Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  •     23 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 85, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    İstiklâl Madalyası Taliki Merasimi (takma töreni); Sf. 126

    (Bütün Paşalara ve bazı zabitana (subaylara) madalya verildi;) 

    2. Celse: İsmet Bey. Sf. 127

    Sıkıyönetim Uzatılıyor

    “Büyük Millet Meclisi Riyaseti Celile’sine 23 ve 24 Şubat 1341 tarih ve (6/908), (6/931) numaralı tezkerelere zeyildir (ektir, ilavedir).

    Ergani vilâyetinin bir kısmında kuvvei müsellehai (silahlı isyancıların)  devlete karşı vuku bulan isyan hadisesi münasebetiyle Elâziz, Genç, Muş, Ergani, Dersim, Diyarbekir, Mardin, Urfa, Siirt, Bitlis, Van, Hakkâri ve Malatya vilayetleriyle Erzurum vilâyetinin Kiğı kazalarında bir ay müddetle ilân edilmiş olan idarei örfiyenin (sıkıyönetimin) bir ay daha temdidine (uzatılmasına) Meclisi Âli’nin müsaade buyurmasını (izin vermesini) Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun 86’ncı maddesi mucibince (gereğince) arz ve istirham ederim efendim.

                                                                                 Başvekil İsmet”

    (Tartışmasız kabul edildi.)

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 46 (18.03.1925 / 31.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 85, Celse: 1, – Sf. 123 ile 160 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 22 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 84, Celse: 1, İkinci Reis Vekili Ali Süruri Bey

    Ankara İstiklal Mahkemesi Savcısı Seçimi;

    Reis; “Ankara İstiklâl Mahkemesi Müddeiumumîsi (savcısı) için reye iştirak eden (oylamaya katılan) azanın (üyenin) adedi 149 dur. 126 rey Necip Ali Bey (Denizli), 1 rey Yusuf Kemal Bey (Sinop), almışlardır. 22 zat da müstenkif  (çekimser) kalmıştır. Muamele (işlem) tamamdır. Necip Ali Bey ekseriyeti ârâ (oy çokluğu) ile intihap olunmuştur (seçilmiştir) . (Allah muvaffak etsin sesleri). Sf. 98 

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 46 (18.03.1925 / 31.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 84, Celse: 1, – Sf. 93 ile 122 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •  21 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 83, Celse: 1, İkinci Reis Vekili Ali Süruri Bey

    Müdafai Millîye Vekâleti Bütçesi; Sf. 67

    (İzmir Mebusu Mustafa Necati Beyin Ankara istiklâl Mahkemesi Müddeiumumiliğinden İstifanamesi) Sf.80

    Müdafaai Millîye Vekâleti Bütçesi;

    Arif Bey (Eskişehir)(Ayıcı Arif Bey, İzmir suikastı davasında 1926’da idam edildi); “Müdafai Milliye Vekâletiniz on daire, altmış şube, yedi müfettişlik ve on bir komisyondan mürekkep (meydana gelmiş) olmak üzere 400 küsur zabit (subay) ve 200 küsur memur istihdam etmektedir (çalıştırmaktadır)…  Bu teşkilâttan (örgütten, kişilerden) başka 25 odacı ve bundan maada (fazla, bunun dışında) 700 küsur nefer (er) dahi emirber ve hizmetçi olarak istihdam edilmektedir. Bir zabit, bir memur denildiği zaman onun vasatı (ortalama) olarak senevî (yıllık) 1.000 – 1.500 liraya mal olduğunu ve bir nefer denildiği zaman 100 – 150 liraya mal olduğunu ve bir hayvan denildiği zaman bunun da 200 liraya mal olduğunu daima unutmayınız.”  Sf. 92 

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 46 (18.03.1925 / 31.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 83, Celse: 1, – Sf. 67 ile 92 arası) kitabından birebir alınmıştır.

     

  •  18 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 81, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Ticaret Vekâleti Bütçesi Sf. 5

    Arif Bey (Eskişehir); “Efendiler! Bu fasla taalluku hasebiyle (bu bölüme ilgisi sebebi ile) kil madeninden bahsedeceğim. Kil Eskişehir’in Mihalıççık kazası dâhilinde çıkar. Fakir halkın nezafet (kıyafet temizliği) ve tahareti (beden temizliği) için istimal edilen (kullanılan) en ucuz bir vasıtadır.”

    Talât Bey (Ardahan); “Fukara sabunu.” Sf. 5

    Dış Ticaret Vekili Ferit Bey (Kütahya); “1339 (1923) istatistikîni alacak olursak 144 milyon kâğıt liralık ithalâtta bulunmuşuz, küsuratını arz etmiyorum (küsurunu söylemiyorum)  84 milyon liralık ihracatta bulunmuşuz. 60 milyon liralık bir açık görürsünüz ve nispet edecek (oranlayacak olursak)… İthalâtımıza gelecek olursak; gerek 1329 (1913) senesinde gerek 1339 senesinde yekdiğerine (bir diğerine) adeta muadil (eşit) bir farkla birincisi pamuk mensucatı gelir. Bu, memleketimize itidal ettiğimiz (dengelediğimiz) en büyük şeydir. İkincisi hububat gelir. Üçüncüsü şeker gelir. Dördüncüsü 1329 (1913) senesinde maadin mamulâtı (maden ürünleri) idi. Yani makine vesaire. .. Efendiler! 1329 (1913) senesinde pamuk mamulâtı (üretimi) olmak üzere 16 milyon kilo ihracat yapmışız. Yani tabiî bir senede çıkardığımız pamuk ihracatını gösteriyorum. Buna mukabil (karşılık) 42 milyon kilo ithalât yapmışız. 1339 (1923) senesinde 10 milyon kilo ihracat yapmışız. 25 milyon kilo ithalât yapmışız,..  1339 senesinde vasati (ortalama) olarak beş kuruştan pamuk satmışız. Vasatî olarak 14,5 kuruşa mukabil (karşılık) masnuunu (üretilmişini) almışız. 1339 senesinde 18,5 milyon kilo ihracat yapmışız. 161 milyon kilo ithalât yapmışız. Verdiğimiz para, ithalâtla ihracatı mahsup yaptıktan sonra fark olmak üzere 13 milyon kâğıt paradır. Bir senede 13 milyon kâğıt para vermişizdir.” Sf. 14

    2. Celse: Ali Sururi Bey 

    Ticaret Vekâleti Bütçesi Sf. 23

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 46 (18.03.1925 / 31.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 81, Celse: 1, – Sf. 1 ile 23 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 15 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 78, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    “İnşaası mukarrer (yapımı kararlaştırılan) Yenişehir’e muktazi (gerekli) arazi ile ıslahatı umumiyei (genel ıslahı) beldeyi siyaneten tefcir (beldeyi korumak için drenaj) ve tesciri (kurutulması) iktiza eden (gereken) bataklık ve merzağî (tarla) mahallerin istimlâki (kamulaştırılması) hakkında (1/563) numaralı kanun lâyihası (tasarısı) ve Dâhiliye Encümeni mazbatası:  

    Madde 1. Merbut (ekli) harita mucibince (gereğince) terakkiyatı hazırai fennîyeye tevfikan (gelişmiş olan tekniğe dayanarak) Ankara’da tesis ve inşaası takarrür (kurulumu ve yapımı kararlaştıran) eden yeni mahallere muktazi yerlerin ve sıhhati beldeyi siyaneten (koruyaraktan) ve sıtmanın sureti katiyede (kesin biçimde) ref’i (kaldırılması) maksadıyla bataklık ve merzağî (tarla olan) arazinin işbu kanuna tevfikan istimlâkine Şehremaneti (Ankara Belediye Başkanı) salâhiyettardır (yetkilidir).” Sf. 471

    Vehbi Bey (Karesi); “Efendim! Ankara’nın imarını istemek hepimizin borcudur. Yalnız imar ederken haksızlığa da meydan vermemek o da borcumuzdur. Bunun için 1340 (1924) senesi iptidasında (başlangıcında) ki 15 misil (15 kat) bazı sahiplerine nimet olacaktır. Bazılarının sebebi mağduriyet ve hikmeti olacaktır. Farz ediniz ki; bir yetim, bir şehit asker ailesi dedesinden, babasından, babasının dedesinden kalmış arazisi vardır ve şimdiye kadar da hiçbir muamele ve tadilât görmemiştir. 1340 senesinde, 1287 (1871) senesinde ki tahrir (yazılı) kıymeti üzerinden 15 misli alacaktır. Öbür taraftan, meselâ; aşar mültemiziminin (aşar vergisini halktan toplamak için Osmanlının ihale ile yarattığı vergi toplama müteahhidi) birisi mahza aşar iltizam ettirmek için malının kıymetini bugünkü kıymete yakın bir hale ifrağ etmiştir. Tadil ettirmiştir o da on beş mislinden alacaktır… Efendiler, göreceksiniz ki, bunun tatbikatında çok haksızlıklar olacaktır.” Sf. 476

    1. Celse: Kâzım Bey. 

    Yenişehir ve Bakanlıkların Yağma Kanunu;  

    Madde 3. “Şehremanetince (Belediyesi tarafından) esbabı ânifeden (gençleştirme, yenileme sebebinden) dolayı istimlâk icrası (kamulaştırma yapılması) Dâhiliye Vekâletinden menafii umumîye (kamu yararı) kararı istihsaline vabestedir (karar verilmesine bağlıdır). İstimlâk edilecek tarla ve arazi sahiplerine Şehremanetince lüzumu ferağı natık ihbarname tebliğ olunur (gerekli sözlü ihbarname yapılır). Tarihi tebliğinden itibaren bir hafta zarfında ferağ itasından imtina edenlerin (arsasını bırakmaktan çekinenlerin) yahut daveti vakıaya icabet etmeyenlerin (davet olayına katılmayanların) arazisi, tadil görmeyen araziden ise 1331 senesi iptidasındaki (başlangıcındaki) kıymeti muharrerlerinin (yazılı bedellerinin) on beş misli namlarına Ziraat Bankasına teslim edilmek şartıyla Şehremanetine ferağ (devir veya bağış) ve tefviz (bırakma) olunur. Hazinenin uhdeyi tasarrufunda (kullanımında) bulunan bu kabil (benzeri) arazı dahi bedeli mezkûr mukabilinde (belirtilen bedel karşılığında) Şehremanetine terk olunur. Birinci madde mucibince yeni mahalle sahasına müsadif (tesadüf edilen, rastlanan) araziden dörtte biri kendilerine terk edilecek olan arsa sahipleri yaptıracakları ebniyeyi (binaları) Şehremanetinin tayin edeceği şeraite tevfikan (şartlara dayanarak) inşa ettirmeğe mecburdurlar.”  Sf. 500  

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 45 (27.02.1925 / 17.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 78, Celse: 1, – Sf. 471 ile 500 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 14 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 77, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    1341 (1925) Ziraat Vekâleti Bütçesi:

    Niyazi Bey (Mersin); (Orman katliamını anlatıyor:) “22 Nisan 1340 (1924) tarihinde, son günde kabul ettiğimiz bir kanun vardır. Bu kanun hükümete, Heyeti Vekile’ye subulmürur (bağışlanmış ormanlar olmalı) olan yerlerde bulunan bazı ormanları bilâmüzayede (açık arttırmaya gidilmeksizin) pazarlık suretiyle ihalesine salâhiyet (yetki) veriyoruz. Ancak bu kanun daha evvel 1333 (1917) tarihinde İstanbul Meclisi Mebusan’ında kabul edilmiş olan bir kanunun tadili (değiştirilmesi) şeklindedir. O da aynı veçhile (biçimde) İstanbul Meclisi Mebusan’ının tatilinden bir gün evvel müzakereye (görüşmeye) tabi tutulmuştu ve o zaman da hükümet bu kanunda mevcut hükümlerce yapılamayacağı dolayısıyla şirketlere ihalesini müfit (faydalı) gördüğünden dolayı arzu etmişti. Sf. 434 Hulâsa (kısacası) muhterem arkadaşlar; biz geçen sene Heyeti Vekile‘ye ormanların pazarlık suretiyle ihalesi salâhiyetini verdi isek bu, subulmurür ormanlar için büyük sermayeleri bu işe angaje etmek (bağlamak), kendi tabirlerince «mühim tesisat (önemli donanım) yapmak» mukabilinde idi (karşılığındaydı). Hâlbuki kendi dairei intihabiyem (seçim bölgem) olan Mersin Vilâyetinde Toros’un, belki Anadolu’nun en büyük bir katran ormanı olan (Sucakdere) ile diğer (Cehennem deresi) ormanı Heyeti Vekîle’nin kararı ile bilâmüzayede ihale edilmiştir. Bu orman bir milyon küsur bin metremikâptır (metreküptür). Bunun lâakal (en az) altı yüz küsur beygir katrandır ve bedeli ihale de çam için metremikâbına yüz elli kuruş, katran için üç yüz on kuruştur. (Kim aldı sesleri). Bilmiyorum birisi almıştır.”

    Rüştü Paşa (Erzurum); “Memlekette mevcut ormanların en güzellerinden birisi de Kars, Ardahan, Artvin’de bulunan ormanlardır…” Sf. 441    

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 45 (27.02.1925 / 17.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 77, Celse: 1, – Sf. 434 ile 441 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 8 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 72, Celse:1, Birinci Reis Vekili İsmet Bey 

    Ankara Yenişehir’in İmara Açılması Islahı vs. Hakkında Kanun Teklifi;

    (Ankara’nın pejmürdeliğini Trabzon Mebusu Muhtar Bey çok güzel anlatıyor.) Sf. 233, 237

    2. ve 3. Celse: İsmet Bey

    Âli Şurayı Askerî (Yüksek Askeri Şura) Kanunu Görüşülüyor; Sf. 260, 265  

    Kâzım Karabekir Paşa (Devamla); “Evet efendim; okursanız görülecektir ki, Müdafai Milliye Vekili hiçbir şeyle alâkadar (ilgili) değil. Reisicumhur olmazsa Başvekil, Başvekil de olmazsa vekilin de vekili olarak Müdafai Milliye Vekili riyaset (başkanlık) edeceklerdir.”

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 45 (27.02.1925 / 17.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 72, Celse: 1, – Sf. 263 ile 275 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •  11 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 75, Celse:1, Birinci Reis Vekili İsmet Bey 

    Nafıa (Yararlı İşler, Bayındırlık) Vekâleti Bütçesi:

    Mithat Bey (Aydın); ” ..  Bendeniz devri istibdatta (Abdülhamit döneminde, baskı döneminde) tahsil ettim (okul okudum) ve devri meşrutiyette (1908’de ilan edilen Meşrutiyet devrinde) mühendis oldum ve devri cumhuriyette de arkadaşınız bulunuyorum. Sf.352 Bugün Türk mühendisleri hakikaten Avrupa’daki arkadaşları kadar kıymetlidir ve bununla Türkler iftihar edebilirler. Mühendislerimiz ilmen, ahlaken yüksektirler…  Fakat bu efendiler Nafıa Vekâletinin emrine geçtikleri zaman tuhaf, âdeta atıl bir hal alıyorlar. Bilâkis hayatı hariciyeye (serbest hayata) atıldıktan sonra azimperver (azimli)  oluyorlar. Hâlbuki nafıada bu azimlerinden istifade olunmuyor (yararlanılmıyor). Bendeniz bütün bu şeyleri tetkik ettiğim (araştırdığım) zaman öyle zannediyorum ki, bütün bu şeylerin sebebi, idarî teşkilâtın (idari kuruluşumuzun) noksanlığında ve bir de Vekâletin mükemmel bir heyeti fenniyesinin (fen adamları topluluğunun) bulunmamasındadır.” Sf. 354  

    2. Celse: İsmet Bey

    Rüştü Paşa (Erzurum); “Efendim! Haritaya göz gezdirecek olursak, Nafıa işlerinde en ziyade ihmal edilmiş kısım Şark (doğu) vilâyetleridir. Asayişin takarrürü (yerleşmesi), maarifin (öğretimin) ilerlemesi arzu ediliyorsa, şimendiferden (demiryolundan) vaz geçtik, hiç olmazsa Trabzon’dan çıkan bir yolcu Muş’a, Bitlis’e kadar gidebilmelidir, Erzurum’dan çıkan bir yolcu Diyarbekir’e kadar gidebilmelidir, ana hatlar bu suretle teessüs etmelidir (kurulmalıdır). Bu yollar için fazla bir paraya da ihtiyaç yoktur. Bu yolların bir kısmı harp zamanında Ruslar tarafından yapılmıştır. Yapılan yollar da maatteessüf görüyoruz ki, harap olmaktadır. Hiçbir memur Van’a, Hakkâri’ye gitmiyor. Hiçbir idare memuru, hiçbir muallim (öğretmen), hiçbir nafıa memuru bu mıntıkaya (bölgeye) gitmek istemiyor. Haklıdır. Çünkü giderse çocuğunu okutamıyor, iaşesini (yiyecek ve içeceğini) temin edemiyor, hatta bir mektup alamıyor, bir gazete okuyamıyor. İstanbul’dan Hakkâri’ye bir mektup iki ayda gidiyor, Hakkâri’ye gidenler de şöyle böyle açıkta kalmış olan kısımlardır. Zarurî olarak gidiyor, gider gitmez de kaçmak sevdasına düşüyor, kaçmak çaresini arıyor. Yolların arzı (genişliği, eni) 4,5 metre yapılmaktadır. Yani iki kamyon yan yana gelirse geçemeyecektir… Ruslar tarafından yapılan yollar 10 – 12 metre kadardır. Bu yapılan yollarda nazarı dikkatimi celbeden şey, dönük yerlerinde (virajlarda), bilhassa Zigana dağında filân korkuluk yapılmıyor. Kamyonlar vesaireler giderken yuvarlanıyorlar, hiç ay geçmez ki, kamyon yuvarlanmasın, bir kaç kişi ölmesin. Bu gibi büyük vakayi (olaylar) oluyor. Bunu da nazarı dikkatlerine arz ederim. Taahhüde verirken bunların dönek yerlerine ve sairesine korkuluk yaptırılsın. Sf. 386

    Nafıa Vekâleti Bütçesi Görüşmelerine Devam; 

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 45 (27.02.1925 / 17.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 75, Celse: 1, – Sf. 352 ile 388 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •  10 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 74, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    1341 Sıhhiye ve Muaveneti İçtimaiye Vekâleti Bütçesi: Sf. 320, 324 arası.        

    2. Celse;  İsmet Bey

    Nafıa (Yararlı İşler, Bayındırlık) Vekâleti Bütçesi:

    Muhtar Bey (Trabzon); (Osmanlı döneminin Nafıa Vekilliğini yapmış;) “…  bu memleketin yükselmesi daima nafıa işlerinin yani vesaiti nakliyenin (araçların naklinin) ve memleketin imarının (yapılaşmasının) temini ile kabildir (mümkündür). Hatta Nafıa işi öyle bir iştir ki hususî teşebbüs (özel girişimci) ile yapılamaz. Yani bir adam ne kadar fakir olursa olsun evlâdını okutabilir, zengin bir adam vesaiti nakliyesini yapamaz… Demiryolları Müdüriyetine geldiğim zaman tetkik ettim (araştırdım) ve gördüm ki, bu memleketin en mühim şimendiferi (demiryolu aracı) Samsun – Sivas şimendiferi olmuştur. Mutlaka bu şimendiferin yapılması için teşebbüs ettim, üç sene ciheti askeriyeyi (askerî kesimi) kandırabilmek için uğraştım. Hayır, efendim, buraya merbut (bağlı) olmadan denize doğru şimendiferle bağlayamayız dediler, 1324 (1908)’ten ta 1328 senesine kadar bu şimendiferin inşası için muvafakat hâsıl ettiremedik (onaylarını aldıramadık). (1912) senesinde başladık. Peşinden bir İtalyan muharebesi (harbi, savaşı) geldi, ondan sonra Balkan muharebesi geldi. Daha sonra Harbi Umumî (Genel harp, 1. Dünya Savaşı) geldi. Sf.326… bu Vilâyatı Şarkiye’ye (doğu vilâyetlerine) hakkı hayat (yaşama hakkı) vermek için mutlaka ve mutlaka orada bir vasıtai medeniye (medeni araçlar) tesisi lâzımdır (kurumları gerekir). Mahsulü (getirisi, geliri) az ve çok olsun mevzubahis (söz konusu) değildir. Mutlaka oranın hayatını muhafaza etmek ve orada yaşanır bir hal tesis etmek lâzım gelir. Sf.328 Bugün Avrupa’dan gelen tren Edirne’den İstanbul’a kadar 300 kilometreyi on iki saatte alıyor. Binaenaleyh bizim bu trenlerin bu sürati hakikaten doğru değildir. Yirminci asırda Türkiye’nin Avrupa ile iltisakında (kavuşmasında, buluşmasında) kağnı arabası ile gider gibi hepimizin nazarı dikkatini celp etmiştir (çekmiştir). Şark demiryolları şimendiferleri giderken biraz alışkın olan bir adam inip tekrar binebilir. Sf.332 Yani mecmu (toplam) mühendislerimiz üç yüzü geçmemekte idi. Onun da bir kısmı vefat etti. Şu oldu, bu oldu. Adedi zannederim bugün 280 kadardır.  Bulgaristan gibi ufak bir devlettin 1.800 kadar mühendisi varken yine Avrupa’ya birçok talebeyi mühendis yetiştirmeye gönderir iken biz mühendislerin adedini arttıramadık. Buna rağmen mühendislerimize verdiğimiz maaş da adeta amele ücreti gibi bir şeydir. Burada beğenmeyip de 5 000 – 6 000 kuruş vermekte tereddüt ettiğimiz bir mühendise ne vakit isterse 300 – 400 hatta 500 lira maaş veriyorlar ve öyle bizden alıyorlar…” Sf.332

      Niyazi Bey (Mersin); “..  Almanya’nın da belki 50 – 60 bin mühendisi olduğunu düşünürsek bizim memleketimizde ne dereceye kadar mühendise ihtiyaç olduğunu takdir edersiniz. Binaenaleyh mühendis mektebimizin gerek tedrisatı (öğretimi) itibariyle ve gerek tesisat (donanım) itibariyle hâli mükemmeliyete ifrağı (mükemmel duruma dönüştürülmesi) lâzım ve bunan için tahsisatı lâzımenin (gerekli ödeneğin) vazı (verilmesi) zarurî iken geçen sene bu cihet (husus) Muvazenei Maliye (mali denge, bütçe) Encümeni mazbatasında (komisyonu tutanağında) kayıt ve tespit edilmişken maatteessüf bu sene de ihmal edilmiştir. Sf.335 Türkler sulama hususunda büyük bir kudret sahibi imişler. Hâlâ öyledirler de. Elyevm (bu gün) Türkistan’da eskiden yapılmış ve el ‘an (hâlen) istifade edilen (yararlanılan) arklar vardır. Türkistan’dan gelen Türkler de Anadolu’da aynı şeyi yapmışlardır. Gerek Konya Ovasında, gerekse Adana Ovasında tetkikat yapılsın, göreceksiniz ki birçok suyolları enkazı mevcuttur.” Sf. 339 

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 45 (27.02.1925 / 17.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 74, Celse: 1, – Sf. 320 ile 339 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •     9 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 73, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Sıhhiye (Sağlık) ve Muaveneti İçtimaiye (Sosyal Yardım) Vekâleti Bütçesi Görüşmeler;

    Doktor Fuat Bey (Kırklareli); (Bir anket çalışması yapmış:) “Temas ettiğim aileler 222 idi ki, efendiler! Bunlardan muhtelif köylerde, muhtelif aylarda 1.334 çocuk dünyaya gelmiş, bunlardan 757’si vefat etmiş, 577’si sağ idi.” 

    Halis Turgut Bey (Sivas); (1926’da idam edildi); “1341 (1925) senesinde Sıhhiye Vekâleti’nin 72 sıhhiye müdüriyeti, 400 Hükümet tabibi, 183 müessesatta (kurumlarda) müstahdem (istihdam edilmiş, çalıştırılan, görevli) doktoru, 23 vekâlette (bakanlıklarda) müstahdem doktoru vardır. Binnetice (sonuç olarak) kadro olarak 567 doktoru bulunması lâzım. Bunlardan 61 sıhhiye müdürü, 294 Hükümet tabibi, 18 vekâlette ve 80 de müessesatta (kurumlarda) müstahdem (istihdam edilmiş, çalıştırılan) olmak üzere elyevm (hâlen) mevcut olanı vardır. 1341 (1925)’de tanzim ettiği ihtiyacına göre 567 doktora ihtiyacı var. Buna mukabil (bunun karşılığında) elinde 300 – 400 küsur mevcudu vardır. 225’de münhallı (boşluğu) vardır. Bu münhalâtın (boşlukların) ekserisi (çoğu) kazalardadır. Elyevm (hâlen, bugün) 117 kazanın tabipleri yoktur. Sf.285 Sonra Türkiye’de Sıhhiye Vekâletinin dört tane numune hastanesi, iki emrazı sâriye (bulaşıcı hastalıklar) hastanesi, 1 emrazı akliye (akıl hastalıkları) hastanesi, 1 etfal (tıfıllar, çocuklar) hastanesi vardır. 1 Zonguldak’ta amele (işçi) hastanesi, 4 Darülkelp (köpek hastanesi veya evi), 1 verem sanatoryumu, 1 de Gurebayı Müslimin (yabancı Müslümanlar) hastanesi vardır. Bu hastanelerde mevcut olan yatakların adedi 2.155 tir. Bunların müfredatı vardır… Bir de vilâyatı şarkiyenin (doğu vilâyetlerinin) münasip (uygun) bir yerinde 60 yataklı bir miskinhane (tembelhâne) açılacaktır. Ondan başka gene 1341 (1925) senesinde 51 yataklı İzmir’de ve Elâziz’de emrazı akliye ve asabiye (akıl ve sinir hastalıkları) hastanesi açılacaktır. Vekâlete merbut (bakanlığa bağlı) olan hastanelerin yataklarının mevcudu 2.155 dir….  bir yatağa 6.264 hasta isabet etmektedir (düşmektedir).  Teşkilâtı Askeriyenin ihtiyacatını (ihtiyaçlarını) temin etmek üzere 938 doktora ihtiyaç gösterilmektedir. Hâlbuki bu ihtiyaca mukabil (karşılık) elyevm (hâlen) 820 doktor vardır. 820 doktordan 170 i Gülhane’de, 340’ı hastanelerde 20’si mektebi tıbbiyededir (tıp Fakültesindedir). 65’i de müteferrik (çeşitli) vazifede (görevde) müstahdemdir (istihdam edilmektedir). Ciheti askeriyenin (askerî kesimin) 31 hastanesi vardır. Bunlardan altısı yüzer yataklıdır. On dördü ikişer yüz yataklıdır. Altısı üç yüzer yataklıdır ve dördü de dört yüzer yataklıdır. Mektebi harbiye ve Gülhane’de 400 ki cem’an (toplam olarak) 7.700 yatağı mevcuttur. Ciheti askeriyeye lâzım olan doktorlar yetiştirmek üzere bir mektebi tıbbiyesi (tıp fakültesi) vardır. Mektebi tıbbiyede beş sınıfta 165 talebe vardır.  Muvazenei hususiyelerin (özel bütçeli kurumların) 70 hastanesi vardır. Bunlardan 3.104 yatak vardır. Belediye hastaneleri yedi tanedir 640 yatağı vardır. Şirketlere ait üç hastanede 55 yatak vardır. Cemaate ait 5 hastane vardır. Bunlar da 1.367 yatak vardır. Rum, Ermeni, Yahudi ve ecanibe (yabancılara) ait olmak üzere 16 hastane vardır. 1.112 yatağı vardır. Hatta ciheti askeriyede (askerî kesimde) mevcut olan doktorlardan bir kısmı dosya işlerinde, levazımatı umumiyede (genel idari hizmetlerde), muamelâtı zatiyede (kişisel işlemlerin yapıldığı işlerde) kullanılıyor, Hükümetin elinde mevcut olan 1.273 doktordur. Tabiî serbest etıbbaya (tabiplere, doktorlara) sözümüz yoktur.” Sf.288 

    Doktor Mazhar Bey; “Bütün Anadolu dâhilinde – İstanbul harice çıkarılırsa – 175 ecza hane vardır.”   

    Zeki Bey (Gümüşhane); “On üç vilâyette yoktur.” Sf. 294

    2. Celse: İsmet Bey.  

    Sıhhiye ve Muaveneti İçtimaiye (sağlık ve toplumsal yardım) Vekâleti Bütçesi Görüşmeleri;

    Rüştü Paşa (Devamla); “Doktor lâzımdır diyorsunuz. Mütekait (emekli) doktorlar var. Teklif ediniz, kabul edelim. Sonra İstanbul’da birçok doktorlar var; fazla maaş verilirse harice gidebilirler.”

    Talât Bey (Ardahan); “Çorum’da elli tane doktor var, Ardahan’da hiç doktor yoktur. Elbette söyleyeceğim.” Sf. 312  

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 45 (27.02.1925 / 17.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 73, Celse: 1, – Sf. 285 ile 312 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •  7 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 71, Celse:1, Birinci Reis Vekili İsmet Bey 

    1341 Senesi Muvazenei Umumiye (Genel Denge Yani Bütçe) Kanunu Lâyihası; 

    Maarif Vekâleti Bütçesine Devam;

    Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey (İstanbul); “Arkadaşlar! Avrupa’da tahsil etmek üzere olan 53 talebemiz vardır. Sf. 200

    Reis; “35 lira maaşla bir muallim ilâve edilmiş idi.”

    (Avrupa’ya eğitime giden Öğretmenin maaşı ayda 35 lira. Milletvekili 300 lira.) Sf. 203 

    Refet Bey (Urfa); (Maarifin tarihini anlatıyor); “Malumunuzdur ki: Türkiye’de maarif hayatı 1240 (1824’e denk geliyor, 1829 Tanzimat Fermanı yılları da olabilir) tarihinden itibaren başlar, hayatı değil, daha doğrusu duygusu başlar. Bu tarihe kadar Türkiye’de başka bir tarzı tedris (eğitim biçimi) vardı. Bu tarzı tedris Türk diyarında, Türk yurdunda Türkçeyi öğrenmekten çok uzak bulunuyordu. Memlekete ilmî, idarî, içtimaî (toplumsal), siyasî hayatta adam yetiştirmek kabiliyetinden çok uzaktı. İşte o zamanın münevverleri (aydınları) bunu düşündüler, memlekette bir irfan inkılâbı (bilim devrimi), bir maarif inkılâbı (öğretim devrimi) yapmak ihtiyacını hissettiler. 1240 (1824) senesinde başlayan bu duygu 1254 (1838) ve 1260 (1844) senesinde ve ancak kırk sene sonra kendini gösterebildi ve o zaman İstanbul’dan başlamak üzere beş tane Rüştiye Mektebi açıldı. İşte 1264 (1848) senesi ki: Takriben yetmiş altı sene evvel Türkiye’nin maarif hayatı, İstanbul’da açılmış beş Rüştiye (eskinin ortaokulları) Mektebinden ibarettir.  1269 senesinde bu ihtiyaç ve bu lüzum kendisini fazla gösterdi. Eski Türkiye’nin muhtelif (çeşitli) vilâyetlerinde olmak üzere 25 Rüştiye mektebi açıldı. 1285 (1859) tarihinde bütün Türkiye’de ancak 53 Rüştiye mektebi vardı ki, işte bundan elli sekiz sene evvel Türkiye’nin maarif hayatı bu elli üç Rüştiye mektebinden ibaretti. Tam 1299 (1875) ve 1330 (1916) tarihlerine kadar memlekette bu irfan yürüyüşü ve bu irfan gidişi gittikçe kendisini gösterdi ve ilerlemeye başladı. Nihayet 1300 (1884) tarihine kadar bütün Türkiye’de 209 mektep ve (10.620) talebe vardı. 1.300’den sonra 1324’e (1908 2. Meşrutiyet) kadar yani yirmi dört sene zarfında maarifte, bilhassa maarifi iptidaiyede (ilköğretimde) feyizler (aydınlanmalar) kendisini göstermeye başladı. 1324 (1908) senesinde bin mektep olmuştur ki, yirmi dört sene zarfında takriben dört misli tezayüt etmiştir (ziyadeleşmiştir, artmıştır). Talebe (isteyen, talep eden, öğrenci) miktarı beş misli artmıştır. Ondan sonra Meşrutiyet devri başladı. Arkadaşlar! Hepimiz biliriz ki, Meşrutiyet irfan üzerinde iyi bir tesir yapmamış, mekteplerimiz, tahsilimiz, terbiyemiz gerilemiştir, dediler. Bendeniz bunu ihsaiyata (istatistik), erkama (rakamlara) istinaden (dayanarak) arz ediyorum ki, böyle bir şey yoktur. Birkaç vilâyetin erkamını (rakamlarını) arz ettikten sonra yekûnu (toplamı) söyleyeceğim. Meşrutiyetten evvel Afyonkarahisar’ında, 19 mektep ve 1.800 talebe vardı. Meşrutiyetten sonra 77 mektep, 5.600 talebe olmuştur. Binaenaleyh bu vilâyette maarif, maarifi iptidaiye tedenni etmemiş (gerilememiş, aşağı düşmemiş), yükselmiş ve terakki etmiştir (gelişmiştir). Diyarbekir’de yirmi beş mektep, sekiz yüz talebe varmış, Meşrutiyetten sonra 67 mektep ve 2 396 talebe olmuştur. Bolu’da 13 mektep ve 120 talebesi varmış. Sonra 108 mektep olmuş ve 1.684 kız ve 5.284’ü erkek olmak üzere bu kadar talebesi olmuştur. Bütün Türkiye’de. 1329 (1913) senesinden 1300’den (1884) evvelki, vaziyete nazaran mektep adedi on beş misli artmıştır. Talebe adedi bu müddet zarfında yirmi misli tezayüt etmiştir (fazlalaşmıştır). Binaenaleyh Meşrutiyet, mekteplerimize feyiz (ışık, aydınlanma) vermiştir. Yani bazen dediğimiz gibi tedrisatımız (öğretimimiz) şöyle olmuş, böyle olmuş değildir. Kemiyet (nicelik) ve keyfiyet (nitelik) itibariyle (bakımından) yükselmiştir. 1329 (1913) istatistikîne nazaran (göre) Türkiye’de tahsil görmeyen, tahsilsiz kalan, mektep bulamayan çocukların adedi 591.757 si oğlan, 672.000 i kız olmak üzere bir milyon küsur talebe açıkta kalmıştır. 1338 – 1339 (1922-1923) senesinde mektep adedi 3.694 idi. Yine eksilmemiş artmıştır. Talebe adedi (238.000) i tecavüz etmiştir (aşmıştır).  Geçen sene 4.758 mektep vardı. Bir tetkik ameliyesi (araştırma çalışması) yaparsak görürüz ki, 1340 (1924) senesinde 1.068 mektep artmıştır. Talebe miktarı 393.558’dir. Talebe miktarı 165.000 artmıştır.” Sf. 209-2011

    Refet Bey (Urfa) (Devam Ediyor); “1329 (1913) senesinde hususî (özel) bütçelerin yekûnu (toplamı) 1.202.000 liradır. Maarife tahsis edilen (ayrılan ödenek) (372.000) liradır. Takriben sülüsüdür (yaklaşık üçte biridir). Yani Muhasebei Hususiyeler (Özel idareler) kendi bütçelerinin üçte birini maarife tahsis etmiştir...  1340 (1924) senesinde Muhasebei Hususiye (özel idareler) bütçeleri 10.370.000 liradır. Maarife terk edilen 7.600.000 liradır. Bu, yarıdan fazladır. Arkadaşlar! Görüyoruz ki, memleketin heyeti umumiyesi (tamamı) maarife, bilhassa maarifi iptidaiyeye (ilköğretime) çok teşnedir (isteklidir, yatkındır). … Para bulursak, varidat membaları (gelir kaynakları) temin edersek efendiler altmış sene değil, bunun için on üç sene kâfidir. Çünkü Muallim mektepleri (öğretmen okulları) biliyorsunuz ki, eski vaziyetten (durumdan) kurtarılmıştır. Bugün bu mekteplerin 5.500 talebesi vardır. Bütçe müsait (uygun) olmadığından bu sene müracaat eden binlerce çocukları alamadık. Yahudi mektebinin mevcudu 212’dir. Bunun 77 talebesi kız, 135 tanesi erkektir. Oğlandır. Bunların içerisinde altısı kız olmak üzere, otuz beş tane memur çocuğu vardır. Ankara’da mevcut mektepler, tahsil çağında olan çocukların ihtiyacına kâfi gelmiyor. Tahsil çağında beş bin talebe var. Bunlar tahsil görmek istiyor, Ankara’da mevcut on mektep ancak 2 000 talebe istiap edebilir (alabiliyor)” Sf. 213

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 45 (27.02.1925 / 17.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 71, Celse: 1, – Sf. 200 ile 213 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •       5 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 70, Celse: 1, İkinci Reis Vekili Ali Süruri Bey

    1341 Maarif Vekâleti Bütçesi: Sf.164

    Talât Bey (Ardahan); “… Bugün, Ankara’da bir Musevi mektebi vardır. Memurin çocuklarının yüzde doksanı maalesef o mektepte görürsünüz. Yani bendeniz göndermek istemedim, fakat bu tarzda devam ederse acaba ben de gönderecek miyim diye şüpheleniyorum. Sebebini tetkik ettim (araştırdım). Türkçeyi de daha iyi öğrettikleri anlaşılıyor. Sobaları da güzel yanıyor. Binaları da güzel, muallimleri (öğretmenleri) de dikkatli imiş. Öyle zannediyorum ki İptidaî mekteplerine (ilkokullara) değil, hatta buradaki liseye rekabet edecek bir derecede bulunuyor.” Sf.169 

    (Muallimler için maaş (1 500 /12= 125 TL/AY) den başlar (1 700) (2 000), (3 000/ 12=; 250 TL/AY) e kadar gider. Mebus maaşı ayda 300 lira. Reisicumhur maaşı 4000 lira.) Sf. 182

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 45 (27.02.1925 / 17.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 70, Celse: 1, – Sf. 169 ile 182 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •   1 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 67, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Yüzellilikler İçerisinde Kitap Yazmış Olanların Kitapları Neşredilmesin (Yayımlanmasın) Diye Recep Zühtü Takrir Vermiş;  

    Naim Hazım Efendi (Konya); “Efendim! Teb’it olunan (terbiye edilen, cezalandırmak maksadı ile sürgün edilen) eşhasın (kişilerin) tebidinden (sürgünlerinden) evvel neşredilen asarı (eserleri) buna dâhil midir? Maddelerin tarz ve tertibi heyeti mecmuası (genel durumu) onu gösteriyor. Vaktiyle meselâ: Rıza Tevfik’in neşredilmiş asarı (eserleri) vardır. Felsefe lügati (sözlüğü) vardır, şiirleri vardır. Bu asar da (eserler de) neşredilirse (yayımlanırsa) mucibi tecziye olacak mıdır (cezalandırılacak mıdır?)        

    Adliye Encümeni Mazbata Muharriri Münir Bey (Çorum);  “Kanunlar makabline şâmil (kanunlar; geriye doğru yayılan, işleyen) değildir. (Kürsüye sesleri.) Kanunların makabline şümulü yoktur. Memnu (yasak) olan şeyi neşirdir (yayımlanmasıdır). Bundan sonra neşrolunur ise (yayımlanır ise) tabiî cürümdür (suçtur). Tabedenler (basanlar), satanlar, tevzi edenler (dağıtanlar) bu kanun mucibince (gereğince) ceza görürler.  (Okuyanlar ne olur sesleri.) (Handeler.) Kanunda okuyanlar için bir şey yoktur.” Sf.56…      

    Fuat Bey (Konya); “Bendeniz bundan sonraki neşriyat için söyleyeceğim. Fikre ilânı harp etmek caiz midir (Fikre savaş açmak uygun mudur)? Mesela: Fransızlarla hali harpte (savaş durumunda) bulunduğumuz zaman mütemadiyen (sürekli) onların fikirlerinden istifade ettik (yararlandık). Rıza Tevfik, Kamusu Felsefe (felsefe sözlüğü) isminde bir şey yazmıştır. Bundan Türk gençleri fevkalâde istifade etmektedir.”  … 

    Doktor Mustafa Bey (Çorum); “Zannediyorum ki sizin bundan maksadınız, bu eşhasın gerek siyaset, gerek idare ve eşhasa müteallik neşriyatı (kişileri ilgilendiren yayınları) vardır. Meselâ: Rıza Tevfik’in ilmî bir Kamusu Felsefesi (1) vardır. Birinci cildi bitmek üzeredir. Bendeniz de böyle bir Kamusu Felsefe elde etmek isterim. Yani ilmî, fennî asar müstesna (eserler bu yasağın dışında) olmasın mı? En mühim mesele budur ve bunun yerine ikame edecek bir eserimiz var mıdır?”

    Teklif Tekrar İncelenmek Üzere Encümene Gitti Sf. 66, 67         

    Ali Bey (Rize); Efendim! Mesele gayet mühimdir. Bu adamları biz memleketten çıkardık. Bunların eserlerinin hâlâ intişarına (yayımlanmasına) müsaade veriyoruz. Refik (Refik Halit Karay’dan söz ediliyor) herhalde bir cinayet yapmamıştır. Fakat cinayeti kalemi ile yapmıştır. Bugün hâlâ kalemi ile memlekette cinayet yapması doğru değildir. Binaenaleyh Müşterek Encümen bunu selim bir zamanda tanzim ederek (düzenleyerek) getirmelidir. Bunu teklif ediyorum. (Bravo sesleri, alkışlar.) 

    Ziraat Encümeninin; Bazı Mevad Üzerine İstihlâk Resmi Vaz’ı (tüketim vergisi konulması) ve Bazılarının Nispetlerinin Tezyidi (oranlarının arttırılması) Hakkında Numaralı Teklifi Kanunisi Ve Mazbatası İle Muvazenei Maliye (bütçe) Encümeni Mazbatası;

    Zekî Bey (Gümüşhane) – Arkadaşlar! Hükümet aşarın ilgasından (kaldırılmasından) dolayı bütçesinde açık kalan parayı yine aynı vaziyet dâhilinde halkın sırtına yüklüyor… “

    2. Celse: Kâzım Paşa

    Bir Deyim; Mecellenin bir kuralı, hukuki deyim: (Marazı (sergi, ortaya çıkma) hacette sükût ikrardan gelir. İhtiyaç ortaya çıkınca sükût kabul anlamına gelir.)

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 45 (27.02.1925 / 17.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 2, İçtima; 67, Celse: 1, – Sf. 45 ile 68 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2014): Halen Felsefe Sözlüğü konusunda başvuru kitabıdır.

  •       27 Şubat 1341 (1925) tarihinde İçtima: 66, Celse: 1, İkinci Reis Vekili Ali Süruri Bey

    Maarif Vekâleti Bütçesi; Okul ve Öğrenci Durumu Hakkında Bilgiler Var.

    Maarif Vekili Saraçoğlu Şükrü Bey (İzmir); “Efendiler! Ana kucağından ve aile ocağından sonra müşterek terbiyeyi, müşterek hissi ve müşterek tahsili verecek olan bu mektepler, memleketimizde hayli tenevvü ediyor (çok çeşitleniyor). Evvelâ (öncelikle) leylî iptidailerimiz (yatılı ilkokullarımız) var, saniyen (ikincisi) öksüz yurtları dediğimiz darüleytamlarımız (yetim okullarımız) var, salisen (üçüncüsü) liselerimizin ve orta mekteplerimizin ilk sınıfları mevcut, rabian (dördüncüsü) bazı muallim (öğretmen) mekteplerimizin tatbikat sınıfları, mevcut ve nihayet İdarei Hususiyelerin (özel idarelerin) ilk mektepleri ve en son da ekalliyetlerin (azınlıkların), ecnebilerin (yabancıların) mektepleri ve biraz da hususî eşhas (özel kişiler) tarafından açılan ilk mektepler mevcuttur. …Memleketimizde yekdiğerinden (biri diğerinden) çok farklı mekteplerimizin içinde tahsil eden çocukların yekûnu alettakrip (takriben, yaklaşık olarak) 300 bin kadardır. Sf.14 Orta tedrisat (öğretim) nâmı altındaki mekteplerimiz şunlardır: 19 lisemiz beş tane askerden müdevver (askeriyeden devir alınmış) lisemiz, 24 muallim mektebimiz, altı tane meslek mektebi, 26 tane imam hatip mektebi ve 60 tane orta mekteplerimiz vardır. Kâzım Karabekir Paşa Hazretleri de efendiler, biz tevhidi tedrisatı (tek tip öğretimi, öğretimi birleştirmeyi) yanlış anlıyoruz, tevhidi tedrisat demek, bütün bu mekteplerin sivil hale ifrağı (dönüştürülmesi) demek değildir, dediler. Efendiler! Her şeyden evvel şurasını arz edeyim ki; gayeleri tahsil, talim ve terbiye olan hiçbir mektep Maarif Vekâletinin idaresinden, Maarif Vekâletinin programından hariç kalamaz. Yoksa daha dün ilân ettiğimiz inkılâbın ruhu çok rencide edilmiş olur. Sf.16 Maarif Vekâleti tarafından idare edilen mektepler, üç tanedir. Sanayii Nefise Mektebi, Yüksek Muallim Mektebi ve Mektebi Mülkiyedir (siyasal bilgiler, sivil yönetici yetiştiren mektep). (Darülfünun müstakil (bağımsız) bir yapıda diyor.) (Maarif Vekili Şükrü Saraçoğlu, Karabekir Paşa’nın maarif bütçesi hakkındaki konuşmasına uzun uzun cevap veriyor, yükleniyor ama:)  “…  bilhassa Paşa Hazretlerinin bir maksim ile nihayet vermiş oldukları nutuklarının son cümlesine «Bir memleketin medeniyeti bir milletin ahlâk ve adatiyle (adetleri ile) değil, sanayii ile ölçülür» buyurdular, bilâkis efendiler! Bir milletin medeniyeti, ahlâk ve adatiyle ölçüdür. (Soldan alkışlar)” Sf. 26 

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 45 (27.02.1925 / 17.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 2, İçtima; 66, Celse: 1, – Sf. 14 ile 26 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  •    27 Şubat 1341 (1925) tarihinde İçtima: 66, Celse: 1, İkinci Reis Vekili Ali Süruri Bey

    Doğu Muhacirlerinin Durumu Hakkında; (Birinci Dünya Savaşında Rusya ile ilişki kurabilecekleri endişesi ile Erzurum, Ağrı ve diğer yerlerden batı bölgelerine tehcir edilen Kürtlerin durumu hakkında Erzurum Mebusu Durak Bey’in de önergesi vardı)

    Erzurum Mebusu Rüştü Paşa’nın; Havalii Şarkiye Muhacirlerinin İadesi (doğu bölgesinden göç edenlerinin iade edilmesi) ve Meskenlerinin (evlerinin) Tamir ve İnşası İçin 3 Nisan 1339 Tarihli Kanunla Verilen Tahsisattan (ödenekten) Henüz Sarf Edilemeyen Miktarının 1341 Senesinde de Sarfı Hakkında (2/446) Numaralı Teklifi Kanunisi Ve Muvazenei Maliye (mali denge yani bütçe) Encümeni Mazbatası (komisyonu tutanağı).

    Kanun;

    Birinci Madde: 3 Nisan 1339 tarihli kanunun ikinci maddesi mucibince (gereğince) Maliye bütçesinde Ahvali harbiye ilcasıyla (savaş durumu zoruyla) harap olan mesâkinin (evlerin) tamir ve inşa masrafı namıyla açılan 99 faslına vaz olunan (yazılan) 1.000.000 lira tahsisattan (ödenekten) 1339 ve 1340 senelerinde sarf edilemeyen miktarı 1341 senesinde sarf olunabilir (harcanabilir). 

    İkinci Madde: İşbu tahsisattan (ödenekten) evvelce her vilâyete tefrik (ayrılmış) olunan miktardan 1341 senesine devredilecek bakiyeler Meclisi Umumiye kararıyla o vilâyetlerin umumî menafiine (genel menfaatlerine) ait hususata sarf edilmek üzere defaten (bir kerede) idarei hususiyelere (özel idarelere) verilir.

    Üçüncü Madde: İşbu kanun tarihi neşrinden itibaren meriyül – icradır (yürürlüğe girecektir). (İkinci maddede değişiklik isteniyor encümene gitti.)  Sf. 12

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 45 (27.02.1925 / 17.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 2, İçtima; 66, Celse: 1, – Sf. 1 ile 12 arası ) kitabından birebir alınmıştır.

  •  11 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 75, Celse:1, Birinci Reis Vekili İsmet Bey 

    Takriri Sükûn Kanunu’nun Uygulamasına İtiraz Var 

                          “Meclis Riyasetine

    İki gün evvel Tevhidi Efkâr, Son Telgraf, İstiklâl, Sayha Gazeteleriyle dört mecmuanın (derginin) niçin bilâmüddet (sınırsız olarak) tatil edilmiş olduğuna şifahen (sözlü olarak) Dâhiliye Vekilinin cevap vermesini arz ve teklif eylerim.                           

                                                                         Erzurum Rüştü”                 Sf. 349 

    Dâhiliye Vekili Cemil Bey (Tekfurdağı); “Muhterem Efendiler! Meclisi Âli’ce ısdar olunan (çıkartılan) Takriri Sükûn (susturma kararı) Kanununun birinci maddesinde irae edilen (gösterilen) esbap ve avamile (sebepler ve etkenlere) mugayir (aykırı) olarak bir neşriyat mesleğini (yayın çizgisini) takip ettiklerinden dolayı bu gazetelerle mecmualar tatil edilmiştir. Yani bu gazeteler mesleki neşriyatları (siyasi yöndeki yayınları) dolayısıyla tatil edilmişlerdir.”

    Rüştü Paşa (Erzurum) (1926’da idam edildi); “…bu kanunun neşrinden (yayımlanmasından) evvelki neşriyatlarından dolayı bu gazetelerin idareten sedlerini (kapatılmalarını, engellenmelerini) muvafık (uygun) görmüyorum. Arkadaşlar! Son kabul ettiğimiz kanunla hükümete vasi (geniş) bir salâhiyet (yetki) verdik. Bu salâhiyet hiçbir vakit hürriyeti matbuat (basın hürriyeti), hürriyeti kelâm (konuşma hürriyeti) ve hürriyeti içtimai (toplanma hürriyetini) takyit etmemelidir (sınırlandırmamalıdır) ve halkta böyle bir zan dahi uyanmaması lâzımdır. Arkadaşlar! Memlekette çıkan gazetelerin hükümeti tenkit etmemesi, iyi veya fena her türlü harekâtı muvafık (uygun) görmesi, memleketin muhtelif şuebatında (şubelerinde, iş yerlerinde) şu veya bu, memur tarafından yapılan suiistimali (kötüye kullanılmasını, yolsuzluğu) yazmaması doğru mudur? Arkadaşlar! Bu gazetelerin toptan kapanmasından şu anlaşılıyor: Hükümet, kendisine muhalif gördüğü, hoşuna gitmediği şu ve şu gazeteleri kapatıyor.” Sf. 349

    Sorusuna doğru bir cevap alamıyor. Kanunu makabline şamil yani geriye doğru kapsayacak şekilde uygulanmış. Sf. 350

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 45 (27.02.1925 / 17.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 75, Celse: 1, – Sf. 349 ile 350 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 7 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 71, Celse:1, Birinci Reis Vekili İsmet Bey 

    İstiklal Mahkemeleri Başkan ve Üye Seçimi Sonucu      

    “İstiklâl Mahkemeleri intihabatının (seçimlerinin) neticesi şudur:

    Ankara İstiklâl Mahkemesi için intihabata (seçimlere)  iştirak eden (katılan) âzânın (üyenin) adedi 146’dır. Yoklamada sekiz aza dahi salonda mevcut olduğu halde reye iştirak etmemiştir. Muamele (işlem) tamamdır. 15 müstenkif (çekimser) vardır.  131 zat (kişi) intihap yapmıştır.

    Bu reylerden (Karahisarı Sahip) Mebusu Ali Bey Reislik için 124 rey almıştır.

    Mustafa Necati Bey (İzmir), Müddeiumumî olarak 124 rey almıştır.

    Aza olarak Kılıç Ali Bey (Gaziantep) 124,

    Aza olarak Reşit Galip Bey (Aydın) 124,

    Aza olarak Ali Bey (Rize) 124 rey almışlardır.

    Binaenaleyh 124 rey ile Ankara istiklâl Mahkemesi Riyasetine Karahisarı Sahip Mebusu Ali Bey, Müddeiumumiliğine (savcılığına) Mustafa Necati Bey (İzmir), âzâlıklarına (üyeliklerine);  Kılıç Ali Bey (Gaziantep), Reşit Galip Bey (Aydın), Ali Bey (Rize) intihap edilmişlerdir.

    Şu halde Harekâtı askeriye mıntıkasına (askerî harekât bölgesine, Kürt Bölgesine)  gönderilecek İstiklâl Mahkemesine Reis olarak Hacim Muhittin Bey (Giresun), Müddeiumumiliğine(savcılığına) Ahmet Süreyya Bey (Karesi), Aza olarak: Ali Saip Bey (Kozan), Avni Bey (Bozok), Lütfü Müfit Bey (Kırşehir) intihap edilmişlerdir.” Sf. 226 

    Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 45 (27.02.1925 / 17.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 71, Celse: 1, – Sf. 226) kitabından birebir alınmıştır.

     

  •    7 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 71, Celse:1, Birinci Reis Vekili İsmet Bey 

    Şark İstiklâl Mahkemesine Üye Seçimi:

    Harekâtı Askeriye Mıntıkasında (askerî harekât bölgesinde yani Kürt Bölgesinde) ve Ankara’da Teşkili Takarrür Eden (kurulması kararlaştırılan) Birer İstiklâl Mahkemesine Reis ve Aza İntihabı (başkan ve üye seçimi). 

    Muhtar Bey (Trabzon); “Reis Bey! Teşkilâtı Esasiye’ye mugayir (anayasaya aykırı) salâhiyet (yetki) verildiğinden biz intihabata (seçimlere) iştirak etmeyeceğiz katılmayacağız).”  

    Kadri Ahmet Bey (Siverek); “Kim?” 

    Muhtar Bey (Trabzon); “Terakkiperver Fırkası”

    Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 45 (27.02.1925 / 17.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 71, Celse: 1, – Sf. 197) kitabından birebir alınmıştır.

  •     4 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 69, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    Takriri Sükûn Kanunu Görüşmeleri;

                         “Türkiye Büyük Millet Meclisi Riyaseti Celile’sine;

      Ahval (durum) ve hadisatı fevkalâdei ahirenin (geçmiş olağanüstü olayların) gösterdiği lüzum ve memleket dâhilinde emniyet ve asayişi huzur ve sükûnu ve nizamı içtimaiyi (sosyal düzeni) ihlâl edecek (bozacak) irticakarâne (gerici) ve ihtilâlkarâne (ihtilalci) harekât ve teşebbüsata (kalkışmaya, yeltenmeye) ve ifsadata (fesat yaratmaya) karşı, icap eden tedabiri ittihaz (gereken tedbirleri almak) ile Türkiye Cumhuriyetinin nüfuz (saygınlık) ve kudretini (gücünü) takviye ve inkılâbın esasatını tarsin (devrimlerin esaslarını güçlendirme) ve masum halkı ızrar ve idlal eden (zarara sokan ve azdıran) mütecasirlerin (cüretkâların) süratle takip ve tenkili (cezalandırılması) maksadıyla İcra Vekilleri Heyetinin (hükümetin) 4 Mart 1341 tarihli içtimaında (toplantısında) karara iktiran eden (dayandırılan) işbu lâyihanın (tasarının) iktisabı kanuniyeti (yasalaşması, kanuna dönüşmesi) için Meclisi Âli’nin nazarı tasvip (uygun görmesi) ve tasdikine (onaylaması) arzına müsaade buyurulmasını rica ederim. 4 Mart 1341

                                                                             Başvekil İsmet”

    Madde 1. İrtica (gericilik) ve isyana ve memleketin nizamı içtimaisini (sosyal düzenini) ve huzur ve sükûnunu ve emniyet ve asayişini ihlâle bais (bozmaya yönelik)  bilumum (bütün) teşkilât ve tahrikât (tahrikler) ve teşvikat (teşvikler) ve teşebbüsât (teşebbüsler, girişimler) ve neşriyatı (yayınları) Hükümet, Reisicumhurun tasdiki (onayı) ile resen (doğrudan doğruya, danışmadan) ve idareten (idari olarak) men’e (yasaklamaya) mezundur (izinlidir). İşbu ef’al erbabını (bu işleri yapanları) Hükümet İstiklâl Mahkemesine tevdi edebilir (gönderebilir).

    Madde 2. İşbu kanun tarihi neşrinden (yayınlanmasından)  itibaren iki sene müddetle (süreyle) meriyül icradır (yürürlüktedir).

    Madde 3. İşbu kanunun tatbikine (uygulanmasında) İcra Vekilleri Heyeti (hükümet) memurdur.”

    Zeki Bey (Gümüşhane); “Arkadaşlar! Usule (yönteme) dair söz istemekten maksadım (amacım) şudur: Bu kanunun mahiyeti asliyesiyle (asıl içeriği ile) elimizde bulunan Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun mahiyeti asliyesi (içeriği)  arasında büyük bir tezat (zıtlık) vardır…  Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun 26’ncı maddesi pek sarihtir (çok açıktır). İdam hükümlerinin infazı (yerine getirilmesi) gibi vezaifi (görevleri) bizzat Meclisi Âli icra eder (yerine getirir). Binaenaleyh bu madde ile şimdi teklif olunan mevat (maddeler) bir birine zıttır. Bendeniz usule dair bunu arz ediyorum. İlk evvel Teşkilâtı Esasiye Kanununun bu maddesi değişir, ondan sonra bu kanunun müzakeresine (görüşülmesine) başlayabiliriz.” …  

    Feridun Fikri Bey (Devamla); “ …  Efendiler! Kavanini mutelifinin (alışılmış olan kanunların) tetkiki (araştırılması), tamik (derinlemesine inceleme) ve tetebbuu (derinlemesine araştırma) lâzımdı. Çünkü bu kanunun ihtiva ettiği (içerdiği) hüküm, cidden vahim bir mahiyeti haizdir (içeriğe sahiptir). Arkadaşlar! Teşkilâtı Esasiye Kanunumuzun Hukuku Amme (kamu hukuku) faslının (bölümünün) yetmişinci masuniyeti şahsiye (kişi dokunulmazlığı) maddesinden şu fırkayı okuyorum:

    “Madde 70. — Şahsî masuniyet (kişisel dokunulmazlık), vicdan, tefekkür (düşünce), kelâm (konuşma), neşir (yayın), seyahat, akit (sözleşmek), sayüamel (çalışmak), temellük (mülk edinmek) ve tasarruf, içtima (toplanma), cemiyet (dernek), şirket hak ve hürriyetleri Türklerin tabiî hukukundandır.” (Hiç şüphe yok sesleri).

      “Muhterem arkadaşlar! Heyeti Celile’nize teklif edilen lâyihai kanuniye (kanun teklifi) ile bu hukuk, doğrudan doğruya hükümetin hakkı takdirine, hükümetin yedi idaresine (idarenin eline), hükümetin takdir ve murakabesine (denetimine) tamamıyla ve onun idaresine tevdi ediliyor (veriliyor). (Asiler için sesleri). Müsaade buyurunuz efendiler, filhakika irtica (nitekim gericilik), isyan, bunlar menfur (nefret edilecek) şeylerdir. Memlekette bunların, kavanin (yasalar) dairesinde, esasâtı adliye (adliyelerin esasları) dairesinde ve kavanini mevcude usulü (mevcut kanunlar usulü) üzere imha edilmesi lâzım gelir.”   

    Feridun Fikri Bey (Devamla); “Medeni, muasır (çağdaş), müteceddid (yenilikçi) bir heyeti içtimâiyede (sosyal heyette) tefriki vazaif esası (iş bölümü, görev bölümü esasları) vardır. Hükümetin hukuku muayyendir (belirlidir, sınırlıdır). Hükümet, istediği zamanda müphem (belirsiz) birtakım tabirlerle her hangi bir mefhumu (kavramı), irtica (gericilik) ithal edemez mi? Herhangi bir mefhumu, isyan manasına ithal edemez mi?” (Soldan hayır edemez sesleri) Sf.133

    Feridun Fikri Bey (Dersim); “Bütün faaliyetler (eylemler) bu kanunun dairesi dâhiline ithal edilecek (içerisine sokulacak) olursa, o zaman memlekette Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun (anayasanın) hukuku amme (kamu hukuku) faslında vatandaşlara temin edilen faaliyet, hürriyet nerede kalır? Efendiler! Cumhuriyet ve hâkimiyeti milliye (milletin egemenliği) idaresinden maksat, bütün evlâdı vatanın 8vatan çocuklarının) emniyet ve huzurudur. Hükümetin bu gibi hususatta hakkı takdirini istimal etmesi (takdir hakkını kullanması) demek, herkesin ferdasından (geleceğinden) emin olmaması demektir. (Sağ taraftan alkışlar) (Soldan ayak patırtıları). Müsaade buyurunuz. Heyeti Celile’niz, mabedi hürriyettir. (Yüce topluluğunuz hürriyetin mabedidir). Heyeti Celile’niz bu mübarek vatanin sinesinde hâkimiyeti milliye kaidesini (kurallarını) yaşatan en büyük mabedi muallâdır (yüce mabettir). Bırakınız böyle bir kanun huzurunda maruzatımı kemali serbesti (tam bir serbestlik)  ile ifade edeyim.” Sf.133

    Feridun Fikri Bey (Dersim Devam Ediyor); “Dünyada huzur ve sükûn (sessizlik) tabiri (deyimi) kadar hududu geniş bir tabir yoktur. Nereden başlayıp nerede bittiği malûm olmayan başka bir mefhum (kavram) var mıdır? Huzur ve sükûn Efendiler, buna ne girmez? Açın bütün dünyadaki hükümet tarihini, açın tarihi siyasiyi, dünyada bütün hükümatı keyfiye (keyfi hükümetler) olanca icraatını, olanca yanlış harekâtını huzur ve sükûn kapısından, kaidesinden içeriye sokmuşlardır.”

    Tunalı Hilmi Bey (Zonguldak); “Sen de uslu otur çocuğum!”     

    Feridun Fikri Bey (Dersim); “Binaenaleyh bu kanunun bu ibaratını (ibarelerini), Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun Hukuku Amme (kamu hukuku)  faslında vatandaşlara bahşolunan (bağışlanmış olan) hukuku âliyesini (yüce haklarını), azamî surette (büyük biçimde) takyit eder mahiyette (sınırlayan içerikte) görmekteyim ve Cumhuriyetin, hâkimiyeti milliyenin (milli egemenliğin) ruhuna tamamen muhalif görüyorum. (Sağdan alkışlar).”

    Feridun Fikri Bey (Dersim); “Emniyet kelimesi de var. Dünyada emniyet kelimesini, bir hükümetin bir icra makinesinin eline tevdi ederek (vererek) bunun arkasından faaliyeti beşeriyeyi (insani eylemleri, işleri), teşkilât, tahrikât, teşvikat, teşevvüşat (karıştırmak) ve neşriyat (yayın) diye tehdit etmek doğru değildir. Efendiler! İnsanların zihninden geçen fikri bile bunun şümulüne ithal etmeye (kapsamasına sokmaya) imkân vardır… 

    Kâzım Karabekir Paşa (İstanbul); “Muhterem arkadaşlar! Evvelce bu kürsüden söylediğim veçhile (şekilde) hadisei isyan zuhur eden mıntıkada (isyan olayının ortaya çıktığı yerlerde) hükümetimizin her türlü kanunî icraatına taraftarız ve bunu bir daha tekrar ediyorum. Fakat bu muayyen (belirli) hadise karşısında milletin hukuku tabiiyesini (tabii haklarını) tazyike matuf (baskıya yönelik) olacak icraata katiyen taraftar değiliz…. Bu kanunu kabul etmek, Cumhuriyet tarihi için bir şeref değildir. Sf.134 İstiklâl Mahkemelerine gelince: İstiklâl Mahkemeleri, isminin medlulü veçhile (isminin şahitlik ettiği üzere), istiklâl harplerimiz esnasında yapılmış ve yapılması lâzım gelen bir mahkeme idi. Binaenaleyh bunların tarihe karıştırılması da Meclisi Âliniz için tarihî bir şereftir. İsmet Paşa Hazretleri eğer İstiklâl Mahkemelerini ıslahat (iyileştirme) âleti zannediyorlarsa pek ziyade yanılıyorlar.” 

    Rauf Bey (İstanbul); “Cumhuriyet idaremizin, Genç vilâyetinde zuhur eden ve milleti amali fasidelerine (fesatçı emellerine) sürüklemek isteyen birtakım mütegallibeler (zorbalar) tarafından ika olunan (yapılan) hadisei isyan dolayısıyla yıkılacağına ihtimal vermek, zaafı kalpten (kalp zayıflılığından) başka hiçbir şey değildir. (Sağdan bravo sesleri.) Efendiler! Türkiye halkı içerisinde şuuru olan, namusu olan, kalbinde vatan muhabbeti olan hiçbir fert bu melanete (lânetli işe) karşı göz yumamaz ve bir saniye bile tahammül edemez (dayanamaz). Bunun için efendiler! Genç isyanıyla Cumhuriyetimizin tehlikede olduğunu bendeniz kabulde mazurum (kabul etmekte zorlanıyorum). Sf.135 Fakat efkârı milleti (milletin fikrini) endişenâk edecek (kaygılandıracak) ve huzur ve sükûn tesis edelim derken ve sükûnu ihlâl edecek (zarar verecek) şekilde bir madde tedvin etmeyelim (derlemeyelim). İstirhamım bundan ibarettir.” 

    Halis Turgut Bey (Sivas); “… Efendiler! Vaka böyle iken ve muayyen mahalle münhasır iken (belli yerde meydana gelmiş iken) yangını orada o şekilde itfa etmeyerek (söndürmeyerek), vatanın diğer aksamında şöyle olur, belki böyle olur demek doğru bir şey değildir. Türk milletinden şüphe olunamaz. Efendiler! Hâkimiyet onun hakkıdır…  Efendiler! Kanunda diğer bir madde vardır, ikinci maddesinde diyor ki: Bu kanun iki sene devam edecektir. Hilmi Beyefendiden soruyorum; bu hadise daha iki sene mi yaşayacak? 

    Müdafaai Milliye Vekili Recep Bey (Devamla) “Türkiye’de devlet nüfuzunu (saygınlığını) tahrip eden ve bu en yüksek mevki müessirine kendi zulmü şerri, zulüm isnadı, teçhiz ve terhibi  (zulüm yapıyor demek ve bununla göz korkutmak) sayesinde çıkan bu İstanbul matbuatı (basını), öyle bir manzara ihdas etmiştir ki (yaratmıştır ki), arkadaşlar, Türkiye’de devlet yoktur, hükümet yoktur, hiçbir hükümete kavi mesnet addedilebilecek (kuvvetli bir dayanak sayılabilecek) bir Meclis yoktur. .Bunların hepsi âdi, sefih, midelerinden, menafii zatiyelerinden (kişisel menfaatlerinden) maada (başka) hiçbir şey düşünmeyen bir güruhu lâyüflihundan (iflah olmayan güruhtan) ibarettir…”

    Kılıç Ali Bey (Gaziantep); “Allah razı olsun senden.” 

    Recep Bey (Devamla); “Bugünkü kanunun teklifine sebep olan müessirat (üzücü işler) arasında telâkkii acizâneme (zavallı algılamama) göre masuniyeti şahsiye (kişisel dokunulmazlık) namı altında tanınmış ve devlet müessesesini meflûç (felç) ve muattal (hareketsiz) bırakan ve hatta bir caninin koluna zabıtanın elini sürdüremeyecek kanun da vardır. Bir taraftan da inkılâp ve vatan düşmanları çalışmışlardır. Sf.139… Efendiler! Takip edilmek istenilen ve demin arz ettiğim yılanlar ve zehirli yuvalardır. Mülevves (kirli) noktalar ve köşelerdir. O köşeleri kanunun kudret ve kuvveti ile dezenfekte ve tathir (temizleme) salâhiyeti (yetkisi) olmaksızın bu memleketin idaresini bizim hükümetimiz deruhte etmek (üstlenmek) mevkiinde (yerinde, makamında) değildir.” 

    Adlîye Vekili Mahmut Esat Bey (Devamla); “Efendiler! Hükümet hapsetmiyor ve lütfetmiyor, mücrime (suçluya) mahkemenin kapısını gösteriyor, en medenî en mütemeddin (gelişmiş) memleketlerde dahi bundan başka ne yapılabilir efendiler? Koca bir vatanın şark (doğu) kısmı baştanbaşa irtica (gericilik) ateşi içinde yanarken Feridun Fikri Bey’e soruyorum: Asilerin karşılarına anarşizm hürriyetiyle mi çıkacağız ve böyle çıkmağa hakkımız var mıdır Feridun Fikri Bey?

    Feridun Fikrî Bey (Dersim); “Kanunlar vardır, üç gün evvel siz kâfi görüyordunuz.”

    Mahmut Esat Bey (Devamla); “Burada teklif ettiğimiz kanunun mahiyeti umumiyesi (genel içeriği) itibariyle soruyorum, vicdanlarınıza hitap ederek soruyorum, kavanini hazıradan (mevcut kanunlardan), demokrasi prensiplerinden, Teşkilâtı Esasiye’nin (anayasanın) hangi noktasından dışarı çıkılmıştır?”

    Feridun Fikri Bey (Dersim); “Tamamen, tamamen.”

    Mahmut Esat Bey (Devamla); “Teşkilâtı Esasiye’nin saydığı hürriyetler mutlak mıdır, yoksa kanunlarla mı mukayyettir (sınırlıdır)? Hürriyeti matbuat (basın hürriyeti) vardır, fakat mutlak mıdır, Matbuat Kanunu yok mudur? Cemiyeti siyasiye (siyasi dernekler) vardır, bunların kanunları yok mudur?”

    Feridun Fikrî Bey (Dersim); “O halde buna ne lüzum vardır? Sf. 143          

    Feridun Fîkrî Bey (Dersim); “Hangi memlekette böyle bir kanun vardır?”

    Hamdullah Suphi Bey (İstanbul); “Hangi memleket senin memleketinin vaziyetindedir?

    Feridun Fîkrî Bey (Dersim); “Hangi memlekette böyle bir kanun vardır? …            

    Rauf Bey (Devamla); “… Fakat arkadaşlar tekrar ediyorum ki, Takriri Sükûn (susturma kararları) Kanunu denilen bu kanunun sükûnsuzluk getireceğinden şüphe ediyorum, endişe ediyorum, (endişe etmeyiniz sesleri) işte maruzatım (söyleyeceklerim) bu noktadandır.” ..

    Takriri Sükûn Kanununun Maddeleri Üzerine Sert Görüşmeler Var;  

    Kâzım Karabekir Paşa (Devamla); “İşte efendiler! Bizim endişemiz böyle elâstikî ve böyle her şeye cezp edilebilir (döndürülebilir) ve istenildiği şekle sokulabilir bir kanunla, hakkı hürriyeti (hürriyet hakkını)  tehdit etmemek (sınırlamamak) içindir. Binaenaleyh bu kanunun kabulüyle, matbuat (basın) memleketimizde tamamıyla takyit edilmiş (sınırlandırılmış) olacaktır. (Asla sesleri) İnşallah öyle olur ve muhalefet erkânına (muhalefetin ileri gelenlerine) karşı veyahut her hangi bir yerde siyasî, taazzuvlara (uzuvlara, unsurlara) karşı zan (tahmin)  ve vehimlerle (evhamlarla, kuruntularla) birçok icraata kıyam edebilmek (icraata yönelmek) daima muhtemeldir.

    Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey (İstanbul); “Merak etmeyiniz.”

    Kâzım Karabekir Paşa (Devamla); “Ben şunu arz ederim ki, bilhassa İsmet Paşa Hazretlerine, yirminci asırda zan ve vehimle millet idare edilemez. (Sağdan alkışlar)  

    Müdafai Milliye Vekili Recep (Kütahya) “…   Bu kanunu eline alan hükümetiniz, onu, bu kanunun istimalini istilzam eden (kullanılmasını gerektiren) hedefler eğer matbuat (basın) ise ona, başka bir teşekkül (kuruluş) ise ona, başka bir müessese (kurum) ise ona, başka muzır (zararlı) bir yuva ise ona başka bir vasıta ise ona tevcih edecektir (yönlendirecektir). Hulâsa (kısacası) bunu icap eden hedeflere karşı, icap eden kuvvet ve şiddetle tatbik edeceğiz (uygulayacağız).” (Alkışlar) 

                                    “Takriri Sükûn Kanunu; 

    Madde 1 – İrticaa (gericiliğe) ve isyana ve memleketin nizamı içtimaisini (toplumsal düzenini) ve huzur ve sükûnunu ve emniyet ve asayişini ihlâle bais (zarar vermeye yönelik) bilumum (bütün) teşkilât (örgütler) ve tahrikât (tahrikler) ve teşvikat (teşvikler) ve teşebbüsat (teşebbüsler, kalkışmalar) ve neşriyatı (yayını)  Hükümet, Reisicumhurun tasdikiyle (onayı ile), resen (doğrudan, izin almadan) ve idareten men’e (engellemeye) mezundur (izinlidir). İşbu ef’al (fiiller, işler) erbabını Hükümet İstiklâl Mahkemesine tevdi edebilir (gönderebilir).” Sf.145

    Kabul Oldu. (122 kabul oyuna karşılık 22 red oyu var.) 

    Şark’ta ve Ankara’da Birer Tane İstiklâl Mahkemesi Talebi; Sf.149

                          “Türkiye Büyük Millet Meclisi Riyaseti Celile’sine

    31 Temmuz 1338 tarihli İstiklâl Mehâkimi Kanunu’nun birinci maddesinin bahşettiği (verdiği, bağışladığı) salâhiyete (yetkiye) binaen (dayanarak) hükümetiniz harekâtı askeriye mıntıkasında (askeri hareket bölgesinde, Kürt bölgesinde) usulü dairesinde (uygun şekilde, usulüne uygun olarak) derhal bir İstiklâl mahkemesinin teşkil (kurulması) ve faaliyete iptidar eylemesini (acele faaliyete geçmesini) tahtı vücupda (gereklilik altında) görmekte ve işbu mahkemece verilecek idam kararlarının dahi aynı kanunun beşinci maddesi mucibince (gereğince) ve vaziyetin (durumun) müstaceliyet ve istisnaiyete binaen (acilliğine ve ayrıcalığına dayanarak) Meclisi Âli’ce tasdik edilmeksizin infazına (onaylanmadan cezaların yerine getirilmesine) müsaade talep eder (izin ister). Bundan başka ahvali fevkalâdeye binaen (olağanüstü duruma dayanarak) ilân olunan seferberliğin milletin ve Cumhuriyetin emniyetini muhil ve irticai (bozguncu ve gerici) propagandaların, teşebbüsat ve harekâtın (girişimler ve hareketler) kavanini mahsusuna (özel kanununa) tebaan (tabi olarak) men’i ve tecziyesi (yasaklanması ve cezalandırılması) esbabının da (sebeplerinin de) serian (hızla) istimali maksadıyla (kullanılması amacıyla) ve aynı tarihli İstiklâl Mahâkimi Kanunu’nun birinci maddesi mucibince (gereğince) idam kararları, Meclisi Âlice tasvip edilmek (onaylanmak) ve merkezi Ankara’da olmak ve dairei kazası (yasal sınırları) harekâtı askeriye mıntıkası haricindeki vilâyata (askeri harekât bölgesi dışındaki vilayetleri) şamil (kapsamış) bulunmak üzere derhal ikinci bir istiklâl mahkemesinin teşkiline müsaade buyurulmasını teklif ve rica ederim efendim.

                                                                             Başvekil İsmet” 

    Feridun Fikri Bey (Dersim); “… Binaenaleyh (buna dayanarak) idam kararları icabında (gerektiğinde) İstiklâl Mahkemesi tarafından doğrudan doğruya infaz edilmesi keyfiyeti her ne kadar İstiklâl Mahkemesi Kanunu’nun hatırlayamadığım maddesinde muharrer (yazılı) ise de, bilâhare çıkan bu Teşkilâtı Esasiye Kanunu ile tadil edilmiştir. Sf.149 Efendim! Rica ederim müdahale buyurmayınız. İstiklâl Mahkemeleri hakkındaki kanunda, Meclisi Âli dilerse idam etmek, doğrudan doğruya idam hükümlerini infaz etmek hakkını İstiklâl Mahkemelerine verir diye muharrerdir (yazılıdır).” Sf.150

    (İstiklal Mahkemeleri tezkeresine sadece Feridun Fikri Bey karşı çıktı ama sonuç alamadı)

    Takriri Sükûn Kanunu’nu Reddedenler; Ankara; Ali Fuat Paşa, Bursa; Necati Bey, Osman Nuri Bey, Dersim; Feridun Fikri Bey, Edirne; Cafer Tayyar Paşa, Ergani; İhsan Bey, Erzincan; Sabit Bey, Erzurum; Halet Bey, Münir Hüsrev Bey, Rüştü Paşa, Eskişehir; Arif Bey, Gümüşhane; Zeki Bey, İstanbul; Hüseyin Rauf Bey, Kâzım Karabekir Paşa, İzmit; Ahmet Şükrü Bey, Karahisarı Sahip; Kâmil Efendi, Karesi; Hulusi Bey, Kastamonu; Halit Bey, Mersin; Besim Bey, Sivas; Halis Turgut Bey, Trabzon Ahmet Muhtar Bey, Rahmi Bey.  Sf.156 

    Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 45 (27.02.1925 / 17.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 69, Celse: 1, – Sf. 133 ile 156 arası) kitabından birebir alınmıştır.

     

  •     4 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 69, Celse:1, Reis Kâzım Paşa

    İsmet Paşa’nın Başbakan Olması:

      “Türkiye Büyük Millet Meclisi Riyaseti Celile’sine 3.3.1341 (1925) tarihli tezkereye zeyildir (ektir).

    Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun (1924 Anayasasının) maddei mahsusası (özel maddesi) mucibince (gereğince) Başvekâlete Malatya Mebusu İsmet Paşa Hazretleri intihap olunmuştur (seçilmiştir). Müşarünileyhin (söz konusu kişinin) intihap eylediği (seçtiği) diğer vekillerin esamisi (isimleri) berveçhiâtidir (aşağıdadır). Heyeti umumiyesi Meclisi Âli’nin tasvibine (onayına) arz olunur. Efendim.   Türkiye Reisicumhuru Gazi Mustafa Kemal

      Başvekil: İsmet Paşa Hazretleri

      Dâhiliye Vekili: Tekfurdağı Mebusu: Cemil Beyefendi

      Hariciye Vekili: İzmir Mebusu Tevfik Rüştü Beyefendi

      Müdafai Milliye Vekili: Kütahya Mebusu Recep Beyefendi

      Adliye Vekili: İzmir Mebusu Mahmut Esat Beyefendi

      Nafıa Vekili: İstanbul Mebusu Süleyman Sırrı Beyefendi

      Maliye Vekili: Trabzon Mebusu Hasan Beyefendi

      Ticaret Vekili: Gaziantep Mebusu Ali Cenani Beyefendi

      Sıhhiye Vekili: İstanbul Mebusu Dr. Refik Beyefendi

      Bahriye Vekili: Cebelibereket Mebusu İhsan Beyefendi

      Maarif Vekili: İstanbul Mebusu Hamdullah Suphi Beyefendi

      Ziraat Vekili: Saruhan Mebusu Sabri Beyefendi” Sf.127

    Başvekil İsmet Paşa (Malatya); “….  Siyaseti dâhiliyede her şeyden evvel hadisatı ahirenin (geçen olayların) sürat ve şiddetle itfası (söndürülmesi) ve memleketin maddeten ve manen ifsattan vikayesi (fesattan korunması), umumî huzur ve sükûnun muhafazası ve herhalde devlet nüfuzunun (saygınlığının) teyit ve tarsini (onaylanıp güçlenmesi) için seri, müessir tedabiri mahsusa (etkili özel tedbirler) ittihazını iltizam ediyoruz (alınmasını lüzumlu görüyoruz).” (Alkışlar.)

     Ali Fuat Paşa (Ankara); “…  Milleti huzur ve sükûna mazhar etmedikçe (kavuşturmadıkça), idarede istikrarı temin eylemedikçe, refah ve terakki (gelişme) cümlenizce malûm olduğu üzere muhal (hayal) olur. İsyanlar, irticalar, tenkil (ortadan kaldırılmalı) ve asiler, mürteciler (gericiler) tedip olunmalıdır (cezalandırılmalıdır). Buna şüphe yoktur. Ancak milletin hukuku tabiiyesini ve hürriyetini tahdit ve tazyik edecek (sınırlayacak ve baskılayacak)  tedbirlere (önlemlere) de idare makinesinde yer verilmemesini rica ederim. Malûm olduğu üzere hükümetlerin hikmeti vücudu (varlık sebebi), yalnız ve yalnız milletin hukukuna riayet etmek ve ettirmek, vicdanlarda huzur ve sükûn vücuda getirmektir. Biz, Fethi Bey Hükümetinin çekilmesini, bu esas ile kabili telif (bu esas ile açıklanabilir) görmüyoruz. Hükümetin tebeddülünü (değişmesini) mucip sebep (icap ettiren sebep) ne ise muvacehei millette (milletin önünde, milletin huzurunda) alenen münakaşa edilmedikçe maatteessüf İsmet Paşa Hükümetine itimat edemeyeceğiz (güvenoyu veremeyeceğiz).” (Tabiî sesleri.)

    Başvekil İsmet Paşa (Malatya); “.. Memleketin ifsattan vikayesi (fesatlıklardan temizlenmesi), huzur ve sükûnun muhafazası için, seri ve müessir (hızlı ve etkili) tedabiri mahsusa (özel tedbirler) ittihazını iltizam ediyoruz (alınmasını gerekli görüyoruz). Bu, sarahaten (açıklıkla)  mevzubahis (söz konusu) olmuştur. Bu noktai nazarın (bakış açısının) memleketin ekseriyeti meşruasına (çoğunluğun haklı bulmasına) iktiran ettiği (dayandığı) kanaatindeyiz. Meclisi Âli bu kanaati izhar buyurursa (açıklarsa), programımızda kabul ettiğimiz veçhile (gibi), memlekette yalnız hadisatın itfasını (olayların söndürülmesini) değil, bütün memlekette hadisatı muhtemeleye (muhtemel olaylara) karşı behemehâl (her hâlükârda, derhal) seri ve müessir tedabiri mahsusa (özel hızlı ve etkili tedbirleri) alacağız…”(Bravo sesleri, alkışlar.)  Sf.127

    Hükümet 153 evet 27 hayır oyu alıyor.

     Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 45 (27.02.1925 / 17.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 2, İçtima; 69, Celse: 1, – Sf. 127, 128) kitabından birebir alınmıştır.