Hatta bir gün Muncak Şah’ın bir oğlu ölmüş onu ateşte kebap ederek yağını ve kanını akıttıktan sonra yemişler. Hem güle oynaya yemişler. Hâkim geçerken beni de sofraya çağırıp: «Gel padişahımın oğlundan sen de yemiş ol» dediler. «Ya adam eti yenir mi?» dedim. Onlar da «Bah yenir, ya biz onun etini yiyoruz ki canı birimizin canına girip ölmesin. Babamız domuz, yılan ve adam etinden tatlı bir şey yaratmamıştır» dedikleri zaman «Babanız kimdir?» diye sordum. Hâşâ, sümme haşa «Si ……” Dediler. Yani hâşa, sümmü hâşa, bu sözü yazmaya cesaret edemem. Öyle dediler. Küfür dalalet, haşir, neşir, mizan, terazi, cennet, cehennem, âraf nedir bilmezler. Dört kitap, peygamber, farz sünnet nedir hiç bilmezler. Hepsi hayvan artığı, insan suratlı sarı yaratıklardır. s. 504
Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi VII – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, s. 504) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın