(Belge; 23 R. I. Termen, 1907 Yılında Van, Bitlis ve Diyarbakır Vilayetlerine Yapılan Araştırma Gezisinin Raporu.)
Hükümet, Ermenilerin Müslümanlara daha fazla bağımlı olması için bu durumdan istifade etmiş ve özellikle Hamidiye birliklerindeki Kürt yetkililere, Ermenileri kontrol altında tutma ve Ermeni fedailerine karşı koyma görevi verilmiştir. Kürtlere bütün Ermenilerin hükümete karşı olduğu ve onları yakından takip etmek gerektiği fikri telkin edilmiştir. Böylece sadece ismen devletin hizmetinde görünen ve keyfî hareket eden aşiretlere, iç düzenin korunması görevi verilmiştir, yani onlara keyfi hareket hakkı tanınmıştır. Kürtler yollarda gelip geçenleri durdurarak onların fedai olup olmadığını kontrol ediyorlardı. Örneğin benim Rusya’ya gönderdiğim haberci, Livili Aşireti Reisi Kulihan Bey tarafından durdurulmuştur. Hâlbuki haberci, kavas kıyafetinde ve zaptiyenin refakatinde olup, Van valisinin buyruğunu da yanında bulunduruyordu. Buna rağmen o, adı geçen Kürt tarafından bir günlüğüne alıkonulmuş ve daha sonra Erciş kaymakamının emriyle salıverilmiştir. Böyle bir durum hükümet tarafından son derece doğal karşılanıyordu, çünkü Kürtlere düzeni sağlama görevi verilmişti. Bu uygulamadan dolayı görevler suiistimal ediliyor ve Kürtler ellerindeki iktidarı şahsi düşmanlarından öç almak için kullanıyorlardı.
Ermeni halkı (reaya) güçlü Kürt yetkilileri tarafından baskı altına alınıyor ve onların bütün isteklerini yerine getiriyorlardı. Ermeniler, kendilerini koruyan (yani soymayan) aşiret reisine bilinen o vergiyi ödüyor, karşılıksız olarak ona çalışıyorlardı. Küçük bir itaatsizlik durumunda da aşiret reisi, onların evini, bazen de bütün köyü soyuyor, insanları öldürüyordu. Hükümet ise buna karşı hiçbir önlem almıyordu. Kızlara tecavüz edilmesi de, sıradan bir olaydı. Örneğin bana Kürt aşiret reisi Fatih Bey’in (Malazgirt civarı) yönetimindeki köylerde, evlenen bütün güzel Ermeni kızlarla ilk geceyi geçirme hakkına sahip olduğu söylenmişti. Cinayetler, köylerin yıkımı, hayvanların kaçırılması, sıradan bir olaydı. Örneğin Hasköy’de (Muş vadisi) son on yılda Kürtlerin yaptıkları hırsızlıklara 1000 lira değer biçmek mümkündür. Aynı süre zarfında bu köyde 9 kadın kaçırılmış, 6 kadına tecavüz edilmiş, 23 kişi öldürülmüştür. Sf. 162
Livili aşireti ise idaresinde yeterince Ermeni köylüsü olmadığından toprakları bizzat işlemek zorunda kalmıştır. Özellikle Eşref köyünün yıkımı göze çarpmaktadır. Olaylardan önce bu köy, çok büyük olup, bahçe ve üzüm bağlarıyla doluydu. Söylenene göre de köyde 250 zengin hane mevcuttu. Günümüzde ise köy tamamen yıkılmıştır. Köyler harabelere dönüşmüş, tarlalar ile üzüm bağları bakımsız hâle gelmiş, ağaçlar kesilmiş, kilise de dâhil olmak üzere bazı binalar bu köyü 1895’te soyan Emin Paşa Hayderanlı’nın eşkıyalarının ahırlarına dönüştürülmüştür. Sf. 163
Emin Paşa’nın soyduğu Eşref civarındaki 12 köyde 590 haneden sadece 65 hane kalmıştır. Ailelerin bir kısmı Rusya’ya kaçmış, 360 civarında aile ise işçi olarak çalışmaya başlamıştır. Bu ailelerden hiçbiri harap olmuş köylerine dönmek istemiyorlar. Bunun iki nedeni var: En başta bunlar, fakirlik yüzünden tarlaları işletme gücüne sahip değiller, ikinci olarak da onlar Kürtlerden korkuyorlar (bu bilgileri bölgede halkla yaptığım konuşmalar sırasında edindim). Sf. 163
Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 162, 163) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın