Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

   20 Ocak 1339 (1923) tarihinde İçtima: 177. Celse:1, İkinci Reis Vekili Musa Kâzım Efendi

Başvekil Rauf Bey Gizli Celse teklif ediyor.  

2. ve 3. Celseler Hafidir (Gizlidir): İkinci Reis Vekili Musa Kâzım Efendi Hazretleri

Musul Sorunu Tartışılıyor, Gizli Celse  

Hüseyin Rauf Bey (Hükûmet Başkanı) (Sivas): “- … Bir kıtamız vardır ismi Musul’dur. Bunun maden ve toprağından çok Doğu Vilâyetlerimizin bakışı açısından çok önemli ve çok hayatidir. 

(Başbakan Musul Petrollerinin öneminin farkında değil. Ayrıca doğu vilâyetleri mebusları İstiklâl Mahkemesi ve Hükümeti ağalara karşı tavır almaya zorluyorlardı. Aşiretleri yok edersek şark (doğu) düzelir diyorlar.) (TBMM GCZ III – Sf.1202-1206)

(Aşağıdaki notlar: (TBMM e- Arşiv) kaynağından alınmıştır)

Hükümet, Elcezire’ye (Yani Güney Doğuya, Kürt Bölgesine) Asker Firarileri İçin İstiklal Mahkemesi Gönderelim Diyor: (1)

Feyzi Bey (Diyarbekir); “..  Cevat Paşa Hazretleri cidden orada asayişin tesisi hususunda (güvenliğin sağlanması konusunda) bizzat bütün mıntıkayı gezdi ve hatta birçok aşiret reislerini de celp etti (yanına çağırdı). Bunları ayrı, ayrı vazifei vataniyelerine (vatani görevlerine, askerliklerine) davet için her ne lazımsa, yani telkinat (telkinlerde) ve sairede bulundu. Mal hususunda para hususunda diğer hususta azamî muavenette (fazlaca yardımda), fedakârlıkta bulunuyorlar. Fakat maatteessüf vazifei vataniyeye (askerlik görevini yapmaya) öteden beri alışamadıklarından (2) buna bir çare bulunamadı ve bunu ben kendi nefsimde, kendi çiftliklerimde şey ettiğim halde imkân bulamadım. ..  Yok, müsaade buyurun en evvel kusur bizimdir. Bunu hepimiz itiraf ederiz. Eğer cehalet ananevi (geleneksel) bir şey… Yüzde kırkı geliyor, yüzde altmışı kaçıyor. Son zamanlarda gelenler de silâhlarını alıp gidiyorlar.   Lütfi Beyin dediği gibi isyan filan katiyen başka bir şey yoktur.

Yusuf Ziya Bey (Bitlis) (Çok ayrıntılı bir değerlendirme) “Bendeniz o muhitin mebusu sıfatıyla. Efendiler: İstiklâl Mahkemesinin lüzumuna kaniim (gereğine inanıyorum) ve İstiklâl Mahkemesine ihtiyaç vardır. (2) …  O havaliyi şöyle çerçeve halinde göz-önüne getirdiğiniz zaman yer yer birer aşiret ağası, birer müstebit (zorba), birer mütegallibe (zengin zorba, derebeyi) yaşadığını görürsünüz. Bu gayri kabili inkârdır (bunu inkâr etmek mümkün değildir). Yani o muhitten olmaklığım itibariyle itiraf ediyorum. Bu ağanın her birinin ayrı ayrı üç yüz, dört yüz, beş yüz, hatta iki bin kişilik kuvvei musallahası (silahlı kuvveti) vardır. Bir asker firarisi firar etti mi o ağaya iltica ediyor (sığınıyor). Ağa onun tüfengini de alıyor, yanında onu besliyor. Hükümet bunu biliyor, bütün memurini mülkiye (mülki amirler, sivil bürokrasi) biliyor. Fakat ağaya bunu ver, silâhını ver demiyor. Efendiler, İstiklâl Mahkemeleri’nin hükmünü ağaya ver demekle beraber, ağayı da tecziye etmekle (cezalandırmakla) beraber bu hükmü icra edebilecekse maalmemnuniye (gerçekleştirebilecekse memnuniyetle) buna taraftarız. Hükümetin hiç bir vakit hükmü (hakimiyeti) oraya girmemiştir. Hükümetin manası oraya girmemiştir. Ben bunu milletin bir vekili sıfatıyla Heyeti Celile’nizden (yüce heyetinizden) temenni ediyorum. Arkadaşlar zannetmeyiniz ki o millet haindirler. Hayır, arkadaşlar orada yaşayan o millet o insanlar cahildirler. Onları cahil bırakan ve cahil yaşatan yine bu hükümettir. Çünkü o ağaları besliyor o ağaların birçok tagallüp (galibiyetler, zorbalıklar) neticesinde o hâli (durumu) vücuda getiriyor ve ondan da bu gibi vakayi (olaylar) zuhur ediyor (ortaya çıkıyor). Bugün o havali halkına gidiniz sorunuz her hangi bir köylüyü konuşturursanız konuşturunuz hükümetten şikâyet etmiyor. Başındaki o ağadan şikâyet ediyor. Feryat ediyor, bağırıyor Hükümet o ağayı getirtiyor o ağayı ta yukarı başta oturtuyor. Onu gördüğü vakit köylü o ağaya itaat ediyor. Ne vakit ki o ağaya silâhlarını tevcih eder (silahlarını yönlendirir), işte o vakit o muhitte asker de kaçmaz. O muhitte adalet de temerküz eder (yoğunlaşır, toplanır) her şey olur.”

Teklif Hükümet tarafından geri çekildi, incelenecek denildi.

Bir sonraki içtimada (178. İçtima) kabul edildi.

 Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 26 (23.12.1922 / 25.01.1923)  (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 3, İçtima; 177, Celse: 2. ve 3. Hafidir (TBMM GCZ III – Sf.1202-1206) kitabı ve (TBMM e-arşiv) kaynaklarından birebir alınmıştır.

BAKKAL’IN YORUMU (1) (1996): Asıl sebep: Musul’u İngiltere’ye vermeyi düşünüyorlar, bizde ve Güney Kürdistan’da çıkacak isyanlardan korkuyorlar. İstiklâl Mahkemeleri bir terör mahkemesi olarak düşünülüyor.

BAKKAL’IN YORUMU (2) (1996); Yusuf Ziya Bey 1925’de Şeyh Sait İsyanı sonrasında Şark istiklâl Mahkemesi kararı ile asıldı.

BAKKAL’IN YORUMU (2014): Kürtlerin üretim biçimi hayvancılık veya topraksız işçilik. Kürt sabah hayvanlarını otlağa götürüp akşam gelirini elde ediyor, bütün aile fertleri ile bu işe ancak yetiyor, bu işi birkaç gün aksatırsa üretim araçları ölecek, askere nasıl gitsin? Veya ağanın toprağını boğaz tokluğuna ekip biçiyor, hemen hiçbir birikimi olmayan insanlar bunlar, askere giderse ailesini nasıl geçindirecek? Bir de firar ettikleri zaman ağa bunlara sahip çıkıyor, onları silahlı gücüne katıyor.

Posted in , , , , , , , ,

Yorum bırakın