Siranüş Simoni Tütüncüyan’ın Tanıklığı (D. 1906, Van)
“Evimiz iki katlıydı. Her kat 5-6 metre yüksekliğindeydi. Dam düzdü; üstüne kayısı sererdik; kayısının rengi sarı gökyakut rengine çaldığında ağzına koysan dilinin üstünde erirdi. Birinci katta ekmek deposu vardı. Ekmeği iki haftada bir pişirirlerdi. Bitişiğinde kiler vardı. Sırlı kapların içinde yiyecekler muhafaza edilirdi. Üzümü ise asardık. Karşısında mavi bazaltla kaplı bir oda bulunurdu; orda hamur işlerini saklardık. O odada gazla yakılan tandırlar vardı. Deniz kumuna gömülmüş ve Şahbağ şarabıyla dolu insan boyu küplerin bulunduğu bir bodrumumuz vardı. Tatlılar da orda saklanırdı. Rokfordan daha kaliteli bir peynirimiz vardı; o peynir yeşil sebzelerle birlikte saklanır ve kabının ağzı kapanıp kuma gömülürdü. Bir odunluğumuz da vardı.
Kauçuk ayakkabı ve bot giyerdik. Güzel giysilerimiz İstanbul’dan gelirdi. Birinci katta yazlık ve kışlık yemek odaları vardı. Duvarlarda tablolar, pencerelerde perdeler bulunurdu. Khırimyan Hayrik’in resmi, misafir odamızın duvarına asılı dururdu.
İkinci katta 250 kişi alabilen dev kare bir odamız vardı. Gönüllü birlikleri geldiklerinde General Nikolayev 15 gün misafirimiz oldu ve bizim evde bir şölen düzenlendi. O odada birçok koltuk ve yeşil kadifeyle örtülmüş kanepe vardı; koltukların uçlarında ise yaldızlı aslanlar bulunurdu. Masanın üstünde bir dürbün ve Ani Harabeleri’nin fotoğraf albümü konulmuştu. Bir balkondan Van Gölü, diğerinden de göğün mavisine gömülmüş Süphan Dağı görünürdü; güneyde Toroslar’ın başlangıcı, kuzeyde de Şahbağ Köyü ve Akırvıti, meşhur Mher’in Agravi Kar [Karga Taşı] ve beyaz görünen çiçek tarlası vardı. Türkler daha sonra oradan saldırıya geçeceklerdi.
Dört hizmetçimiz, aşçımız ve arabacımız vardı. Bir ahırımız vardı. İki Arap atımız, ineklerimiz ve Darman Köyü’nde koyunlarımız vardı. Hizmetkâr Ağo’nun düğünü bizim evimizde ışıklar içinde yapılmıştı. Evin ortasına bir avize asılmıştı. Avrupa’dan getirtilmiş bir gramofonumuz ve Ermenice plaklarımız vardı.
Yaşlılara ve akrabalara büyük bir saygı ve sevgi gösterilir, söylediklerine kulak verilir ve onurlandırılırlardı. Evimizde kötü söz söylenmezdi. Herkes birbirini severdi.
Van’da üç tiyatro topluluğu vardı. Bizim özel ziyaretçi kabul günlerimiz vardı. Babamın adı Simon’du. Diyarıntaraç yortusunda yüz kadar misafir ağırlardık. Asma dallarını ateşe verir, üstünden atlardık.
Yazın Varağa Manastırı’na giderdik. O, köylerden ziyarete gidilen kutsal bir mekândı. Ermeni Milleti orda toplanıp şarkı söyler ve dans ederdi.
Van’da yedi kilise vardı. Ayrı okulları ve hastaneleri olan Katolik ve Protestanlar da vardı. Ama Gregoryenler çoğunluktaydı.” Sf. 211
Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 211) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın