Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • 24 Nisan 1920 tarihinde yapılan 2. İçtima 1. Celse

    (24 Nisan 1920 tarihinde 2. İçtima ve 1. Celsede TBMM’de ilk konuşmasını yapan Mustafa Kemal Paşa konuşmasında: Kısa bir durum değerlendirmesi yapıp, vatanı kurtarmak için nasıl söz verdiğini anlatıyor. Ve 27 Mayıs 1919’da Royters Ajansında yayınlanan manda haberini Damat Ferit’ten nasıl sorduğunu belirtiyor. Paşa, kendisini vatanı kurtarmaya gönderen ve 25 veya 40 bin altın değerinde para ile finanse eden Babıali’nin böyle manda arama işine girişmesine çok kızıyor anlaşılan. Samimiyetinizden şüphe ederim demeye getiriyor. . İşte Kemal Paşa’nın Telgrafı;

    “Makamı Celilei Sadareti Uzmaya (Çok büyük ve yüce Başbakanlık makamına);

    27 Mayıs sene 1335 tarihli Türkiye Havas – Royter ajansının, Şurayı Saltanatta (saltanat heyetinde) Heyeti Umumiye’nin (bütün heyetin) fikri, Türkiye’nin tamamiyeti mülkiyesini (bütün mülkünün) muhafaza (korunması) şartiyle Düveli Muazzama’dan (büyük devletlerden) birinin müzaheretini (yardımın – mandasını) temin merkezinde olduğunu kayıt ve ihbar(haberdar) ediyordu. .. Sadık Bey’in ifadei tahririyesinde (yazılı ifadesinde) İngiliz himayesinin(korumasının) teklif olunduğu ve bunun Heyeti Umumiye’nin fikri bulunmadığı anlaşılıyor.… İçinde bulunduğumuz bu hassas devirde artık bu hakikati kemaliyle müdrik (gerçekleri olgunlukla idrak etmiş) ve bütün avakıbı meşumeye (kötü son’a) karşı en son fedakârlığı göze aldırarak muhafazai istiklâliyeti milliyeye azim olan (milli bağımsızlığı korumaya azmetmiş olan) milletin, mazharı sükûnet (sükûnete kavuşması) ve tesliyet olması (silahlanması) merkezi hilafet ve saltanattan vasıl olacak (ulaşacak) işaratı sahiha (gerçek işaretler) ve samimiyeye (samimi işaretlere) vabeste (bağlı) olduğu kanaatindeyim. Vicdanı Milliyeyi temsil etmeyen ihbarat (haberler), şayanı endişe (endişe edilmeye layık) akisler (yansımalar, tepkiler) tevlid edebileceği (doğurabileceği) cihetle bu babda (konuda) tenvir (aydınlanma) ve irşad (ve doğru yolun gösterilmesini) buyurulmaklığımı hassaten (özellikle) istirham eylerim (saygıyla isterim.)

      Üçüncü Ordu Müfettişi ve Fahri Yaveri Hazreti Şehriyari

      (Şah Hazretlerinin fahri yaveri, özel yardımcısı)

                                                                   Mustafa Kemal.”  Sf. 6, 7, 8

    Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 01 (23.04.1920 / 19.05.1920) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene;1, İçtima;2, Celse1 – Sf. 6 ile 8 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 24 Nisan 1920 tarihinde yapılan 2. İçtima ve 1. Celse;

    Mustafa Kemal Paşa (Ankara – Devamla); “-….Erzurum Kongresi bu hududu çizmiştir. .. Bu hududu Milliyi suhuletle (barış içerisinde) ipka (yerleştirmek) için demiştir ki; mütarekenâmenin (ateşkes antlaşmasının) imza olunduğu 30 Teşrinievvel (Eylül) 1918 tarihinde çizdiği hudut, hududumuz olacaktır. … şark Hududuna Elviye-i Selaseyi (Üç vilâyet; Batum, Kars, Ardahan) dâhil ederek …. garp (batı) Hududu Edirne’den bildiğimiz gibi geçiyor. .. Cenup (güney) Hududu İskenderun Cenubundan başlar…. Şark parçasında da Musul Vilâyeti, Süleymaniye ve Kerkük havalisi bu iki mıntıkayı biri birine bağlayan hat. Arkadaşlar bu hudut sırf askeri mülahazat (anlayışlar) ile çizilmiş bir hudut değildir, hududu millidir. Fakat bu hudut dâhilinde tasavvur edilmesin (zannedilmesin ki) ki anasırı islamiye’den (İslam unsurlarından) sadece bir cins millet vardır. Bu hudut dâhilinde, Türk vardır, Çerkez vardır ve anasırı sairei İslamiye (diğer İslam unsurları) vardır… Bu hudut, … bütün maksatlarını, bütün manasıyla tevhid etmiş (birleştirmiş) olan kardeş milletlerin hududu millisidir. Bu hudut meselesini tespit eden maddenin içerisinde büyük bir esas vardır. Fazla olarak o da bu vatan hududu dâhilinde yaşayan anasırı islamiyenin her birinin kendine mahsus olan muhitine, âdâtına (adetlerine), ırkına mahsus olan imtiyazatı (ayrıcalıkları) bütün samimiyetle ve mukabilen (karşılıklı olarak) kabul ve tasdik edilmiştir (onaylanmıştır). Bittabi (tabii ki) buna ait teferruat (ayrıntı) ve tafsilat (açıklama) yoktur. İnşallah mevcudiyetimiz (varlığımız) tahlis edildikten (kurtulduktan) sonra (İnşallah Sadaları) kardeşler beyninde (arasında) hal ve fasledileceğinden (çözümleneceğinden) bırakılmış ve teferruatına (ayrıntıya) girilmemiştir.”  (1)

      “..Kongrenin (Erzurum Kongresi), esas veçhile anasırı gayrımüslimeye, anasırı Müslime’ye verilmiş olan hukuku vermekten ibaret olacaktır ve bundan daha tabii esas bulamam. Bununla aynı hudut dâhilinde yaşayan insanlara aynı hukuku kanuniyeyi bahşetmiş (bağışlamış) oluyordu…..    biraz değil çok geriyiz. … bunu telafi edebilmek için çok büyük membalara (kaynaklara), çok büyük vesaite (araçlara) velhasıl (kısaca) her şeye ihtiyacımız vardır.    …. muhtaç olduğumuz her şeyi hariçten (dışarıdan) almak hususunda bittabi kemali sıhhatle hareket edecek, yani harici müzaherete (destek) ve muavenete (yardımlara) tamamen muvafakat edeceğiz (uygun bulacağız.)” 

    (Mustafa Kemal 16 Mart 1920 İstanbul’un işgalinden sonra aldığı tedbirleri anlatıyor;)

    “Anadolu’da mevcut resmi, gayriresmi bilumum müessesatı maliyenin(bütün maliye kurumlarının)ihtiva eylediği(bulundurduğu)  nakit veya nakit mukabili (karşılığı) ziynet eşyalarını Vilayattan (vilâyetlerden) sorduk ve hiçbir müesseseden Dersaadet’e (İstanbul’a, başkente) para gönderilmemesinin lüzumunu(gereğini)tamim eyledik(yazılı emir olarak bildirdik).”  Sf. 24, 29

    Mustafa Kemal Paşa 24 Nisan 1920 tarihli 2. İçtimanın 2. Celsesinde konuşmasına devam ediyor:

    (İngilizlerin propaganda yapmaması için telgrafı kestik, Anadolu’da itilaf devletlerinin subaylarını tevkif ettirdim, diye devam diyor;) 

    “-İstanbul işgali şekil ve mahiyeti (içeriği) itibariyle Osmanlı Devletinin hâkimiyetini esasından ıskat etmek (ortadan kaldırmak) … hedeflerine müteveccih (yönelik) bir harekettir.  … kuvvei adliyesi(adalet gücü) müstakil (bağımsız) olmayan bir milletin devlet halinde mevcudiyeti kabul olunamaz.” (Kemal Paşa yeni bir hükümet teşkili (oluşturulması)hakkında konuşmaya devam ediyor:)  “Biz, ittifakı cumhura (bir araya gelmiş halka) her kuvvetten ziyade salahiyet (yetki) bahşeden (bağışlayan) İslamiyet esasatını (esaslarını) nazarı dikkate (göz önüne) alarak Meclisi Âlinizi (yüce meclisinizi) kaffei umuru millette (milletin bütün işlerinde), doğrudan doğruya vaziülyed (el koymuş olarak) tanımak taraftarıyız. Devleti Osmaniye, diğer herhangi bir devlet gibi hükümdarının nüfuzu cismanisi (kişisel gücü) etrafında müteşekkil (oluşmuş) değildir. Makamı saltanat aynı zamanda Makamı Hilafet olmak itibariyle Padişahımız, cumhuru İslam’ın da reisidir. Mücahedatımızın (gayretlerimizin, mücadelelerimizin) birinci gayesi ise saltanat ve hilafet makamlarının tefrikini (ayrılmasını) istihdaf eder (hedefler).   Düşmanlarımıza, iradei milliyenin buna müsait (uygun) olmadığını göstermek ve bu makamatı mukaddeseyi (mukaddes makamları) esareti ecnebiyeden (yabancı esaretinden) tahlis ederek (kurtararak) ulülemrin (padişahın) salahiyetini (yetkisini) düşmanın tehdit ve ikrahından (tiksinmesinden) azade (kurtarılmış) kılmaktır. Bu esasa göre Anadolu’da muvakkat (geçici) kaydıyla dahi olsa bir Hükûmet reisi tanımak veya bir Padişah Kaymakamı ihdas etmek (oluşturmak) hiçbir suretle kabili caiz (uygun) değildir.      Şu halde reissiz bir hükümet vücuda getirmek zarureti (zorunluluğu) içindeyiz. …..Nihayet İslamiyet’in şeraiti esasiyesine (esas şartlarına) müracaatla (başvurarak) Meclisi Alinizde teksif edilmiş (yoğunlaşmış olan) olan ve bütün cumhuru İslam’ın da müzaheret (destek) ve muvafakatine (uygun bulmasına, onaylamasına) mazhar bulunan (ortaya çıkan) iradei milliyeyi bilfiil (fiili olarak) mukaddesatı vatana vazıülyed tanımak (mukaddes vatana el koymuş olarak tanımak) umdei esasiyesini (esas ilkesini) kabul ediyoruz.    Meclisi Âliniz, … mahdut bir vazifei teşriiye (sınırlı bir yasama yetkisi) ile değil, idarei umumiyei milleti (milletin genel idaresini) fiilen deruhte (üstlenme) ve selameti memleket ve hilafeti (memleketin ve hilafetin geleceği ve esenliğini) bizzat temin ve müdafaa vazife (görev) ve salahiyetiyle (yetki) teşekkül etmiştir ve artık Meclisi Ali’nizin fevkinde (üzerinde) bir kuvvet mevcut değildir.”  Sf. 31, 32

    (Mustafa Kemal Paşanın bu hükümet ile ilgili takriri (önergesi) 3 numaralı kanun dosyasında bulunamamış, Bu takriri Ali Fuat Paşa’nın babası İsmail Fazıl Paşa, Hacim Muhittin ve Konya Mebusu Refik Bey, görüşelim diyor. Kemal Paşa kızıyor ve gizli celse istiyor. Meclis tarafından görüşülmeden aynen kabul edilmiştir. Nutuk güzel bitiyor:)

    “Cenabı Hak muzafferiyet ihsan etsin, amin.”  (Üç dakika sürekli alkış.) 

    24 Nisan 1920 tarihli 2. İçtimanın 3. ve 4. Celseleri hafidir yani gizlidir.

      Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 01 (23.04.1920 / 19.05.1920) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene;1, İçtima;1, Celse1 – Sf. 24 ile 32 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1995) Cumhuriyet kurulunca kardeş falan kalmamış hepsi Türk ırkına tabi edilmiş Şeyh Sait, Ağrı vs. isyanları çıkmış ve kardeşler hâlâ bu işi hal ve fasledememişler.

  • 24 Nisan 1920 tarihinde 2. İçtima 3. ve 4. Gizli Celseler

    Yeni hükümet şekli ile ilgili görüşmeler var.

    (Bu gizli Celse ile ilgili o zaman hiçbir tutanak tutulmamış. Meclis zabıtlarını kitap haline getiren Meclis eski başkanlarından Kâzım Öztürk’ün kendi notlarından aktardığı notlar var. Ama TBMM arşivindeki Gizli Celse Zabıtlarını 2014’de inceledim Mustafa Kemal Paşa’nın aşağıdaki beyanatının aynısı var muhtemelen açık celse ile gizli celse tutanakları karıştırılmış:)

      Mustafa Kemal Paşa Devamla; “-… Turanizm politikasını kendi arzumuzla takip etmek istemedik. …  Harbi Umuminin (genel harbin, Birinci Dünya Savaşının) neticesini gördükten sonra, Suriye’de İngilizler ve Fransızların tarzı idaresine (idare şekline), muhakkirâne olan (hakir gören, aşağılayan) idaresine hedef olduktan sonra, bu aksamdaki (kesimlerdeki) ehli İslâm (Müslümanlar) pek büyük bir hataya duçar olduklarını (düştüklerini) takdir ettiler ve onu müteakip (takip eden günlerde) bir kısmı kendi dâhillerinde (içlerinde) müstakil (bağımsız) olmak fakat yine bir suretle, bir şekilde camiai Osmaniye dâhilinde (Osmanlı topluluğu içerisinde) bulunmak cihetini (yönünü, tarzını) düşündüler. ..  Diğer bir kısmı, daima ileriye gittiler. Bize hiçbir şekil ve surette istiklâlin (bağımsızlığın) lüzumu (gereği) yoktur, biz Halifemiz ve padişahımıza merbut (bağlı) olarak camiai Osmaniye dâhilinde (Osmanlı topluluğu içerisinde) bulunacağız dediler. .. Suriyeliler herhangi bir devleti ecnebiye ile münasebetinin (ilişkinin) kendileri için binnetice (sonuçta) esaret (esirlik) olacağına kani oldular (ikna oldular, inandılar). Bundan dolayı bize teveccüh ettiler (yöneldiler). … dedik ki; artık bu hututu millimiz dâhilinde (milli sınırlarımız içerisinde) bulunan menabii insaniyeyi (insan kaynaklarımızı) ve menafii umumiyeyi (genel menfaatimizi) hududumuzun haricinde (dışında) israf etmek (boşa harcamak) istemeyiz.  Suriyeliler de hududu dâhilinde ve hâkimiyeti milliye (milli egemenlik) esasına müstenit olmak (dayalı olmak) üzere serbest ve müstakil (bağımsız) olabilirler. Irak’a gelince; … onlar bizimle temas aradı ve alelıtlak (ne olursa olsun) eskisi gibi bir Osmanlı memleketinin cüz’ü (parçası, bölümü) olmağı kabul ettiler. Fakat biz onlara Suriyelilere söylediğimiz noktai nazarı (bakış açımızı) söylemekten başka bir şey yapmadık …. kendi dâhilinizde kendi kuvvanızla kendi mevcudiyetinizle (varlığınızla) müstakil (bağımsız) bir devlet olunuz. Biz her şeyden evvel istiklâllerinizin teminine (elde edilmesine) çalışıyoruz.     İtalyanlar sureti umumiyede (genel görünüşleri itibarı ile) mülayim (ılımlı) bir vaziyet almışlardır. Kendileriyle hiçbir vak’a (olay) hadis olmadı (ortaya çıkmadı).”

      Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 01 (23.04.1920 / 19.05.1920) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene;1, İçtima;2, Gizli Celse: 3, 4 – Sf. 36 ile 38 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 24 Nisan 1920 tarihinde 2. İçtima ve 1. Celse

    Mustafa Kemal Paşa uzun bir konuşma yapıyor: (1)

    Mustafa Kemal Paşa’nın İlk Konuşmasının Devamı; “Ferit Paşa’ya da cereyanı ahvali (durumun gidişatını) izah ettikten (açıkladıktan) sonra tebdilihava (hava değişimi) suretiyle de Anadolu’da kalmakta bir beis (engel) görmediğimi yazdım.”

    (Paşa özetle: Daha sonra Harbiye Nazırı Ferit Paşa’nın İstanbul’a gelmesini istemek zorunda kaldığını ve bu hususta İtilaf Devletleri mümessillerine (temsilcilerine) söz verdiğini belirten telgrafı var. Ferit Paşa her türlü teminatı (güvenceyi) veririz diyor, Mustafa Kemal Paşa buna olumsuz yanıt veriyor. Ben de İstanbul’a gelirsem, tıpkı Şark’tan İhsan ve Şevki Paşaların çekilmesi ile ortaya çıkan durum gibi, Batı Anadolu’nun işgaline zemin hazırlanır, dedim, diyor. Ve 9 Temmuz 1919 tarihli Padişaha yazdığı istifanamesi:)

       “… Makamı Uzma’yı Saltanat ve Hilafetin ve Milleti Necibelerinin (asil milletin çok yüce saltanat ve hilafet) makamına:

      Hayatımın son noktasına kadar daima haris (bekleyen) ve sadık bir ferdi gibi kalacağımı kemali ubudiyetle (olgun bir kullukla) arz ve temin eylerim (sunar ve güvence veririm)….

                                                                             Kulları Mustafa Kemal”

    (Birinci celseye ara veriliyor)

    Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 01 (23.04.1920 / 19.05.1920) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene;1, İçtima;1, Celse1 – Sf. 7, 8) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1995); Meclisin ikinci günündeki konuşmasında Mustafa Kemal Paşa, özet olarak şunları söylüyor: 8 Haziran 1919’da Harbiye Nezaretinden, hemen İstanbul’a dönmesi isteniyor. 11 Haziranda ise Genelkurmay Başkanı Cemal Paşa “İngilizlerin baskısıyla böyle bir emir çıktığını”  söylüyor. Ve Mustafa Kemal Paşa Padişah’a bağlılık ve sadakat belirten yazısını yazıyor. Paşa anlatmaya devam ediyor; Dâhiliye Nazırı Ali Kemali Bey 18 Haziran 1919 tarihli bir tamim yapıyor. Savaş niyetlerini köstekliyor ve Mustafa Kemal’in bildirilerinin tel edilmemesini emrediyor. Kemal Paşa buna kızıyor ve kızgınlığını Padişaha yazıyor. Ali Kemali bu tamiminde Damat Ferit Paşanın da bulunduğu, Paris’te barış görüşmelerinin sürdüğünü olumlu sonuç beklediğini de belirtiyor. Ali Kemali 23 Haziran tarihli tamiminde ise, Harbiye Nezaretinin İngiliz temsilcisinin talep ve ısrarı ile Mustafa Kemal’in azledildiğini, idarecilerin Mustafa Kemal’in emirlerini takmamalarını söylüyor. Kemal Paşa bu tamimi 27 Haziranda Sivas’ta öğreniyor, 28 Haziranda Harbiye Nezaretinden bu işin aslını soruyor, böyle bir şey varsa memlekette anarşi çıkar anlamında hafif tehditkâr bir telgraf çekiyor. Bu telgrafa karşılık Harbiye Nazırı Ferit Paşa’nın yolladığı 30 Haziran tarihli şifresini Paşa, 2/3 Temmuzda alıyor. Ferit Paşa, Padişah ile senin durumunu görüştüm, sağlık durumunu öne sürerek İstanbul veya herhangi bir yerde tebdil havaya (hava değişimine) ihtiyacını talep edersen, millet ve hükümet nezdindeki (huzurundaki) yerin korunacaktır, diyor ve “ellerinizden öperim” diyerek bitiriyor.

  • 24 Nisan 1920 tarihinde yapılan 2. İçtima, 1. Celse:

    (24 Nisan 1920 tarihinde 2. İçtima ve 1. Celsede Encümen (komisyon) seçiminde bir mebus ile ilgili tereddüt oluşuyor, Mustafa Kemal’den durum soruluyor. O da seçilen Mebuslardan gelmek istemeyenlerin yerine, ondan sonraki oyu alanı çağırttık diyor. İlk muhalefetle karşılaşıyor:) 

    Haydar Bey (Kütahya); “Bugün İntihabı Mebusan Kanunu (Milletvekili Seçimi Kanunu)  ya mevcuttur yahut değildir. Eğer mevcut ise ahkâmına (hükümlerine) her halde riayet (uymak) lâzımdır. Eğer değilse o vakit Paşa Hazretlerinin teklifi varid (geçerli) olabilir. Mademki İntihabı Mebusan Kanunu’nda ikinci derecede haiz-i ekseriyet olanların (İkinci derece oy alanların), o mazbata ile Meclisi Mebusan’a dâhil olmaması muhakkaktır ve İntihabı Mebusan Kanunu mevcuttur; o halde ahkâmına (hükümlerine) riayet (uymak) doğrudur.” 

    Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 01 (23.04.1920 / 19.05.1920) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene;1, İçtima;1, Celse1 – Sf. 7,8) kitabından birebir alınmıştır.

  • 23 Nisan 1920 tarihinde yapılan 1. İçtima 1. Celse

    Sinop Mebusu şerif Bey en yaşlı üye olarak ilk Meclis Başkanı oluyor ve açılış konuşmasını yapıyor:

      “…Bütün Müslümanların Halifesi ve Osmanlıların Padişahı Sultan Mehmed Han’ı Sadis (Altıncı Mehmet yani Vahdettin) Hazretlerinin kuyudu cenabiyeden (yabancı kontrolünden) tahlisine (kurtarılmasına) ve ebedi Payitahtı Saltanatı Seniye (ulu, yüce) olan İstanbul’umuz ile işgal altında ve envai (çeşitli) mezalim (zulüm) ve fecâyi (facialar) içinde maddeten ve manen bilainsaf (insafsızca) imha edilmekte bulunan bilcümle (bütün) Vilayatı Mazlumemizin (zulme uğramış vilâyetlerimizin) istihlâsına (halas olmasına, kurtulmasına) muvaffakiyet buyurmasını Cenabı Allahtan niyaz eylerim.”

      Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 01 (23.04.1920 / 19.05.1920) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene;1, İçtima;1, Celse1 – Sf. 1, 2) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Mustafa Kemal Paşa’nın Meclis’in hangi azalardan (üyelerden) teşekkül edeceğine (oluşacağına) dair beyanatı var.  Ve Mebusların mazbatalarını (seçilmiş olduklarını belgeleyen tutanaklarını) kontrol etmek için iki komisyon kurulmasına dair teklifi var. Bu celsede Kemal Paşa tekliflerle ilgili kısa ve teknik üç konuşma yapıyor 

  • Koçuşağı İsyanı; 7 Ekim ile 30 Kasım 1926 tarihleri arasında. İsyan Bölgesi; Ovacık – Hozat

    (Vergi vermeyen ve eşkıyalık yapan asiler yakalanıp imha edildiler diyor:)          

    Bicar Harekâtı; 3 Ekim – Kasım 1927. Şeyh Sait artıkları bir Tabur askeri bozmuşlar harekâtın sonunda 2.000 asi imha edildi.  Harekât Bölgesi; Hani ve Lice Kuzeyi, Kulp Batısı, Murat Güneyi, Palu Doğusu.

    Zeylan Harekâtı; 4 Temmuz 1930 Kürt muhtariyeti kurmak maksadıyla ayaklanan ve çapulculuk yapan asileri bastırmak maksadıyla bu harekât yapılmıştır. İsyan Bölgesi; Bastimayi Suyu, Tendürük, Murat Başı, Boz dağı, Güngör, Erciş Bölgesi.  Bu bölge halkı kâmilen isyana katılmıştır. 1.000 silahlı temin edilmiştir. Harekât sonunda asilerin çoğu imha edilmiştir.  

    Ağrı İsyanları; 1. Ağrı Harekâtı; 16/17 Mayıs 926 Poti Batısında yapılmıştır. Bu harekâtlar iyi idare edilememiş askerin çoğu kaçmış.   

    2. Ağrı Harekâtı; 13-18 1927 Yine başarılı olunamıyor. 

    3. Ağrı İsyanı Eylül 1930 Yarım tedbir ve fena idare yüzünden asiler üzerinde kati netice alınamaması eşkıyayı fazla şımartmış olduğundan, İngilizlerin de bunlara yapılan teşvik ve yardım sayesinde bu bölgedeki eşkıya cüretini arttırmıştır.  Bu bölgenin esaslı bir temizliğe ihtiyacı vardı.  Harekat sonunda bu bölge pek azı İran’a kaçabilenleri müstesna (dışında), kamilen (tamamen) temizlenmiştir.  

    Tunceli İsyanları;

    1. Tunceli harekâtı; 21-22 Mart ile 22 Ekim 1937.  Tunceli Bölgesine hükümetçe konulmak istenilen kararları, bölge halkı menfaatine uygun göreceklerinden Kahmut’la Pah arasındaki darboğaz tahta köprüsünü yaktılar ve oradaki jandarmalarla müsademe ettiler (çatıştılar).  

    2. Tunceli Harekâtı; 1.Haziran ile 7 Ağustos 1938 arası.  Harekâtın maksadı, Tunceli Bölgesinin tamamen aşiretlerden temizlenmesi ve bu bölgede çapulculuk ve şekavete (eşkıyalığa) son vermektir.  İsyan Bölgesi; Amutka – Nazımiye batısındaki Zel Dağı, Darboğaz, Dojik – Munzur doğusu, Karacakale bölgesidir.  Asilerin kuvvetleri 3.500-4.000 silahlı olarak tahmin edilmiştir. Haydaran, Kalan, Yukarı Abbas, Demenan, Şamuşağı, Koçuşağı aşiretleridir.

    Alıntı: Genelkurmay Belgelerinde Kürt İsyanları III – Nazmi Sevgen, (Sf. 77 ile 90 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Genelkurmay’ın Doğu Bölgelerinde Geçmiş İsyanlar ve Alınan Dersler adlı kitabından:) 

    13 Şubat 1925’te isyan başladı.  20 Şubatta Şeyh Sait Palu’yu aldı. 23 Şubatta Genç, Muş, Ergani, Siirt, Bitlis, Van, Hakkâri, Siverek, Urfa, Hınıs, Elazığ, Kığı da sıkıyönetim ilan edildi.  24. Şubatta Kısmi Seferberlik ilan edildi. 7 Martta Şeyh Sait 1.000 kişiyle Diyarbakır’a taarruz etti.  11 Martta Palu 1.000 asi tarafından işgal edildi. 12 Martta Varto’ya asiler taarruz etti. 19 Martta Koçuşağı asileri Çemişgezek’e taarruz ettiler.   20 Martta Dicle Batısı köyleri de asilere katıldılar.  21. Martta Petrüke (Pütürge olmalı, halk arasında Pötürge) de asilere katıldı. 25 Mart Silvan’da asilere katıldı. Varto geri alındı. Şeyh Sait Diyarbakır’a taarruz etti.  26-28 Mart Malazgirt ve Bulanık asiler tarafından işgal edildi.  1. Nisan Bu tarihten itibaren hazırlıklar tamamlanmış ve esaslı takip harekâtına başlanmıştır. 

    14-15 Nisan Çarburuk’ta Şeyh Sait ve avanesi yakalandı. 31 Mayıs. Harekât bitti.

    Alıntı: Genelkurmay Belgelerinde Kürt İsyanları III – Nazmi Sevgen, (Sf. 56 ile 73 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (16 Mart 1946 tarihli Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kâzım Orbay imzalı bir kitapçık var. Personelin aydınlanması için tüm birliklere dağıtıldığı söyleniyor. Adı; Doğu Bölgelerinde Geçmiş İsyanlar ve Alınan Dersler. Bu kitaptan; )

    ” .. Kürt diye bir millet yoktur. Kökleri Turani’dir.  .. sebze bilmezler, şeker bilmezler.  Her köylü ya da çobanın eşkıya hakkında söylediğine itimat edilmemelidir. Hatta bizim hesabımıza çalışan haberciler bile aynı zamanda öbür tarafa hizmet ederler.” 

    Alıntı: Genelkurmay Belgelerinde Kürt İsyanları III – Nazmi Sevgen, (Sf. 56) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1997): Bu kitapta bol miktarda nokta nokta olan sansürlü kesimler var.  

  • 1- Doğu’da bir Doğu Enstitüsü kurulup sorunlar bilimsel esaslara göre incelenmeli, Doğu’da görev alanlar bu Enstitüde kurs görmelidir.  

    2- Uzun vadeli bir temsil siyaseti olmalı.  

    4- En seçkin memurlar Doğuda görevlendirilmeli, yüksek tazminat ödenmeli.  

    8- Doğunun 18 İlinde Radyolu köyler % 71’dir. Bu illerde 36.682 radyo vardır. Anadili Türkçe olmayanların nispeti % 52,2, okuma – yazma bilmeyenler ise % 72’dir. Halkın büyük bir kısmı radyo yayınlarını anlayamamaktadır. Karşı merkezler günün 24 saatinde Kürtçe zararlı yayınlarla buradaki masum vatandaşlarımızı zehirler ve eğlendirirken, biz de mukabil (karşı) neşriyatla (yayınla) onları uyarsak, eğlendirsek ne olur? Kürtçe neşriyat yapılmasına kanuni imkân bulunmadığına göre, bir korsan radyo merkezi ile bu mühim işi pekâlâ yapabiliriz.

    Alıntı: Genelkurmay Belgelerinde Kürt İsyanları III – Nazmi Sevgen, (Sf. 44) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yıllardan beri, Başbakanlık Arşivi ile Topkapı Müzesi arşivlerinde Kürt işlerine ait belgeleri tetkik ederim. Bu münasebetle, Padişahlardan hiçbirisinin, II. Abdülhamit hariç, Kürtlerin sevk ve idaresi ile ilgili bir belgesine tesadüf edemedim. 

      … Kürt ileri gelenlerinin çocukları Hamidiye Alayları adlı mektepte eğitiliyor hem de rehin olarak İstanbul’da muhafaza ediliyordu.   Bu gayet yerinde bir siyaset idi.

    Alıntı: Genelkurmay Belgelerinde Kürt İsyanları III – Nazmi Sevgen, (Sf. 39) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1952 yılında Halep’te neşredilmiş olan Baytar Mehmet Nuri’nin (Nuri Dersimi) Kürdistan Tarihinde Dersim başlıklı 340 sayfalık kitabı (1) hezeyanlarla doludur.

    Alıntı: Genelkurmay Belgelerinde Kürt İsyanları III – Nazmi Sevgen (Sf. 29) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2019): Bu kitap internette pdf olarak mevcut, önemli bir kaynak.  

  • Bohtan suyunun kuzeyindeki dağlık araziye klasik eserlerde Karduklar Memleketi denilmektedir.  .. Ermenilerin Kerduh, Arapların Bakarda  dedikleri bu bölgeye çok sonradan Kürtlerin yerleşmiş olmaları, kardu ve karduh gibi kelimelerin Kürt adına benzemesi batı bilginlerini … yanıltmış.   Akad – Asur dillerinde kuvvetli, kahraman manasına gelen Kardu kelimesi …   

    Göktürk yazıtlarından önce yazılmış Yenisey Yazıtı, Elegeş yazıtları; “Ben Kürt ilhanı Alp-urunguyum…”  diye 12 satır bir yazıdır. Bu yazıya istinaden Kürtlerin Orta Asya’dan geldiklerini, orijinal dillerinin değişip Farsçadan etkilendiklerini… (1)   

    Kürtler İskit – Saka’dan kalma Oğuz boylarındandır. Kürtler Elegeş yazılarında gördüğümüz gibi Türkçe olan ana dillerini bu bölgede çok kuvvetli olan İran kültürünün etkisiyle kaybetmişlerdir.   

    Maalesef Başbakanlık Arşivlerinde de bu bölge Kürdistan olarak adlandırılmıştır. 1842 tarihinden itibaren başlayan belgelerin kayıtları Mesaili Mühimme (önemli işler) Kürdistan başlıklı bir defterde toplanmıştır.

    Alıntı: Genelkurmay Belgelerinde Kürt İsyanları III – Nazmi Sevgen, (Sf. 13, 26) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1): Yazar bunu çok önemli belge olarak sunuyor.

  • Amasya Mülakatı (görüşmeleri) olarak tarihe geçen Ankara ve İstanbul Hükümetlerinin ilk uzlaşmasının yapıldığı toplantı General Cemil Cahit Toydemir’in evinde yapılır. İstanbul Hükümetini temsilen Dâhiliye Nazırı Salih Karzeg Paşa, Mustafa Kemal Paşa, Rauf Orbay ve Bekir Sami katılır. Mustafa Kemal’in dışındaki tüm kişiler Çerkez kökenlidir. Ayrıca Amasya Valisi ve Emniyet Müdürü de Çerkez’dir.

    Alıntı: Çerkez Ethem Olayı – Cemal Şener, (Ant Yayınları Kasım 1982 Baskısı – Sf. 151) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nâzım Bey sorgusunda (İstiklâl Mahkemesi sorgusunda) … eskiden İttihatçı olduğunu, Yeşilordu Avrupa emperyalizmine karşı savaştığı için de kurucusu olduğunu belirtir.   Yeşilordu Cemiyetini tümü Milletvekili olan on dört arkadaşıyla birlikte kurduklarını ve bunların üç tanesinin bakan olduklarını belirtir. Kendisinin Yeşilordu Cemiyetinin Genel Sekreteri seçildiğini söyler.   Böyle bir girişimden TBMM Reisi Mustafa Kemal Paşa’nın haberinin olmamasının mümkün olamayacağını belirtir.   Yeşilordu Cemiyetinin Mustafa Kemal Paşa tarafından kapatılmasının ise; esas olarak Çerkez Ethem olayından dolayı olduğunu iddia eder.   Nazım Bey şöyle söyler;  “Komünist Fırkası burada teşekkül ettiği (kurulduğu) vakit (zaman) Dâhiliye Vekâletinden Vilâyetlere bir tamim (yazılı emir) yazılmış ve burada; Komünist Fırkası resmen teşekkül etti ve Yeşilordu Komünist Fırkasına inkılap etti (dönüştü), denmiştir.  Bu resmi tamim de gösteriyor ki, Yeşilordu’dan Hükûmetin haberi vardır.”  Ve Nâzım Bey’den Müthiş bir iddia; “Rusya ile dostluk tesisi (kurulması) için Moskova’ya görevlendirilen BMM Hükûmeti murahhasları (delegeleri), Rusya Sovyet inkılabına (devrimine) bizim de mürevveç olduğumuzu (propagandasını yaptığımızı) Moskova’ya ifade etmek zorunda kalmışlardı. Bunun için de Ankara’da bir teşebbüs (girişim) lâzımdı. İşte Yeşilordu kuruluşunun siyasi sebebi bu idi ve murahhaslar Moskova’da gazetelere bu sayede, resmen beyanatta bulunarak Bolşevik rüesasını (reislerini) bize imâle ettiler (yapıştırdılar). Açık kurulamaması da yine siyaset muktezasındandı (gereğindendi). Çünkü Garp emperyalistlerinin Anadolu’da şark sosyal inkılabını okşar bir fikir cereyanından kuşkulanarak üzerimize daha kudurmuşçasına saldırmaya kalkmaları ihtimali vardı. Bu iki siyaset ve iki mecburiyet!”   Ankara İstiklâl Mahkemesi Nazım Bey’e 9 Mayıs 1921 günkü kararla 15 yıl kürek cezası verdi. Nazım bey bu kararı adeta önceden görürcesine savunmasında şöyle der; “İtilaf Hükümetlerinin son konferansa Ankara Milli Hükümetini davet etmeleri üzerine Anadolu’da komünizm cereyanlarının artık durması, durdurulması siyaseten lâzımdı. Bu lüzumu derhal takdir eden her iki fırka da faaliyetlerini durdurdular ve bizim murahhaslarımız Avrupa gazetelerine “Anadolu’da komünizm ve Bolşevizm yoktur ve yaşayamaz.” diye beyanatlarda bulundular. …. Bilmiyorum, bizim takdir edemediğimiz daha başka bir hikmet var da, vatanın yüksek siyaseti uğrunda behemehâl birkaç masumun ezilmesi hâlâ muktezi (gerekiyor) ise o başka!” 

    Alıntı: Çerkez Ethem Olayı – Cemal Şener, (Ant Yayınları Kasım 1982 Baskısı – Sf. 126 ile 131 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yeşilordu kapatılır ama davası bitmez. Ankara İstiklâl Mahkemesinde yargılanırlar en önemli sanık Nazım Bey Halk İştirakiyyun Fırkasının kurucusu, Arif Oruç, Mehmet Şükrü, Şeyh Servet Efendi vs. Ve Arif Oruç hariç, Mebus olanların dokunulmazlıkları kaldırıldı.

    Alıntı: Çerkez Ethem Olayı – Cemal Şener, (Ant Yayınları Kasım 1982 Baskısı – Sf. 123) kitabından birebir alınmıştır.

  • Askerimizi savaşmamaya çağıran bu bildiriyi zorla imzaladığı zannediliyor.

    Alıntı: Çerkez Ethem Olayı – Cemal Şener, (Ant Yayınları Kasım 1982 Baskısı – Sf. 115) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir süre sonra Atina’ya oradan da Berlin’e geçer. Berlin günlerinde .. Enver Paşa ile ilişkiye geçer, Türkistan seferi için yollar arar, ama gerçekleşemez. Mısır’a arkasından da Ürdün’e gider. Almanya’da bulunduğu yıllarda Cumhuriyetin 10 yılı münasebetiyle 150’liklere af çıkar. Ethem geri dönmez. İki ağabeyi dönerler. Ethem, ihanet suçlamasını içine sindiremez. Yeniden yargılanmayı çok ister ama gerçekleşemez. 1886 doğumlu olan Çerkez Ethem 1948 yılı eylülünde Ürdün’de bir Çerkez topluluğu içinde hayata veda eder. Mezarı Ürdün’de Şeria nehrinin kuzeyindeki bir Çerkez Kaberteg mezarlığındadır.

    Alıntı: Çerkez Ethem Olayı – Cemal Şener, (Ant Yayınları Kasım 1982 Baskısı – Sf. 115) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mustafa Kemal 27 Aralık 1920’de Batı ve Güney Cephesi Kumandanlarına şu telgrafı çeker; “Kütahya’daki kurulun cevabı, Kuvayı Seyyare işinin artık barış yoluyla ve siyasetle çözümünün mümkün olamayacağını ispat etmiş ve sorunun kuvvet zoruyla çözümlenmesi gereği ortaya çıkmıştır. Bunun son safhasını şimdiden Meclis’e bildirmeye ihtiyaç yoktur. Başarı ile sonuçlandırırsak, Meclis’in yaptıklarımızı onaylayacağı kuşkusuzdur. Haklı olduğumuzu ispat edecek kadar belge ve delillerimiz mevcuttur. ..”  Çerkez Ethem’in tam çözüm beklediği bir sırada bu tel emri ile savaş açılması çok ilginçtir. Daha sonraları Ethem’in isyan ettiği söylenir ve bu isyanı da bir telgrafa dayandırılır. Hâlbuki Çerkez Ethem “İhanet” olarak nitelenen telgrafı 29 Aralık 1920’de Meclis’e çekilir. Mustafa Kemal ise 27 Aralık’ta zaten savaş emrini cephelere vermiştir.

    Alıntı: Çerkez Ethem Olayı – Cemal Şener, (Ant Yayınları Kasım 1982 Baskısı – Sf. 106) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sovyet Başkurt Cemiyeti adına 24 Mayıs 1920’de Ankara’ya ilk gelen resmi temsilci Şerif Manatof’dur.  Manatof; temsilcilik görevini bir yana bırakarak, Anadolu’da devrimci çalışmalara başlar.  Hatta Şerif Manatof’un Ankara Hükûmeti İçişleri Bakanlığı gizli ödeneğinden ayda 100 TL maaş aldığı da ileri sürülür.

    Alıntı: Çerkez Ethem Olayı – Cemal Şener, (Ant Yayınları Kasım 1982 Baskısı – Sf. 75) kitabından birebir alınmıştır.