Türkleri nerede ise bütün düşmanları ve özellikle batılılar çok çirkin bulurlar. Onları canavar gibi, insandan daha çok hayvan gibi düşünürler. Tanımlamalar hep kısa boyları, büyük başları, kısa bacakları ve büyük kol ve elleri vurgulanarak yapılır. Burunları basık, göz çukurları oyuktur. Daha doğrusu öyle tanımlanır. Batılılar Türk ve Moğolları korkunç bulurken, Müslüman Araplar onları çok estetik buluyorlardı. Müslüman ressamların gözünde uzun saç örgülü, badem gözlü, çıkık elmacık kemikli bu insanlar estetik güzelliğin en ileri düzeyindeydiler (İran minyatürleri, Gazne duvar resimleri). Aynı kişiler için, yakın tarihlerde yapılan bu taban tabana zıt tanımlamalar, insanların ne kadar sübjektif ve şartlanmış olduklarını gösteren örneklerdir.
Türklerin karakterleri hakkında Batı, fiziki görüntülerinde olduğu gibi kötü düşüncelere sahiptir. Kuvvetli olasılık ile korktukça kötülemiş, kötüledikçe korkmuşlardır. Batıya göre Türkler yürekli ve serttirler. Yırtıcı, kıyıcı, pis ve güvenilmezdirler. Kimse Türk’ün suya verdiği değeri anlamaz. Suyu kirletmemek için onda yıkanmayan, giysilerini yıkamayan bu insanları suyun kıtlığının ne demek olduğunu bilmeyen insanlar nasıl anlasınlar ki.
Türk ölmek için değil, ganimet almak için gidiyordu. Akınlarda telefat vermek hiç işine gelmezdi. Bu nedenle kendi hakkında söylenceler yayıyor, yayılmış söylenceleri besliyordu. Korkunun herkesi felç ettiğini, panik havasının bulaşıcı olduğunu biliyordu. Böylece kendinin insan değil canavar olduğuna dair olan hikâyeleri destekledi. Saldırırken öyle korkunç çığlıklar atıyor, gürültüler çıkarıyordu ki düşmanları daha onları görmeden kaçıyorlardı. Türklerin “Haydi vur” anlamındaki “ur ah“ ları sonra batının kullandığı “Hurra“ sözcüğüne dönüşmüştü. Türkler doğa insanıydılar. ….
Yaşamak için öldürmenin şart olduğunu günlük hayatlarında hep görüyorlardı. Ölmemek için öldürmek lazımdı. Zaten dinleri bu dünya ile öteki dünya arasında pek bir ayrım yapmadığından, aslında ölmek veya sağ kalmak pek de umurlarında değildi. Ölüm bir zorunluluktu. Ama ölüme bu kadar kayıtsız bile olsalar, sevdiklerine karşı içlerinde derin bir acı taşırlardı. Ölümü değil ayrı düşmeyi sevmezlerdi.
Alıntı; Bizimkiler VII (Müslüman İmparatorluğu) – Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 59) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın