Böylece inanca ilişkin anlatı yolculuğunun sonuna varmış bulunuyoruz; ama aslında beynin inançları nasıl ürettiğine ve birer doğru gibi pekiştirdiğine dönük yeni bir anlayışın daha başındayız. Çözdüğümüz birçok gizem ve cevap bulmaya çalıştığımız birçok soru içinde özellikle biri öne çıkıyor. Homo rationatlis -verileri soğukkanlı, mantığa sıkıca bağlı ve rasyonel yaklaşımla analiz ederek bütün kararları titizlikle tartan insan türü- soyca tükenmesi bir yana, muhtemelen hiç var olmamış bir canlıdır. Bay Spock bilimkurgu kahramanıdır. Bu da iyi bir şeydir; çünkü beyinlerinin duygusal şebekeleri -özellikle limbik sistemleri- hasara uğramış insanlar hayattaki en sıradan tercihlere -sözgelimi satın alınacak diş macununa – ilişkin en basit kararlara bile varmayı olanaksız bulurlar. Ortada birçok marka, boy, kalite ve fiyatta diş macunu varken, tek başına akla göre hareket etmek mağazanın içinde kararsızlıktan donmuş halde dikilmek durumunda bırakır. Analiz felci. Hayattaki mühim kararlar şöyle dursun, sırf günü kurtarmak için bile çoğu kez ötesinde bir duygusal inanç sıçrayışına gerek vardır.
Sonuçta, hepimiz dünyayı anlamaya çalışıyoruz ve doğa bizi iki tarafı keskin bir bıçakla donatmış bulunuyor. Bir yandan, beynimiz evrendeki en karmaşık ve en gelişkin bilgi işleme makinesidir; sadece evrenin kendisini değil, anlama sürecini de anlayabilecek güçtedir, öte yandan, bizzat evrene ve kendimize dair inançlara varma sürecinde, kendini kandırmaya ve yanılmaya, doğanın kandırmacalarından sakınmaya çalışırken bile kendimizi ahmak durumuna düşürmeye diğer canlılardan daha fazla yatkınız.
Son sözüm şu: İnanmak istiyorum ve bilmek de istiyorum. Gerçek orada bir yerde duruyor ve bulunması zor olsa bile, bilim onu ortaya çıkarmak için elimizdeki en iyi araçtır. Sf. 426
Alıntı; İnanan Beyin – Michael Shermer, Türkçesi; Nurettin Elhüseyni (çok kötü), (Alfa Yayınları, 2. Baskı Ocak 2015 – Sf. 415) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın