Dinsellik mi, eninde-sonunda öğrenme kabiliyetini tüketmek olmalıdır.
Tarikat mı, eninde-sonunda dini bozmak’tır, demeliyiz. Diyoruz.
Sufizm mi, tasavvuf da diyebiliriz, eninde-sonunda akıldan çıkmaktır. Sürekli vecd ya da nöbet halidir.
Tasavvuf mu, Türkiye’de, eninde-sonunda İslam’ı judaize yoludur. İslamo-judaik bir tarik arayışıdır, öyle telakki ediyoruz. Az-çok kabal’dır ve yerindedir.
İslamizasyon, eninde-sonunda, Türkiye’de insanı bozmak operasyonudur. Bozuculukta, şimdi, magazin ve dizilerle yarışmaktadır.
Sınıfîdir, bozarak, fabrikada sulh peşindedir. İslamizasyon, kolay-yönetim ve diktatoryal rejim için taban hazırlama işidir. Cahil ve tabi insan ya da yaratık imalâtı demek mümkündür ve oradayız.
İşçilerden sürü imalâtı için, bir tertip olarak ortaya çıkıyor. Feodalite döneminde geçerli idi, bugün aynı ölçüde doğru görünmektedir; şövalye düzeni ile tarikatlar birbirinden ayrılamıyordu ve şimdi fabrikalarla tarikatları ve genel olarak sufîzmi birleştirmek esastır. Şimdi İslamizasyon’un bu yeni aşaması, fabrika düzeni ile tarikat düzeninin amalgamasyonu demektir ve hedef budur. Sf. 119, 120
Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 119, 120) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın