Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Sovyetler … 15 Mayıs 1919 – 2 Kasım 1923 tarihleri arasında, toplam; 45.000 adet tüfek, 52.000 adet cephane, 166.900 adet çeşitli top mermisi ve bir çok savaş makinesi ile … toplam 82 milyon TL askeri yardım yapmıştır. Ayrıca 16 Mart 1921’de yapılan bir antlaşma ile Sovyetler Birliği Türkiye’ye ekonomik katkıda bulunmak için karşılıksız 10 milyon altın ruble yardım vermek kararı alır.

    Alıntı: Çerkez Ethem Olayı – Cemal Şener, (Ant Yayınları Kasım 1982 Baskısı – Sf. 74) kitabından birebir alınmıştır.

  • Madde 7-  Yeminini tutamayıp ta örgüte zarar verenleri enterne etmek için, her merkezin, önemine göre, ikiden ona kadar fedaisi ve icra adamları vardır.  

    Madde 9 – Gayemize fikren muhalif olanlar .. Islahtan ümit kesildiği zaman, naçar imha olunurlar.  

    Madde 11 – Devrim zamanına kadar hiçbir eylem yapılmayacak. 

    Alıntı: Çerkez Ethem Olayı – Cemal Şener, (Ant Yayınları Kasım 1982 Baskısı – Sf. 66 ile 68 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yeşil Ordunun Genel Sekreteri bazı kaynaklara ve Mustafa Kemal’in söylevde belirttiğine göre Hakkı Behiç’tir. Mete Tunçay ise eski Harput Valisi Nazım Bey olduğunu söylüyor.

    Alıntı: Çerkez Ethem Olayı – Cemal Şener, (Ant Yayınları Kasım 1982 Baskısı – Sf. 57) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1997): Bu Nazım Bey, birinci Mecliste Mebus olup Dâhiliye Vekili olması Mustafa Kemal tarafından reddedilen, sonra da yargılanarak küreğe mahkum edilen sosyalist kişi.

  • İngiliz Haberalma Örgütünün İstanbul Şubesince hazırlanan 29 Temmuz 1920 tarihli raporunda; “Bolşevik etkisi, milliyetçi Türk çevrelerinde gitgide daha belirginleşmektedir. Şimdi de Türkçe İslami Bolşevik Ceridesi diye basılı bir yayın gizlice dağıtılıyor.”

    Alıntı: Çerkez Ethem Olayı – Cemal Şener, (Ant Yayınları Kasım 1982 Baskısı – Sf. 56) kitabından birebir alınmıştır.

  • Büyük Britanya’ya manevi bağlılık ve saygı duygularını göstermeyi başaramayan Ethem Bey, İngilizlerin tutukladıkları Vali’nin (İzmir Valisi Rahmi Bey), küçük oğlunu kaçırarak İngilizlere saygı gösterisinde bulunmaktadır.  Hatta Hasan Tahsin’in dediğine göre, Ethem Bey Birinci Dünya savaşı sırasında, Büyükada’da esir tutulan İngiliz Generali Towsend’ı kaçırmayı planlamış fakat General reddetmiş.

    Alıntı: Çerkez Ethem Olayı – Cemal Şener, (Ant Yayınları Kasım 1982 Baskısı – Sf. 34) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mihri Belli 5 Aralık 1968 Ankara siyasal bilgiler Fakültesinde ki konuşmasında; “Kemalizm ile sosyalizm arasında aşılmaz duvar yoktur.”  “Milli gurur iyi şeydir. Milli gurur insanı sosyalizme götürür. Hayır! Kemalist’le Sosyalist arasında aşılmaz bir duvar yoktur! Ben bunu kendimden bilirim.” 

    Alıntı: Orgeneral Muğlalı Olayı (Otuz Üç Kurşun) – İsmail Beşikçi, (Yurt Kitap Yayın 2 Baskı 1992 – Sf. 168, 169) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • Hâlbuki suç tamamen siyasi niteliktedir. Bir jenosit suçudur.  

    Alıntı: Orgeneral Muğlalı Olayı (Otuz Üç Kurşun) – İsmail Beşikçi, (Yurt Kitap Yayın 2 Baskı 1992 – Sf. 160) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türk sömürge yönetimi “Doğu” ya tayin ettiği yüksek dereceli memurlara daima geniş yetkiler vermiştir. Bu memurların  “astığı astık, kestiği kestik” tir.

    Alıntı: Orgeneral Muğlalı Olayı (Otuz Üç Kurşun) – İsmail Beşikçi, (Yurt Kitap Yayın 2 Baskı 1992 – Sf. 145) kitabından birebir alınmıştır.

  • Aslında, kadın Türk MİT’inin hizmetinde çalışan ağa Mehmedi Mısto’nun kızıdır ve onun kızı olduğu için serbest bırakılmıştır. 

    Alıntı: Orgeneral Muğlalı Olayı (Otuz Üç Kurşun) – İsmail Beşikçi, (Yurt Kitap Yayın 2 Baskı 1992 – Sf. 141) kitabından birebir alınmıştır.

  • “33 Kişi alınmış, bir kadın bırakılmış, 32 kişi kurşuna dizilmiş biri kurtulmuş 31 kişi ölmüş.  Mahalli idare makamları, silahları jandarma tarafından verilmiş bir çete kurarak bu olaylara müdahalede bir sakınca görmemişlerdir.”  Van valiliğinin ve o sırada İçişleri Bakanı olan Recep Peker’in de onayı ile böyle bir çete

    (İranlıların sürülerini gasp etmek için kurulmuş bir çete!)

    İçişleri Bakanlığı daha sonra, sorumluluğu olmayan bu çetelerle hudut emniyetini  sağlamanın mümkün olamayacağına kanaat getirerek değiştirmiş ve çetelerin dağıtılmasını Van Valiliğine emretmiştir. .. bu gibi çetelerin kurulmasını tavsiye etmiş ve kuvvetli olasılıkla çetelerin faaliyetinden çıkar elde etmiş olan Özalp Kaymakamı Hilmi Tuncel, İçişleri Bakanının ikinci emrine rağmen çetesini dağıtmamıştır. Çete kurmak fikri üç kişiden çıkmıştır diyor; Özalp Kaymakamı Hilmi Tuncel, Özalp Jandarma kumandanı Yüzbaşı Vasfi Bayraktar ve Hudut Tabur Komutanı Binbaşı Şükrü Tüter’dir.   Bu üç resmi memur .. çeteyi kullanmakta ve İran hudutları içerisine sokarak, hayvan talan ettirmektedirler.  Şükrü Tüter’in çetenin bir numaralı idarecisi olduğunu gösterir pek çok belirtiler mevcuttur.   İşte bu çete bir gün, İran hududu içlerinde 6 km sarkarak, orada bir aşiret reisi olan Mehmedi Mısto adındaki şahsın … hayvanını Türkiye’ye getiriyor. Mehmedi Mısto’nun dedesi Türk dostu olarak tanınıyor. Mısto’nun 1943 yılında dahi Türk istihbaratına hizmet eylediği sabittir.  Mısto, Türkiye’ye başvuruyor. Hayvanlarımı verin, yoksa alırım, diyor. Fakat bu teklif Türk hukukunun haysiyetini rencide eder,  bizim İdareciler “Gelip karını da koynundan alacağız!”  diye mektup yazıyorlar. Ve Mısto 8 Temmuz 1943’te Özalp’e 1,5 km kala otlaktan 406 baş hayvanı alıp gidiyor. Türk yöneticiler bu işin içeriden destekli olduğunu düşünüyorlar. Hilmi ve Şükrü bu olayı çok mübalağalandırıyorlar hatta Van Valiliğine “Özalp yakınlarına kadar Rus askerleri gelmiştir.” diye rapor veriyorlar. Bu arada Özalp’te arzuhalci Rıfat isminde birisi arazi ihtilafları sebebiyle geçinemediği (anlaşamadığı) 40 kişinin adını Mehmet Mısto’nun yatakları (aveneleri, yardımcıları)  olarak kaymakama ihbar ediyor. O da Valiye yazıyor, polis 40 kişiyi gözaltına alıp mahkemeye veriyor mahkeme 5 kişiyi tutuklayıp 35 kişiyi serbest bırakıyor.  Mehmet Mısto 24 Temmuz gecesi Van’a gidiyor Valinin evinde; Vali, Mehmet Mısto, Tüm General Cevat Yalım ve Tuğgeneral Rasim Saltuk toplanıyorlar. Mehmet Mısto’nun uzaktan akrabası olan 35 kişinin öldürülmesi kararına varıyorlar.  Tümgeneral Cevat Yalım, Mustafa Muğlalı’yı uyarıyor.  Vali 25 Temmuzda 35 kişinin tutuklanması emrini veriyor. Biri kadın diğeri 11 yaşındaki bir çocuk bulunamıyor.    Bu arada 35 kişi her önüne gelenden yardım istiyor. Vali Avni Doğan her konuya vakıf. Muğlalı görüşmeyi ertesi güne bırakıyor. Hatta Muğlalı’nın, “Memleketin çıkarı için babamı bile asarım, Aydın Doğan bu işe karışmasın onu kırbaçlarım.”  vs. şeklinde acayip beyanlarda bulunduğu sabittir. Aydın Doğan tutukluları ziyaret ediyor, bu kişiler “Paşam! Bizi kurtar.!” diye yardım istiyorlar. Bu sırada Şükrü Tüter vs. geliyorlar, “Bunlar casustu, ordunun konuşlanmasını düşmana bildiriyorlar, Divanı Harbe veriniz!”  diyorlar. Aydın Doğan “O halde derhal teslim alınız.” diyor. Hiç değilse askeri makamlar teslim alsın istiyor.  Ve Muğlalı 26 Temmuz 1943’te emrini veriyor; “Bu listedeki kişileri hududa götürüp, gizli geçiş yerlerini öğrenin. Şayet kaçmaya veyahut askere saldırmaya kalkarlarsa derhal silah kullanılmasının hiçbir zaman unutulmamasını rica ediyorum.  3. Ordu Müfettişi Orgeneral Mustafa Muğlalı.”

    “Bu kişiler öldürülmeye sevk edilecekleri anda Yüzbaşı Vahit Yüzgeç’in müdahalesi üzerine, Türk askerinin kadına kurşun atmayacağı gerekçesi ile serbest bırakılmış olan Mehmedi Mısto’nun Türk uyruklu kızı olan Zühre’dir.  Orgeneral Mustafa Muğlalı onları Genelkurmaya rapor ediyor; 

    “1- Özalp teftişimde, yöreyi çok iyi bilen kişilerin guruplar halinde hududa götürülerek bilgi alınmasını uygun buldum.  

    2- 32 kişi götürülmekte iken çatışma çıktı, tamamen imha edildiklerinin tahmin edildiği… 

    3- Çarpışan gurupların birisine kumanda eden subayın elinden yaralandığını ve gurupların görevlerini çok iyi bir surette yaptıklarını …”    

    32 kişi elleri arkalarına bağlı ve kişiler birbirlerine iple bağlanmak suretiyle … bu sırada zaten öldürüleceklerini bilen elleri bağlı mağdurların yalvarıp yakarmaları, feryadı figanları çok yürekler acısı bir sahnedir. .. Şükrü Tüter’in evvelce verdiği sözlü emir gereğince, üzerleri aranıp para ve saatleri gasp edilip kişilere dağıtılmıştır.   Bütün bu açıklamalardan anlaşılacağı üzer, Özalp olayı diye adlandırılan bu olay, başından itibaren düşünülmüş, tertiplenmiş, uygulanmış, hunharca bir cinayetten başka bir şey değildir.!”

    ” .. Muğlalının bütün görev hayatı boyunca kendisine verilen görevleri kanunu, nizamı, hak ve adalet düşüncelerini asla dikkate almadan yapmış ve birçok adam öldürme olaylarına karışmış bir general idi. . Hükûmetin Muğlalı’ya bizzat kendisinde dahi bulunmayan bir takım geniş yetkileri hiç olmazsa zımnen (açık olmayan biçimde) tanıdığı, her türlü şüpheden uzaktır. Nitekim Özalp olayından sonra Erzurum’a gelen Reisicumhur İsmet İnönü herkesin huzurunda  “Muğlalı doğunun kralıdır, ben onun burada bulunması sayesinde rahat uyuyorum.” diyerek, Muğlalının arkasını okşamış olmasının bir anlamı vardır. …  Muğlalı, .. daha sonradan, tutuklandıktan sonra ısrarla yardım istediği tek kişi, İsmet İnönü olmuş, “Arkamı sıvazlayıp göreyim seni Muğlalı, diyen kişi nerede ”  diye yanıp yakılmıştır. Bu konuda Muğlalının daha dikkate değer bir ifadesi de şudur; “Bana bu işleri yaptıran kişiye iki kere mektup yazdım, cevap bile vermedi.”    Muğlalının kızları ve avukatı da, Muğlalının İnönü’den geniş yetkiler aldığını söylüyor.”  

    “Olaydan sonra İnönü, olay mahalli olan Van’a giderek orada haksızlığa uğrayanların gözleri önünde Muğlalı’nın koluna girerek gezmiştir. Bir katliam failinin, katliam bölgesinde, devlet reisi tarafından onurlandırılmasının anlamı üzerinde durulmalıdır.”  (Muğlalı tutuklu ve hasta) Hastanede Kenan Çığman ile konuşuyor ve Kenan Bey de bu konuşmayı Komisyona şöyle anlatıyor; “Ben askerim, Başkumandanın verdiği bir emri yaparım. Bugün de verse yine yaparım.”  Muğlalı’nın Ankara’da Hamit Şevket İnce’ye şu sözleri söylediği sabittir; “Ordu içinden seni seçtim, Doğu’daki eşkıyalığı önle, … ne yaparsan yap, ben varım arkanda!” bu sözler Milli Şef’in.  Muğlalının kızlarının “Babamıza bu işleri yaptıranlar meydana çıksınlar!” diye ısrar etmelerinin bir anlamı olması gerekir.  

    Muğlalının resmen İsmet İnönü’ye 19.2.1949 tarihli bir mektubu ve 26.9.1949 tarihli bir telyazısı dosyalarımızda bulunmaktadır.   İnönü’nün kişisel fiilinden dolayı sorumluluğu yönüne gitmeye, adli anlamda delil mevcut olmadığından, olanak görülmemiştir.    Suçluların bir kısmı ölmüş, hepsi için de 1950 affı çıkmıştır.  Olay zamanında Türkiye’de yürürlükte olan idari ve siyasi zihniyetin ve özellikle insan ve vatandaş hak ve hürriyetleri anlayışının bu olaya neden olduğuna … ”  Rapor bitti.

    Alıntı: Orgeneral Muğlalı Olayı (Otuz Üç Kurşun) – İsmail Beşikçi, (Yurt Kitap Yayın 2 Baskı 1992 – Sf. 137 ile 159 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1997): Genelkurmay Mahkemesi 1949 yılında başlamış, Muğlalı’ya 20 yıl mahkûmiyet vermiştir.  Muğlalı’nın cesaretini ve cüretini İnönü’den aldığı iddia edilmektedir. 

  • 1943 yaz aylarında Mustafa Barzani zindandan kaçırıldı. Ve Irak’ta Kürtçü faaliyetler çok hızlandı ve İngiltere devreye girdi. Türkiye 28 Haziran 1943’te Diyarbakır Batman demiryolunu hizmete açtı. Bayındırlık Bakanı Sırrı Bey, Genelkurmay Başkanına, bu yol işine yakın ilgisi dolayısı ile çok teşekkür ediyor.  Türkçülük yükseliyor.

    Alıntı: Orgeneral Muğlalı Olayı (Otuz Üç Kurşun) – İsmail Beşikçi, (Yurt Kitap Yayın 2 Baskı 1992 – Sf. 100 ile 110 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (33 kurşun olayından birkaç hafta önce:)

    8 Haziran 1943’te  CHP’nin 6. Büyük kurultayı yapılıyor. Bu kurultayda, Genel Başkan Vekili ve Başbakan Şükrü Saraçoğlu konuşmasında “1– Türk’üz, Türkçüyüz, her gün biraz daha Türkçü olacağız.”

    Alıntı: Orgeneral Muğlalı Olayı (Otuz Üç Kurşun) – İsmail Beşikçi, (Yurt Kitap Yayın 2 Baskı 1992 – Sf. 102) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • Muğlalı aylarca bu olayda emir verdiğini inkâr ediyor, en sonunda kabul ediyor. Topu Asteğmenlerin üzerine atıyor.

    Alıntı: Orgeneral Muğlalı Olayı (Otuz Üç Kurşun) – İsmail Beşikçi, (Yurt Kitap Yayın 2 Baskı 1992 – Sf. 85) kitabından birebir alınmıştır.

  • Daha 1921 yılında Kürdistan, Ermenistan olmasın diye, Kürtleri Ermenilere ve Fransızlara karşı örgütleyen Kürt Ali Saip Ursavaş, daha sonra Şeyh Sait ve arkadaşlarını asan mahkemenin bir üyesi, bir ara da başkanı olmuştur. .. bu ihanetlerine karşı Kemalistler tarafından Çukurova’da geniş bir çiftlik ve Kozan Mebusluğu ile ödüllendirilmiştir. Ayrıca Şeyh Sait ve arkadaşlarını yargılarken 60.000 altın rüşvet almasına Kemalistler göz yummuştur. Daha doğrusu Şark İstiklâl Mahkemesinde Kürt vatanseverlerinin kelleleri açık arttırmaya çıkarıldığından, rüşvetler binlerce altınla ifade ediliyordu.

    Alıntı: Orgeneral Muğlalı Olayı (Otuz Üç Kurşun) – İsmail Beşikçi, (Yurt Kitap Yayın 2 Baskı 1992 – Sf. 83) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1930- 1934 Yılları arasında İran’da Büyükelçimiz olan Rıdvanbeyoğlu Hüsrev Gerede, Hatıratım’ın bir yerinde; “Şah ile görüştüm. Gazi’ye derin muhabbeti var, sınırdaki Kürt asilere ve eşkıyalara karşı bir askeri harekât yapacaklarından.”  ve sıcak takipten bahsediyor.  Şah, müşterek düşmanlar karşısında aramızdaki dostluğun takviyesinin lüzumunu katiyetle tekrar etti.

    Alıntı: Orgeneral Muğlalı Olayı (Otuz Üç Kurşun) – İsmail Beşikçi, (Yurt Kitap Yayın 2 Baskı 1992 – Sf. 91) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Cesetler üst üste yığılmış, altta kalan İbrahim Özay kurtulmuş. İbrahim’in kardeşi İsmail Özay cezaevinden çıktıktan bir buçuk ay sonra TBMM Başkanlığına müracaat ediyor:)

      Bu arada .. 38 kişiden tevkif edilen 5 kişi yargılanıyor ve sonunda berat ediyor.  İsmail 30.12.1943’te TBMM’ye bir dilekçe daha vererek bu beş kişi gibi kardeşinin de berat etmesini istiyor. Beş yıl cevap alamıyor.  Demokratlar İsmet Paşa’yı yıpratmak için işi kurcalıyorlar. Ve 28.6.1948 günü Milli Savunma Bakanı Hüsnü Çakır’ın emriyle, Genelkurmay Adalet Müşavirliği, Orgeneral Mustafa Muğlalı’nın ve olaya adı karışan öteki kişilerin ifadesi alınıyor. Avni Doğan’ın mektup ve şifrelerini zamanın Dâhiliye Vekili yok etmiş.  Orgeneral Mustafa Muğlalı Genelkurmay Mahkemesinin 20.3.1950 gün ve 95-0-13 esas no.lu kararı ile önce idama mahkûm edilir. Hasta olduğu gerekçesiyle hastaneye yatırılır. Genelkurmay Mahkemesinin kararı Askeri Yargıtay’ca bozulur. Fakat dava Genelkurmay Mahkemesince yeniden ele alınmaz 11. Aralık.1951 de Muğlalı ölür, dosyası kapanır.  6-7 Eylül olayları ile CHP iktidara yüklenince tekrar raftan çıkartılır.

    Alıntı: Orgeneral Muğlalı Olayı (Otuz Üç Kurşun) – İsmail Beşikçi, (Yurt Kitap Yayın 2 Baskı 1992 – Sf. 71 ile 79 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kemal Yürükoğlu (Van); “Sene 1945, 33 vatandaşın öldürülmesinin üzerinden iki sene geçmiş.  İnönü ziyarete geliyor, kiminle geliyor? Mustafa Muğlalı’yı koluna takarak Van’a geliyor.” (1)

    “.. Kanaatim, arkadaşlar, bu hadiseden zamanın Devlet Reisinin haberdar olduğudur.”  

    Tahir Taşer (Kırşehir); “.. bu 33 vatandaşın elleri, kolları ve gözleri bağlanarak makineli tüfeklerle biçiyorlar.”  

    Aziz Köksal (İçel); “Arzuhal Encümenindeki üye bu konuyu kurcaladıkça CHP’li encümen arkadaşlarımızın asabı bozuluyordu.”   

    Kenan Sığman (Çankırı): ”-Muğlalı’nın mahkemesi sırasında fakültede asistanlık yapıyordum kendilerini Çerkeş’ten tanıdığım için görüşmeye gittim.  Mustafa Muğlalı dedi ki; Ben nihayet bir ordu kumandanıyım. Hudutta vukua gelen bir kaçakçılık hadisesinden dolayı neden adamları öldürteyim? Mustafa Muğlalı “Bu hadisede, “seni göreyim ” diye emri veren, işi yaptıran zata iki defa mektup yazdım, müdafaa için tevessül edin” diye. Cevap vermedi.” Dedi. Bunun kim olduğunu öğrenmek istedim, anladığıma göre bana, İnönü olduğu manasını verdi.”  

    Mustafa Ekinci (Diyarbakır); (Müfettişi Umumi (genel müfettiş, eyalet valisi gibi) Avni Doğan Bey’den aktarma yapıyor; ) “-O gün bizzat Özalp’e gidiyor. Muğlalı ile görüşmek istiyor, Muğlalı’nın çadırında uykuda olduğunu söylüyorlar. Nöbetçileri dinlemeyerek bizzat Muğlalı ile temas ediyor. Bu 33 vatandaşın adliyenin bıraktığı gibi kendisinin de bırakması lâzım geldiğini münakaşa ediyor. .. Oradan ayrılınca Genelkurmay Başkanlığına, Dâhiliye Vekâletine şifre çekiyor; “Bu 33 vatandaşın hayatı tehlikededir, bunun için bir emri kati verilmediği takdirde öldürülmeleri muhakkaktır.” diye yazıyor. ..  Buna rağmen ikinci gün 32 si öldürülüyor.” 

    Alıntı: Orgeneral Muğlalı Olayı (Otuz Üç Kurşun) – İsmail Beşikçi, (Yurt Kitap Yayın 2 Baskı 1992 – Sf. 52 ile 57 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (2012): Bu Milli Şef’in katliamcıların yanında yer aldığını belli eden açık bir tavırdır. Ancak daha sonra Muğlalı Paşa’yı kaderine terk edecek.

  • “… birliğimin mevcudu 80 kadardı. Çavuş ve onbaşıların hepsi Hasankale’li idi. (Bunlar muhtemelen Erzurum’un Kürtleri) .. İçlerinde Mehmet Mısto’nun kızı da vardı. Bu kadın Özalp’te bir yediemine bırakılmıştı….  Yüzbaşı Vahdet Yüzgeç’in son anda hastalık bahanesiyle gelmemesi yüzünden, Bölük Komutan Vekili Necdet Bilgeç’in, Teğmen Ekrem’in yanında hâkim bir tepeden kılıçla verdiği emir üzerine 30 Temmuz 1943 sabahı öldürülmüştüler.  Bu olaydan sonra beni hudutta görevlendirdiler. Mehmet Mısto, Tevfik Yener ve Van Emniyet Müdürü Abdullah’ın muhafızı olarak ben kararlaştırılan yere gittim.   Mehmet Mısto yarım Türkçesiyle bizlere övgüde bulunduktan sonra  .. 33 kişiden, ağır yaralı olarak kurtulan ve kendisine iltica eden İbrahim’in, müsaade edildiği takdirde elimizi öpmek istediğini bildirdi.  İbrahim getirildi, elimiz öptürüldü. Yurda kabulü müsaadesi istendi. Karşımda bulunan Mısto’nun oğlunun maalesef TC As. Fab. 936 yazılı dipli fişekleri taşıdığını üzülerek gördüm ve tabur komutanına rapor ettim. .. Demek ki bu bölgede yalnız hayvan değil, mermilerimizin de karşı tarafa kaçırıldığı bir gerçekti.

    Alıntı: Orgeneral Muğlalı Olayı (Otuz Üç Kurşun) – İsmail Beşikçi, (Yurt Kitap Yayın 2 Baskı 1992 – Sf. 39) kitabından birebir alınmıştır.

  •  

    (İkinci Tanık Yedek Teğmen Durmuş Özbek’in ifadesi 8 Mart 1974 tarihli Milliyet’te yayınlandı.

      “Biz Taburda görevli idik. Emir geldi. Olay yerinde ihtiyaten (yedek olarak) bulunduk Bir de bize tutanak imzalattılar. Kurşuna dizme görevini yerine getirecek birliğe kumanda eden arkadaşlar Necdet ve Bilal aslında tavuk kesemeyecek derecede yufka yürekli yaratılışta idiler.   Aralarında tahminen 13-14 yaşlarında bir çocuğun ve birliklerinden izinli gelmiş .. biri çavuş, biri onbaşı üç erin de bulunduğu 33 vatandaş sınırda önceden ayrılan yere getirildiler. Ve iki guruba ayrıldılar.   Arazi durumuna göre birbirlerini görmüyorlardı.  Bir gurubun başında Necdet diğer gurubun başında da Bilal Teğmen bulunuyordu. Teğmenlerin havaya ateş ederek verdikleri işaret üzerine mangalar ateş açtı. Ve 33 vatandaş böylece kurşuna dizildiler.   Ancak benim bu olayda dikkatimi çeken, kurşuna dizme görevini yerine getiren birliklerin, karargâhlarına, Milli bir görevi yerine getiren insanların ruh haleti içerisinde  “Dağ başını Duman Almış” marşını söyleyerek dönmeleriydi. .. Vatan hainliği etmiş kimseleri kurşuna dizdikleri kanaati içinde idiler.

    Alıntı: Orgeneral Muğlalı Olayı (Otuz Üç Kurşun) – İsmail Beşikçi, (Yurt Kitap Yayın 2 Baskı 1992 – Sf. 35, 36) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU 2012): 2007 yılı ocak ayının 19’unda Hırant Dink’i Ogün Samast adında bir çocuğa öldürttüler. Birkaç saat içinde Samsun’da yakalandı. Jandarma Karakolu’nda Türk bayrağı önünde askerler bu kahraman vatan evladı (!) ile hatıra fotoğrafı çektirdiler.

  • Yüzbaşı Dr. Reşit Ersezer;

    “Olaylar sırasında Özalp’te askeri doktordum. .. Milan Aşiretinin Reisi Mehmet Mısto (Mustafa) Türk dostu ve milli …setimizin adamıdır. Rus kuvvetlerinin miktarı, silahları, konuşları, hareketleri hakkında sık sık bize haber gönderirdi. O sırada Kuzey İran Sovyetler Birliğinin, Güney kesimi ise İngilizlerin işgali altındadır. O sıralar bizim tarafta gaz ve çay yoktu, İran’da ise şeker ve ilaç sıkıntısı vardı.   Ve kaçakçılık vardı. Göz yumuluyordu. Çünkü kaçakçılar gaz getirmese resmi daireler dahi aydınlanamazdı. . İran’da et pahalı idi. Onun için et kaçakçılığı oluyordu, göz yumuluyordu, hatta rüşvet alındığı söyleniyordu. Koyununu İran’a geçirenler “yalandan” İranlılar hayvanlarımızı götürdü diye ihbar ediyordu. İçişleri Bakanlığından bir emir geliyor, hududa 10 km kalasıya kadar kimse hayvan otlatmasın.. Buranın otları iyiydi ve Mehmet Mısto’nun sürüleri burada otlardı. … her nedense Kaymakam Mehmet Mısto’dan hoşlanmıştı. .. bir gün Mehmet Mısto’nun sürülerini kaçırmak için plan hazırlanır. Plan muvaffak olmuştur. Sürünün bir kısmı sivil halk arasında pay ediliyor. Bir kısmı da asker kazanına giriyor. Mehmet Mısto bir mektup yazıyor, ben sizin adamınızım, sürümü bana geriverin diyor. .. ve diyor ki; Memikan aşireti Özalplilerin sürüsünü kaçıracak tedbir alın. Alınıyor. Hatta sürünün hududa yakın otlamasına müsaade ediliyor ve sürü kaçırılıyor. Tabii ki bundan Mehmet Mısto sorumlu tutuluyor. Toplantılar başlıyor. Kaymakam, akrabalarını toplayıp tutuklayalım, tehdit edelim diyor. Ve ben buna karşı çıktım. Vali kaymakama toplat diyor. Mehmet Mısto’nun 40 akrabası toplatılıyor.   İki gün sonra Orgeneral Muğlalı geldi. Muğlalı otomobilden iner inmez etrafını köylü kadınlar alarak dilekçeler verdiler. Bunlar toplatılanların kadınları ve kızları idiler. Paşa olayı burada öğreniyor. Vali kendisine izahat veriyor. Muğlalı bunun üzerine, “-Sorgu ve mahkeme ne oluyormuş? Hepsini öldürün, diğerlerine ders olur”, dedi.  Vali ve Kaymakam bunları beklemiyor ve telaşlanıyorlar. Vali Van’a dönüşte Diyarbakır’daki Umumi Müfettiş Bay Avni Doğan’ı arıyor ve derhal Van’a gelmesini rica ediyor. … Gece Orduevinde Bay Avni Doğan ile Muğlalı gizli konuşuyorlar. Daha evvel Muğlalı Ankara’daki bir şahısla gizli bir telefon görüşmesi yapmıştır. Bir aralık Muğlalı yüksek sesle Avni Doğan’a “-Sen bu işe karışma, ben emri yüksek yerden aldım, icap ederse seni bile yok edebilirim.” diye bağırır. Muğlalı, Vali ve Tümen Kumandanı Tümgeneral Rasim Saltuk’a dönerek, “-Tutukluları Emniyetten teslim etsinler, siz de tabura emir veriniz emniyetten teslim alsınlar”. .. Fakat tutuklular kaymakam tarafından evlerine gönderilmişler. İçlerinden beş kişi suçlu diye ayrılıp Van’a gönderiliyor. Vali derhal bunları geri toplatır. Bunlardan iki kişi asker oldukları için kıtalarına yollanıyor, üç kişi de asker olmalarına rağmen hasta oldukları için evlerinde kalıyor. Toplatılanlar 33 kişidir. Tabur Komutanı Tümenden aldığı emir üzerine 7. Bölük Komutanı Yüzbaşı Vahdi’yi çağırıyor ve tutukluların hududa götürülerek öldürülmelerini emrediyor. .. Vahdi Binbaşıdan yazılı emir istiyor Binbaşı da tecrübelidir yazılı emir vermesine imkân yoktur. Fakat bu emri yapacak iki kişi vardır. Süvari Bölüğünden Yedek Asteğmen Bilal Bari ve Yedek Asteğmen Durmuş Özbek. İtirazsız emir yerine getiriliyor. Hepsini öldü diye bırakıyorlar ama içlerinden biri ölmemiştir, sürünerek hududu geçiyor ve Mehmet Mısto’ya iltica ediyor.”

    Alıntı: Orgeneral Muğlalı Olayı (Otuz Üç Kurşun) – İsmail Beşikçi, (Yurt Kitap Yayın 2 Baskı 1992 – Sf. 25 ile 34 arası) kitabından birebir alınmıştır.