz’de birçok Ermeni köyleri vardır. Hâlbuki aynı zamanda Erzincan’a civar olan sahalarda misal olarak arz ediyorum ezcümle (özetle) Dersim’de birçok aşiretler vardır ki, arazi kifayet etmediğinden (yeterli olmadığından) maişet (geçim) noktai nazarından (açısından) son derece ıstırap ve elim bir vaziyeti iktisadiyededirler (ekonomik durumdadırlar). Hâlbuki bu aşair ki (aşiretler ki), iskâna taliptir (yerleştirilmeye taliptir, yerleştirilmeye isteklidir). Bunlar Elâziz ovasında kısmen iskân edilirlerse (yerleştirilirlerse), Dersim’in vaziyeti umumiyesi (genel durumu) için son derecede iyi bir tesir yapacaktır. Binaenaleyh Vekil Beyefendiden bu hususta tenvir edilmekliğini (aydınlatılmasını) rica ederim.” Sf. 201

    Dâhiliye Vekili Cemil Bey (Tekfurdağı); “-Lozan muahedesiyle (antlaşmasıyla) mübadeleten (mübadele için, değişim için) memleketimize gelen mübadiller, memleketten çıkanların emlâk (mülkler) ve emvaline (mallarına) yerleştirileceklerdir. Bu ahdi (sözleşmeden doğan) bir mecburiyettir...  Müstahsil (üretici) olmak için geçen sene beş milyon liralık tohum, âlâtı ziraiye (zirai alet) ve hayvan tevzii edilmiştir (ve hayvan dağıtılmıştır). Demek ki yalnız 360 bin muhacire aid olmak üzere, beş milyon liralık vesaitle (araçlarla) yardım edilmiştir.” Sf. 205

    2. Celse: İsmet Bey. Sf. 215

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 46 (18.03.1925 / 31.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 87, Celse: 1, – Sf. 201 ile 215 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •     23 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 85, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Müdafai Milliye Vekâleti Bütçesine Devam 23.3.1925 Sf. 132 

    Muhtar Bey (Trabzon);”… Herkesin nazarı dikkatini celp ediyor (çekiyor). Hatta çocuklar mektebe devletin otomobiliyle, kamyonu ile gidiyor, rica ederim bu böyle olmasın!” 

    Müdafaai Millîye Vekili Recep Bey;“.. Efendiler; bir vekile otomobil vermişseniz buna ailenizi çocuğunuzu bindirmeyeceksiniz diye bir kayıt var mıdır? Ve bu Meclisin kürsüsünde medarı bahis olacak (söz konusu olacak) şeylerden midir?” Sf. 138 

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 46 (18.03.1925 / 31.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 85, Celse: 1, – Sf. 132 ile 138 arası) kitabından birebir alınmıştır.