(5 Mart 1923 Tarihli Gizli Celsede Lozan ve Musul Meselesi Görüşülüyor:)
Sırrı Bey (İzmit); ” .. Bizim istediğimiz Musul ve mülhakatı (civarı), baştanbaşa, akalli kalili (az olan azınlık) Türk ve kısmı âzâmı (büyük kısmı) Kürt ile meskûndur. Bu noktai nazardan (bakış açısından) davamız meşrudur (haklıdır) ve bu itibarla mademki Arap ekseriyetiyle meskûn olan kıtanın haricinde kalıyor. Hiçbir tefsire (açıklamaya) girişmeksizin diyeceğim ki; Musul mülhakatıyla (civarıyla, etrafıyla) beraber Türkiye’nin eczayı mütemmimesindendir (bütünleyici parçasıdır). Bunun hilafına (aksine) hareket Misakı Milliyi iptal manasına tazammun eder (iptal anlamını kapsar) …”
Emin Bey (Ergani); ”Musul’u satıyorlar”.
Emin Bey (Ergani, Devamla); “Bu memleketleri daima satıyorlar, daima gidiyor!”
(Bu satıyorlar lafı Başbakan Rauf Bey’e çok dokunuyor:)
Hüseyin Rauf Bey (İcra Vekilleri Reisi, Sivas) (Başbakan); “Reis Paşa bana söz veriniz veya vazifeden affedersiniz.
(Oturumu yöneten Meclis Reis Vekili Ali Fuat Paşa’ya söylüyor:)
Yusuf Ziya Bey (Bitlis); Ben izah edeyim, Paşa, ben izah edeyim. Katiyen sözünü geri almıyor. Mesaili milliye (milli işler) namına satıyorlar.
Hamdullah Suphi Bey (Antalya) ;”Bu sözü söyleyen, namus ne olduğunu bilmeyen esafildir (sefildir), erazildir (rezildir).”
Yusuf Ziya Bey (Devamla); Esafil sensin, erazil sensin, namussuz sensin, alçak. Ben namusluyum, namussuz onlardır.
(Celseye ara veriliyor:)
Sırrı Bey (İzmit); … Musul’un Misakı Millîdeki ibareye nazaran, bu mıntıka sakinlerinin ekseriyeti mutlakası (büyük çoğunluğu) Kürt olan bir kıta bulunması hasebiyle (dolayısı ile) mutlaka bizimle beraber yaşaması lâzım geldiğini ispat edici, burada pek çok söz söylendi. Yarın orada şeklen kukla mesabesinde (seviyesinde) vücuda getirdikleri hayal kabilinden bir şekli hükümet meydana gelecektir. Bu kıtanın maddeten İngiltere’ye bir menabii varidat (gelir kaynağı) olabilmesini şimdiden müstefit (yararlı) göreceğim. Fakat İngilizler bu kıtayı yalnız bir membaı varidat olarak istifade emeli (amacı) ile ellerinde bulundurmak istemiyorlar. İslam memleketlerinin ortasında ikinci bir ihtilaf membaı (anlaşmazlık kaynağı) ihdas etmek (oluşturmak) istiyorlar. Orada güya evsafı milliyeyi (mili vasıflara) haiz bir Kürt Hükümeti teşkil ettiğini gösterir göstermez, yarın komşumuz bulunan İran’ın tahtı idaresi altında bulunan Kürtlerin buraya iltihakları (katılmaları) için burada teşvikatta (teşviklerde) bulunacaklardır. Onu itmam ettikten (tamamladıktan) sonra ve belki ondan evvel bizimle beraber çalışan ve bizimle beraber şimdi bu uğurda evlatlarını feda eden Kürtlerin dahi oraya iltihakına (katılmalarına) çalışacaklardır. Şimdiki terbiye dâhilinde yetişen batına (nesile, jenerasyona) şüphem yoktur. Fakat İngiliz tesiri altında yetişecek batını cedidin (yeni neslin) ne fikre malik olacağını şimdiden nasıl anlayacağız? İşte orada hem bizi zaafa düşürecek, hem İran’ı zaafa düşürecek ve sonra orada kukladan ibaret bir hükümet vücuda gelecek. Zaten İngiliz’in gayesi de hiçbir yerde kuvvetli bir İslam Hükümeti bulunmamasına matuftur (yöneliktir). İşte bu gaye İngilizlerin milyonlarca lira sarfını (harcanmasını) istilzam eder (gerektiren) bir maksattır ve bunu biz teshil etmiş (sağlamış) olacağız. Sıra arazi meselesinde adalara gelmiştir. Musul’dan gayri arazi meselesini kabul ettim demekle, bu adaları dahi muhasımlarımıza (hasımlarımıza, düşmanlarımıza) terk etmiş oluyorlar. .. Sevr Ahitnamesinde dahi bize iade edildiği sarahaten (açıklıkla) mezkûr (zikredilmiş, söylenmiş) olan Meis Adasının dahi (bile) İtalyanlara verildiği mesturdur (gizlenmiştir). … bu kere İtalyanlara verildiği mukayyettir (kayıtlıdır, sağlamdır).”
Sırrı Bey (İzmit) (Devamla); “… Adalar Anadolu’nun cüzüdür (parçasıdır). Son Oniki Adanın İtalyanlara verilmesi garip bir şekilde olmuştur Efendiler. Bilirsiniz ki, oniki ada daha evvel Anadolu muharebesini müteakip (sonunda) yine Lozan’da yapılan ahitname (antlaşma) mucibince (gereğince) bize iade olunacaktı. Biz Trablusgarp’tan el çektiğimiz dakikada bu adalar ahden (verilen söz gereği) bize iade olunacaktı ve şimdiye kadar bu ahitnameyi feshedecek naks edecek (ortadan kaldıracak) bir ahitname de yapılmamıştır. Ondan dolayıdır ki İtalya Adaları el’an (halen) ilhak etmemiştir (topraklarına katmıştır). Çünkü ahidde (sözleşmede) Adalar bizimdir. Trablusgarp üzerinde hâkimiyetimizden feragat etmemize mukabil (karşılık), mukabeleten (karşılık olarak) Adaları peşkeş çekmek bilmem hangi mantığın icabıdır ve hangi şurut (şartlar) bunu bize yaptırmıştır? Bu, hakikaten, insanların yaptıkları ahitnameler içerisinde garip olarak, istisnai (ayrıcalıklı) olarak gösterilecek bir kayıttır ve müzakeresiz (tartışmasız, görüşmesiz) bir surette, mecbur olmaksızın diğer milletlere verilmiştir. …dahası var efendim. Sevr Ahitnamesinde Çanakkale Boğazına yakın olan iki ada bize verilmişti. Burada da veriliyor. Fakat farkı nedir? Sevr Ahitnamesinde bu iki ada için muhtariyet (özerklik) isteniyordu… Fakat bugün zaferimizin neticesi olarak bize verildiği beyan olunan bu iki ada için, bize muhtariyet teklif ediyorlar ve kabul de ediliyor bu. .. Bize verilen Ahitnamenin 16. maddesinde sarahaten şöyle bir fırka vardır; “Bu arazi ve cezireler (kökleri) üzerinde ilhak (ele geçirme) ve istiklâl (bağımsızlık) veya herhangi bir şekli idare hakkında istihdaf edilen (hedeflenmiş) ve edilecek (hedeflenecek) olan bütün mukarreratı (kararları) kabul ve tasdik eder. ” .. O halde şayet zikri unutulmuş bir kaya parçası varsa o da bizim aleyhimize tefsir edilmiş (izah edilmiş, açıklanmış) olacak ve biz onu şimdiden kabul edeceğiz. .. Heyeti Vekilemiz dahi telakki bil kabul etmiştir. Bu arazi ve cezireler (Cezir; Kök) üzerinde ilhak ve istiklâl, herhangi bir şekli idare hakkında ittihaz edilmiş (sayılmış, tutulmuş) ve edilecek kararları tasdik edecektir diyor. Bu nedir? Bizden ayrılan memleketlerdir. O halde bizden ayrılan memleketlerimiz için hasımlarımız (düşmanlarımız) her ne karar ittihaz etmiş ise onu, onu kabul etmiş ise, onu kabul etmiş olacağız. Meselâ yarın diyecek ki; ben Irak’ı ilhak ettim (kendi topraklarıma kattım), faraza ben Suriye’yi ilhak ettim, İngiltere; Mısır benim himayemdedir. Cenubi (güney) Kürdistan bir hükümet, denildiği zaman, biz münakaşasına (tartışmasına) bile girmeye bakmaksızın, derhal onu bu muahede (antlaşma) ile şimdiden tasdik etmiş oluyoruz ve Misakı Milli ahkâmını şununla biz de ikmal etmiş (tamamlamış) oluyoruz ve biz, bizden ayrılan garp memalikinin (batı memleketlerinin) mukadderatını (geleceklerini) kendi ahalisinin reyine (oyuna) terk etmiş idik. Şimdi bahşiş olarak verilen memleketlerden birisi de Kıbrıs Adasıdır. (Ha, Bravo sesleri) Bu ada verilirken, vatanın selâmeti namına kurban edilirken, hiç olmazsa sekenei İslimiye’nin (Müslüman sakinlerinin, Müslüman yerleşik halkın) hukukunu temin edecek bir madde konulmak yok mu idi? .. Yine bu memleketin selameti namına bir kayıt vardı ki unutulmuş. O da bu Adanın üçüncü bir devlete hibe (bağış), irae (gösterme) veya hiçbir surette verilemeyeceği hakkında bir kayıt konulmalı idi.
Sırrı Bey (İzmit) (Devamla); “-Tetkik (inceleme) sırası şimdi 25. Maddeye gelmiştir; aynen okuyacağız; “Türkiye Hükûmeti veya Türkiye memureyni (memurları) tarafından Türk arazisi dışında işbu muahedeye (antlaşmaya) vazıülimza (İmza koymuş) Hükûmetin hakimiyeti altında veya himayesinde kain (bulunan) arazide bulunan tebaa .. üzerinde kuvvet ve hakkı kaza (yasama hakkı, kanun yapma hakkı) istimal edilmeyecektir (kullanılamayacaktır).” diyor. Bundan sonra üzüntü verici gayet mühim bir madde vardır. (25 Maddenin ikinci şıkkından söz edecek) “Türkiye’den nez edilen (ayrılan) arazi ahalisi üzerinde siyasi, adli ve idari hususatta (hususlarda) herhangi bir sebebe dayalı olursa olsun hiçbir kuvvet ve hakkı kaza (yasama hakkı) istimal edilmeyecektir (kullanılmayacaktır).” Efendiler, bu madde ile Halifenin ve Hilafetin âlemi İslam üzerindeki rabıtasını (bağlantısını) kesmek istiyorlar. Allah beni böyle bir ahitnameye muvafakat etmekten esirgesin (Amin sesleri)”
(Sırrı Bey seçimlere bir ay var, erken seçime gidelim, halka da biz bu anlaşmayı imzalayamayız, siz yeni bir seçim yapın. O Meclis de bu seçimi yapsın, diyor:)
…. Ali Şükrü Bey (Trabzon); (Mondros Ateşkes Antlaşmasının o zamanın şartlarında çok başarılı olduğunu söylüyor. O zaman İtilaf Devletlerinin Almanya ve Bulgaristan ile yaptıkları ateşkes antlaşmalarının çok daha ağır olduğunu söyleyerek devam ediyor:) “-O azim (büyük) muzafferiyetin akabinde (sonrasında) bizi böyle bir vaziyete düşüren efendiler, diplomasimizin gayri vakıfane (bilgisizce) idaresi, idare edilmemesi ve murahhaslarımızın katiyen vaziyeti layıkıyla takdir edip kavrayamaması ve müzakeratı (görüşmeleri) idare edememesidir. .. Görüyorum ki bu mesail (işler) içinde en pürüzlü addedilen mesail halledilmiştir. Boğazlar meselesi ve tahdidatı askeriye (asker sınırlaması) meseleleri. Sebebi; çünkü Heyeti Murahhasanın reisi bihakkın (hakkıyla) bir askerdir.”
Rıza Nur (Sinop) “-… Heyeti Celile beni intihap etti (seçti). Siz intihap ettiniz.” (Haşa sesleri, intihap etmedik sesleri.)
Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları IV – İş Bankası Yayını, (Sf. 106 ile 138 arası) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın