Roma, Akdeniz’in en uygar ve iktisaden en gelişmiş yerlerini fethetmişti. Buralarda, üretim, İtalya’da olduğundan daha örgütlü ve daha kaliteliydi. Roma, bu kaliteli insanları ve el emeğini, Roma’da toplamanın veya Roma hizmetinde kullanmanın yolunu bulmuştu. Bu yol, köleleştirmekti. Köle, doğuştan olunurdu, borç ödenemediği için olunurdu, terk edilen çocuklar ve kaçırılan çocuklar ve yetişkinler köle kaynakları idi, haydutların ve korsanların ele geçirdiği insanlar da köle kaynakları idi, mahkemelerin verdiği kölelik cezaları da, köle kaynaklarıydı, savaş esirleri köle kaynaklarıydı. Yani, köle olmadan yaşamak büyük bir şanstı. Eyaletlerdeki Romalı yöneticiler, genelde, köleleştirmek için, borç, savaş ve mahkeme kararlarını kullanırlardı. Böylece, gözlerine kestirdikleri iş gücü, Roma’ya köle olarak giderdi.
Köle ticareti, çok kısa bir sürede, öyle karlı bir iş haline geldi ki, günlük yapılan bir alım-satım oldu. Köle sayısı korkunçtu. Sadece örnek olsun diye, M.Ö. 167 yılındaki İpiros savaşından sonra, İpiros’daki 70 kentten 150.000 insan köle olarak satılmıştı. İmparatorluğun çeşitli yerlerinde köle pazarları vardı. Bu tarihlerde, İtalya’daki köle sayısı, özgür insan sayısından fazlaydı. Zenginlerin, 20.000 veya daha fazla kölesi vardı. Romalı, köleyi insan saymazdı. Kimi hayvan gibi kabul eder, kimi de konuşan alet derdi kölelere.
Alıntı; Bizimkiler IV (Roma) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 61) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın