(Moltke’nin Mektubundan; 12 Temmuz 1839, Malatya Ordugâh)
Nizamiye kıtalarının da yarısını yeni askerler teşkil etmekte idi. Ölüm nispeti o kadar korkunçtu ki burada bulunduğumuz sürede piyadenin yarısını gömmüştük. Bütün bunların yerini doldurmak şimdi hemen hemen tamamıyla Kürdistan’a yükleniyordu. Köylerdeki halk dağlara kaçıyordu, peşlerinden köpekler saldırtarak kovalanıyorlardı; tutulanlar, çoğu zaman çocuklar ve sakatlar, uzun iplere sıralama bağlanmış ve elleri bağlı olarak getiriliyorlardı. Subayların dillerini bile anlamayan bu askerler daimî olarak esir muamelesi görmek zorunda idiler; her alay karargâhının etrafını sık karakol hatları sarıyordu, fakat çok defa bizzat nöbetçiler kaçıyordu. Her kaçak için 20, sonraları 100 gulden veriliyordu. Fakat bu da kaçmayı önleyemiyordu. 50 askerin birden, atları ve silâhları ile ön karakollardan kaçtıkları oldu. Askerin maaşı iyi idi, elbisesi mükemmel, yiyeceği boldu ve kendilerine tatlılıkla muamele ediliyordu; fakat hemen hemen hiç bir Kürt iki seneden fazla dayanamıyordu. Hastahaneye gidiyor, ölüyor yahut kaçıyordu. Ordunun üçte ikisinin bu haline ilâve olarak muktedir subayların yokluğunu da söylemek lâzımdır. Onun için, böyle askerlerle hiç bir savaşın yapılamayacağına inanmak lâzımdı. Sf. 262
Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 262) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın