Biz şimdi bundan 4.500 yıl önce (M.Ö. 2500) Lagaş’ta yaşamış ve olaylara tanıklık etmiş bir tarihçinin kendi sözleriyle anlattıklarını izleyelim: “Kayıkçıların denetçisi kayıkları gasp ediyordu. Hayvanların denetçisi, büyük baş hayvanları alıyordu, küçükbaş hayvanları alıyordu. Balıkçıların denetçisi balıkları gasp ediyordu. Lagaş’lı bir yurttaş yünlü bir koyunu kırktırmak için saraya götürdüğü zaman, eğer yün beyazsa beş şekel ödemek zorundaydı. Eğer bir adam karısından boşanırsa, işakku beş şekel, vezir bir şekel alıyordu. Eğer bir kokucu bir yağ karışımı üretirse, işakku beş şekel, vezir bir şekel, saray kâhyası bir şekel alıyordu. Ölüm bile vergi ve yükümlülüklerden kurtuluş sağlamıyordu. Ölü mezarlığa götürüldüğünde, bir grup memur ve asalak, aileden fazla miktarda arpa, ekmek, bira ve çeşitli eşyalar sızdırıyorlardı…
Lagaş Kralı, Urukagina, İşakku olunca ne oldu? Urukagina kayıkçıların denetleyicisini görevden aldı. Balıkçıların denetçisini görevden aldı. Büyük baş ve küçükbaş hayvanların denetçisini görevden aldı. Beyaz koyunları kırktırmak için ödeme yapılan gümüş tahsildarını görevden aldı. Bir adam karısından boşandığında, ne İşakku, ne vezir hiçbir şey alamayacaktı. Kokucudan da bir şey alınamayacaktı. Gömmek için mezarlığa bir ölü götürüldüğü zaman, memurlar ölünün mallarından öncekine göre daha azını, bazı durumlarda yarısından da azını alacaklardı. Artık her yerde vergi tahsildarları gezmiyordu. Lagaş yurttaşlarına özgürlük gelmişti. Artık, yoksul bir adamın oğlu balık tutmuşsa, kimse balığı elinden alamayacaktı. Artık, memurlar, bahçelere girip, ağaçları silkeleyip, meyveleri toplayıp, götürmeye cesaret edemiyorlardı.”
Alıntı; Bizimkiler I (İlkler MÖ 200.000 ile 1800) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 170) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın