(Moltke’nin Mektubundan; 7 Nisan 1836, Beyoğlu, İstanbul)
III. Selim yeniçerilerle mücadelenin taht ve hayatına mal olduğu ilk hükümdar değildi, buna rağmen onun yerine geçen hükümdar o asker sınıfının himayesine güvenmektense bir reformun tehlikesini göze almayı yeğ gördü. Dereler gibi kan akıtarak hedefine vardı. Türk sultanı Türk ordusunu mahvettiği için kendini talihli sayıyordu, fakat Yunan yarımadasındaki isyanı bastırmak için emrindeki beylerin en kudretlisini yardıma çağırmaya mecbur oldu. O zaman üç Hıristiyan devleti, aralarındaki geçimsizliği unuttu; Fransa ve İngiltere padişahın donanmasını yok etmek için gemilerini ve gemicilerini feda ettiler. Rusya’ya Türkiye’nin kalbinin yolunu açtılar ve böylece, en ziyade kaçınacakları şeye kendileri sebep oldular.
Bu memleket aldığı bu kadar çok yarayı henüz iyileştiremeden Mısır paşası Suriye’den ilerledi ve Sultan Osman’ın son torunu memleketinin batması tehdidi altında kaldı.
Yeni kurulmuş olan ordu asilere karşı gönderildi, fakat haremden yetişme generaller bu orduyu kısa zamanda harcadılar. Hükümet, kendilerini en eski ve en tabiî müttefikler olarak gösteren İngiltere ve Fransa’ya başvurdu, fakat vaatlerden başka bir şey elde edemedi. O zaman Sultan Mahmut, Rusya’yı yardıma çağırdı ve düşmanı ona gemiler, para ve ordu gönderdi.
O sırada dünya, 15.000 Rus’un padişahı ve sarayını Mısırlılara karşı müdafaa etmek üzere, İstanbul’un Anadolu yakasındaki tepelerde ordugâh kuruşu gibi garip bir manzara ile karşılaştı. Sf. 44
Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 44) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın