5 Mart 1339 (1923) tarihinde İçtima: 4, Celse:1, Reisisani Ali Fuat Paşa
Lozan Müzakereleri. Musul Meselesi
Aşağıdaki notlar (TBMM GCZ IV – Sf.115-138 arası) kitabından birebir alınmıştır.
Sırrı Bey (İzmit); “- .. Bizim istediğimiz Musul ve mülhakâtı (bağlı yerler), baştanbaşa, akalli kalili (azınlığın azı) Türk ve kısmı âzâmı (büyük kısmı) Kürt ile meskûndur (yerleşiktir). Bu nokta-i nazardan (bakış açısından) davamız meşrudur (yasaldır) ve bu itibarla mademki Arap ekseriyetiyle meskûn olan kıtanın haricinde kalıyor. Hiçbir tefsire girişmeksizin diyeceğim ki; Musul mülhakatıyla (kendisine bağlı yerlerle) beraber Türkiye’nin eczay-ı mütemmimesindendir (tamamlayıcı parçasıdır). Bunun hilâfına hareket Misak-ı Milliyi iptal manasına tazammum eder (iptal anlamını içinde bulundurur).
.. Emin Bey (Ergani); “-Musul’u satıyorlar. Bu memleketleri daima satıyorlar, daima gidiyor!” (Bu satıyorlar lafı Rauf Bey’e çok dokunuyor.)
Hüseyin Rauf Bey (İcra Vekilleri Reisi) (Sivas); “-Reis Paşa bana söz veriniz veya vazifeden affedersiniz.” (Başbakan Rauf Bey, Meclis Reisi Ali Fuat Paşa’ya söylüyor.)
Yusuf Ziya Bey (Bitlis); “-Ben izah edeyim, Paşa, ben izah edeyim. Kat’iyen sözünü geri almıyor. Mesail-i milliye (milli görev) namına (adına) satıyorlar.”
Hamdullah Suphi Bey; “-Bu sözü söyleyen, namus ne olduğunu bilmeyen esafildir (sefildir), erazildir (rezildir).”
Yusuf Ziya Bey (Devamla); “-Esafil sensin, erazil sensin, namussuz sensin, alçak. Ben namusluyum, namussuz onlardır.” (Celse tatil ediliyor.)
Sırrı Bey (İzmit); “-…Musul’un, Misak-ı Millî’deki ibareye nazaran (belirtildiğine göre), bu mıntıka sakinlerinin ekseriyet-i mutlakası (çoğunluğu) Kürt olan bir kıta bulunması hasebiyle (sebebiyle) mutlaka bizimle beraber yaşaması lâzım geldiğini ispat edici, burada pek çok söz söylendi. Yarın orada şeklen kukla mesâbesinde (düzeyinde) vücuda getirdikleri hayal kabilinden bir şekli hükümet meydana gelecektir. Bu kıtanın maddeten İngiltere’ye bir menba-i varidat (gelir kaynağı) olabilmesini şimdiden müstefit (yararlı) göreceğim. Fakat İngilizler bu kıtayı yalnız bir menba-ı vâridat (gelir kaynağı) olarak istifade emeli ile ellerinde bulundurmak istemiyorlar. İslam memleketlerinin ortasında ikinci bir ihtilaf menbaı (ihtilaf kaynağı) ihdas etmek (yaratmak) istiyorlar. Orada güya evsaf-ı milliyeyi haiz (milli sıfatlara sahip) bir Kürt Hükümeti teşkil ettiğini (oluştuğunu) gösterir göstermez, yarın komşumuz bulunan İran’ın taht-ı idaresi altında bulunan Kürtlerin buraya iltihakları (katılmaları) için burada teşvikatta (teşviklerde) bulunacaklardır. Onu itmam ettikten (tamamladıktan) sonra ve belki ondan evvel bizimle beraber çalışan ve bizimle beraber şimdi bu uğurda evlatlarını feda eden Kürtlerin dâhi oraya iltihakına (katılmalarına) çalışacaklardır. Şimdiki terbiye dâhilinde 8eğitmin içinde) yetişen batına (nesilden) şüphem yoktur. Fakat İngiliz tesiri altında yetişecek batın-ı cedidin (genç neslin) ne fikre malik (sahip) olacağını şimdiden nasıl anlayacağız? İşte orada hem bizi zaafa düşürecek, hem İran’ı zaafa düşürecek ve sonra orada kukladan ibaret bir hükümet vücuda gelecek. Zaten İngiliz’in gayesi de hiçbir yerde kuvvetli bir İslam Hükümeti bulunmamasına matuftur (yöneliktir). İşte bu gaye İngilizlerin milyonlarca lira sarfını istilzam eder (gerektiren) bir maksattır ve buna biz teshil etmiş (usulca halletmiş) olacağız. Sıra arazi meselesinde adalara gelmiştir. Musul’dan gayri arazi meselesini kabul ettim demekle, bu adaları dahi muhasımlarımıza (düşmanlarımıza, karşıtlarımıza) terk etmiş oluyorlar. .. Sevr Ahitnamesinde dahi bize iade edildiği sarahaten mezkûr (açıklıkla belirtilmiş) olan Meis Adasının dahi (bile) İtalyanlara verildiği mesturdur (örtülüdür). … bu kere İtalyanlara verildiği mukayyettir (kaydedilmiştir) … Adalar Anadolu’nun cüz’üdür (parçasıdır). Son on iki adanın İtalyanlara verilmesi garip bir şekilde olmuştur Efendiler; bilirsiniz ki, on iki ada daha evvel Anadolu muharebesini müteakip yine Lozan’da yapılan ahitname mucibince (anlaşma gereğince) bize iade olunacaktı. Biz Trablusgarp’tan el çektiğimiz dakikada bu adalar ahden (sözleşme gereği) bize iade olunacaktı ve şimdiye kadar bu ahitnameyi feshedecek, nakzedecek (ortadan kaldıracak, hükmünü değiştirecek) bir ahitname de yapılmamıştır. Ondan dolayıdır ki İtalya Adaları el’an ilhak etmemiştir (halen kendine katmamıştır). Çünkü ahidde (anlaşmada) Adalar bizimdir. Trablusgarp üzerinde hâkimiyetimizden feragat (fedakârlık) etmemize mukabil (karşılık), mukabeleten (karşılık olarak) Adaları peşkeş çekmek bilmem hangi mantıkın icabıdır ve hangi şurut (şartlar) bunu bize yaptırmıştır? Bu, hakikaten, insanların yaptıkları ahitnameler içerisinde garip olarak, istisnai olarak gösterilecek bir kayıttır ve müzakeresiz bir surette, mecbur olmaksızın diğer milletlere verilmiştir. Dahası var efendim. Sevr Ahitnamesinde Çanakkale Boğazına yakın olan iki ada bize verilmişti. Burada da veriliyor. Fakat farkı nedir? Sevr Ahitnamesinde bu iki ada için muhtariyet (özerklik) isteniyordu… Fakat bugün zaferimizin neticesi olarak bize verildiği beyan olunan bu iki ada için, bize muhtariyet teklif ediyorlar ve kabul de ediliyor bu. .. Bize verilen Ahitnamenin 16. maddesinde sarahaten şöyle bir fırka vardır; “Bu arazi ve cezireler (parçalar) üzerinde ilhak (katılma) ve istiklâl (bağımsızlık) veya herhangi bir şekl-i idare hakkında istihdaf edilen (hedeflenen) ve edilecek (hedeflenecek) olan bütün mukarreratı (kararları) kabul ve tasdik eder (onaylar).” .. O halde şayet zikri (bahsedilmesi) unutulmuş bir kaya parçası varsa o da bizim aleyhimize tefsir edilmiş (açıklanmış) olacak ve biz onu şimdiden kabul edeceğiz. .. Heyeti Vekilemiz dahi (hükümetimiz bile) telakki bil (böyle algılayarak) kabul etmiştir. Bu arazi ve cezireler (Cezir; Kök) üzerinde ilhak ve istiklâl, herhangi bir şekl-i idare hakkında ittihaz edilmiş (sayılmış, tutulmuş) ve edilecek kararları tasdik edecektir diyor. Bu nedir? Bizden ayrılan memleketlerdir. O halde bizden ayrılan memleketlerimiz için hasımlarımız her ne karar ittihaz etmiş (almış) ise onu, kabul etmiş ise, onu kabul etmiş olacağız. Meselâ yarın diyecek ki; ben Irak’ı ilhak ettim, faraza ben Suriye’yi ilhak ettim, İngiltere; Mısır benim himayemdedir. Cenubi Kürdistan bir hükümet, denildiği zaman, biz münakaşasına bile girmeye bakmaksızın, derhal onu bu muahede (antlaşma) ile şimdiden tasdik etmiş (kabul etmiş) oluyoruz ve Misak-ı Milli ahkâmını şununla biz de ikmâl etmiş oluyoruz ve biz bizden ayrılan Garp memâlikinin (batı memleketlerimizin) mukadderatını (geleceğini, kaderini) kendi ahalisinin reyine (oy’una) terk etmiş idik. Şimdi bahşiş olarak verilen memleketlerden birisi de Kıbrıs Adasıdır. (Ha, Bravo sesleri) Bu ada verilirken, vatanın selâmeti nâmına kurban edilirken, hiç olmazsa sekene-i İslamiyesin (oradaki Müslümanların, sâkinlerin) hukukunu temin edecek bir madde konulmak yok mu idi? .. Yine bu memleketin selâmeti nâmına bir kayıt vardı ki unutulmuş. O da bu Adanın üçüncü bir devlete hibe, irâe veya hiçbir sûrette verilemeyeceği hakkında bir kayıt konulmalı idi. Tetkik sırası şimdi 25. Maddeye gelmiştir; aynen okuyacağız; “Türkiye Hükümeti veya Türkiye memureyni (memurları) tarafından Türk arazisi dışında işbu muahedeye vazıülimza (anlaşmaya imza koymuş) Hükümetin hakimiyeti altında veya himayesinde kain arazide bulunan teb’a (o ülkenin arazisinde bulunan eski vatandaşlar).. üzerinde kuvvet ve hakk-ı kaza (yasama hakkı) istimal edilmeyecektir (kullanılamayacaktır).” diyor. Bundan sonra üzüntü verici gayet mühim bir madde vardır. (25 Maddenin ikinci şıkkından söz ediyor.) “Türkiye’den nez’ edilen (ayrılan) arazi ahalisi üzerinde siyasi, adli ve idari hususatta herhangi bir sebebe dayalı olursa olsun hiçbir kuvvet ve hakk-ı kaza (yasama hakkı) istimal edilmeyecektir (kullanılamayacaktır).” Efendiler, bu madde ile Halifenin ve Hilafetin âlem-i İslam üzerindeki rabıtasını (bağını) kesmek istiyorlar. Allah beni böyle bir ahitnameye muvafakat etmekten (anlaşmayı kabul etmekten) esirgesin (Âmin sesleri)”
(Sırrı Bey seçimlere bir ay var, erken seçime gidelim, halka da biz bu anlaşmayı imzalayamayız, siz yeni bir seçim yapın. O meclis de bu seçimi yapsın, diyor.)
Ali Şükrü Bey (Trabzon); (Mondros Ateşkes Antlaşmasının o zamanın şartlarında çok başarılı olduğunu söylüyor. O zaman İtilaf Devletlerinin Almanya ve Bulgaristan ile yaptıkları ateşkes antlaşmalarının çok daha ağır olduğunu söylüyor.) “-O azim muzafferiyetin akabinde (büyük zaferin sonunda) bizi böyle bir vaziyete düşüren efendiler, diplomasimizin gayri vakıfane (bilgisizce) idaresi, idare edilmemesi ve murahhaslarımızın (delegelerimizin) katiyen vaziyeti layıkıyla takdir edip kavrayamaması ve müzakeratı (görüşmeleri) idare edememesidir. .. Görüyorum ki bu mesail (işler, meseleler) içinde en pürüzlü addedilen mesail halledilmiştir. Boğazlar meselesi ve tahdidat-ı askeriye (asker sınırlaması) meseleleri. Sebebi; çünkü Heyeti Murahhasanın reisi bihakkın (hakiki) bir askerdir.”
Rıza Nur (Sinop); “- … Heyet-i Celile beni intihap etti. Siz intihap ettiniz (seçtiniz).” (Hâşâ sesleri, intihap etmedik sesleri)
Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 28 (1.03.1923 / 8.04.1923) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 4, İçtima Hafidir ; 5, Celseler Hafi: (TBMM GCZ IV – Sf.115-138 arası) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın